{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: .....-.....<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: .....<br>KARAR NO\t: .....<br>KARAR TARİHİ\t: 08/07/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t              : .....  (...)<br>ÜYE\t\t              : .....  (...)<br>ÜYE\t\t              : .....  (...)<br>KATİP\t              : .....  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 28/11/2024<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar <br>DAVACI \t: ........  <br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVALILAR\t: 1- ........  <br>VEKİLİ\t:Av.....<br> \t\t  2- ........ <br>VEKİLİ\t:Av.....<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 08/07/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 08/07/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  06/06/2022 tarihinde; davalı ........'in, ........ plaka sayılı aracıyla ........ Sokakta seyir halindeyken,  ........ sokak kavşağına geldiği esnada aracının sağ yan kısımları ile ........ Sokaktan doğru istikamete seyir halinde olan davacı sürücü ........ idaresindeki ........ plakalı motosikletinin ön kısımlarının çarpışması sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, kaza sonucunda davacının yaralandığını ve motosikletinin kullanılamaz hale geldiğini, maliki ve sürücüsü ........ olan ........ plaka sayılı araç, diğer davalı ........ A.Ş. tarafından ........ poliçe numarasıyla sigortalandığını,  dava konusu kazadan sonra meydana gelen yaralanmadan dolayı Konya Cumhuriyet Savcılığı tarafından ........ soruşturma dosyasının açıldığını, kaza sonrası trafik ekipleri kaza mahalline gelerek ilgili tutanakları tanzim edildiğini, ........ plaka sayılı araç sürücüsü ........ KTK'nın 57/1-c maddesi gereğince kavşak kollarının trafik yoğunluğu bakımından farklı oldukları işaretlerle belirlenmemiş kavşaklarda; soldaki aracın sağdan gelen araca geçiş hakkını vermemesi sebebiyle kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunu, davacının kaza sonrasında yaralanması sebebiyle SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri yaptığını, tedavi gördüğü sürece de çalışamadığını belirterek öncelikle alacağın karşılıksız kalmaması için davalılar adına kayıtlı araç ve taşınmazların üzerine ihtiyati tedbir / ihtiyati haciz konulmasını, trafik kazasında yaralanan davacının bedensel zararlarının tespiti ile şimdilik 500 TL maddi tazminatın, S.G.K. tarafından karşılanmayan hem faturalı hem de belgeye bağlanılmayan kaçınılmaz sağlık giderleri ile tedavi sırasında ve sonrasında yapılması dolaylı harcamalar (yol gideri, refakatçi vs.) 100 TL, %100 malul sayılıp çalışamayacağı için geçici iş göremezlik döneminin tespiti ile bu dönemde uğradığı kazanç kaybı için şimdilik 100 TL, geçici iş göremezlik dönemi içerisinde başkalarının yardımına muhtaç olduğu için, bakıcılık ücreti için şimdilik 100 TL,   sürücü yönünden olay tarihinden, sigorta şirketi yönünden temerrüt  tarihlerinden işletilecek yasal faizi ile birlikte (sigorta şirketleri açısından poliçe limitleri ve sorumlulukları dahilinde) müştereken ve müteselsilen tahsiline, 100.000 TL manevi tazminatın davalı ........ tarafından  kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı sigorta şirketi cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından dava şartı olan sigorta şirketine başvurunun eksik evrakla yapıldığını, davalı sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmamasının sebebinin eksik evrakla başvuru yapıldığını, davacının maluliyet oranının Adli Tıp Kurumu marifeti ile tespit edilmesi gerektiğini, her halükarda tazminat tutarının TRH 2010 tablosu ve %1,8 Teknik Faiz esas alınarak hesaplanması gerektiğini, davacının güncel SGK hizmet dökümünün dosyaya sunulmasına ve geçici iş göremezlik süresi boyunca maaş almaya devam ettiğinin tespit edilmesi durumunda geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddi gerektiğini, her halükarda geçici iş göremezlik ve geçici bakıca gideri tazminatı trafik poliçesi teminatı kapsamında olmadığından davacının taleplerinin reddi gerektiğini, sağlık giderlerinin SGK'nın sorumluluğunda bulunduğunu, geçici iş göremezlik, geçici bakıcı gideri bakımından vaki prim devirleri sebebiyle sorumluluğu kapsamında bulunmadığını, sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu yönündeki iddiaları kabul etmediklerini, uyuşmazlığa konu kazada davacının müterafik kusuru bulunması sebebiyle tazminat indirimi yapılmasını talep ettiklerini, soruşturma ve kovuşturma dosyasının celp edilerek uzlaşma sağlanıp sağlanmadığının tespiti talep ettiklerini, davacının faize ilişkin talebinin reddine karar verilmesini belirterek, öncelikle davanın usulden reddine, bu mümkün olmaz ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ........ cevap dilekçesinde özetle; davalı müvekkilinin tam kusurlu olduğu yönündeki iddiaları kabul etmediklerini, kusur hususunda mahkemece elverişli bilirkişi raporu alınması gerektiğini, davacının kazanın oluşumunda ve oluşan zararın ağırlaşmasına yönelik müterafık kusurunun bulunduğunu, davacının motosiklet kullanması için ehliyetinin bulunmadığını, davacının koruyucu ekipman kullanmadığını, davacının talep ettiği manevi tazminat talebinin kabulünün mümkün olmadığını, davalının şu anda işsiz olduğunu ve kabul anlamına gelmemek üzere takdir edilecek yüksek tazminat miktarını ödeyemeyeceğini, davacının taleplerini kabul etmediklerini belirterek davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Tüm dosya kapsamı üzerinden yapılan değerlendirmede; 06/06/2022 tarihinde, ........ plaka sayılı araç ile ........ plakalı motosiklet arasında meydana gelen trafik kazsı nedeniyle davacının maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu,  Karayolları Fen Heyeti'nin 14/01/2024 tarihli raporunda sonuç olarak; otomobil sürücüsü ........'in %80 oranında, motosiklet sürücüsü ........'in ise %20 oranında kusurlu olduğunun,03/05/2024 tarihli maluliyete ilişkin ek raporda sonuç olarak; Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik Hükümlerine göre; sürekli iş göremezlik oranının %13 olduğu ve kalıcı olduğu, kök rapor ile bu orandaki farklılığın yönetmelik farklılığından kaynaklandığı, iyileşme süresinin 6 ayı bulacağı bu süre zarfının iş göremezlik süresi olarak  değerlendirileceği, bu sürenin 2 ayı bir başkasının bakımına muhtaç olacağı, fatura edilmeyen tedavi giderlerinden kaynaklı 12.000 TL masraf yapıldığının belirtiliği anlaşılmakla aktüerya raporu ve bedel artırım dilekçesi dikkate alınarak, davacının maddi tazminat davasının kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>Davacının manevi tazminat talepleri yönünden yapılan incelemede ise ; kazanın meydana geldiği tarih, tarafların kusur durumu, davacının yaralanmasının derecesi, kalıcı maluliyet durumunun bulunması ve oranı, paranın alım gücü, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ve istenilen manevi tazminatın miktarı ile manevi tazminatın amacı göz önünde bulundurularak, davacının manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile; <br>Davacının maddi tazminat davasının KABULÜ ile Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı 683.774,80 TL geçici iş göremezlik sürecindeki uğradığı maddi zararı için 2.135,82 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 9.414,72 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 9.600,00 TL olmak üzere toplam 704.925,34 TL maddi tazminatın, davalı sigorta şirketi açısından 27/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren  (sigorta limitiyle sınırlı olmak kaydıyla) davalı ........'den 06/06/2022 kaza tarihinden itibaren müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,<br>Davacının manevi tazminat davasının KABULÜ ile 100.000,00 TL'nin davalı ........'den 06/06/2022 kaza tarihinden itibaren tahsili ile davacıya verilmesine\" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle;  06/06/2022 tarihinde,  davalı sürücü ........ idaresinde olan ........ Plakalı aracıyla ........ Sokakta seyir halindeyken, ........ sokak kavşağına geldiği esnada aracının sağ yan kısımları ile ........ sokaktan doğru istikamete seyir halinde olan müvekkil sürücü ........ idaresindeki ........ plakalı çekme belgeli motosikletinin ön kısımlarının çarpışması sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası meydana  geldiğini, müvekkile %20 oranında kusur atfedilmesini kabul etmediklerini, davalı sürücünün kazaya sebebiyet vermiş olup %100 kusurlu olduğunu, yeterli inceleme yapılmadığını, müvekkilin kaza sebebiyle oluşan maluliyetin kararda esas alınan %13 oranından daha yüksek olduğunu, hükme esas alınan 30/09/2024 tarihli hesap raporundaki rakamların eksik ve düşük hesaplanmış olup müvekkilin bu kaza sebebiyle uğramış olduğu zararların daha yüksek olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının lehlerine olan kısımlar hariç istinaf nedenleri doğrultusunda kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini veya istinaf nedenleri doğrultusunda kararın kaldırılarak mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı ........ A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; hükümde sigorta şirketinin limit dahilinde sorumlu olduğu tutar olan 500.000 TL kararda ayrıntılı olarak belirtilmediği, faiz hesabı ve vekalet ücreti hesabının hatalı yapıldığını, alacaklı davalı vekilinin de 704.925,34 TL asıl alacak üzerinden takibe geçtiğini, sürekli iş göremezlik, geçici bakıcı ve tedavi gideri tek teminat limiti olan sürekli sakatlık teminat limiti kapsamına girdiğini, adil ve güvenilir bir yargılama için, maluliyet oranının usulüne uygun şekilde belirlenmesinin gerektiğini, bilirkişi raporunda pasif dönem hesabında net asgari ücrete agi dahil edilmesinin hatalı olduğunu, itirazlarının baki kalması kaydıyla her halükarda tazminat tutarının TRH 2010 tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplanmasının gerektiğini, davacının güncel SGK hizmet dökümünün dosyaya sunulmasına ve geçici iş göremezlik süresi boyunca maaş almaya devam ettiğinin tespit edilmesi durumunda geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddinin gerektiğini, davacı tarafından talep edilen tedavi giderleri belgesiz olup ilgili Yargıtay Kararları uyarınca tedavi giderine ilişkin taleplerin reddinin gerektiğini, dava konusu kaza nedeniyle davacının yaralandığı bölgeler dikkate alındığından kaza esnasında koruyucu tertibat , kask, koruyucu mont, dizlik vb. Kullanmadığı , koruyucu tertibat kullanması halinde bahsi geçen yaralanmaların meydana gelmeyeceği ve koruyucu tertibat kullanmaması ile maluliyetin meydana gelmesi arasında nedensellik bağının bulunduğu ve davacının kendi kusurlu eylemi zararını arttığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık olduğunu, müvekkil şirketin dolaylı gider taleplerini karşılama sorumluluğunun bulunmadığını, tüm bu nedenlerle hatalı ve yasal mevzuata aykırı değerlendirmeler içeren Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/11/2024 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamının yapılacak istinaf incelemesi ile kaldırılarak bozulmasını, usulü kazanılmış haklar dikkate alınarak tazminat hesaplaması için yeni rapor alınmasını talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı ........ vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davacı, 06.06.2022 tarihinde davalı müvekkil sevk ve idaresindeki ........ plakalı araç ile davacı ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı çekme belgeli araç arasında yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen trafik kazası sonucunda yerel mahkemece verilen kararın, kusur oranları ve maddi ve manevi tazminat yönleri ile usul, yasa ve hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkemece hükme esas alınan kusur oranı ve bilirkişi raporunun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davaya konu kaza sonucunda davacının ağır ve müterafik kusuru neticesinde bir maluliyet oluştuğunu, davacının kusuru sebebiyle uğradığı maluliyet durumun karşısında müvekkilin herhangi bir kusuru bulunmadığından aldırılacak yeni bilirkişi raporunun müterafik kusura ilişkin değerlendirmeye mutlaka yer vermesinin gerektiğini, müvekkilin ailesinin ihtiyaçlarını karşılarken bile zorlanan, yaşanan ekonomik krizi yoğun şekilde hisseden birisi olduğunu, somut olayda müvekkilin ekonomik durumunun zayıf oluşu, kazanın oluş şekli, yaralananın müterafik kusuru birlikte değerlendirildiğinde yasa ve hakkaniyete aykırı ilk derece mahkemesi kararının manevi tazminat yönüyle de kaldırılmasının hukuka uygun olacağını, tüm bu nedenlerle usul ve esas yönünden hakkaniyete aykırı olan Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı kararının istinaf sebepleri doğrultusunda kaldırılmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava trafik kazası nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup mahkemece verilen karar  davacı, davalı Sigorta ve davalı ........ tarafından istinaf edilmiştir.<br>-Kamu düzeni ve davalı sigortanın istinafı yönünden yapılan incelemede;<br>   Medeni yargılama hukukuna hakim olan ilkelerin bir bölümü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) açık olarak düzenlenmiş ve 24. maddesinde \"tasarruf ilkesi\"ne, 25. maddesinde \"taraflarca getirilme ilkesi\"ne, 26. maddesinde ise \"taleple bağlılık ilkesi\"ne yer verilmiştir.<br> Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve onun önünde görüldüğü anda da  devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. Taraflar uyuşmazlığı başlatmak, uyuşmazlık konusunu belirlemek ve uyuşmazlığı sürdürmek veya sona erdirmek hakkına sahiptirler (Pekcanıtez/Atalay/Özekes.: Medeni Usul Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C.I, s. 783). HMK'nın 24. maddesinde düzenlenen \"tasarruf ilkesi\" kapsamında; dava açma konusundaki inisiyatif davacıya ait olduğu gibi  taraflar dava üzerinde tümüyle tasarruf edebilme,  dava konusunu (müddeabihi) belirleme, dilekçeler vermek suretiyle davaya etki etme ve mahkemenin karar vermesine gerek kalmadan davayı sona erdiren işlemleri yapabilme yetkisine sahiplerdir. Tasarruf ilkesi nedeniyle hiç kimse, kanunda açıkça belirtilmedikçe, kendi lehine olan bir davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz (HMK m. 24/2).<br>  Tasarruf ilkesi gereğince davacının davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerektiği gibi HMK'nın \"dava dilekçesinin içeriği\" ile ilgili düzenleme içeren 119/1-d maddesi uyarınca da \"dava konusu\"nun dava dilekçesinde gösterilmesi gerekmektedir. Aynı maddenin (e) bendinde \"davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri\", (g) bendinde  \"dayanılan hukuki sebepler\" ve (ğ) bendinde ise \"açık bir şekilde talep sonucu\" dava dilekçesinde yer alması gereken diğer unsurlar arasında sayılmıştır. <br>Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi gerekir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (HMK. m.194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır.  Dayanılan vakıalara uygulanacak hukuki sebeplerde dava dilekçesinin zorunlu olmayan unsurları arasında sayılmıştır. Türk hukukunu resen uygulamakla görevli olan hâkim (HMK. m. 33) için gösterilen hukuki sebepler bağlayıcı değilse de vakıalara uygun hukuki nitelendirmenin doğru yapılmasının uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştıracağı açıktır. Talep sonucu kısmında ise talebin ne olduğu açık bir şekilde belirtilmelidir. Çünkü, taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim talep sonucuyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu ilke uyarınca davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK. m. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir.<br>\t6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119’uncu maddesinde dava dilekçesinin içeriği belirtilmiştir. Buna göre “açık bir şekilde talep sonucu”nun dava dilekçesinde gösterilmesi gereklidir. <br>Talep sonucu çok açık bir şekilde yazılmalıdır (m. 179/3). Talep sonucu çok açık olmalı ki, mahkeme, davayı kabul edince, talep sonucunu aynen hüküm fıkrası olarak (m. 388/6) kararına alabilsin. Esasen, mahkeme davacının talep ettiğinden fazlasına hüküm veremez (m.74). Bu nedenle davacı, nelerin hüküm altına alınmasını (davalının neye mahkûm edilmesini) istediğini, açık ve noksansız bir şekilde dava dilekçesinin talep sonucu (neticeî talep) bölümünde bildirmelidir (Kuru, B.:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:2, 2001, s.1607 vd). <br>\tAçıklandığı üzere, HMK’nın 119/1-ğ maddesine göre, dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı, neye karar verilmesini istiyorsa onu açık bir şekilde yazar. Mahkemece davanın kabulü halinde talep sonucunu aynen hüküm fıkrası olarak kararına alabilmesi bakımından, talep sonucunun çok açık bir şekilde yazılması gereklidir. <br>       \tTalep sonucunun açık olmaması durumunda, HMK’nın 31. maddesine göre mahkemece, davacıya talep sonucunun açıklattırılması gerekir. Söz konusu maddede, “Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişki gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir” denilmekte ise de, bunu sadece hakime tanınan bir yetki şeklinde değil, aynı zamanda hakime verilen bir ödev olarak anlamak gerekir.\t\t<br>Davalı sigorta şirketinin kaza tarihindeki teminat limitinin hükmedilen miktardan daha aşağıda kalmasına rağmen infazda tereddüt yaratacak biçimde davalı sigortanın sorumlu olduğu miktarından hükümde açıkça belirtilmemesi kamu düzeninden olarak kaldırma sebebi yapılması gerekmiştir. <br>Bunun dışında, 6098 Sayılı TBK'nun 54.maddesinde tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar, bedensel zararlar kapsamında sayılmış, ZMSS Genel Şartlarında da sakatlık nedeniyle ayrı, tedavi giderleri nedeniyle ayrı teminatlar verilmiştir. <br>Somut olayda,   Mahkemece her ne kadar hüküm fıkrasında \"poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere\" denilse de,  kaza tarihi itibariyle kişi başı sakatlık ve ölüm teminatı ile sağlık giderleri teminat limitlerinin ayrı ayrı 500.000 TL olduğu, hükmedilen miktarların ise bunun üzerinde olduğu  gözetildiğinde kararın,  infazda tereddüt yaratmaması için hüküm fıkrasında teminat limitlerinin gösterilmesi de gerektiğinden buna ilişkin davalı sigorta itirazları yerindedir. <br>- Davalıların müterafik kusura yönelik itirazlarında; <br>Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. <br>Olaya ilişkin trafik tespit tutanağı, ceza duruşmasındaki davacıların beyanları incelendiğinde, hükme esas maluliyet raporları incelendiğinde esas maluliyet ve yaralanmalarının \"bel bölgesinde\" olduğu görülmekle, kask ve koruyucu ekipman takmamasının bu maluliyette etken olmadığı anlaşılmakla, bu sebeple indirim yapılmaması yerinde olduğu görülmüştür. <br>Tarafların kusura yönelik itirazın incelenmesinde; <br>Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, \"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür\", yine aynı kanunun 50.maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" denilmektedir.<br> Yine aynı kanunun, 50. Maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" hükmüne yer verilmiştir. <br>Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, \"İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur\"  denilmektedir.<br>Olaya ilişkin kaza tespit tutanağı ile mahkemece alınan kusur raporu ve bu raporlar arasındaki çelişkiyi de gideren Mahkemece alınan Karayolları Fen Heyeti'nin kusur rapor ile tüm dosya kapsamındaki deliller nazara alınarak kazadaki kusur durumunun dosya kapsamına, oluşa uygun şekilde belirlenmiş olmasının, çelişkileri gideren, ayrıntılı, gerekçeli, hükme elverişli fen heyeti raporunun benimsenmesinde bir isabetsizlik olmamasına göre tarafların itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. <br>- Kamu düzeni gereği ve tarafların istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;  <br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan rapor ile 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin baz alındığı Necmettin Erbakan Üniversitesi uzman heyetinden alınan maluliyet  raporuna itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olmakla birlikte,  netice itibariyle daha düşük tazminat miktarının hesaplandığı davacı tarafça ıslahın yapıldığı tutara göre karar verildiğinden bu sebeple hükmün kaldırılması gerekmemiştir. <br>Bunun dışında; 2022 yılında AGİ kaldırıldığından pasif dönemde AGİ dahil edilmeden hesaplama yapıldığından yersiz-soyut itirazın reddi gerekmiştir. <br>-Davalı sigorta vekilinin  geçici iş göremezliğin, bakıcı giderinin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez.<br>ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.<br>Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, bakıcı giderinin, tedavi giderlerinin   teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.<br>-Davalı sigorta vekilinin faturasız tedavi giderine yönelik itirazında; <br>Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)<br>Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta olup, davalının istinaf itirazında özel hastane masrafından bahsedilmiş bulunup, oysa ki davacının istemi ve mahkeme hükmünde faturalı değil faturasız tedavi giderinin söz konusu olması nedeniyle yersiz ve dayanaksız itirazın reddi gerekmiştir. <br>-Davalı Sigorta vekilinin Sgk ödemesine yönelik itirazında; <br>Sgk tarafından geçici iş göremezlik dönemi için yapılan ödemenin hesaplanan tazminattan mahsubu, hükme esas alınan aktüer raporu ile yapıldığından buna yönelik yersiz itirazın reddi gerekmiştir. <br>-Davalı ........ vekilinin manevi tazminat miktarına ilişkin itirazlarında; <br>6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. <br>Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.<br>Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. <br>Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalının fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, kusur durumları, oluşan sürekli ve geçici maluliyet durumları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre fazla olmadığı olduğu görüldüğünden, buna yönelik davalı itirazınlarının reddine  karar verilmiştir.<br>Bu nedenle, davacı, davalılar ........ ve ........ vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davacı ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;(İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)<br>1-Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı 683.774,80 TL maddi tazminatın,  davalı sigorta şirketinin 27/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren ve 500.000-TL ölüm ve sakatlık teminat limiti ile davalı ........'den ise 06/06/2022 kaza tarihinden davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,<br>2- Davacının geçici iş göremezlik sürecindeki uğradığı maddi zararı için 2.135,82 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 9.414,72 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 9.600,00 TL olmak üzere toplam 21.150,54-TL maddi tazminatın, davalı sigorta şirketinin 27/09/2022 temerrüt tarihinden,  davalı ........'den ise 06/06/2022 kaza tarihinden itibaren ve 500.000 TL tedavi ve sağlık teminat limiti ile  davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,<br>3-Davacının manevi tazminat davasının KABULÜ ile 100.000,00 TL'nin davalı ........'den 06/06/2022 kaza tarihinden itibaren tahsili ile davacıya verilmesine<br>İlk Derece Yargılaması Yönünden;<br>4-Alınması gereken 54.984,44 TL karar ve ilam harcından, peşin ve tamamlama harcı olarak alınan toplam 12.369,29 TL harcın mahsubu ile bakiye 42.615,15 TL eksik harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına, (Davalı ........'nın 27.572,00 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına) <br>5- Davacı tarafından yapılan peşin harç ve  tamamlama harcı olmak üzere toplam 12.369,29 TL harç giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (Davalı ........'nin 8.002,93 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına)<br>6- Davacı tarafından yapılan 80,70 TL başvuru harcı gideri, 133 TL tedbir talebi harcı gideri, 6.700 TL bilirkişi ücreti gideri, 631,30 TL tebligat ve posta gideri, 2.345 TL adli tıp fatura gideri,  6.608 TL maluliyet raporu için ödenen gider olmak üzere toplam 16.498 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,  (Davalı ........'nin 10.674,20 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına)<br>7-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>8-Maddi Tazminat Davasında; karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca (dava değerinin 704.925,34 TL olduğunun kabulü ile) davacı vekili için 109.738,80 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (Davalı ........'nin 81.096,97 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına)<br>9-Manevi Tazminat Davasında; karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca (dava değerinin 100.000 TL olduğunun kabulü ile) davacı vekili için 30.000 TL nispi vekalet ücretinin davalı ........'den alınarak davacıya verilmesine,<br>10-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 3.200 TL yargılama giderinin, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak  Hazine'ye gelir kaydına, (Davalı ........ A.Ş.'nin 2.364,80 TL 'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına) bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,  <br>11-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmının 6100 s. HMK.nun 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde re'sen davacı tarafa iadesine,  <br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>12-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı ve davalılara ayrı ayrı iadesine,<br>13-Davacı tarafından yapılan 1.683,10  TL istinaf başvuru gideri ile 60 TL  tebligat gideri olmak üzere toplam 1.743,10 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,<br>14-Davalı ........ A.Ş tarafından yapılan 1.683,10  TL istinaf başvuru gideri ile 20 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.703,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,<br>15-Davalı ........ tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,<br>16-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.08/07/2025<br><br>\t\t\t\t<br>.....<br>Başkan<br>...<br>e-imzalı <br>.....<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>.....<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>.....<br>Katip<br>...<br> e-imzalı<br><br><br>                Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"de05182dffac2276","SID":"0971c98d760711d9"}}