{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/119 <br>KARAR NO: 2025/892<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/11/2021<br>NUMARASI: 2020/701 Esas -  2021/833 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/06/2025<br>Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalıya muhtelif tarihlerde mal sattığını ve satılan malın tamamının davalıya teslim edildiğini, satılan mallardan dolayı davalı adına fatura düzenlendiğini, faturalarda belirtilen malların davalıya teslim edilmesine rağmen fatura bedelleri müvekkiline ödenmediğini, müvekkilinin iyi niyetli tüm girişimlerine rağmen satılan malların bedelinin ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için davalı aleyhinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını ve ödeme emri gönderildiğini, ödeme emrinde borcun sebebi olan faturaların ayrıntılı olarak bildirildiğini, ödeme emrini tebellüğ eden davalının icra müdürlüğüne vermiş olduğu itiraz dilekçesiyle takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının itirazlarının hiçbir hukuki geçerliliği ve dayanağı bulunmadığını, davanın kabulünü, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu 87.227,86 ₺'lik itirazın iptalini ve takibin devamını, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzer icra inkar tazminatının davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Ödeme emrinde yazılı olduğu üzere icra takibinin ikame edildiği tarihte müvekkilinin adresinin Kadıköy olduğunu, söz konusu tebligatın da bu adrese yapıldığını, dolayısı ile icra dosyasında ve icra müdürlüğünde yetkisizlik söz konusu olduğunu, bu nedenle taraflarında yetki itirazında bulunulduğunu, yetkiye ve borca itiraz ile dosyanın durduğunu ancak yetkili icra dairesine gönderilmediğini, kural olarak dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi gerekirken işbu icra dosyası üzerinden mahkememizde itirazın iptali davası ikame edilmesinin HMK'nın yetki ile ilgili amir hükümlerine aykırı olduğunu, davacı tarafından müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... E. Sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığını, takibin dayanağının ise 30/10/2016 tarih 40.000,00 ₺ bedelli, ... seri numaralı çeki konu ettiğini, işbu dosya ile huzurda yargılaması görülen faturalara dayalı cari hesap ekstresine konu alacaklarının aynı olduğunu, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi veya mutabakatı bulunmadığını, faturaların ticari defterlere işlenmesi o işin yapıldığı ve borç çıktığı anlamına gelmediğini, faturalara konu söz konusu ürünler müvekkili tarafından değil başka şirket tarafından kullanıldığını, müvekkili şirketin davacı şirkete borcu bulunmadığını, temerrüt oluşmadığından işlemiş faiz talebinde bulunulmasının hukuken mümkün olmadığını, ayrıca talep edilen faiz mevzuata aykırı olduğunu, faiz oranının fahiş ve haksız olduğunu, davacı tarafından ikame edilen işbu haksız davanın usul ve esas yönünden reddi ile, haksız şekilde dava ikame eden davacı aleyhine asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere müvekkiline yönelik olarak tazminat ödemesine mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Tarafların uyuşmazlığının halli için dosyanın mali müşavir bilirkişiye tevdine karar verilmiş,  bilirkişi, 16.06.2021 tarihli raporunda özetle; davacı tarafın davaya konu irsaliyeli faturalar muhteviyatı malların davalıya teslim edildiğini ispat etmesinin gerektiğini, aksi takdirde davaya konu alacak tutarına hak kazanamayacağı ve mevcut şekliye takibin devamına imkan olmadığını, davacı ve davalının bağlı bulundukları Vergi Dairelerine verdikleri 2016-2020 yıllarına ait BA-BS Form bildirimleri yönünden birbirlerini teyit ettiğini, davacının 23.09.2016 tarih ... E. Sayılı icra takibinde davalıdan 87.227,86 ₺ asıl alacak, 2.210,47 ₺ işlemiş faiz talep ettiğini, mahkememizin alacağa hükmetmesi durumunda davacının asıl alacağa takip tarihinden itibaren ticari işlerdeki avans oranında faiz isteyebileceğini, faizin infaz aşamasında hesaplanması gerektiği şeklinde görüş bildirmiştir.Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında süregelen ticari ilişki olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı yanca icra takibine konu edilen faturalar nedeni ile davalının davacıya icra takibinde istenen kadar borcu olup olmadığı ile başlatılan takibe yapılan itirazın haklı olup olmadığı hususlarındadır. Bunun tespiti için taraf ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, davalı yasal sonuçları ihtar edilmesine karşın mazeretsiz olarak ticari de defterlerini incelemeye sunmaktan kaçınmıştır. İncelenen davacı defterlerine göre ise davacı icra takibinde talep edilen asıl alacak kadar davalıdan alacaklıdır. Takibe konu edilen faturaların bir kısımının imza karşılığı tebliğ edildiği bir kısmında ise imza bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı kaçınmasına karşın celp edilen BA/BS formlarının incelenmesinden ise kayıtların birbirini doğruladığı ve tüm faturaların davalı yanca ticari defterlerine işlendiği belirlenmiştir. Davalı halen davacının teslim ettiği ürünleri kendisinin teslim almadığı, aralarında sözleşme ilişkisi bulunan dava dışı şirkete teslim edildiği savunmasında bulunmuşsa da davalı ile dava dışı şirket arasındaki sözleşme bir iç ilişki olup bunun davacıya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir. Ayrıca bilirkişi raporunda davalının dava dışı şirket ile sözleşmesinin fesih edildiği tarihten sonra davacı yanca tanzim edilen fatura bulunmadığı, faturaların sözleşme ilişkisi içinde düzenlendiği tespit edilmiştir.\"...Davacı tarafın ticari defter ve kayıtların alacağın varlığı hususunda tek başına ispata yeterli değil ise de; davalının bağlı bulunduğu Halkalı Vergi Dairesinin cevabi yazısına göre, takibe konu faturanın davalı tarafça beyan edildiği dikkate alındığında bu husus teslime karine teşkil ettiğinden aksi yöndeki iddiayı ispat yükü davalı taraftadır. Davalı taraf, ticari defterlerini ibraz etmemiş, keza istinafa konu iddiası yönünden yargılama aşamasında taraflar arasında süre gelen ticari ilişkideki fatura örneklerini yahut ödeme belgelerini de ibraz etmemiştir. Dosyada mevcut SMM bilirkişi raporunda, salt davacı tarafın ticari defterleri incelenmiş olup takip tarihi itibariyle davacının alacak iddiası yerinde görülmekle davalı vekilinin istinaf isteminin HMK'nın 353-1-b-1 maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiştir...\" (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi' nin 30.01.2020 tarih 2017/3832 E., 2020/227 Karar sayılı kararı) Takip ve dava konusu ürünleri teslim almadığını davalı ispat külfeti altında olup bu husus davalı yanca ispat edilememiştir. Davacı alacağı ise davalının ticari defterlerine ekiksiz kaydedilmiştir. Buna göre davacının icra takibinde belirtilen asıl alacak tutarı kadar davalıdan alacaklı olduğu mahkememizce sabit görülmüştür. Davacı davasını sadece asıl alacağa hasretmiştir. Tarafların tacir oluşu dikkate alınarak takipte talep edilen faiz oranı da yerindedir. Açıklanan nedenlerle davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir. Ayrıca İİK 67 maddesi uyarınca itirazın iptali davasında alacaklı-davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksız ve alacağın da likit olması, borçlu-davalı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklının takibe geçmede haksız ve kötü niyetli olması zorunludur. Alacağın likit ve hesaplanabilir olması, davalı/borçlunun itirazlarında haksız olduğunun anlaşılması karşısında hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında İİK 67/2 maddesi uyarınca icra inkar tazminatına; davacının ise kötü niyeti sabit olmadığından davalının bu konudaki isteminin ise reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davaya konu icra takibine itiraz tarihi ile davanın ikame edildiği tarih arasında 1 yıldan daha fazla süre olduğunu, haliyle hak düşürücü sürenin mevcut olduğunu,  davacının davasına konu faturaların zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı definde bulunduklarını, yetkisiz icra dairesinde takip başlatıldığını akabinde yetkisiz mahkemede yargılama yapıldığını, ticari defterlerin mahkemeye sunulmamasının tarafları aleyhine yorumlanamayacağını, davaya konu faturaların ticari defterlere işlenmesi de yani BA/BS formlarında söz konusu faturaların bulunması da bu faturaların meblağının ödenmesi gerektiği veya buna hak kazanıldığı anlamına gelmeyeceğini,  ödeme emrinde borcun sebebi olarak cari hesap bakiyesi gösterilmiş olmakla birlikte, cari hesap sözleşmesi ve mutabakatı bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, taraflar arasındaki sözlü iş anlaşmasının iptal edildiğini, bu hususta cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde tanık dinletme talebinde bulunulsa da sayın yerel mahkemenin taleplerini karşılamadığını, davacı tarafça tamamlanmayan iş karşılığı bedelin müvekkili şirkete fatura edildiğini, müvekkili şirketin, davacıya karşı bahse konu faturalar veyahut başkaca bir borcu bulunmadığını, davacının düzenlediği belgelere istinaden gösterdiği mal ya da hizmet alımını gerçekleştirmediklerini beyan etmelerine ve bu belgelerdeki imzaya itiraz edip, bu hususta imza incelemesi de yapılmasını talep etmelerine rağmen işbu taleplerinin mahkemece karşılanmadığını, faturaların ticari defterlere işlenmesinin o işin yapıldığı ve borç çıktığı anlamına gelmeyeceğini, davacının öncelikle müvekkil şirket ile ticari ilişkisini, mevcut sözleşme şartlarını, mevcut sözleşme şartlarına uygun ifayı / faturanın verilmesine neden olan işin yapılmış olduğunu, fatura bedeli kadar iş yapıldığını, yapılan işi eksiksiz ve tam olarak müvekkili şirkete teslim ettiğini, yükümlülüklerini yerine getirdiğini ispatlaması ve  faturayı dayanaklandırması gerektiğini, aksi halde tek başına faturaya yasal süresinde itiraz edilmemiş olmasının yazılı işin yapılarak müvekkiline teslim edildiğini, faturanın kesinleştiğini göstermeyeceğini, hükme esas teşkil eden bilirkişi raporunda da bu hususa değinilerek evrakların tebliğ edilmemesi haline davacının hak talep edemeyeceğini belirtildiğini, faturalar imzasız veya taraflarınca  atılmayan imzalara haiz olduğunu, imzalı olanların ise şirket çalışanı olmadığı bilgisinin taraflarına verildiğini, bu itibarla faturalardan haberdar olunmadığı için taraflarınca itiraz edilemediğini, faturaların müvekkiline tebliğ ettirilmediğini, faturalara konu söz konusu ürünlerin müvekkili tarafından değil başka bir şirket tarafından kullanıldığını, müvekkil şirketin davacı şirkete borcu bulunmamakta olup; temerrüd oluşmadığından işlemiş faiz talebinde bulunulmasının hukuken mümkün olmadığını, ayrıca talep edilen faiz  mevzuata aykırı olup, yasal faizi hesaplaması gerektiğini, bu nedenle faiz oranının fahiş ve haksız olduğunu beyanla İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/11/2021 Tarih 2020/701 Esas 2021/833 Karar sayılı ilamının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak \"davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülüp\" davanın usulden ve esastan reddine, davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan veya usulden reddine, davanın istinaf mahkemesinde görülmesi mümkün değilse, hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine ücret-i vekalet ve yargılama giderinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"30 adet fatura\" sebebine dayalı olarak 87.227,86 TL Asıl Alacak, 2.210,47 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 89.438,33 TL alacağın  tahsili istemiyle 23.09.2016 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca asıl alacak yönünden itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı taraf hem icra dairesinin yetkisine  hem de mahkemenin yetkisine  itiraz etmiştir.İİK'nın 50/1. Maddesine göre para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. 6100 sayılı HMK'nın 6. Maddesinde ise genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olarak kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra HMK'nın 10. maddesine göre de sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında sözleşmenin ifa edileceği yer belirlenmemişse, ifa yerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89.maddesine göre belirleneceği izahtan varestedir. Somut olayda dosya kapsamına alınan BA-BS formlarına göre taraflar arasında satım ilişkisi bulunmakta olup, eldeki davaya konu para borcunda ,alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri icra daireleri ve mahkemeleri yetkilidir. Bu nedenle mahkemece davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine itirazının reddine karar verilmiş olması yerindedir. Diğer yandan İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip  dosyasında davalının itiraz dilekçesi davacıya tebliğ edilmemiştir. Hakim tarafından resen araştırılan hak düşürücü süreye ilişkin dava şartının, somut olayda davanın süresinde açılması ile yerine geldiğinin kabulü gerekir. Taraflar arasında yazılı satış sözleşmesi bulunmamakla birlikte takibe dayanak faturalar ve dosya kapsamına alınan BA BS formlarına göre taraflar arasındaki ilişki, ticari satımdan kaynaklanmaktadır. Takibe dayanak fatura alacağı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde belirtildiği üzere on yıllık zamanaşımına tabi olup, davaya konu icra takibi 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde başlatıldığından mahkemece davalının zamanaşımı definin reddine karar verilmiş olması yerindedir. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı).  Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer   tarafın  ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde  ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan  bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza  uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir.Mahkemece inceleme kararı verilmesi üzerine  ibraz edilen davacı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, sahibi lehine delil olma niteliğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı taraf ise defter incelemesi için ticari defterlerini ibrazdan kaçınmıştır. Davacı tarafın sahibi lehine delil olma niteliğine sahip ticari defterlerinde davalı hakkında tanzim edilen faturaların kayıtlı olduğu, takibe konu 30 adet faturanın bir kısmında teslim alan ibaresi altında imza bulunmazken, bir kısmında ise hem isim hem imza bulunduğu, faturaların davalıya tebliğ edilip edilmediğinin ve faturalara davalı tarafça Ticaret Kanunu'nun 21/2 maddesi hükmü uyarınca yasal süre olan 8 gün içinde itiraz edildiğinin görülemediği,  takibe konu edilen faturaların tanzim yılı olan 2016 yılı için tarafların bağlı bulundukları vergi dairelerine verdikleri  BA BS bildirimlerinin birbirini teyit ettiği tespit edilmiştir.Somut olayda davacı, ticari defterlerinde takibe konu fatura miktarı kadar alacaklı bulunmakta olup, davalı tarafça taraflar arasındaki sözlü anlaşmanın iptal edildiği, faturalara konu ürünlerin kendisi tarafından değil, dava dışı ... Yatırımı Ticaret A.Ş. ile imzalanan  22.03.2016 tarihli yüklenici sözleşmesi kapsamında dava dışı şirket tarafından kullanıldığı ileri sürülmüş ise de takibe konu faturaların tanzim edildiği 2016 yılında davacı tarafından düzenlenen ve vergi dairesine bildirilen faturaların, davalı tarafça Vergi Dairesine verilen BA formunda bildirilmiş olması ve bildirilen miktarın takibe konu alacak tutarının üstünde olması karşısında, fatura içeriği malların davalıya teslim edildiğinin kabulü gerekir. Davalı tarafça vergi dairesine BA formları ile mal alışlarına ilişkin bildirim yapıldığı gözetildiğinde mal teslim edilmediğinin ispat yükü üzerinde olan davalı, tanık deliline dayanamayacak olup, yasal ihtara rağmen ticari defter ve kayıtlarını sunmadığı gibi  başkaca  kesin delil de ibraz etmemiş,  dolayısıyla savunmasını ispatlayamamıştır. Buna göre mahkemece takibe konu faturalara dayalı asıl alacak tutarı olan 87.227,86 TL yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Diğer yandan davalı tarafça icra takibinde yer alan işlemiş faizin talep edilemeyeceği   yönünde istinaf isteminde bulunulmuş ise de eldeki itirazın iptali davasının yalnızca asıl alacak hakkında açıldığı ve mahkemece işlemiş faiz konusunda hüküm tesis edilmediği gözetildiğinde davalının bu konudaki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Ayrıca davacı davalıdan 87.227,86 TL alacaklı olup, taraflar tacir olması ve işin ticari iş niteliğinde olmasına göre takip talebinde belirtildiği gibi asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi talep edilmesi yerinde olup, Mahkemece takibin 87.227,86 TL asıl alacak üzerinden bu alacağa takip tarihinden itibaren takip talebinde belirtilen faiz oranları ve şartları uygulanmak suretiyle devamına karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.490,00 TL harcın, alınması gerekli olan 5.958,53 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.468,53‬ TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 26/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"91eb0c26f1dde5cf","SID":"5af245f60dde1fc7"}}