{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/334 <br>KARAR NO:2025/1283<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:21/09/2021<br>NUMARASI:2018/541 Esas - 2021/661 Karar <br>DAVA:Tazminat  (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve karşı davanın reddine dair verilen karara karşı, her iki taraf vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 21.02.2013 başlangıç ve 21.02.2018 bitiş tarihli bayilik sözleşmesi ile 21.02.2013 tarihli ek protokol imzalandığı, ek protokolün 2. maddesi gereğince, davalının her ay minimum 15 ton ... almayı taahhüt ettiğini, aksi takdirde eksik alınan her ton için 100 USD cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının asgari alım taahhüdüne uymadığını, sözleşme süresi içinde eksik alınan ...'nin 239 Ton 800 Kg olduğu, eksik alınan ürün nedeniyle müvekkilinin ton başına 100 USD üzerinden 23.980 USD alacağı bulunduğunu ve alacağın dava tarihindeki karşılığının 128.772 TL olduğunu, bu cezai şarttan şimdilik 10.000,00  TL talep edildiğini, sözleşmenin uygulaması sırasında davalının müvekkili şirketten emanet olarak aldığı ve iade etmediği ... tüpleri bulunduğunu,  müvekkilinin tüpleri ... Şirketinden temin ettiğini bu kapsamda 2339 adet 2 Kg'lık, 640 adet 12 kg'lık, 4 adet 24 kg'lık tüpün iade edilmediğini, 2 kg tüp için 8 USD'den 18.172 USD, 12 kg tüp için 24 USD'den 15 360 USD ve 24 kg tüp için 30 USD'den 120 USD alacak  bulunduğunu, dava tarihi itibariyle toplam 183.610 TL olan bu alacaktan şimdilik 10.000 TL talep edildiğini, davalı şirketin sözleşmeyi ihlal etmesi nedeniyle sözleşmenin 23. maddesi ve 14/g maddesi uyarınca 235.929 TL kar mahrumiyeti ödemesi gerektiğini, anılan taleplerin Bakırköy ... Noterliğinin 04.10.2018 tarihli ihtarı ile davalıya bildirildiğini, ihtarın 05.11.2018 tarihinde tebliğ edildiğini ve alacağın ödenmediğini ileri sürerek, şimdilik 30.000 TL'nin ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 05.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.Davalı vekili, savunması ve karşı dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 21.02.2013 tarihli ve beş yıl süreli bayilik sözleşmenini ifa ettiğini ve sözleşmenin sona ermesinden on ay sonra haksız gerekçelerle dava açıldığını, müvekkilinin davacıya borçlu olmadığını, aksine davacının rekabete aykırı davranışları ve müvekkiline destek vermemesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ve depozito alacağı bulunduğunu, davcının gönderdiği ihtara 09.1.2018 tarihli ihtarla cevap verildiğini, davacının son dönemde müvekkiline yüksek fiyattan tüp verdiğini, müvekkiline destek olmadığı, rekabetin yoğun olduğu sektörde davalının, düşük fiyattan satış yapan rakipleri karşısında tüp satamaz hale getirildiğini ve davalı bu durumdan olumsuz etkilendiği, müşteri kaybına uğradığını, sözleşmeyi sona erdirmemek için son ana kadar sözleşme ile bağlı kalındığını, ancak zararın katlanarak artması nedeniyle sözleşmenin sona erdirildiğini, bayilik sözleşmesi süresince...'ın bu bölgedeki bayilerine satış rakamlarının sorulması gerektiğini, davacının ayrıca sözleşmenin son döneminde müvekkiline tüp dolumu yapmayarak zarara uğramasına neden olduğunu, davacının tüp bedellerine ilişkin talebinin haksız olduğunu, müvekkilinin davacıya borcu olmadığı gibi tüp depozito alacağı bulunduğunu, bayilik sözleşmesi sona erdiğinden davalının, davacının tüplerini bulundurmasının 5307 sayılı Yasa aykırı olacağından müvekkilince iadesi gereken tüp bulunmadığını, öncelikle tüplerin müvekkiline tesliminin usulüne uygun delillerle kanıtlanması gerektiğini, davalının abonelerden, piyasadan parasını ödeyerek aldığı tüplerle birlikte aldığı tüplerden çok fazlasını davacıya iade ettiğini, talep edilen tüp sayısına ilişkin bir delil sunulmadan soyut beyanlarla talepte bulunulduğunu, davacının sözleşme süresince  alımlara itiraz etmeyerek, müvekkilinin alımlarını kabul ettiğini, bayilik sözleşmesinin kararlaştırılan tarihte sona erdiğini ve sözleşme süresince bayinin alımlarına itirazda bulunulmaması nedeniyle kar mahrumiyeti talep edilemeyeceğini, sözleşmesinin 23. maddesinde, sözleşmenin ihlali üzerine ve davacının sözleşmeyi feshetmesi halinde kar mahrumiyeti talep edilebileceğinin düzenlendiğini, bu davada ise bayilik sözleşmesinin ihlalinin söz konusu olmadığını, sözleşmenin kararlaştırılan sürenin son bulmasıyla sona erdiğini, davacı tarafından yapılan feshin söz konusu olmadığını, davacının bu nedenle kar mahrumiyeti hakkı bulunmadığını, kar mahrumiyetinin nasıl hesaplandığının belli olmadığını ve sözleşmede bu yönde düzenleme bulunmadığından kar mahrumiyeti istenemeyeceğini savunarak, asıl davanın reddini istemiştir.Karşı davada ise, müvekkilinin, davacının fahiş fiyattan verdiği ve sonradan da vermediği tüplerden dolayı zarara uğradığını, dava dışı ...'ın bu bölgeye yaptığı satışların fiyat listesinin celbi sonrası karşı davalının defterlerinin incelenerek müvekkilinin uğradığı zararın hesaplanması gerektiğini, sözleşmenin 10.maddesi gereğince bayilik süresince karşı davalıdan alınan tüpler için depozito adı altında ödemeler yapıldığını, alınan tüplerin de fazlasıyla iade edildiğini, karşı davalının ise müvekkilinin iade ettiği tüplerin depozito bedelini ödemediğini, fazladan iade edilen tüplerin de rayiç bedellerinin ödenmediğini, 2 kg, 12 kg, 24 kg, ve 45 kg tüplerin imalat bedelinin karşı davalının kayıtlarında belli olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin uğradığı zararların tespiti ile şimdilik 5.000 TL'nin sözleşmenin sona erdiği tarih olan 21.02.2018 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Mahkememizce yapılan tüm yargılamalar neticesinde, taraf iddiası,  alınan bilirkişi raporları  ve tüm dosya içeriğine göre; davacı ile davalı arasında 21/02/2013 başlangıç tarihli 21/02/2018 bitiş tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığı anlaşılmıştır. Asıl dava yönüyle davacı-karşı davalı şirketin iade edilmeyen tüplere ilişkin üretim maliyetlerinin hesaplanarak taraflarına ödenmesi yönündeki taleplerinin davaya konu 2013-2018 dönemlerinde yürürlükte olan bayilik sözleşmesi kapsamındaki ticari defter incelemeleri neticesinde davacı şirket kayıtlarında iadeye ilişkin kayıt olmadığı tespit edilmiş olsa da davalı tarafça 16.07.2019 tarihinde sunulan irsaliyeli fatura kayıtlarına göre toplam 300 adet tüp depozito olarak teslim edildiği aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı ve söz konusu belge bilgilere karşı da herhangi bir açık itirazının da olmadığı, taraflara ait 2007-2012 yıllarına ait kayıtların davaya konu 2013-2018 dönemi yeni bayilik sözleşmesi kapsamındaki kayıtlarla beraberde değerlendirilemeyeceği  anlaşıldığından davacının tüp maliyet bedellerini talep etme hakkının olmadığı değerlendirilmiştir.Gene taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi 5 yıllık süre bitimi ile kendiliğinden sona ermesi nedeniyle kar mahrumiyetinin talep edemeyeceği de tespit edilmiştir. Kar mahrumiyeti  talep edilebilmesi için  davalı bayinin borca aykırı davranması ve bu borca  aykırı davranış nedeniyle davacı dağıtıcının  sözleşmeyi feshetmesi ya da davalının haklı sebep olmadan sözleşmeyi feshetmiş olması gerekmektedir. Kar mahrumiyeti, bir tarafın kusuruna bağlı olarak sözleşmenin devam ettirilememesi nedeniyle elde edilemeyen net gelirdir.Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 23. Maddesinde sözleşmenin ihlali neticesinde anlaşma feshedildiğinde mahrum kalınan karın, maruz kalınan zararın istenebileceğinin kararlaştırıldığı ancak sözleşmenin 28.02.2018 tarihinde kendiliğinden süre bitimi yenilenmediğinden sona erdiğinden kar mahrumiyeti şartları da oluşmamıştır.Bayiinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi davacı şirketin, taahhütname uyarınca cezai şart talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce cezai şart ile ilgili çekince bildirmesi gerekir. Çekince için ise bir şekil şartı bulunmayıp davacı şirket taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir şerh ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince konulduktan sonra tedarikçi davacı şirket, mal vermeye devam etse bile önceki yıla ilişkin cezai şart alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir ve sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir.Sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda cezai şart istenmeyeceğine dair haklı bir güven oluşmuş ise, oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait kâr kaybının talep edilemeyeceğinin kabulü gerekir.Eksik alım nedeniyle sözleşme süresi boyunca davacı akaryakıt şirketinin davalı bayi şirkete herhangi bir ihtarı, itirazi kayıtla ürün vermesi söz konusu olmadığından sözleşme bitimi sonrası davacı şirketin cezai şart talebinde bulunması çelişkili davranış yasağına aykırı olacağından cezai şart koşullarının oluşmayacağı kanaatiyle asıl davanın tümden reddi gerekmiştir.Karşı dava yönüyle; davacı-karşı davalı şirketin tüpleri rakip firmalara göre daha düşük fiyattan davalı- karşı davacı bayiye verdiği, bayinin zararına olabilecek fiyat farkının oluşmadığı bilirkişi raporları ile tespit edilmiştir.Taraflar arasındaki ticari ilişkinin sözleşme süresi boyunca devam ettirildiği ve davalı-karşı davacı şirketin piyasadaki ... ve tüp satış fiyatlarını bilebilecek konumda olduğu, basiretli bir tacir olarak bu durumu öngörebileceği, sözleşme süresi boyunca bayi satış fiyatlarına ilişkin açık itirazının da bulunmadığı, bayilik sözleşmesi ek protokolünde alım taahhüdü uyarınca her ay ton başına 200 TL+kdv  bayinin rekabet desteği alacağı, bayinin aylık ortalama satışı 15 tonu geçtiğinde bayinin 2 kg ve 12 kg lik satışının tümüne 250 TL+ kdv destek primi verileceği, 150.000 TL lik gaz kredisi verileceği, reklam tanıtım katılımı desteği verileceğine dair çeşitli teşvik ve desteklerin kararlaştırıldığı, TTK'nun 18/2. Maddesinde yer alan, \" Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir\" hükmü uyarınca maddi zarar taleplerinin reddi gerekmiştir.Gene davalı-karşı davacının fazladan iade edilen tüplerin bedellerinin tahsiline ilişkin taleplerinin de dosya kapsamında incelenen irsaliyeli faturalar kapsamında bayilik sözleşme dönemi kapsamında fazladan iade edilmiş tüplerin olduğu ispat edilemediği...\" gerekçesiyle, asıl ve karşı davaların reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı- karşı davalı vekili, asıl davaya ilişkin istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 2013-2018 arası tüp bedelleri yönünden yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, müvekkilince davalıya teslim edilen tüplerin irsaliyelerinin 11.07.2019 tarihinde ön büro aracılığı ile mahkemeye sunulduğunu, buna rağmen bilirkişinin, evrakların dosyada olmadığını söyleyerek evrakları incelemediğini, bunun üzerine tüplerin davalıya teslimine dair 40 sayfadan ibaret belgenin 09.02.2021 tarihli oturumda tekrar dosyaya fiziki olarak sunulduğunu, 09.02.2021 tarihli oturumda sunulan irsaliyelerin değerlendirilmesi için yeni bir bilirkişiden rapor alınmasının istendiğini, mahkemece aynı bilirkişiden ek rapor alındığını, sunulan belgelerin mahkeme ve bilirkişi tarafından doğru değerlendirilmediğini, mahkemenin davalının 16.7.2019 tarihinde sunduğu irsaliyeli faturaların değerlendirilerek tüp bedeli alacağı bulunmadığının kabul edildiğini, oysa sunulan evraklar içinde  müvekkilince teslim edilen 300 adet tüpün iade edildiğine dair bir evrak bulunmadığını,müvekkilinin tüp alacağı bulunduğunu başından itibaren ileri sürdüğünü, raporlara itiraz edildiğini, tüp bedeli alacağının olduğunun sürekli vurgulandığını, davalının sunduğu faturaların müvekkiline tebliğ edilmemesi nedeniyle itiraz edilemediğini, bu nedenle gerekçeli kararda “açıkça itiraz yapılmadığı” vurgusunun hukuka uygun olmadığını,Müvekkilince 11.7.2019 tarihinde ve yeniden 09.02.2021 tarihli duruşma sırasında sunduğu irsaliyeli faturalardan 3 tanesinin, davalıya teslim edilen 300 adet tüpün, davalı tarafından iade edilmediğini, bilirkişinin ise bu detayı incelemediğini, mahkemece 10.12.2015 düzenleme tarihli 100 adet 2 kg.lık tüp, 23.12.2015 düzenleme tarihli 100 adet 2 kg.lık tüp ve 21.1.2016 düzenleme tarihli100 adet 2 kg.lık tüpe ilişkin faturanın incelenmediğini, bu üç adet faturanın istinaf aşamasında yeniden sunulduğunu, müvekkiline 300 adet tüp iade edilmesine rağmen bunlara ilişkin depozito davasının reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, 2007-2012 tarihleri arasındaki tüp bedeli talebi yönünden müvekkilin davalıya 2013 yılından önce teslim edilen tüp bedellerinin de hesaplanarak davaya dahil edilmesi talebinin önceki sözleşme ile birlikte değerlendirilmesi mümkün olmadığından bahisle reddedildiğini, oysa süreklilik içeren ve yenilenen sözleşmede daha önceden davalıya deposito olarak verilen tüplerin iadesinin istenemeyeceğini, 21.2.2013 başlangıç ve 21.12.2018 bitiş tarihli bayilik sözleşmesinden bahsedilmesine rağmen dava dilekçesi 6. maddede, davalının sözleşmeye aykırı davranmasından kaynaklı olarak, müvekkiline iade edilmeyen tüplerle ilgili talepte bulunduğunu, talepte özellikle 2013-2018 arası tüp bedelinin istenmediğini, genel olarak tüp bedeli alacağından bahsedilmesi nedeniyle 2007-2012 arasında iade edilmeyen tüplerle ilgili hesaplama yapılarak karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin beş yılık sözleşme için emanet tüp verdiğini, süresi biten sözleşmenin yenilenmesi sırasında verilen tüplerin müvekkiline iade edilmediğini ve edilmesinin de beklenemeyeceğini, dava dilekçesinde 2013 ila 2018 arası olan bayilik sözleşmesi sunulmasına rağmen genel anlamda tüp alacağının istenmesi nedeniyle, 2012 öncesi döneme ilişkin tüp alacağının da belirlenmesi gerekmektedir.Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.Davalı- karşı davacı  vekili, karşı davaya ilişkin istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı/ karşı davalının cezai şart ve kar mahrumiyeti taleplerinin mahkemece reddedildiğini ve bu taleplere ilişkin ret kararının istinaf edilmediğini, davanın bu talepler yönünden kesinleştiğini, mahkemenin bu isteklere yönelik red kararının yerinde olduğunu, davacının tüp bedeline ilişkin talebinin yerinde olmaması nedeniyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin karşı davasının reddine ilişkin kararın ise hatalı olması nedeniyle kaldırılması gerektiğini,Müvekkilinin karşı tarafa borcu olmadığı gibi depozito alacağı bulunduğunu, iddia edilen miktarda tüpün müvekkilinde olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, sözleşme sona erdiğinden müvekkilinin 5307 sayılı Yasaya göre davacının tüplerini elinde bulunduramayacağını; müvekkilinin karşı tarafa iade ettiği tüplerin bedelini alamadığını, müvekkilinin aldığı tüplerin bedelini depozito bedelini davacıya ödediğini, müvekkilinin  2013-2018 arası dönem için belgeleri 16.07.2019 tarihli dilekçe ile sunmasına rağmen belgelerin mahkeme ve bilirkişilerce dikkate alınmadığını,Yargıtay karlarında da depozito bedelinin iadesi gerektiğinin kabul edildiğini, 2007 ile yeni sözleşmenin imzalandığı 21.02.2013 arasındaki tüplere ilişkin davacı istinaf ve talebinin yersiz olduğunu, bu tüplerin dava ile ilgisinin bulunmadığını, dava dilekçesinde açıkça 2013 başlangıç 2018 bitiş tarihli bayilik sözleşmesine dayanıldığını, önceki döneme ilişkin bir ticari ilişkiden söz edilmediğini, dilekçelerin teatisi aşamasında söz edilmeyen bir talebin sonradan davaya dahil edilmeye çalışıldığını, davanın genişletilmesine muvafakatlerinin bulunmadığını,  davacının müvekkiline yüksek fiyattan mal satması nedeniyle zarar uğradıklarını ve buna ilişkin talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin haksız rekabet nedeniyle zarar ettiğini, yüksek fiyatla müvekkiline dolu tüp satıldığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve karşı davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Asıl dava, taraflar arasında düzenlenen 21.02.2013 başlangıç tarihli, bayilik sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle, iade edilmeyen tüp bedelleri, sözleşmenin ifası sırasında eksik alınan tüpler nedeniyle davacının uğradığı kar kaybı ve asgari alım taahhüdüne uyulmaması nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir. Karşı dava ise, sözleşmenin devam sırasında, karşı davacı bayiye diğer bayilerden daha yüksek bedelle tüp satılması nedeniyle uygulanan haksız rekabet sonucu oluşan zarar ve fazladan iade edilen tüplerin depozito bedelinin tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve karşı davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, asıl davada davacı vekilince iade edilmeyen tüplerin imalat bedeli yönünden, karşı davacı vekilince, karşı davanın tamamı yönünden yasal süresi içinde istinaf edilmiştir.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 28.03.2007 tarihinde düzenlenen bir bayilik sözleşmesi bulunmaktadır. Bu bayilik sözleşmesi 5 yıllık süreyi doldurmakla sona erdiği ve tarafların yeniden bir araya gelerek dava konusu edilen 21.02.2013 tarihli 5 yıl geçerli sözleşmeyi imzaladıkları anlaşılmıştır. Bu sözleşmenin 26.maddesinde sözleşmenin 21.02.2018 tarihine kadar geçerli olacağı kararlaştırılmıştır. Tarafların sözleşmeyi ifa ederek, sözleşmenin sonunda da anılan madde uyarınca sözleşmenin yenilenmeyerek ortadan kaldırıldığı açıktır. Davacı, dava dilekçesinde talebini 21.02.2013 başlangıç tarihli sözleşme ve aynı tarihli ek protokole dayandırmıştır. Dava dilekçesinde bu sözleşmeden önceki herhangi bir sözleşmeye ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır. Davanın miktarı itibariyle basit usule tabi olan davada, davacı vekili iddiasını 21.02.2013 tarihli sözleşmeye dayandırmıştır.  HMK'nın 318. Maddesine göre, basit usule tabi davalarda, taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. HMK'nın 319. maddesinde ise iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı, \"İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla;savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar.\" şeklinde düzenlenmiştir. Diğer yandan davacı tarafından sunulan ve cevaba cevap dilekçesi olarak adlandırılan 21.05.2019 tarihli dilekçede de 2007 yılındaki sözleşmeye ilişkin bir açıklama bulunmadığı gibi 11.07.2019 tarihli dilekçe ekinde sunulan faturalarda 2007 yılına ilişkin kayıtlar sunulmuştur.Öncelikle asıl davada mahkemece davacının, sözleşme süresince davalının  asgari alım taahhüdüne uymaması nedeniyle uğradığını iddia ettiği cezai şart tutarı ile sözleşmenin 23.maddesi gereğince, sözleşmenin ihlali ve eksik mal alımı nedeniyle uğranılan kâr mahrumiyeti taleplerinin reddine karar verilmiştir. Asıl davada davacı vekili reddedilen bu iki istek kalemi yönünden istinaf başvurusunda bulunmamıştır. Bu talepler yönünden Dairemizce HMK'nın 355.maddesi kapsamında incelenmesi gereken kamu düzenine ilişkin bir neden de bulunmadığından, asıl davada davacının kâr mahrumiyeti ve cezai şart talebi yönünden Dairemizce bir inceleme yapılmamıştır.İstinaf incelemesi asıl davadaki talep bakımından, bayilik sözleşmesi kapsamında davacı tarafından, davalı bayiye teslim edilen tüplerin iade edilip edilmediği, edilmemiş ise imalat bedelinin tahsilinin gerekip gerekmediğidir. Karşı davada ise sözleşmenin ifası sırasında, bayilik veren şirketin, karşı davacı bayiye diğer bayilerden daha yüksek bedelle ürün satarak bir zarar oluşmasına neden olup olmadığı ve fazladan iade edilen tüp nedeniyle depozito alacağı bulunup bulunmadığı noktasındadır.Karşı davadaki akde aykırılık nedeniyle tazminat talebi yönünden yapılan incelemede, tarafların 21.02.2013 tarihinde düzenlenen sözleşmeyi çekincesiz şekilde ifa ederek bu sözleşmeyi 21.02.2018 tarihinde sona erdirdikleri anlaşılmaktadır.Sözleşmenin ifası sırasında karşı davacı tacir, karşı davalı tarafından satılan tüplerin fiyatına ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürmemiştir. Sözleşmede tüplerin fiyatı belirlenmemiş, bedel piyasa koşullarına bırakılmıştır. Piyasadaki çeşitli maliyetlerden kaynaklı olarak satış fiyatında farklılık olabileceği de dikkate alınarak taraflar arasındaki sözleşmede satılan tüplerin bedeli belirlenerek sözleşme ifa edilmiştir. Karşı davacı tacir piyasadaki fiyatları araştırarak, sözleşmeye aykırılık bulunduğunu saptaması halinde bu durumu bayilik verene bildirmelidir. Aksi halde tarafların karşılıklı iradeleri ile belirlenen bedel üzerinden ifa edilen sözleşmenin süresi dolmakla, sona ermesinden sonra, sözleşme döneminde satım bedelinin fazla belirlendiği ileri sürülerek talepte bulunulması dürüstlük kuralına aykırıdır. Bu nedenle karşı davacının bu talebinin reddine karar verilmesi yerindedir. Asıl davada, iade edilmeyen tüp imalat bedeli ile karşı davadaki depozito bedeli yönünden yapılan incelemede; davacı tarafından, davalı bayiye teslim edilen tüplerin, davalı tarafından iade edilmemesi halinde bu tüplerin imalat bedelinin davacıya ödenmesi gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere dava dilekçesindeki açıklamalardan 2013 yılından önceki sözleşme dönemine ilişkin bir talep bulunmamaktadır. Talep 2013 yılında imzalanan sözleşmeden kaynaklanmıştır.Dava dilekçesinde açıkça yazılan bu hususun, 2013 yılında imzalanan sözleşmenin önceki sözleşmenin devamı olduğu şeklinde yorumlanarak talebin açılması mümkün olmadığından, mahkemece dava konusunun isabetli şekilde 2013 yılında imzalanan sözleşme olduğu belirlenmiştir. Bu sözleşme kapsamında teslim edilen 300 adet tüpün, davacı kayıtlarına göre iade edilmediği bilirkişi raporuyla tespit edilmiştir. Bizzat davacı defterinde bundan fazla bir tüp yönünden imalat bedeli alacağı bulunmadığı tespit edilmiştir. Ancak mahkemece de belirtildiği üzere davalı vekilinin 16.07.2019dilekçe ekinde sunduğu irsaliye ve belgelerde davacı tarafından teslim edilen bu tüplerin davalıya iade edildiği anlaşıldığından, mahkemece davacı talebinin reddine karar verilesi yerindedir. Karşı davadaki depozito iadesi talebi yönünden yapılan incelemede ise, sözleşme kapsamında karşı davalı tarafından, karşı davacı bayiye verilen tüplerin iade edildiği ve karşı davacının bunlar dışında fazladan tüp iade ettiğini veya sözleşmede bulunan depozitoyu ödediğini kanıtlamadığı görülmüştür. Sözleşmenin 10. maddesinde depozito ödeneceği belirtilmesine karşın, karşı davacının bu depozito bedelini ödediğine ilişkin dosya kapsamında bir kanıt bulunmadığından ilk derece mahkemesince karşı davadaki depozito talebinin reddine karar verilmesine usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, asıl ve karşı davada taraf vekillerinin tüm istinaf başvuru nedenlerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, asıl ve karşı davada davacılar vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, asıl ve karşı davada davacıların vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, asıl ve karşı davada davacıların vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,2-Asıl davada davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının asıl davada davacıdan tahsiline,3-Karşı davada davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının karşı davada davacıdan tahsiline,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin  üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.07.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d95020dc8b911c86","SID":"936e7a7d87e75d40"}}