{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/353 <br>KARAR NO:2025/1287<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:12/10/2021<br>NUMARASI:2018/280 Esas - 2021/633 Karar <br>DAVANIN KONUSU:Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin fesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 16.01.2015 tarihinde düzenlenen belirsiz süreli acentelik sözleşmesinin, 01.02.2017 tarihinde davalı şirketçe tek taraflı olarak feshedildiğini, müvekkilinin özveriyle sorumluluklarını yerine getirdiğini, acentelik sürecinde hatırı sayılır müşteri portföyü oluşturduğunu, davalının haksız feshi nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, yasada belirlenen denkleştirme tazminatı şartlarının oluştuğunu  ileri sürerek, şimdilik 5.000,00 TL denkleştirme tazminatı ve 200.000,00 TL manevi tazminatın sözleşmenin feshi tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; sürekli borç doğuran acentelik sözleşmesinin müvekkilince TTK'nın 121. maddesine göre 3 ay önceden bildirimde bulunularak feshedilmesi nedeniyle davacının tazminat isteminde bulunulamayacağını, sözleşmenin 29. maddesinde de üç ay önceden bildirimde bulunularak sözleşmenin feshedilebileceğinin kabul edildiğini, müvekkilinin olağan fesih hakkının kullanmadığının kabul edilmesi halinde dahi,  davacının portföy geliştirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin kabulü gerekeceğini, sözleşmenin 12. maddesi gereğince acentenın üretimini artırmak ve şirketin vereceği satış hedeflerini gerçekleştirmek zorunda olduğunu, ancak davacının ihtarlara rağmen makul sürede beklenen düzeye ulaşamaması nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, davacıya gönderilen 16.11.2015 tarihli yazı ile 2014 yılı prim üretiminin 927.979 TL 20115 yılı prim üretiminin 380.850 TL olarak gerçekleştiği ve prim üretiminin artırılmaması halinde acentelik sözleşmesinin feshedileceğinin ihtar edildiğini, bu üretimin artırılmaması nedeniyle de sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, belirsiz süreli sözleşmelerin de haklı nedenle feshedilebileceğini, sözleşmenin haklı nedenle feshi halinde denkleştirme tazminatına hak kazanılmayacağını, davacının müvekkili şirketi önemli menfaat sağladığını ispatlaması gerektiğini, manevi zararın ispatlanmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dosya kapsamı ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde;Taraflar arasında 16.01.2015 yenilenen ve belirsiz süreli olarak akdedilen sigorta acenteliği sözleşmesi davalı tarafından Beykoz ... Noterliği'nin 02.11.2016 tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile 'şirketimizce yapılan acente performans değerlendirmesi  çalışması kapsamında acenteliğinizin performans verileri gözden geçirilmiş olup üretiminizin ağırlıklı olarak trafik poliçelerinden oluştuğu ve acentelerimizin üretim ortalamasının altında seyrettiği görülmüştür' denilerek sözleşmenin süresi başlıklı maddesi doğrultusunda 01.02.2017 tarihinde resen  feshedileceği ihtar edilerek sözleşme 01.02.2017 tarihinde sonlandırılmıştır. 2011 yılından itibaren devam eden acentelik ilişkisinde Van 4.Asliye Hukuk Mahkemesince aldırılan  bilirkişi raporunda komisyon oranının 2012 yılında %15,78, 2013 yılında %15,89, 2014 yılında %14,86,2015 yılında %14,85, 2016 yılında %11,98, 2017 yılında %13,88 olduğu tespit edilmiştir. Üretim miktarının 2012 yılında 590.694,00 TL, 2013 yılında 837.210,00 TL,2014 yılında 927.984,00 TL, 2015 yılında 445.818,00 TL, 2016 yılında 411.527,00 TL olduğu bilirkişi raporları ile tespit edilmiştir. Dosyada mevcut 16.11.2015 tarihli performans değerlendirmesi konulu yazıda üretimin ağırlıklı olarak kaza branşından oluştuğu, üretim hedefinden uzak seyrettiği, ayrıca teknik zarar kaydediliği, belirtilen hususlar doğrultusunda risk seçiminde dikkat edilmesi, pörtföyün çeşitlendirilmesi suretiyle üretim hedefine ulaşılmasının beklendiği  davacıya bildirilmiştir. Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 12.maddesinde acentenın mevzuata uygun olmak koşulu ile üretimini artırmak ve şirketin vereceği satış hedefinin gerçekleştirilmek zorunda olduğu, üretimin benzer durumdaki acentelerin üretimimi altına düşmesi şirketçe yapılan ihtara rağmen makul sürede beklenen düzeye ulaşmaması hali haklı fesih nedeni sayılmıştır. Sözleşmenin 22.maddesinde acentenin işlem hacmi gerekse borç durumunda göre ilave teminat alma teminatı yeterli görmezse ekran kullanımı dahil yetkilerini  kısıtlama hakkının olduğu belirtilmiştir.Acente, sözleşme uyarınca bizzat yaptığı sözleşme sayısını artırmak, sürekliliğini sağlamak ve portföyünü geliştirmek için gereken çabayı göstermekle ve sözleşme hükümlerine uygun olarak verilen direktiflere uymakla yükümlüdür. Davac hedefin çok altında olduğu, porföy geliştirmesi, konusunda yazı ile uyarılmıştır.Yıllara göre değerlendirme yapıldığında 2015 ve 2016 yıllarında önemli ölçüde üretim düşüşü olduğu görülmüştür.Bilirkişi kök raporunda davacı ile aynı ilde faaliyet gösteren 3 adet acentenin 2015 yılında gerçekleştirdiği üretime göre davacının bariz şekilde az üretim yaptığı, 2016 yılında ise 3 kat aşağıda üretim gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Hal böyle olunca davacının prim üretiminde, önceki yıllara göre önemli bir düşüş olması, buna karşılık davacının, bu düşüşe yalnızca prim oranın düşürülmesini göstermekle birlikte 20.05.2019 tarihli ıslah ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin 2. sayfasının son satırında acenteliklerini yaptığı diğer sigorta şirketlerinin davacı gibi primleri düşürmediğini, sözleşmede belirtilen %17 oranında  prim vermeye devam ettiğini, ''Ticaret hayatında hiçbir tüccar esnaf, iş adamı vs. ... A.Ş'nin vermiş olduğu komisyondan yaklaşık 5.5 kat fazla komisyon veren şirketi bırakıp da ... Sigortanın haksız yere düşürdüğü ve adeta alay edercesine verdiği düşük komisyonla üretim yapmaz' şeklindeki beyanı birlikte değerlendirildiğinde, acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği anlaşılmaktadır. TTK'nın 122/1 maddesine göre, müvekkilin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamayacağı düzenlenmiştir.Taraflar arasındaki sözleşme davacı acentenin kusur ile davalı tarafından haklı sebeple feshedildiği...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davalı şirketin haksız olduğunu, müvekkilinin performansının gerçekte düşmediğini, davalı şirketin kötü niyetli uygulamaları sebebiyle poliçe üretiminin azaldığını, davalının 2016 yılında müvekkiline ambargo uyguladığını ve ardından sözleşmeyi feshettiğini, oysa müvekkilinin 2011 yılından itibaren her yıl performansını ve portföyünü geliştirdiğini, üretim kaybının davalının haksız uygulamalarından kaynaklandığını,Davalı şirketin 2016 yılından itibaren üretimin %50'sine denk gelen trafik sigorta komisyonlarını %17'den ticari araçlarda %5'e ve otomobillerde %10'a düşürdüğünü, müvekkilinin online bilgisayar ekranını nakit ödemelere kapatılarak sadece kredi kartı ödemelerine izin verdiğini ve bu durumun davacının performansının düşmesine neden olduğunu, yani müvekkilinin yüksek fiyatla poliçe satmaya mecbur edilerek rekabet edememesine neden olunduğunu, mahkemece bu hususun dikkate alınmadan davacının poliçe üretiminde başarısız olduğunun kabul edildiğini, bu şartlarda müvekkilinin zararına poliçe satması gerektiğini, ıslah dilekçesinde açıklandığı üzere davalı şirketin tek taraflı ve kötü niyetli uygulamaları sonucu komisyonun %5-10 seviyelerine indirildiğini, zorunlu trafik sigortaları ve otomatik talimatlı kasko sigortalarına ait üretimin adeta yasaklandığını, birçok portföy müşterisinin yenileme poliçelerini davalı şirketin Van ilindeki iki acentesine yönlendirilmesinin istendiğini, müvekkilinin portföyünden yararlanamadığını ve bundan Van ilindeki diğer iki acentenin yararlandığını, Davalı şirketin bilgisayar ekranını kapatarak üretimi engellediğini, 2014 Yılında Hakkâri İl Emniyet Müdürlüğüne ait resmi araçların 200.000 TL üzerindeki trafik sigortalarının müvekkilince yapıldığını, kurumun taksitli alım talebinin davalı tarafından kabul edildiğini, resmi kurumun bazı taksitlerini geciktirmesi üzerine, aksayan ödemelerin müvekkiline yansıtıldığını ve bu sürede ekranların kapatıldığını, kredi kartı ve mail order ile tahsilat yaptırılmadığını, Van ilindeki diğer acentelere bu uygulama yapılmadığından müvekkilinin performansının düşmesinin doğal olduğunu, kurumun gecikmesi bahane edilerek komisyonların zamanında ödemediğini ve Hakkâri Emniyet Müdürlüğü dışında yapılan üretimlerin komisyonlarını da dondurduğunu, ekranların kapatılacağı tehdidi nedeniyle  prim üretiminin önemli bir kısmını oluşturan Hakkari il Emniyet Müdürlüğüne ait araçların 2015 ve sonraki yıllardaki poliçelerinin müvekkilince yenilenemediğini, büyük miktarda bir üretimin ekranların yeniden kapatılacağı tehdidi ile kaybedildiğini, müşterinin ödemede gecikmesinin acenteye yansıtılamayacağını, resmi kurumun ödemede gecikmesinde bir risk de bulunmadığını, davalı şirketin Van ilindeki acentelerin birbirlerine yakın olduklarını, başka sigorta şirketlerinin acentelerine iş paylaşımı yapmama kurallarına uygun davranmamalarının da müvekkilinin üretimini ve performansını düşürdüğünü, davalı şirketin genel kurallara uymadan müvekkili ile aynı binada başka acentelikler verdiğini, böyleci müvekkilinin bir kısım müşterilerini kaybettiğini, müvekkilinin bulunduğu mevkide 50 ila 100 metre alanda üç ayrı acente varken iki kişiye daha acentelik verilmesi ile üretimin azaldığını, müvekkilinin iş yaptığı binada bulunan bir ...Sigorta acentesine Van'daki diğer davalının acenteleri ile iş paylaşımı yapılarak müvekkilinin müşterilerinin yönlendirildiğini, müvekkilinin uyarılarına rağmen Karadeniz Bölge Müdürünün durumu düzeltmediğini, fesihten önceki  üç aylık sürede müvekkilinin poliçe yenilemesine izin verilmemesi nedeniyle performansın düşük göründüğünü,Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 01.11.2012 tarih ve B.02.1.HZN.0.10.07.03/ 17348 sayılı yazısına göre, prim üretim ölçütleri önceden belirlenmeksizin üretim yetersizliği sebebiyle veya bağlı bulunulan sigorta şirketince belirlenen riziko kabul esaslarına uygun biçimde acentelerce aracılık edilen sigorta sözleşmelerinden elde edilen prim gelirleri ile tazminat ödemeleri arasında dengesizlik nedeniyle portföyün verimli olmamasının gerekçe gösterilmesi gibi hallerin acentenin kusuru ile feshe gerekçe yapılamayacağının belirlendiğini, yapılan işlemlerle müvekkilinin müvekkilimizin 7-8 yıllık emeği ve oluşturulan müşteri portföyünün davalıya bedelsiz şekilde bırakıldığını,Davacının bizzat bildirdiği istinaf sebeplerinde ise mahkemenin 2011 yılında imzalanan ana sözleşmeyi yok sayıp 2015 yılında imzalanan ek sözleşmeyi ana sözleşme olarak tanıyarak hukuka aykırı davrandığını, 2015 yılında imzalanan ek sözleşmenin 2011 yılında imzalanan ana sözleşmeyi ortadan kaldırmadığını, blokesiz mail order sistemi ile satış yapabilmesi içen davalının talep ettiği teminatın acente tarafından sağlanmasına karşılık ekranların blokesiz mail order sistemine kapatılmasına,komisyonların düşürülmesine ve acentenin faaliyet yaptığı bölgede 2014 tarihinden itibaren başlayan bombalı saldırılar ve toplumsal hareketlerden kaynaklı saldırılar sonrası meydana gelen/gelecek maddi hasarların davalı şirkete yansımasını engellemek için yangın üretimini durdurmasına rağmen, davalı sigortaya başvuru sırasında beyan ettiği yıllık 300.000 TL satış vaadini her yıl yerine getirildiğini, tüm olumsuz şartlara rağmen poliçe üretiminin artırıldığını,Bilirkişi raporunda yıllara ait üretim ve komisyon tutarları karşısına yanlış olsa da yazılan komisyon oranlarının %16'dan %11'lere kadar gerilemesin de komisyonlarda meydana gelen düşüşü kanıtladığını, zorunlu sigortalar ile isteğe bağlı sigortaların komisyonlarının farklı olduğunu, komisyon oranlarını hesaplanırken mahkemece bu durumun dikkate alınmadığını, acentenin haklı olduğuna ilişkin raporun dikkate alınmadığını, dikkate alınmayacak bir bilirkişi incelemesinin hangi amaçla yapıldığının anlaşılmadığını, diğer acentelerden daha az üretim yapılmasının nedenlerinin bildirilmesine rağmen bu hususların dikkate alınmadığını, davalının hukuka aykırı davranışları ile diğer acentelerin de mağdur olduğunu, TTK'nın 122.maddesindeki acentenin dekleştirme tazminatı alabileceğine ilişkin hükmün yok sayıldığını,2011 yılından itibaren davalının zarara uğratılmadığını, davalının iddiasının aksine acentenin üretiminin büyük kısmının kasko ve yangın branşında olduğunu, teminat sunulmasına rağmen blokesiz mail order sisteminin kapatılması nedeniyle kasko ve yangın branşlarında üretimlerin düştüğünü, belirtilen hedefin üzerine taşınan üretimlerin yeniden belirtilen hedef seviyelerine düşmesinin sebebinin davalı sigorta şirketi olduğunu, ayrıca 2011 ve 2015 yılında imzalanan sözleşmelerde trafik sigortaları konusunda herhangi bir kota olmadığını, trafik sigortalarının da bir sigorta çeşidi olup acentenin bu ürünü satmasının doğal olduğunu ve bu durumun acentelik sözleşmesinin feshine sebep olamayacağını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı ile manevi tazminatın tahsiline ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 2011 yılında düzenlenen acentelik sözleşmesi ile acentelik ilişkisi kurulmuştur. Dava dilekçesinde taraflar arasında düzenlenen 16.01.2015 tarihli acentelik sözleşmesine dayanılarak talepte bulunulmuştur. İlk derece mahkemesinin talebi üzerine davalı vekilinin 30.10.2019 tarihli dilekçesi ekinde 2011 yılında düzenlenen sözleşme ibraz edilmiştir. 2011 yılında düzenlenen sözleşme ile davacı, davalı şirketin Van bölgesindeki poliçelerinin üretimini üstlenmiştir. Bu sözleşmeden sonra tarafların bir araya gelerek önceki sözleşmeden bağımsız olarak yeni şartlarla 16.01.2015 tarihli sözleşmeyi imzaladıkları, bu sözleşmede önceki sözleşmeye bir atıf bulunmadığı ve bağımsız olarak düzenlenen bu sözleşmeye göre denkleştirme tazminatı talep edildiğinden mahkemece anılan sözleşmenin esas alınarak uyuşmazlığın çözülmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.16.01.2015 tarihli acentelik sözleşmesinde, davacı davalı şirketin Van bölgesinde poliçe üretmeyi üstlenmiştir. Sözleşmenin 29. maddesine göre sözleşme, süresiz düzenlenmiştir. Sözleşmenin 12. maddesine göre, acente mevzuata uygun olmak koşulu ile üretimi artırmak ve acentelik verenin belirleyeceği satış hedeflerini gerçekleştirmek zorunda olduğu belirlenmiştir.Devam eden fıkrada ise acentenin benzer durumdaki acentelerin normal üretiminin altına düşmesi ve şirketçe yapılan ihtara rağmen, acentenin üretimini makul sürede tekrar beklenen/ taahhüt edilen düzeye çıkarmaması, acentelik sözleşmesi bakımından haklı fesih nedeni sayılmıştır. Sözleşmenin 29. maddesine göre, taraflardan her biri üç ay öncesinden noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü bir mektup ile fesih ihbar etmek kaydı ile sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Ancak acentenin yasal düzenlemelere uymaması veya sözleşme hükümleri ile acentelik verenin emir ve talimatlarına uymaması halinde veya başka bir haklı sebep bulunması halinde acentelik verenin üç aylık ihbar süresine uymadan sözleşmeyi derhal feshedebileceği kabul edilerek TTK'nın 122. maddesine paralel bir düzenleme yapılmıştır. Anılan hüküm kapsamında davalı tarafından gönderilen 16.11.2015 tarihli yazı ile, davacı acentenin son iki yıllık performansının dikkate alındığında, 2014 yılında 927.979 TL, 2015 yılının ilk on ayında 380.850 TL prim ürettiği, üretimin ağırlıklı olarak kaza branşında olduğu ve üretim hedeflerinden uzaklaşılarak teknik zarar kaydedildiği, bu nedenle risk seçimine dikkat edilmesi ve portföyün çeşitlendirilerek üretim hedefine ulaşılması istenmiştir.Davacının verilen üretim hedefine ulaşılmaması nedeniyle Beykoz ... Noterliğinin 02.11.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarı ile üç aylık süre verilerek 01.02.2017 tarihi itibariyle acentelik sözlemesi feshedilmiştir.Portföy tazminatı 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK'nın 122. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 6762 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde de, doktrinde çoğunlukla kabul edildiği gibi yerleşik yargı kararları ile uygulama alanı bulmaktaydı.Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı Yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda, davalının fesih ihtarının 2016 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde yeni kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağı  anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir. TTK 122/5 maddesi uyarınca; potföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır.Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir. (Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ) Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin her hangi bir şekilde sona ermesi durumunda talep edilebilecektir. Fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine göre, sözleşmenin davacının bir kusuru olmaksızın davalı tarafından sona erdirilmesi ve  diğer koşulların da bulunması kaydıyla denkleştirmeye ilişkin bu tazminat davacı tarafından talep edebilecektir. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2 Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.TMK'nın 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.Dosyada toplanan deliller, davacı ve davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler sonucu sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince, bilirkişi incelemesi yapılmış ve davacının eylemleri nedeniyle, sözleşmenin davalı tarafından haklı nedenle feshedildiği kabul edilmiştir. Bilirkişi raporu, hakimi bağlayıcı bir delil olmayıp, HMK'nın 282.maddesine göre hamim, bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirebilir. Bu nedenle bilirkişinin, fesih hususunda taraflardan birini haklı görmesinin hakim açısından bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır.Fesih nedeninin yerinde olup olmadığının belirlenmesi için tarafların ticari defter ve belgeleri üzerine mali inceleme yapılması zorunlu olduğundan, mahkemece bilirkişi incelemesi yapılması ve düzenlenen bilirkişi raporunun, diğer delilerle birlikte değerlendirilmesinde yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki sözleşmeye uygun şekilde verilen yetkisizlik kararı üzerine davaya bakmaya yetkili ve görevli olan mahkemece yapılan incelemede, bilirkişi kurulunca düzenlenen 02.05.2019 tarihli raporda, davacının yıl bazındaki üretimlerinin aynı ilde faaliyet gösteren diğer acentelerden düşük kaldığı, diğer şirketlerin üretimlerinin yıl bazında artmasına rağmen davacının  üretiminin düştüğü, 2015-2016 itibariyle %70 daha az prim üretimi gerçekleştiği, belirlenmiştir.Davacı vekili bu raporu üzerine davayı tam ıslah ederek, taraflar arasındaki 2011 yılında sözleşme düzenlendiğini, bu nedenle denkleştirme tazminatının 2011yılındaki sözleşmeye göre hesaplanması gerektiğini, müvekkilinin performansının düşmediğini, davalı şirketin üretimin %50'si olan trafik sigortalarında komisyonları ticari araçlar için %17 den %5'e otomobiller için %10'a düşürdüğünü ve trafik sigortası  üretiminin azaldığını, müvekkiline özel olarak 2016 yılında trafik sigorta komisyonlarını %17'den % 5-10'a düşürdüğünü, bu nedenle diğer acentelerden daha yüksek prim ile poliçe düzenlenmesi gerektiğini, komisyonun düşmesi ile bir kısım poliçelerin başka acentelere yönlendirildiğini, aynı dönemce davacının acenteliğini yaptığı diğer şirketlerin ise komisyon oranlarını düşürmediğini, bu nedenle kimsenin 5.5 kat düşük komisyonla iş yapamayacağını, 2014 yılında Hakkari İl Emniyet Müdürlüğü için yapılan büyük çaplı trafik sigortasının bir kısım primlerinin ödenmesinin gecikmesi üzerine, müvekkilinin ekranlarının kredi kartına kapatıldığını, sonraki yıllarda davalının olumsuz tutumu nedeniyle poliçe düzenlenmemesi nedeniyle bu kurumun poliçelerinin yapılamaması nedeniyle üretimin düştüğünü belirtmiştir.Taraflar arasındaki sözleşmede belirli bir prim komisyonu belirlenmemiştir.Davalı şirketin, aktüerya dengesine uygun şekilde prim tahsilatının sağlanması için acentelerini uyarması ve bu dengeyi tutturamayan acentelerle sözleşme ilişkisini sonlandırmaya ilişkin hükümleri, acentelik sözleşmesine koyması, sözleşme hükümlerinin serbestçe belirlenmesine ilişkin ilkelere uygundur. Bu nedenle, aktüerya dengesine olan etkisi nedeniyle zorunlu poliçelerinden daha çok ihtiyari poliçelerin yapılmasının istenmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmaktadır.Davacının ıslah dilekçesi ile istinafında sözü ettiği olaylara ilişkin olarak sözleşmenin devamı süresince gönderdiği bir uyarı veya ihtar bulunmamaktadır. Aksine, davacının durumunun ağırlaştırıldığı belirtilmesine karşın, 2014 yılı ile fesih arasında, davalının sözleşmeye uygun emir ve talimatlarına itiraz edilmemiş ve bu talimatların gereği de yerine getirilmemiştir. İlk derece mahkemesinin belirtiği üzere, davacı esasında davalının az komisyon vermesi nedeniyle, davacı ile olan sözleşmesi kapsamında poliçe düzenlememiş ve daha yüksek komisyon veren başka şirketler adına poliçe düzenlediği anlaşılmıştır.Davacının düzenlediği poliçeler nedeniyle, resmi kurum olsa da primin tahsil edilememesi veya geç tahsil edilmesi nedeniyle davalı şirketin bir takım tedbirler alarak bunu sözleşmeye göre davacıya bildirmesinde sözleşme ve yasaya aykırı bir yön bulunmaktadır. Kaldı ki davalının da bu dönemde alınan  tedbirlere bir itirazının bulunmadığı ve davalının talimatları doğrultusunda sözleşme ilişkisini devam ettirdiği anlaşılmaktadır.Davacının, sözleşme süresince üretiminin sürekli şekilde düştüğü  alınan bilirkişi raporu ile sabittir. Uyarılara rağmen bu durum düzeltilmemiş, aksine ıslah dilekçesinde davacının, diğer sigortacılardan daha az komisyon vermesi nedeniyle üretiminin düştüğü kabul edilmiştir. Davalının sözleşmeye aykırı bir davranışı  bulunduğu, sözleşmenin ifası sırasında gönderilen bir ihtar veya uyarı ile davacı tarafından kanıtlanmamış ve davacının talimatları benimsenmiştir. Sözleşmeye uygun talimatların kabul edilip, sözleşmenin uygulanması ve bu talimatların yerine getirilmemesi üzerine sözleşmenin davalı tarafından haklı nedenle feshi üzerine, davalının daha önce benimsenen eylemlerinin, sözleşmeye aykırı olduğunun ileri sürülmesi dürüstlük ilkesine aykırıdır.Davalının sözleşmeyi feshi haklı nedene dayalı olup, davacının sözleşmeye aykırı eylemleri nedeniyle feshedilen sözleşme nedeniyle denkleştirme tazminatı takdir edilmemesi yerindedir. Feshin haklı olması ve TBK'nın 58. maddesinde belirlenen manevi tazminat şartlarının oluştuğuna ilişkin bir kanıt da sunulmamıştır. Esasen sözleşmenin haklı nedenle feshedilmediği kabul edilse dahi, alınan bilirkişi raporuna göre, davacının üretiminin sürekle düşmesi nedeniyle davacının, temin ettiği ve davalının fesih sonrasında da yararlanacağı bir müşteri çevresinden söz edilemeyecektir.TTK'nın 122/1 maddesi ve Sigortacılık Kanunu 23/16 maddelerinde yer alan \"sigorta şirketinin acentenin portföyünden önemli menfaatler elde etmesi\" kriterinin yenilenen poliçelerin brüt prim tutarları ile sözleşme devam ediyor olsa idi davacıya tahakkuk edecek komisyon miktarı birlikte değerlendirildiğinde,ilk derece mahkemesinin karar ve gerekçesi yerinde olduğundan, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı  vekilinin istinaf başvurusunun  esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL maktu istinaf harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,5-Dosyanın, karar kesinleştiğinde, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair,HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.07.2025  tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ab6fcddd0f3733bb","SID":"455127fccc3bcc84"}}