{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1723 <br>KARAR NO: 2025/902<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/09/2024<br>NUMARASI: 2022/707 Esas -  2024/644 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/06/2025<br>Taraflar arasındaki İtirazın İptali  davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; \"....Davalı ...'ya kâr payından mahsup edilmek üzere ara dönem finansal tablolara göre oluşan kar payı avansı ödemeleri yapılmış olduğu, müvekkili şirketin kâr payı avansı dağıtılabilmesine ilişkin uyulacak usul ve esasların Kâr Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliği ile düzenlenmiş olduğunu, müvekkili şirketin finansal tablolarına göre elde ettiği bir kâr bulunmadığını,  davalı tarafından haksız alınan kâr payı avanslarının iade edilmesi gerektiğini, 19.01.2017 tarihinde 1.500.000,00 TL, 14.03.2017 tarihinde 25.000,00 TL, 11.04.2017 tarihinde 25.000,00 TL, 01.08.2017 tarihinde 25.000,00 TL, 16.08.2017 tarihinde 75.000,00 TL olmak üzere toplam 1.650.000,00 TL davalı tarafından haksız kazanç olarak elde edilen kar payı avansı bulunduğunu, davalının haksız yere ve kötü niyetli olarak kâr payı avansı elde etmiş olduğunu, Yönetim Kurulu tarafından şirketin kâr etmediği, kâr payı avansının oluşması için aranan şartların gerçekleşmediği belirtilerek davalıdan iade talep edildiğini  ancak davalının iadeyi gerçekleştirmediğini , davalıya ödenen kâr payı avansının iadesi için davalı aleyhine İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmışsa da davalı tarafça bu takibe haksız olarak itiraz edilmiş olduğunu beyanla;  davalının müvekkili şirketten almış olduğu kâr payı avansının davalıya ödendiği tarihten işleyecek ticari avans faiziyle tahsili için şimdilik İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın 100.000,00 TL'lik kısmı üzerinden iptali ile davalıdan tahsiline, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini\" talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; \".. Müvekkil 36 senedir devletin çeşitli kadrolarında üst kademede devlet memuru olarak çalışmış ve kamuya hizmet etmiştir Davacı Şirket ... Tekstil A.Ş. ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Müvekkil, Davacı Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olan ...’e, “...” isminde bir giyim mağazasını ortak açmak amacıyla 390.000,00.-TL tutarında para göndermiştir. Ortak mağaza açmak fikri de tümüyle ...’e aittir. Üstelik Müvekkil tarafından 390.000,00.-TL’nin gönderilmesinden yaklaşık 1 sene sonra ... tarafından ... mağazası açılmış ve yine kısa bir süre sonra kendisi tarafından kapatılmıştır. Ancak Müvekkil işbu mağazaya ortak olmamıştır.  390.000,00.-TL’nin ...’in sahibi olduğu şirket hesabına gönderilmesinin istenmesinin sebebi de budur.  Müvekkil dava dışı ...’in ticaret hayatındaki faaliyetlerine ve tecrübesine güvenerek mağaza açma fikrini iyi ve risksiz bir yatırım aracı olarak görmesi nedeniyle kendisine 390.000,00.-TL göndermiştir. Davacı Şirket tarafından Müvekkil aleyhine başlatılmış icra takibi ve icra takibine yaptığımız itirazlar sonucunda Müvekkil aleyhine açılmış olan huzurdaki itirazın iptali davası her bakımdan hukuka aykırı ve kötü niyetlidir.  Müvekkilin davacıya her ne nam altında olursa olsun hiçir borcu bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde yer alan iddialara göre; Müvekkile kâr payından mahsup edilmek üzere ara dönem finansal tablolara göre oluşan kar payı avansı ödemeleri yapıldığı ve haksız yapıldığı iddia olunan kar payı avanslarının Müvekkilden iadesi talep edilmiştir. Davanın  zamanaşımı nedeniyle usulden reddi gerekmektedir. davacının itirazın iptali davasını kısmi dava olarak açmış olması, davacının kötüniyetini bir kez daha ortaya koymaktadır. Davacının kısmi davaya konu etmediği kısım bakımından zamanaşımı dahil her türlü beyan ve itiraz hakkımızı saklı tutarız.  Müvekkil Davacı Şirketin ortağı veya pay sahibi ya da yönetim kurulu üyesi değildir. Davacı tarafından yapılan ödemelerin sebebi Müvekkilin vermiş olduğu paranın ... tarafından işletilerek değerlendirilmesi sonucunda elde edilen bedelin Müvekkile iade edilmesidir. haksız davanın reddi gerekmekte olup, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere  kötü niyet tazminatının Müvekkile ödenmesine karar verilmesini\" talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafça  kar avansı olarak ödendiği belirtilen miktarın iadesi talebiyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle iş bu davanın açılmış olduğu, her ne kadar davacı tarafça şirket ortağı olunmadığı ve kendisine yapılan ödemelerin kar avansı niteliğinde olmadığı iddia edilmişse de, TTK'nin 489-490-426-499-501. Maddeleri ile Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 28. Maddesi uyarınca Anonim Şirketlerde hisse devrinin şekle tabi olmadığı, Ticaret Sicil Gazetesinde de hisse devrinin ilanının zorunlu olmadığı, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında yapılan incelemeye göre davalının 25/08/2016 tarihinde şirketin 2016/3 sıra numaralı kararı ile 45.000 adet hisseyi alarak şirket ortağı olduğu, şirketin muavin defterine göre davalı yana toplam 1.650.000,00 TL kar avansı ödemesi yapıldığı, davacıya yapılan ödemelere ilişkin banka dekontlarında da \" kar avansı\" açıklamasının yer aldığı, davacı şirketin üçer aylık dönemlerde zarar ettiği, dolayısıyla dağıtılabilecek karının da bulunmadığı, bu nedenle davalı yana yapılan ödemelerin iadesinin gerektiği ancak davacı tarafça kısmı dava açılarak 100.000,00 TL miktar üzerinden itirazın iptalinin talep edildiği ve icra inkar tazminatı talep edilmediği anlaşılmakla 100.000,00 TL üzerinden davanın kabulü ile bu miktar üzerinden takibin devamına \" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının da kabulünde olduğu üzere, müvekkilinin davacı şirketin herhangi bir şekilde ortağı /pay sahibi/ yönetim kurulu üyesi olmadığını , davacı  ile herhangi bir ilişkisi bulunmadığını,  kanuna aykırı olarak yerel mahkeme tarafından anonim şirketlerde hisse devrinin şekle tabi olmadığı gerekçesi ile dayanaksız bir şekilde müvekkilinin hisse sahibi olduğuna karar verildiğini, anonim şirketlerde ortaklık payının kıymetli evraka bağlanması zorunlu olmadığından senede bağlanmamış/çıplak payların devrine ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığını, müvekkilinin dava dışı ...’in ticaret hayatındaki faaliyetlerine ve tecrübesine güvenerek mağaza açma fikrini iyi ve risksiz bir yatırım aracı olarak görmesi nedeniyle kendisine 390.000 TL gönderdiğini, buna karşılık söz konusu şahsın müvekkilinn kendisine göndermiş olduğu parayı işleterek değerlendirdiğini, yani davacı şirketin işbu davaya konu ettiği icra takibi ile tahsilini istediği tutarların müvekkilin anaparasının borsada değerlenmesi sonucunda müvekkili hesabına gönderilen tutarlar olduğunu, banka hesabının ... İşletmeleri A.Ş.’ye ait bir hesap olduğunu,  davacı şirketin yönetim kararı’da görüleceği üzere müvekkilin haberi, izni, talebi olmadan 25.000 TL’lik hisse ... İşletmeciliği A.Ş. tarafından şirketin ortağı olmayan müvekkiline  devredildiğinin imza altına alındığını, müvekkili tarafından davacı şirkete ilgili hisselere yönelik hiçbir ödeme yapılmadığı gibi dava dışı ... Danışmanlığı Şirketi'ne gönderilen 390.000 TL tutarındaki ödemenin de hisselerin tutarıyla örtüşmediğini, davacının  “kar payı avansı” açıklaması ile Müvekkiline gönderdiği tutarların gerçekte kar payı avansı olmadığını kabul ettiğini, bu sebeple de bu tutarların iadesini ödünç sözleşmesi temeline dayandırmaya çalışarak tahsil etme çabasında olduğunu, davacının da kabulünde olduğu üzere, kar payı avansı gönderilmesi için gerekli şartların oluşmadığını, müvekkilinin davacıya borcu olduğunun ispatlanmadığını, müvekkilinin davacıya her ne nam altında olursa olsun hiçbir borcu bulunmamasına rağmen davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilinin en başta davacıya göndermiş olduğu anaparanın değerlendirilmesi sonucunda elde edilen karın müvekkiline farklı tarihlerde iade edildiğini, ...'in mağazayı müvekkili ortak etmeksizin tek başına açtığını ve müvekkilin parasını mağaza açmak için değil, şirket hissesi almak ve para kazanmak amacı ile kullandığını, ortada sebepsiz zenginleşme dahi  olmadığını, davacının TTK anlamında kar payı avansının iadesini talep etmesine rağmen davayı ödünç sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davası olarak açmış olmasının dahi davacının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, müvekkil söz konusu ödemelerin yapıldığına karşı çıkmamakla birlikte, kendisine yapılan ödemelerin kar payı avansı/ödünç veya başka bir ad altında yapıldığına itiraz ettiğini, davacı şirket tarafından müvekkile gönderilen ödemelerin, bir diğer deyişle müvekkilin davacıya borcu olduğunun davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini,   davacının  yasal süresi içinde itirazın iptali davasını ikame etmemiş olup, itirazın iptali davası açılması bakımından hak düşürücü sürenin dolduğunu,  bu nedenle  davanın reddine karar verilmesi gerekirken yerel mahkeme tarafından bu hususa ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadığını, ... Tekstil A.Ş. vekilleri tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasına 18.02.2021 tarihinde dosyanın Bakırköy İcra Dairelerine gönderilmesi talepli dilekçe sunulduğunu, bu dilekçe ile de icra takibe yapılan itirazdan haberdar olunduğunu, karşı tarafın dilekçesi üzerine dosyanın Bakırköy İcra Dairelerine gönderilmediğini, davacı şirket tarafından 09.06.2022 tarihinde Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/531 E. Sayılı dosyası tahtında itirazın iptali davası açıldığını, bu bağlamda itirazın iptali davası açılması için sürenin 18.02.2022 tarihinde sona erdiğini, davacı şirketin  söz konusu ödemeleri dava dilekçesinde belirtmiş olduğu üzere, 19.01.2017, 14.03.2017, 11.04.2017, 01.08.2017 ve 16.08.2017 tarihlerinde müvekkili hesabına yaptığını, davacının tüzel kişi tacir olduğu da göz önüne alındığında basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğünü haiz davacının bir değil ve fakat beş kez müvekkil hesabına göndermiş olduğu ödemeleri bilerek gönderdiğini, zira ...’in davacı şirketin yönetim kurulu başkanı ve temsilcisi olduğunu, hiçbir şekilde davanın sebepsiz zenginleşme iddiasına dayandırılması mümkün olmasa da aksinin kabulü halinde dahi, icra takibinin de 2020 yılında başlatıldığı göz önüne alındığında, Türk Borçlar Kanunu'nun 82.maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımının geçmiş olduğu açık olup, davanın usulden reddi gerektiğini, davacının itirazın iptali davasını kısmi dava olarak açmasının kötüniyetini bir kez daha ortaya koyduğunu beyanla istinaf başvurularının kabulü ile İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/707 E., 2024/644 K. sayılı kararın kaldırılmasına ve haksız davanın reddine, davacı tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasına vaki itirazların iptaline yönelik olarak ikame edilen davanın reddine ve ilgili icra takibinin iptaline, davacı tarafından kötüniyetli olarak dava açıldığından iddia edilen alacak miktarının %20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava,  davalı aleyhine başlatılan icra takibine yapılan  itirazın  iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının davacı şirkette ortak sıfatının bulunup bulunmadığı, davalıya kar payı avansı açıklamasıyla yapılan havalelerin geri istenip istenemeyeceği  noktasındadır.Somut olayda davacı şirket tarafından 19.01.2017 tarihli 1.500.000 TL, 14.03.2017 tarihinde  25.000 TL, 11.04.2017 tarihinde  25.000 TL, 01.08.2017 tarihinde 25.000 TL, 16.08.2017 tarihinde  75.000 TL olmak üzere toplam 1.650.000 TL tutarında kar avansı ve kar paylaşım avansı açıklamalarıyla davalıya havale yapılmış olduğu ihtilafsızdır.Davacı tarafından davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında 1.683.000 TL asıl alacak ve 857.830,14 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 2.540.830,14 TL üzerinden 07.12.2020 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 67. maddesi uyarınca 100.000 TL üzerinden itirazın iptali istemiyle eldeki dava açılmıştır. Alacak kalemlerinin bölünebilir nitelikte olması ve aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması şartıyla itirazın iptali davası kısmi dava şeklinde açılabilecek olup, eldeki davada da kısmi dava niteliğindedir.  İİK'nun 67/1 maddesi uyarınca; “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağın varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.” Belirtilen yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere itirazın iptali davalarında 1 yıllık hak düşürücü dava açma süresi borçlunun itirazlarının alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlar. Bu sürenin başlaması için borçlu itirazının alacaklıya mutlaka tebliği veya tebliğ yerine geçecek şekilde işlem yapılması gerekir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin  2011/13776 - 2012/7280 Esas ve Karar sayılı kararı) İtiraz, alacaklıya tebliğ edilmemiş ise süre başlamaz. Davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenip öğrenmemesi de sürenin başlamasını gerektirmez. Somut olayda İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip  dosyasında davalının itiraz dilekçesi davacıya tebliğ edilmemiştir. Davacının icra müdürlüğünün yetkisine yapılan itirazdan sonra icra dosyasının gönderilmesi talebinde bulunması, itirazın tebliğ edildiği anlamına gelmeyeceğinden, bu durum, itirazın iptali davası için kanunda düzenlenen bir yıllık dava açma süresini başlatmaz. Bu nedenle davalının bu yöne ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Eldeki uyuşmazlıkta davacı, kâr payından mahsup edilmek üzere ara dönem finansal tablolara göre oluşan kar payı avansı ödemeleri yapıldığını, aranan şartlar olmaksızın ödeme yapıldığını, şirketin  kar elde etmediğini ileri sürerek haksız yapıldığı iddia olunan kar avansı ve kar paylaşım avansı açıklamalarıyla yapılan avans ödemelerinin  davalıdan iadesini talep etmiş; davalı ise davacı şirkette ortak sıfatının bulunmadığını, hisse devrinin söz konusu olmadığını, kendisine yapılan ödemelerin, dava dışı ...’in mağaza açma fikrine istinaden ... İşletmeleri A.Ş.’ye ait hesaba gönderilen 390.000 TL'nin işletilerek değerlendirilmesi sonucu elde edilen ve tarafına gönderilen tutarlar olduğunu savunmuştur.Bilirkişi aracılığıyla davacı defterleri incelenmiş olup, karar defterinde yazılı  25.08.2016 tarihli 2016-03 sıra numaralı karar ile davalının ... Dan. ve İşl. A.Ş 'nin 45.000 adet hissesinden 25.000 adet ve 25.000 TL tutarlı hisse  devir işleminin kabulüne ve devir hususunun şirket pay defterine işlenmesine karar verildiği, davalının ortaklar pay defterine kaydedildiği tespit edilmiştir.İncelenen ticaret sicil kayıtlarına göre davacı şirketin kuruluş aşamasında ortaklarının ... ve ... Dan. ve İşl. A.Ş  olduğu,  sermayesinin 100.000 TL olup, 100.000 paya ayrıldığı, bunun 55.000 payının ...'a, 45.000 payının ... Dan. ve İşl. A.Ş'ne ait olduğu anlaşılmıştır. Davacı şirket esas sözleşmesinin 6.maddesine göre şirketin hisse senetleri nama yazılı  olup, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK)  490. maddesi uyarınca nama yazılı pay senetleri  ciro ve teslim ile devredilir, devir şirkete karşı pay defterine kayıtla hüküm ifade eder ise  de somut olayda davacı şirketin pay senedi bastırdığına ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi bu yönde bir beyana da rastlanmamıştır. Borsada işlem görmeyen şirketlerde nama yazılı payların senede bağlanması zorunluluğu bulunmamakta olup, nama yazılı paylar hakkında pay senedi çıkarılmadığı anlaşılmakla çıplak pay söz konusudur. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş  çıplak  payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak Borçlar Kanunu'nda düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Bu bağlamda çıplak pay alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir. Temlik ile çıplak pay devralana geçer. Bedeli tam ödenmemiş pay ise  pay sahibi dışından malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir. İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu nedenle, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir. (Sevi, Ali Murat, Anonim Ortaklıkta Payın Devri , Ankara 2012, 294 vd.)(Yargıtay 11. HD'nin 12/11/2019 tarih ve 2018/1486)Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde davacı şirketin pay defterine ortak olarak kaydedilen davalının, şirket kayıtlarına göre devraldığı çıplak payın, karşılığının tamamen ödenmiş bir pay olup olmadığı anlaşılmamakla birlikte karşılığı tamamen ödenmiş olsun veya olmasın her iki durum için de çıplak payın devrinin öncelikle alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleştirilmesi gerekmekte olup, taraflar arasında hisse devrine ilişkin bir sözleşmeye rastlanmamıştır. Bu durumda geçerli bir devrin olduğu ispatlanamamakla birlikte davacı şirketin ortak pay defterinde davalının imzasının bulunduğu ve davalı tarafça imza inkarında bulunulmadığı gözetildiğinde ve davalıya yapılan ödemelerdeki açıklamalar da dikkate alındığında davacı şirketin davalının şirkette pay sahibi olduğu düşüncesiyle ödeme yaptığının kabulü gerekir.Ortaklar, kanun ve esas sözleşme hükümlerine bağlı olarak anonim şirketin net dönem kârına katılma hakkına sahiptir (TTK md 507/1). Esas sözleşmede özel hükümler bulunmaması durumunda; her bir ortak, sermaye payı için şirkete yaptığı ödeme oranında, şirket kârına katılmaktadır (TTK md 508/1).  TTK’nın 509/2. maddesi uyarınca kâr payı, ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilecek olup, şirketin hesap yılında kâr elde etmemesi halinde kâr payı dağıtması söz konusu olmaz; zira kâr payı dağıtımı için ilk şart, şirketin kâr elde etmiş olmasıdır. Kâr payı dağıtma yetkisi genel kurulun devredilemez yetkilerinden birisidir (TTK.md 408/2-d). Kâr payı hakkı ancak genel kurul tarafından verilmiş hukuka uygun bir karara bağlı olarak alacak hakkına dönüşmektedir. TTK'nın 512/1.maddesine göre haksız yere ve kötüniyetle kâr payı veya hazırlık dönemi faizi alan pay sahipleri, bunları geri vermekle yükümlü olup, ödenen kâr payının iadesi ise TTK'nın 512/2.maddesine göre paranın alındığı tarihten itibaren beş yıl içinde talep edilebilir.Eldeki uyuşmazlıkta Mahkemece zamanaşımı yönünden bir değerlendirme yapılmamış ise de davacı şirket, kendi kayıtlarına göre ortağı görünen davalıya yaptığı ödemelerin iadesi amacıyla beş yıllık zamanaşımı süresi  içinde davalı hakkında icra takibi başlattığı gibi davalı eldeki davada şirkete ortak olmadığı savunmasında bulunmuş olup,  davacı şirketin bu hususu ilk defa davalının savunmasıyla öğrenmiş olmasına göre Türk Borçlar Kanunu'nun(TBK)82.maddesi uyarınca iki yıllık zamanaşımı süresi de geçmemiştir. Bu nedenle davalının bu yöne ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 555 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal nitelikçe, bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersinin yani havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını ileri süren havaleci, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 tarihli ve 2003/3-118 E., 2003/158 K. sayılı ilamı) TBK'nun 102. maddesinde “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel bir borç için yapılmış sayılır“ hükmü düzenlenmiştir.Dava konusu icra takibine dayanak banka dekontlarında \"kar avansı ve kar paylaşım avansı\" şeklinde açıklama bulunması nedeniyle gönderilen havalelerin TBK'nun 102.maddesi hükmü uyarınca bir borcun ödemesi olarak gönderildiği yönündeki kanuni karine somut olayda uygulanmaz. Davalı kendisine yapılan ödemelerin, dava dışı ...’in mağaza açma fikrine istinaden gönderilen paranın işletilerek değerlendirilmesi sonucu elde edilen ve tarafına gönderilen tutarlar olduğunu savunmuş ise de dava dışı ... İşletmeciliği A.Ş. hesabına 08.12.2016 tarihinde 390.000 TL tutarında yapılan havale işleminde açıklama bulunmadığı gibi söz konusu paranın herhangi bir açıklama yapılmaksızın aynı gün davacı şirket hesabına havale edildiği anlaşılmakla yapılan havalelerin kar avansı ödemesi olmadığını ispat külfeti üzerinde olan davalı, savunmasını yazılı deliller ile ispatlayamamıştır. Bu durumda davalıya yapılan ödemelerin kar avansı ödemesi olduğunun kabulü gerekir.Somut olayda  kar payı dağıtımı konusunda davacı şirket genel kurulunca alınmış bir karar olmadığı gibi  davacı şirketin incelenen ticari defterlerine göre  2016 ve 2017 yıllarında kar elde etmediği açıktır. Bu duruma göre davacı şirket yönünden kar payı dağıtım şartları oluşmamıştır. Davacı şirket kayıtlarında görünen ortaklığı nedeniyle davalıya  kar avansı ve kar paylaşım avansı açıklamalarıyla yapılan ödemelerin davacıya iadesi gerekir.Buna göre mahkemece davaya konu edilen 100.000 TL yönünden  davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 2.135,35 TL harcın, alınması gerekli olan 6.831,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.695,65 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.27/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"955ca56fc69e4948","SID":"69c32a2dc33cf340"}}