{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/357 - 2025/1312<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2024/357 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1312<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t              : 23/05/2023<br>NUMARASI\t: 2019/549 Esas - 2023/510 Karar<br><br>DAVACI\t:......<br>VEKİLİ\t:......<br>DAVALI\t:......<br>VEKİLİ\t:......<br><br>DAVA\t: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 09/08/2019<br>KARAR TARİHİ\t: 09/07/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ : 09/07/2025<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Gebze 4. İcra Dairesinin 2019/38239 Esas sayılı icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin açılan davada, tarafların uzun zamandır iş ilişkilerinin olduğunu, 2019 yılında toplam 5 adet irsaliyeli faturanın davalı firma çalışanlarına imza karşılığı teslim edildiğini, davacı Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/300 D.İş dosyası ile ihtiyati haciz dosyası açtırdığını, dava borcumun bir kısmının icra dosyasına yatırılıp takibe itiraz edildiğini, bu nedenle alacağın %20'sinden az olmamak üzere davalı/borçlu tarafa icra inkar tazminatı hükmedilmesine, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dışı şirketlerden mal alımı yaptıklarını, faturaların ise şirket adına düzenlediğini, mal bedellerinin sahte evraklarla Akpen, Maltepe Demir, Onur Saç şirketlerine ödettirdiklerini, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı hareket edildiklerini, davalı çalışanları ile davacının organize hareket ettiğini, fatura bedellerinin çalışanlara ödediğini, davacının haksız yere icra takibine geçtiğini, takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, bu nedenle haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"...<br> 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, Davalı borçlunun Gebze 4. İcra Müdürlüğü'nün 2019/38239 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptaline ve takibin 50.309,49 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>2-Davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine,<br>3-Davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda davacı şirketin alacağı net şekilde tespit edilmesine rağmen; faturaya itiraz süresini geçirmek sureti ile davalı şirket tarafından iki tane faturanın davacı firmaya iade edildiğini ve davacı firma süresi içerisinde iade edilmeyen ve defterlere usulünce işlenen ve teslim tesellümleri yapılan bu alacak miktarını düşerek bilirkişi raporunca hesaplanan hesaplarından iki faturanın düşülmüş halini seçmek suretiyle kararını verdiğini, bu karara dayanak olarak sunulan unsurlar ortadan kalktığı için düşülmesi gereken faturalar bulunmadığını, davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı vekili cevap ve istinaf dilekçesinde özetle; davanın, davalı tarafından açılan  İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/251 E. sayılı dosyasıyla birleştirilmesi ve bekletici mesele yapılması taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olarak reddedildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini belirterek istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini; davacının davalı çalışanları ile organize hareket ederek davalıya ait emtiaları aldığı, bedellerini davalı çalışanlarına ödediği bu şekilde davalı aleyhine zenginleştiğinin anlaşıldığını, fatura içeriklerindeki malların hiç bir şekilde davalı şirkete teslim edilmediğini, bu faturalarda teslim alan kısmında yer alan imzaların davalı şirket çalışanına ait olmadığının tespit edilmediğini, davacı tarafın davalıya teslim etmediği bu emtiaların bedellerini davalıdan tahsil ettiğini, faturalar üzerinde malı teslim alan kısmında yer alan imzaların davalı şirket yetkili veya çalışanlarına ait  olmadığını, faturalar üzerinde malları teslim alan kişi kısmında yer alan imzaların sahte olduğunu, bu imzalara açıkça itiraz ettiklerini, mahkemece bu husus dikkate alınmaksızın ve bu konudaki talepleri değerlendirilmeksizin davanın kabulüne karar verildiğini belirterek; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi talep etmiştir.<br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/05/2023 tarih, 2019/549 Esas - 2023/510 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; davacı tarafından başlatılan icra takibine yapılan vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; Gebze 4. İcra Müdürlüğünün 2019/38239 Esas sayılı icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin açılan davada, tarafların uzun zamandır iş ilişkilerinin olduğunu, 2019 yılında toplam 5 adet irsaliyeli faturanın davalı” firma çalışanlarına imza karşılığı teslim edildiğini, davacı Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/300 D.İş dosyası ile ihtiyati haciz dosyası açtırdığını, dava borcumun bir kısmının icra dosyasına yatırılıp takibe itiraz edildiğini, itirazın iptali istemiyle eldeki davanın açıldığı, davalı tarafça kendi adına dava dışı şirketlerden mal alımı yaptıklarını, faturaların ise şirketleri adına düzenlediğini, mal bedellerinin sahte evraklarla Akpen, Maltepe Demir, Onur Saç şirketlerine ödettirdiklerini, satın alınan malları davalı şirketin iş yerine ya da deposuna teslim etmeden hileli yöntemlerle davacıya gönderdiğini, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı hareket edildiklerini, davalı çalışanları ile davacının organize hareket ettiğini, fatura bedellerinin çalışanlara ödediğini, davacı tarafa İstanbul Anadolu 4. Ticaret Mahkemesi'nin 2020/251 Esas sayılı dosyasında tazminat davası açtığını, davacının haksız yere icra takibine geçtiğini belirterek davanın reddini talep etmiş, Mahkemece bakiye 50.309,49 TL miktar yönünden davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş, dava konusu alacağın bilirkişi raporu belirlenmesi ve mahkeme kararı ile belirlenen fatura alacağına dayalı alacak olması nedeniyle likit alacaklardan olmadığı anlaşıldığından davacının icra inkar tazminatı talebinin de reddine karar verilmiş, işbu karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.<br>Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.<br>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. <br>Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.<br>Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.<br>Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde \"Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır\" hükmünü haizdir.<br>Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.<br>Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.<br>Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir\t<br>7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak  düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret    Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zaman aşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br>Davacı taraf, cari hesaptan kaynaklı hak ettiği bakiye alacağını alamadığından davalı aleyhine Gebze 4 İcra Müdürlüğünün 2019/38239 esasını aldığı, davalı tarafın bedeli ödemediği, başlatılan  icra takibine de itiraz ettiği iddiasıyla dava açmış,  davalı, kendi çalışanları ile davacının organize hareket ettiğini, fatura bedellerini çalışanlara ödediğini, bu nedenle davacı tarafa İstanbul Anadolu 4. Ticaret Mahkemesi'nin 2020/251 Esas sayılı dosyasında tazminat davası açtığını, dolayısıyla borcun bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>24/03/2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle; dava ve icra takip konusu 5 adet irsaliyeli faturanın taraflarca SGK'lı çalışanlar tarafından isim ve imza ile teslim edilip, teslim alındığı, malların davalının kendi araçları ile teslim alındığı beyan edildiğinden kantar fişleri ve nakliye faturalarının olmadığı, davacı ile davalı arasında uzun süredir devam eden ticari ilişkilerinin sonucunda taraf defterlerinin dava tarihi itibarı ile 2019 yılı  sonunda 91,015,95 TL borç/alacak yönünden birbirlerini belgelerle teyit ettiği, davalı tarafından 18.06.2019 TL tarihinde Gebze 4.İcra Müdürlüğünün 2019/38239 Esas sayılı icra dosyasına 90.501,00 TL yatırıldığı, davalının 2019 yılına ait kendi şirketinde iç denetim yaparak bazı malların kendilerine teslim edilmediği iddiasından dolayı dava tarihinden sonra 13.03.2020 tarihinde davalının düzenlediği 2 adet 40.706,46 TL'lik “İADE” faturalarının, davacı tarafından davalıya noter kanalıyla geri iade edildiğinden davacının yasal defterlerinde kayıtlı olmadığı, 2020 yılında taraflar arasında 2 adet “2019 yılına ait teslimi yapılan mallar için” düzenlenen iade faturası tutarı kadar fark oluştuğu  mütalaa olunmuştur. Davalı  tarafından kesilen ve davacı tarafça tahsilat olarak deftere işlenip, itiraz edilmemiş olan faturaların Mal İadesi Faturası 297.00 İadesizlik Primi 13.396,25 TL Adet Farkı Faturası 14.256,00 TL Fiyat Farkı Faturası 24.799,37 TL olmak üzere toplam  52,748.62 TL tutarında olduğu tespit edilmiştir. <br>Bu açıklamalar uyarınca; <br>1-İstanbul Anadolu 4. Ticaret Mahkemesi'nin 2020/251 Esas sayılı dosyasında tazminat davasının akıbeti sorularak, karar verilmiş ise dosyanın tamamının UYAP sisteminden istenilmesi, yine davacı şirket yetkilisi hakkında 'suç konusu eşyanın satın alınması' suçundan başlatılan İstanbul Anadolu CBS'nin 2022/180402 Soruşturma sayılı dosyasının akıbeti de sorularak; işbu dosyada rapor alınan bilirkişiden İstanbul Anadolu 4. Ticaret Mahkemesi'nin 2020/251 Esas sayılı dosyasına konu faturalar ile dava dosyasına konu faturaların aynı faturalar olup olmadığı ya da bu dosyanın sonucuna etkisi olup olmadığının değerlendirmek üzere ek rapor istenilmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.<br>2-Yine bilirkişi raporu ile davalı tarafından 18.06.2019 tarihinde Gebze 4.İcra Müdürlüğünün 2019/38239 Esas sayılı icra dosyasına 90.501,00 TL yatırıldığı, yani icra takip tarihinden sonra dava tarihinden önce davalı tarafça bir ödeme yapılmış, ancak bu ödeme Mahkemece hiç değerlendirilmemiştir.<br>6098 sayılı TBK.'nın 100. maddesinde; ''borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz'' hükmü yer almaktadır. TBK.'nın 100. maddesi gereğince; ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur. Buna göre; borçlu, faiz ve masrafları ödemedikçe, kısmi ödemeler ana paradan mahsup edilemez. Başka bir anlatımla; kısmi ödemelerin öncelikle fer'i alacaklardan mahsup edileceği kuralı bulunmaktadır.<br>\"... İcra takibinden sonra dava tarihinden önce yapılan ödemeler ile ilgili davacının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Ancak bakiye kalan alacak ve fer'ileri ile ilgili dava açılabilir. Dava açıldıktan sonra yapılan ödemeler ise icra müdürü tarafından infaz sırasında dikkate alınır. (TBK. m.100) Mahkemece yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak davacının alacaklı olduğu miktar belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken infazda tereddüte ve talep aşımına yol açacak şekilde itirazın iptaline karar verilmesi doğru görülmemiş, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir\" (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 28.01.2016 tarih, 2015/9735 Esas - 2016/1063 Karar). <br>İlk derece mahkemesince; yukarıda anılan yasal düzenleme, Yargıtay İçtihatları ve yerleşik uygulama dikkate alınmadan, karar verilmesi yoluna gidilmiştir.<br>Mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle icra dosyasında kapak hesabının yapılması, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle 6098 sayılı TBK.'nın 100. maddesi uyarınca takipten sonra ve ödeme emrinin tebliğinden önce yapılan 90.501,00 TL tutarındaki ödemenin öncelikle faiz, icra vekalet ücreti gibi giderlerden düşülmesi, ödemenin bu kısmı karşılaması halinde ana borçtan düşülmesi gerektiği, oluşacak duruma göre ise; TBK.'nın 100, 101 ve 102. maddelerine göre değerlendirme yapılarak davalının borçlu olmadığı miktarın tespit edilmesi, bundan sonra da oluşacak duruma uygun hüküm kurulması gerekmektedir.<br>3-Mahkemece her ne kadar davalı tarafın düzenlediği toplam 40.706,46 TL tutarındaki iade faturaları davacıya noter kanalı ile iade edildiği de tespit edilmiş olduğundan bakiye 50.309,49 TL üzerinden dava kısmen kabul edilmiş ise bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere  bu iade faturalarının davacının yasal defterlerinde kayıtlı olmadığı, anılan faturaların ve fatura konusunun davacıya teslim edildiğinin ispat edilip edilemediği üzerinde durularak sonucuna göre bir karar verilmelidir.<br>4-Yine İİK’nın 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra-inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötü niyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasını itiraz ile durduran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında kabul edilen alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. O halde, kabul edilen asıl alacak bakımından, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, reddedilmesi de hatalı olmuştur.<br>5-Toplanan delillerin sonucuna göre gerekmesi halinde davalı tarafın delil listesinde yemin deliline de dayandığından yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak karar verilmesi yerine eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır.<br>Mahkemece, gerekçeli karar başlığında; davalı vekilinin adresinin yazılmamış olması, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve bu hususa eleştiri getirilmekle yetinilmiştir.<br>Açıklanan tüm bu gerekçelerle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Tarafların ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın  353-(1)-a)-6) maddesi gereğince ESASTAN KABULÜNE,<br>\ta-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/05/2023 tarih, 2019/549 Esas - 2023/510 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\tb-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>2-İstinaf Karar Harcının, talebi halinde ve ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,<br>3-İstinaf eden tarafından yapılan İstinaf başvuru giderlerinin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesine,<br>4-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-İİK'nın 36-(5) maddesi gereğince Gebze İcra Dairesi 2019/38239 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın (nakit/teminat mektubu) yatırana iadesine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362-(1)-g) maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/07/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır. <br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d2c3e786ee526880","SID":"42e8a77cfc91857e"}}