{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/921 <br>KARAR NO: 2025/806<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 20/05/2025<br>NUMARASI: 2025/425  Esas <br>DAVANIN KONUSU: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))<br>KARAR TARİHİ: 09/07/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili iflas muhafaza tedbir talepli dava dilekçesi ile;  müvekkil şirket ile davalı şirket arasında DHMİ ve bünyesinde bulunan Havalimanları ile Havalimanlarına bağlı Seyrüsefer Yardımcı İstasyonlarına 01.04.2022-31.05.2022 tarihleri arasında toplam 3746 personelle Özel Güvenlik Hizmeti Alımı işine teklif verilmesi, işin ifası ve bitirilmesi amacıyla İş Ortaklığı kurulduğunu,  İş Ortaklığı kapsamında müvekkil şirket %55, davalı şirket %45 ticari pay sahibi olduğunu, İş Ortaklığı’nın kuruluş amacı olan Proje’nin 31.12.2023 tarihinde sona ermiş olması nedeniyle İş Ortakları tarafından İş Ortaklığı’na ait tüm borçların ödenmesi ve tüm hak ve alacakların tahsil edilmesi gerektiğini, davalı şirketin, İş Ortaklığı tarafından kullanılan kredilerin geri ödenmesi noktasında payına düşen ödemeleri yapmaması nedeniyle Beyoğlu ... Noterliğinin 25.06.2024 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi müvekkil şirket tarafından davalı şirkete keşide edildiğini, davalı şirket tarafından söz konusu e-maile herhangi bir ödeme yapmayacağı şeklinde dönüş yapmasına üzerine ve herhangi bir ödemenin de davalı tarafça yapılmaması sebebiyle ilgili kredilerin kapatılması için davalı şirketin payına düşen ödemeleri de yapmak durumunda kaldığını, ayrıca 433.581,03 TL tutarındaki tedarikçi ve vergi ödemelerinin davalı payına tekabül eden 195.111,46-TL TL tutarındaki ödeme de davalı tarafından yapılmadığı için dayanak icra takibine konu edildiğini beyanla iş ortaklığından kaynaklanan  kredi, vergi ve tedarikçi ödemelerinin davalı şirket payına  düşen 11.595.622,31-TL’lik kısmı için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası ile davalı şirkete 02.10.2024 tarihinde ilamsız haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, ancak davalının haksız ve kötü niyetli olarak borcun tamamına, faize ve ferilerine itiraz etmesi sebebiyle takibin durduğunu beyan ederek davalının itirazının kaldırılmasını ve iflasına karar verilmesini ve  davalı hakkında İcra ve İflas Kanunu'nun 159. maddesi gereğince muhafaza tedbirleri kararı kapsamında  defter tutulması tedbiri de dahil olmak üzere müvekkilin alacağının korunması amacıyla davalının iktisadi mameleki ve ilişkileri üzerinde her türlü tedbirin teminatsız olarak alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin 20/05/2025 tarihli ara kararı ile  ile: \" ...İİK'nun 159. maddesine göre; takibe itiraz edilmemiş ise mahkemenin talep üzerine veya resen muhafaza tedbirlerine karar vermek zorunda olduğu, ancak takibe itiraz edilmiş ise muhafaza tedbirine karar verip vermemek mahkemenin takdirinde olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme takdir hakkını kullanırken öncelikle, alacaklıların menfaatinin zaruri kılınıp kılınmadığı, borçlunun ticari hayatını ve faaliyetini etkileyip etkilemediği ve HMK 389 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir şartlarına ilişkin yaklaşık ispat kuralı  sağlanıp sağlamadığı hususlarını dikkate alması gerekmektedir. Bu itibarla somut olayda; taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği, davacının yaklaşık ispat koşulunu yerine getiremediği görülmekle; istemde HMK 389 ve devamı madde hükümlerinde ön görülen koşullar gerçekleşmediğinden, davacı vekilinin, davalı hakkında her türlü muhafaza tedbirinin alınmasına ilişkin  ihtiyati tedbir isteminin bu aşamada reddine \" karar verilmiştir. Davacı vekili yasal süresi içinde sunduğu  istinaf dilekçesinde; Her ne kadar mahkemece verilen 20.05.2025 tarihli ara kararla tarafımızca yaklaşık ispatın yerine getirilmediği yönünde karar kurulsa da 16.05.2025 tarihli dava dilekçemizde ve eklerinde müvekkil şirketin davalıyla olan ilişkisi, borcun sebebi ve tarafımıza ödenmediği ortaya koyulduğunu, ihtiyatî tedbir yargılamasında tam bir ispata gerek olmadığını, yaklaşık ispatın yeterli olduğunu ileri sürmüştür.Dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 155. ve devamı maddeleri uyarınca  iflas yolu ile başlatılan adi takibe yapılan itirazın kaldırılması ile davalının iflasına ilişkindir. Talep, İİK 159 vd maddeleri uyarınca iflas muhafaza tedbirlerinin uygulanması istemine ilişkindir. İİK 159. maddesi \" İflas talebi halinde mahkeme ilk önce alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini emredebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse alacaklının talebi üzerine mahkeme mutlaka bu tedbirlere karar vermeye mecburdur. Bu emirler iflas dairesince yerine getirilir.  Mahkeme defter tutmadan gayri bir muhafaza tedbiri isteyen alacaklıdan ileride haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayabilecekleri zararları karşılamak üzere HMK 96.maddesinde yazılı bir teminat alınmasını isteyebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya alacak bir ilama bağlı ise teminat aranmaz. Devlet veya Adli Yardıma nail kimselerde teminat göstermek mecburiyetinde değildir. Bu maddeye göre alınan muhafaza tedbirleri borçlu aleyhindeki icra takiplerine tesir etmez \" , İİK 161. Maddesi ise \" İflas talebinde bulunan alacaklı isterse, mahkeme borçluya ait bir defterin tutulmasına karar verebilir. Bu defter iflas dairesi tarafından tutulur\" şeklinde düzenlenmiştir. Yasa metninde ifade edildiği gibi iflas talebi halinde mahkemenin, ilk başta alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini karar verebileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere muhafaza tedbirine hükmedilebilmesi için borçlunun itirazının kaldırılmasına yada takibin kesinleşmesine gerek yoktur. İflas davasının açılması halinde, öncelikle mahkemenin muhafaza tedbirine hükmedilebilmesi için alacaklıların menfaatinin zaruri kılması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile alacaklıların menfaati tehlikeye düşecekse tedbirin alınmasında zaruret bulunduğu kabul edilmelidir. O halde, muhafaza tedbirleri ile güdülen amaç, aleyhine iflas davası açılan borçlunun müstakbel iflas masasına girecek mal ve hakların muhafazası suretiyle sadece iflas isteyen alacaklının değil, iflas alacaklıların tamamının menfaatlerinin kurunmasıdır. (Muşul, Timuçin, İflas ve Konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019, s.168). Ancak yasal düzenlemede mahkeme tarafından alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerinin mahkeme tarafından alınabileceği belirtilmiş ise de borçlu şirketin ticari hayatını ve faaliyetini  zedeleyecek, iflasına yol açabilecek  nitelikte tedbir talebi de verilmesi mümkün değildir. Yukarıda açıklandığı üzere iflas yoluyla takipte İİK 159. maddesine göre muhafaza tedbirlerine karar verebilmek için iflas yoluyla takibin kesinleşmiş olması zorunlu olmadığı gibi, takibe itiraz edilmemiş ise mahkemenin talep üzerine veya resen muhafaza tedbirlerine karar vermek zorunda olduğu, ancak takibe itiraz edilmiş ise muhafaza tedbirine karar verip vermemek mahkemenin takdirinde olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme takdir hakkını kullanırken öncelikle, alacaklıların menfaatinin zaruri kılınıp kılınmadığı, borçlunun ticari hayatını ve faaliyetini etkileyip etkilemediği ve  HMK 389. vd maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir şartlarına ilişkin yaklaşık ispat kuralı sağlanıp sağlamadığı hususlarını dikkate alması gerekmektedir. Şayet hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes Muhammet; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yüksek Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24/04/2012 gün ve 2011/15388 esas,2012/6651 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi) Somut olayda; iflas yolu ile başlatılan takibe davalı tarafça itiraz edildiğinden iflas muhafaza tedbirlerine hükmedilebilmesi için  yukarıda ifade edildiği gibi alacaklıların menfaatinin zaruri kılınıp kılınmadığı, borçlunun ticari hayatını ve faaliyetini etkileyip etkilemediği ve  HMK 389. vd maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir şartlarına ilişkin yaklaşık ispat kuralı sağlanıp sağlamadığı hususlarını dikkate alması gerekmektedir.Davacı taraf, taraflar arasında adi ortaklıktan kaynaklanan projenin sona ermesi nedeniyle ortaklık kapsamında yapılan masraflara ilişkin alacak talebinde bulunmuştur. Adi ortaklık ilişkisi; TBK'nın 639. maddesi'nde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan; ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.Tasfiye; ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla; tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.  Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; davacının, ortaklıktan kaynaklanan alacağı bulunup bulunmadığı, yargılamaya muhtaç olup düzenlenecek tasfiye bilançosu ile belirlenebileceği, bu aşamada dosyaya sunulan deliller dikkate alındığında yaklaşık ispat koşulu gereçekleşmediği gibi sadece başvuran alacaklının değil tüm alacaklıların da menfaatini gerektirir bir husus da görülmediğinden mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır.  Sonuç olarak, mahkemece verilen ana karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan iflas muhafaza tedbiri talep eden davacı şirket vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, yatırılan 615,40 TL harcın mahsubuna yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2018cc2b002c8971","SID":"54a1bd47a931c2ce"}}