{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2022/1957 Esas  - 2025/156 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2022/1957 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/156<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ..<br>ÜYE\t\t:<br>ÜYE \t\t:<br>KATİP\t\t:<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 02/05/2019<br>NUMARASI\t\t: 2016/53 Esas  2019/411 Karar <br>DAVACI \t: <br>VEKİLİ\t: <br>DAVALILAR \t: <br>\t<br>DAVA\t: İtirazın İptali <br>DAVA TARİHİ\t: 22/01/2016<br>KARAR TARİHİ\t: 26/02/2025<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 26/02/2025<br><br>\tTaraflar arasındaki itirazın iptali  istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili bankanın 5411 sayılı bankacılık kanunu gereğince harçtan muaf olduğunu, yine aynı yasanın 141.maddesi uyarınca fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde 20 yıllık zaman aşımı süresinin işlediğini, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 26/09/2002 tarih ve 826 no'lu kararına göre ... Bank A.Ş ve ... Bank A.Ş'nin ... Bank A.Ş bünyesinde devren birleştiğini, ... Bank A.Ş'nin ticari ünvanı ise yasal prosedüre uygun olarak ... ... Bankası A.Ş olarak değiştirilip, değişikliğin 14/12/2005 tarihinde Türkiye Ticaret Sicil Memurluğunda tescil edilerek, Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, dava dışı ... Mühendislik İnş. Tic. Ltd. Şti'nin ... Bank A.Ş'nin fona devir öncesinde kredili müşterisi olup imzaladığı genel kredi sözleşmesine istinaden kredi kullandığını, davalıların ise sözleşmeden kefil sıfatı ile sorumlu olduklarını, genel kredi sözleşmesinden kayaklı borçların ödenmediğini, müvekkili banka tarafından davalılara 16/05/2008 tarihli hesap kat ihtarının gönderilerek banka borcunun ödenmesinin istenildiğini, ihtara rağmen borcun ödenmediğini, Ankara 22. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1498 Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinde taşınmazın yeni maliki dava dışı dışı Metin Kıvırcık tarafından ipotek bedeli ödendiğinden ipotek takip dosyasının kapatıldığını, ancak ipotek bedeli mahsup edildikten sonra davalıların nakit riskleri bulunduğundan, kalan risk açısından Ankara 27. İcra Müdürlüğünün 2015/236 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, haksız itiraz nedeni ile takibin durduğunu iddia ederek itirazın iptali ile takibin devamına  karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı yana dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davaya karşı cevap verilmediği görülmüştür. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; TBK'nun yürürlüğü girdiği 01/07/2012 tarihinden önceki kefalet için ön görülen 10 yıllık süresinin dolduğu, 6101 sayılı  kanunun 5/2.maddesinde TBK ile hak düşürücü süresinin ilk defa ön görülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak 1 yıllık ek süreden yararlanma imkanının getirildiği, bu durumda TBK'nun 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine 1 yıllık sürenin tanındığı ve bu sürenin de 01/07/2013 tarihi itibari ile dolduğu, icra takibinin 08/01/2015 tarihinde açıldığı, buna göre ek sürenin geçmesinden sonra başlatılan icra takibine dayalı olarak açılan davanın dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira davacının artık kefillerden talep etme hakkının ortadan kalktığı gerekçeleriyle  davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflarınca borçluların temerrüde düşeceğini bildirir şekilde ihtarnamenin yasal adreslerine noter kanalıyla çekildiğini, Yargıtay kararlarına istinaden genel kredi sözleşmelerinde belirtilen adreslere yapılan tebligatlar geçerli olduğunu, iddia edilen hak düşürücü süre kanunla düzenlenmediğini, bu nedenle verilen kararın hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, davalılar açısından 818 sayılı BK ile öngörülen süreler geçerli olup, kararın kaldırılması gerektiğini,  davalıların kefaletine ilişkin durumları nın 818 Sayılı Kanuna tabi olduğunu, kanun ile kefalet açısından ayrı bir zamanaşımı süresi öngörülmemiş olup, müvekkili banka açsından öngörülen 5411 Sayılı Kanunun 140. maddesi ile düzenlenen 20 yıllık zamanaşımı süresi tüm davalılar açsından geçerli olduğunu, davalıların zamanaşımı süresinin ise hesabın kat edildiğini ve davalıların temerrüde düşürüldüğü ihtarnameden  itibaren başladığını, bu nedenle kefillerin borcunun zamanaşımına uğraması sebebiyle hüküm kurulmasının hukuka aykırı olup, davalıların borcunun zaman aşımına uğramadığını bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava;  dava dışı ... Mühendislik İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti ile fona devir olunan ... Bank A.Ş. Arasında davalıların müteselsilf kefaleti ile imzalanan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. \t<br>\tDava dışı ... Mühendislik İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti ile ... Bank arasında imzalanan 11/06/2001 tarihli genel kredi sözleşmesi, 16/05/2008 tarihli hesap kat ihtarnamesi, Ankara 27. İcra Müdürlüğünün 2015/236 Esas sayılı dosyası vs.deliller dosya arasında mevcuttur.<br>\tAnkara 27. İcra Müdürlüğünün 2015/236 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde;  davacı (alacaklı) tarafından davalı (borçlular) ve dava dışı iki şirket  aleyhine 16/05/2008 tarihli ihtarname ve genel kredi sözleşmesine  dayalı olarak 8.240,23 TL asıl alacak 48.572,37 TL işlemiş faiz ve 2.428,62 TL BSMV  toplamı 59.241,22 TL'nin, asıl alacağa  takip tarihinden itibaren yıllık %105 oranında temerrüt faizi  ve faizin %5 BSMV'si   uygulanmak sureti ile tahsili amacıyla 08/01/2015 tarihinde başlatılan icra takibinin davalıların süresinde itirazı üzerine durduğu eldeki itirazın iptali davasının İİK'nun 67.maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmüştür. <br>\tDavacı yanca dava dışı ... Mühendislik İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti ile ... Bank A.Ş. arasında imzalanan 11/06/2001 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davalı kefiller aleyhine icra takibi başlatılmış, mahkemece dava konusu alacak bakımından TBK'na göre gerçek kişi kefaleti için belirlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.  <br>\tDosya kapsamından, dava konusu sözleşmenin taraflarının dava dışı ... Mühendislik İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti. ile dava dışı Toprakbank A.Ş. olduğu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 26/09/2002 tarih ve 826 no'lu kararına göre ... Bank A.Ş ve ... Bank A.Ş'nin ... Bank A.Ş bünyesinde devren birleştiğini, ... Bank A.Ş'nin ticari ünvanı ise yasal prosedüre uygun olarak ... ... Bankası A.Ş olarak değiştirilip, değişikliğin 14/12/2005 tarihinde Türkiye Ticaret Sicil Memurluğunda tescil edilerek, Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini  anlaşılmakta olup, uyuşmazlık dava konusu alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve TBK'na göre gerçek kişi kefillerin sorumluluğunun kalıp kalmadığı hususundan kaynaklanmaktadır.  <br>\tMülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26/12/2003 tarihli 25328 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı Yasanın 27. maddesi ile eklenen Ek madde 3 ile, (mülga) 4389 sayılı Kanundan kaynaklanan ... alacaklarına ve bu Kanuna göre Hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenmiştir<br>\t Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/10/2019 tarih 2019/11-327 Esas 2019/1072 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, bu aşamada uyuşmazlık konusu itibariyle “... alacağı” kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.<br>\t5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun çeşitli hükümlerinde “... alacağı” kavramı kullanılmıştır. Bu kavram 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na özgü ve ...’un birden çok alacağını içeren bir üst kavramdır (Tekinalp, Ünal: Banka Hukukunun Esasları, İstanbul 2009, s. 300). Ancak ... alacağı kavramı, ...’un alacaklı sıfatı bulunan tüm hâller bakımından müşterek bir kavram olarak kullanılmamaktadır. <br>\t5411 sayılı Bankacılık Kanunu sisteminde ... alacağının; birbirinden farklı türde  alacakları bünyesinde barındıran bir üst kavram olmasının yanı sıra özel bir hukuki rejime de tabi olduğu anlaşılmaktadır. Zira Kanun’da ... alacağı olarak nitelenen alacakların takip ve tahsiline ilişkin olarak özel himaye araçlarına yer verilmiş, ayrıca genel hükümlerden ayrılarak uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu itibarla ... alacağı kavramının aynı zamanda hukuki bir statüyü ifade ettiği, sadece bu statü içerisinde yer alan alacakların Kanun’un öngördüğü özel himaye rejimine tabi olabileceği anlaşılmaktadır.<br>\t... alacağı kavramının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun çeşitli hükümlerinde kullanılmasına ve hukuki bir statü ifade edip, kapsamında yer alan alacaklar açısından özel bir himaye rejimi sağlamasına rağmen, ... alacağının ne olduğu ya da hangi alacakları kapsadığı hususunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Dolayısıyla ... alacağı kavramına yüklenen anlamın ve kapsamın belirlenmesi, gerek özel himaye rejiminin uygulanması, gerekse alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi bakımından önem arz etmektedir.<br>\tHemen belirtilmesi gerekir ki; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun ... alacağına yüklediği hukuki statü, temel hak ve özgürlüklere yönelik kısıtlamaları bünyesinde bulundurduğu için ...’un hangi alacaklarının “... alacağı” kapsamında olduğunun sadece kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle 5411 sayılı Bankacılık Kanunu dışındaki şekli anlamda kanunlarla da ... alacağı ihdas edilmesinin önünde bir engel bulunmamakla birlikte alt düzenleyici işlemlerle özel himaye rejimine tabi ... alacağı ihdas edilemeyecektir.<br>\t5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun ... alacağı için öngördüğü özel himaye rejiminin en önemli parçalarından birisi oldukça uzun bir zaman dilimini kapsayan zamanaşımı süresidir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesi; “Bu Kanundan kaynaklanan ... alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıldır” hükmünü haizdir. Buna göre, anılan madde ile tanzim edilen zamanaşımına ilişkin düzenleme münhasıran 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan ... alacakları bakımından uygulama kabiliyeti bulacak ve bu ... alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır. ...’un yetkilerinin ve görevlerinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan doğması, başkaca kanunlardan kaynaklanan alacakların dolaylı olarak bu Kanuna ilişkin zamanaşımı süresine tabi olduğu sonucunu doğurmaz. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesinde tanzim edilen zamanaşımı süresi münhasıran bu Kanundan kaynaklanan ... alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi olup, ...’un tahsil yetkisini haiz olduğu alacaklara ilişkin genel bir zamanaşımı süresi belirlememektedir. Başka bir deyişle şekli anlamda başkaca kanunlarla bir alacağa ... alacağı hukuki statüsünün verilmesi mümkün olmakla birlikte, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu dışındaki bir kanunla tanzim edilen ... alacağı, Kanun’un açık hükmü karşısında zamanaşımına ilişkin özel himaye rejiminden yararlanamayacaktır.<br>\tBu aşamada 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan ... alacaklarının kapsamının belirlenmesi gerekmektedir. Zira zamanaşımına ilişkin düzenlemenin uygulanabilmesi için ... alacağı hukuki statüsünün 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda tanzim edilmesi gerekli olmakla birlikte, bu durum ... alacağı kavramının kapsamını doğrudan tek başına belirlememektedir. <br>\t5411 sayılı Bankacılık Kanunu sisteminde iki grup alacağa ... alacağı hukuki statüsü tanınmıştır. Bunlarda birincisi Kanun’un açıkça ... alacağı statüsü tanıdığı alacaklardır. İkincisi ise Kanun’da bu statünün bulunduğuna dair açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, bu alacakların ... alacağı olduğu işin mahiyetinden anlaşılan alacaklardır. <br>\t5411 sayılı Bankacılık Kanunu, bir alacağı ... alacağı olarak kabul etmişse bu alacaklar, Kanun’un açık hükmü karşısında ... alacağı statüsünü iktisap etmektedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 108/4. ve 132/8. maddeleri ... alacağı statüsünün bu şekilde oluşumuna ilişkindir (Tekinalp, s. 301). <br>\t5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun açıkça ... alacağı statüsü tanıdığı bir diğer düzenleme ise Kanun’un 132/8. maddesinde yer almaktadır. Anılan madde; “Bu Kanunun 107 nci maddesi uyarınca bir bankanın alacaklarının devralınması hâlinde bu alacaklar, devir tarihi itibarıyla ... alacağı hâline gelir ve bu alacaklarla ilgili olarak borçlu aleyhine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre başlatılmış bulunan takipler ile alacağın tahsiline yönelik davalara kaldığı yerden devam edilir” hükmünü haizdir. Ayrıca  5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 132/8. maddesi uyarınca ...’un kendisine devredilen bankanın, alacaklarını devralması hâlinde, bu alacaklar ... alacağı niteliği kazanmakta ve ... alacaklarına ilişkin himaye rejimi tatbik kabiliyeti bulmaktadır. Zira ..., hisselerinin çoğunluğu veya tamamı kendisine intikal eden bir bankanın; gerekli görülen hâllerle sınırlı olmak üzere, mali bünyenin güçlendirilmesi ve yeniden yapılandırılması için gerektiğinde, alacaklarını veya zararlarını devralmaya yetkilidir (m. 107/5-b.5). Bu alacaklar ... tarafından devralındıkları tarih itibariyle 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan ... alacağı statüsünü kazanmakla birlikte aynı Kanun’un 141. maddesinde tanzim edilen özel zamanaşımı himayesinden yararlanabilmektedir.<br>\tBu itibarla yukarıda bahsedilen ... alacakları 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklandığı için anılan Kanun’un 141. maddesi gereğince bu ... alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak uygulanacaktır. Aslında bu düzenleme ilk olarak 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan önce yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu’na 12.12.2003 tarihli ve 5020 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle eklenen ek 3. maddeyle getirilmiştir. Bu düzenleme ile söz konusu Kanun’dan kaynaklanan ... alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla, 4389 sayılı Bankalar Kanunu’ndan kaynaklanan ... alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi, anılan Kanun’a eklenen ek 3. maddenin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinden itibaren yirmi yıl olmuştur. <br>\t01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesinde de mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun ek 3. maddesine benzer bir hükme yer verilerek 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan ... alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu düzenlenmiş bulunmaktadır.<br>\tÖte yandan, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesinde, “Bu Kanun ile ... alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda ... lehine getirilen hükümler makable şamildir.” hükmü getirilerek 141. maddede öngörülen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olması sağlanmıştır. Bu düzenleme ile yirmi yıllık zamanaşımının ilk defa öngörüldüğü 26.12.2003 tarihi itibariyle dolmuş olan zamanaşımı süreleri yeniden canlandırılmış olmaktadır.<br>\tBuna karşılık ... alacaklarında zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu kuralı, ilk kez 4389 sayılı Bankalar Kanunu’na eklenen ve 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle getirildiği için söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte henüz zamanaşımı süresini doldurmamış tüm ... alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi yirmi yıla uzamıştır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesi ise 26.12.2003 tarihinden önce zamanaşımı süresini dolduran alacaklara ilişkin zamanaşımı süresini yeniden canlandırarak yirmi yıla uzatmaktadır.<br>\tBu nedenle 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesinde yer alan “…zamanaşımı ve…” ibaresi 12.09.2014 tarihli ve 29117 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 04.06.2014 tarihli ve 2014/85 E, 2014/103 K.  sayılı kararı ile borçlunun zamanaşımına uğramış alacaklarının yeniden canlandırılması ve bu suretle yürürlükte bulunan hukuk kurallarına göre doğmuş ve tahakkuk etmiş olan zamanaşımı def’ini ileri sürme hakkının geçmişe yönelik olarak elinden alınmasının hukuka olan güven duygusunu zedelediği ve hukuk güvenliği ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. <br>\tBu durumda 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan ... alacakları için 26.12.2003 tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmuş ise artık yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmayacak ancak anılan tarih itibariyle zamanaşımı süresi dolmamış ise zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır. Başka bir deyişle anılan Kanun’dan kaynaklanan ... alacaklarına yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tespiti için öncelikle 26.12.2003 tarihi itibariyle alacağın tabi olduğu genel zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı belirlenmelidir. Eğer anılan tarih itibariyle alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi dolmuş ise bu ... alacağına yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmayacak, buna karşılık öngörülen zamanaşımı süresi dolmamış ise her hâlde zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır.<br>\tHemen belirtilmesi gerekir ki; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 132/8. maddesi uyarınca devir tarihi itibariyle ... alacağı hâline gelen alacaklarda yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı devir tarihi itibariyle tespit edilmelidir. Banka alacağı devir tarihi itibariyle ... alacağı hâline geldiği için bu tarih itibariyle alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi dolmuş ise artık yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmayacak buna karşılık alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi henüz dolmamış ise zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır. <br>\tTakip dayanağı sözleşmenin tarafı olan ... A.Ş Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 26.09.2002 tarih, 826 sayılı  kararı ile gayri nakdi yükümlülükler dahil diğer aktif ve pasifleri ile birlikte 30.09.2002 tarihi itibari ile ayrı tüzel kişiliğe haiz  ... ... Bankası A.Ş. bünyesinde devren birleştirilmiş olup, ... ... Bankası A.Ş,  ... A.Ş’nin 26.09.2002 sayılı BDDK kararı ile ... A.Ş’ne devredilmesi ve ... A.Ş’nin de 07.12.2005 tarihli ... Kurulunun kararı ile unvanı değiştirilerek oluşturulmuş bir tüzel kişiliktir. Yani ... ... Bankası A.Ş. TMSF’na devredilen banka(lar)nın unvan değişikliğine uğramış halidir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18/06/2009 tarih 2007/12624 Esas 2009/7483 Karar sayılı ilamı). <br>\tYukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sözleşmenin tarafı olan ... 26/09/2002 tarihli BDDK kararı ile ... A.Ş.'ye devredilmiş olması,  ... A.Ş'nin de 07/12/2005 tarihli ... Kurulunun kararı ile unvanı değiştirilerek ... ... Bankası A.Ş.unvanını almış olması, ... ... Bankasının ise Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen  banka(lar)nın unvan değişikliğine uğramış hali olması, dava konusu alacağın TMSF tarafından davacı şirkete temlik edilmiş olması karşısında devir tarihi itibariyle 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 132/8. maddesi gereğince anılan Kanundan kaynaklanan ... alacağı hâline geldiğinden 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesi gereğince somut olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresi 20 yıldır. <br>\tDava konusu alacağa ilişkin icra takibine 08/01/2015 tarihinde geçilmiş ve bu tarihte zamanaşımı süresi kesilmiştir. Genel alacak zamanaşımı süresi 10 yıl olup, dava konusu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın 16/05/2008 tarihinde kat edilmiş olmasına göre bu alacak için zamanaşımı süresi 16/05/2018 tarihinde dolacak iken, ... alacağı haline dönüşmüş olan bu alacak için 5020 sayılı Yasanın 27. maddesi ile mülga 4389 sayılı Yasaya eklenen Ek madde 3 ile zamanaşımı süresi 20 yıla uzatılmıştır. 4389 sayılı Bankalar Kanunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 168. maddesinin (A) bendi hükmü gereğince, 5411 sayılı Kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere, yürürlükten kaldırılmıştır. 5411 sayılı Kanun'un 141. maddesinde bu kanundan kaynaklanan ... alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu belirtilmiştir. <br>\t6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 598/3.maddesinde; \"Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin  kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.\" hükmü düzenlenmiştir. <br>\tAynı Yasa'nun 598/4.maddesinde ise; \"Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet  verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.\" hükmüne yer verilmiştir. <br>\tBundan başka, 04/02/2011 tarihinde 27836 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/1. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı sürelerinin, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresinin dolmuş olacağı hükmü düzenlenmiştir. <br>\tAynı Yasa'nın 5/2.maddesinde ise, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamayacağı hükmü düzenlenmiştir. <br>\tYukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararı hep birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda,  4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihli, 25328 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı Yasanın 27. maddesi ile eklenen Ek madde 3 ile getirilen değişiklik sonucu zamanaşımı süresinin 20 yıla uzatıldığı, dava konusu alacağın 20 yıllık zamanaşımı süresinin takip tarihi itibariyle henüz dolmamış ise de;  <br>\t04/02/2011 tarihinde 27836 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 598/3 ve 598/4.maddeleri ile aynı tarihte yürürlüğe giren 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2. maddesindeki  kefillerin kefaletinin, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı, kefalet 10 yıldan fazla süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefilin ancak 10 yıllık süre d oluncaya kadar takip edilebileceği, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacaklarına dair düzenlemeler somut olay yönünden değerlendirildiğinde, davalıların müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları dava konusu genel kredi sözleşmesinin 11/06/2001 tarihli olup, 6098 Sayılı TBK'nun 598/3 ve 598/4.maddeleri gereğince 11/06/2011 tarihi itibariyle kendiliğinden ortadan kalktığı, söz konusu düzenlemenin 818 Sayılı BK'nda yer almayıp ilk defa 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununda öngörüldüğü, buna göre 6101 Sayılı Yasa'nın 5/2.maddesi gereğince davacının davalı kefiller hakkındaki icra takibini en geç 5/2.maddede öngörülen 1 yıllık ek sürenin bitiş tarihi olan  01/07/2013 tarihi itibariyle başlatabileceği, dava konusu icra takibinin ise yukarıda belirtilen  yasal düzenlemeler gereğince öngörülen süreler geçtikten sonra 08/01/2015 tarihinde başlatıldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesine bir isabetsizlik görülmemiş davacı ekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, <br>\t3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/02/2025<br><br><br>Başkan- ...             Üye - ...                            Üye - ...                 Zabıt Katibi -...<br>...              ...       ...                 ...<br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2aaaf2f2c06d362d","SID":"c7d1c671f5072669"}}