{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  <br>T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2025/814 Esas<br>KARAR NO: 2025/995 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/03/2025<br>NUMARASI: 2024/105 E. -  2025/69 K.<br>DAVANIN KONUSU: Fikir Ve Sanat Eseri (Maddi Tazminat İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 14/07/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde;  davacının dava dilekçesinde yer alan ...’a ait bir portre resmi çizdiğini, söz konusu resmi de www...com internet adresinde, şahsına ait ''...'' kullanıcı ismi ile telif hakkı kendisinde olmak üzere 2008 yılında yayımladığını, söz konusu portrenin ...’ın bilinen portrelerinin aksine, karakteristik bir yapıda davacı tarafından özümsenerek ve yorumlanarak kaleme alındığını, taraflarınca açılan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2018/436 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda eserin davacıya ait olduğu ve hususiyet taşıdığının tespit edildiğini, davacıya ait eserin davacıdan habersiz ve izinsiz şekilde ... Yayınları'ndan \"...\" isimli eserinin kapak tasarımında kullanıldığını, aynı zamanda davalı ...'ın tasarımcı olarak belirtildiğini, söz konusu ihlalin taraflarınca tespit edilmesi üzerine 30.01.2017 tarihinde söz konusu ihlale son verilmesi için Ankara ... Noterliği ... Yevmiye Numarası ile  ihtarname gönderildiğini, sonraki süreç içerisinde sanık tarafından ihlale konu kitapların toplatıldığının beyan edildiğini, ancak 11.06.2021 tarihinde söz konusu ihlale konu kitabın halen satışının gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini, bu hususa ilişkin ihtarname ve faturaların ekte sunulduğunu, bunun üzerine 18.06.2021 tarihinde sanık hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davacıya ait eserin başka bir eserde kapak tasarımı olarak kullanılması ve davacının adının belirtilmemesi nedeni ile, davacının 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan doğan haklarının ihlal edildiğini, söz konusu ihlale ilişkin taraflarınca tecavüzün tespiti ve önlemesi talebi ile açılan dava da davacının eser sahipliğinden kaynaklanan mali ve manevi haklarının ihlal edildiğinin ilk derece mahkemesi tarafından tespit edildiğini, davalının istinaf talebi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede 2020/1163 Esas, 2022/1240 sayılı kararında  ''davalı tarafın söz konusu eseri isim belirtmeden kullanmakla davacının haklarını ihlal ettiğini, davacının eserin aidiyeti konusunda hiç bir işlem yapmadığı ve yaygın olarak kullanılmasına göz yumduğu, bu durumun hakkın kötüye kullanılması olduğu ileri sürülmüş ise de, bu durum hakkın kötüye kullanılması şeklinde yorumlanamayacağı gibi davalının da izinsiz olarak bu eserden yararlanması konusunda davalıya hak vermeyeceği'' gerekçeleri ile davalının istinaf başvurusunun reddedildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/5542 Esas - 2024/2075 sayılı kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadığını, bilindiği üzere 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca eser sahibinin mali hakları; işleme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı, umuma iletim hakkı ve pay takip hakkı olarak sayıldığını, bu anlamda eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle tamamen veya kısmen doğrudan veya dolaylı olarak çoğaltma hakkının münhasıran eser sahibine ait olduğunu,  aynı şekilde, bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkının da münhasıran eser sahibine ait olduğunu,  söz konusu hakların ihlal edilmesi halinde FSEK madde 68 uyarınca, ihlalde bulunanlardan, hak sahibi ile söz konusu hakların kullanımına ilişkin bir sözleşme yapılması halinde ödeyecekleri bedelin en fazla üç kat fazlasını da talep etme hakkına sahip olduğunu, söz konusu ihlal neticesinde davacının uğramış olduğu maddi zararın hesaplanmasında, eser sahibinin sanatsal yeteneği, eserin beğeni ölçüsü, nitelik ve niceliği, coğrafi kapsamı ve ihlalin süresi gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini, davacıya ait eser, ...'ın bilinen portrelerinin aksine karakteristik bir yapıda olması nedeni ile sektörde oldukça beğeni topladığını, bu nedenle piyasa değeri yüksek bir eser olduğunu, buna ek olarak, 2017 tarihinden beri ihlale konu kitapların satışına devam edildiğini, bu nedenle söz konusu hesaplamalar yapılırken bu hususlara dikkat edilmesi gerektiğini, davalının yaklaşık 7 yıllık bir süre boyunca davacıya ait eseri izinsiz bir şekilde kullanmaya devam ettiğini, İstanbul 2. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 2017/250 Esas - 2019/219 sayılı kararında belirtildiği üzere; ''Yargıtay’a göre; “…eser sahibinin mali haklan korunurken sadece bu tecavüzün haksız fiil okluğu varsayımından hareket edilmeyecektir. Somut olayın özelliğine göre varsayımsal sözleşme bedeli tayin edilirken eser sahibinin bilimsel/sanatsal yeteneği, üretim kapasitesi gibi sübjektif nitelikleri, eserin beğeni ölçüsü, sayfa sayısı, estetik görünümü, nitelik ve niceliği, ihlal edilen mali hakkın türü, coğrafi kapsamı, ihlal süresi, ihlalin yapıldığı vasıta, bunun geniş halk kitlesine ulaşımı gibi objektif kriterler dikkate alınarak eser sahibi izinsiz yayın yapanla sözleşme yapması halinde, bu sözleşme uyarınca isteyebileceği bedel, bunun faizi 68. madde uyarınca açılacak davada dikkate alınacaktır.'' hususlarına dikkat edilmesi gerektiğini, bilindiği üzere eserin, eser sahibinin kişiliğinin bir yansıması veya uzantısı olduğunu, eser sahibinin, eseri aracılığıyla kendini tanımladığını ve toplumla bağlantı kurduğunu eser ile sahibi arasındaki yakın duygusal ilişki nedeniyle eser sahibinin eser üzerindeki kişisel menfaatlerinin korunması gerektiğini, bu kapsamında eser sahibinin manevi haklarının düzenlendiğini, işbu dava bakımından ise eser sahibinin adının belirtilmesi hakkı ve eserde değişiklik yapılmasını menetme haklarının ihlal edildiğini, kitapların toplatıldığının beyan edilmesine karşın kitap satışlarına ısrarla devam ettiklerini, tüm bu nedenlerle davacının manevi zararı doğduğunun kabulünün gerektiğini, FSEK m. 15/2 ''Bir güzel sanat eserinden çoğaltma ile elde edilen kopyelerle bir işlenmenin aslı veya çoğaltılmış nüshaları üzerinde asıl eser sahibinin ad veya alametinin, kararlaştırılan veya adet olan şekilde belirtilmesi ve vücuda getirilen eserin bir kopye veya işlenme olduğunun açıkça gösterilmesi şarttır.''  ve FSEK m. 16 ''Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.'' hükümleri haiz olduğunu, buna karşın davalılar gerekli özeni göstermeyerek manevi haklarını zarara uğrattıklarını, FSEK m. 70 uyarınca manevi hakları ihlal edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesini talep etme hakkına sahip olduklarını belirterek, arz ve izah edilen nedenlerle, fazlaya ilişkin her türlü talep haklarının saklı kalması kaydıyla; FSEK md. 68 uyarınca üç katı tazminat taleplerine karşılık şimdilik 1.000,00 TL'nin, olay tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tazminine, FSEK md. 70/1 uyarınca ihlal edilen manevi haklarına karşılık 100.000,00 TL'nin olay tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tazminine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafa ait olduğu ve davalılardan grafiker ... tasarımıyla diğer davalı davalı tarafından basımı yapılan kitabın kapağında kullanıldığı iddiasıyla dava açılan portreyle ilgili kitabın basımından sonra yasal sürede tazminat talebinde bulunulmadığından davacının tazminat talebi yönünden zamanaşımı süresinin dolduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun haksız eylemlerde zamanaşımına ilişkin 72.maddesine göre: \"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.\" hükmünün mevcut olduğunu, davacı tarafından davalılar aleyhine ilk olarak  03/10/2017 tarihinde Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2027/364 Esas sayılı dosyasında \"Eser Sahipliğinin Tespiti ve Tecavüzün Tespiti\" davası açıldığını, davacı tarafın bizzat kendi beyanına göre bu tarihte zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği ve dolayısıyla zamanaşımının bu tarihte başladığını, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl içersinde dava açmayan davacı tarafın varsa bir tazminat hakkının zamanaşımına uğradığı, bu nedenle davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddini talep ettiklerini, aynı gerekçelerle davalılar aleyhine İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi'nin 2023/17 E. Sayılı dosyasında açılan ceza davasında düşme kararı verildiğini, davacı tarafın kitap kapağında kullanılan \"...\" portresiyle ilgili iddialarının esas bakımından da haksız iddialar olduğunu, zira; davacı tarafa ait olduğu iddia olunan bahse konu portre ve benzeri yüzlerce '...\" portresinin internet ortamında yüzlerce sitede yer aldığını ve bu resimlerin telif hakkının aidiyetine dair herhangi bir bilgi yer almadığını, davacının kendisine ait olduğu iddiasında bulunduğu portrenin sadece www...com sitesinde değil, başkaca bir çok sitede de yer aldığını, dolayısıyla, telifli olup olmadığının tespitinin imkansız  görüldüğünü, davacı tarafın varsa bir eser sahipliği hakkı, bunun yüzlerce sitede kullanılmasına, yayılmasına engel olmamak (belki de yayılmasını bizzat sağlayarak kullananları tuzağa düşürmek) suretiyle haksız menfaat temini gayretinde olduğunun anlaşıldığını, Borçlar Kanununun 52. maddesine göre \"Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.\" denildiğini, davacı tarafın internette yayılmasını sağladığı yada uzun süre göz yumduğu eserin telifli bir eser olduğunu bilmeyen ve bilmesi de mümkün olmayan davalılardan tazminat talebinde bulunmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, bu durumun Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi, Türk Borçlar Kanununun 52. maddesine de açıkça aykırı olduğunu, bu nedenle davada davacının kastı ya da ağır kusuru sebebiyle tazminat talebinin reddi ya da belirlenecek kusur oranında indirilmesi gerektiğini, dava konusu yapılan portrenin mevcut haliyle de onlarca yayında kullanıldığını ve kimseye herhangi bir telif ödenmesinin söz konusu olmadığını, internet ortamında yayınlanan bir eserin kullanımını sınırlamanın oldukça güç bir husus olduğunu, bir hakkın suistimalini hukuk düzeninin korumayacağını, dava konusu edilen portrenin yer aldığı kitabın 2017 yılında sadece bir baskı yaptığını, davacının ihtarnamesinden sonra yeni bir baskısı olmadığını, davacı tarafından dilekçe ekinde sunulan fişin neye ait olduğu tam olarak anlaşılamamakla birlikte, 2017 yılına ait olduğu ve başka bir kitapçıdan satın alınmış bir kitaba ait olduğunun görüldüğünü, bahse konu kitabın davalı şirket tarafından basımı yapılan bir kitap olduğu anlaşılsa dahi ihtarname tebliği öncesinde satılmış bir kitap olmasının muhtemel olduğundan, davacının bu konudaki iddiasını da haksız olduğunu, davalı şirketin o tarihte davacıya ait olup olmadığı bilinmeyen bir eserle ilgili iddia üzerine yayıncı olarak gerekli hassasiyeti gösterdiğini, bahse konu kitabın kaç adet basıldığının Kültür Bakanlığı'ndan alınan bandrol miktarıyla tespit edilebileceği gibi, ne kadarının satıldığının da davalı şirket kayıtlarından tespit edilebilecek durumda olduğunu, dava konusu kitapta kullanılan görselin tasarımının davalı ... tarafından yapılmış olup, diğer davalı şirket tarafından da ...'ın özgün tasarımı olduğu düşünülerek kullanıldığını, davalı ...'ın davacının şikayetiyle açılan ceza dava dosyasında \"dava konusu görselin şu anda ve kitap kapak tasarımını yaptığı tarihlerde birçok yerli ve yabancı web sitesinde yayınlandığını, görselin yayınlandığı web sitelerinde görselin müştekiye ait olduğuna dair herhangi bir ibare bulunmadığını, buna rağmen kitap tasarımı olan görselle ilgili dava açıldığını öğrenince kitapları satıştan kaldırdıklarını, kitabın satıldığı dönemde 100-150 TL civarında bir gelir elde ettiğini, kastının olmadığı\" açıkça ifade edildiğini, her iki davalının da dava konusu edilen olayla ilgili olarak kastı olmadığı gibi kusurunun da bulunmadığını, bu hususun davacı tarafından davalıların aleyhine daha önce İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/436 E. Sayılı dosyasında açılan \"Eser Sahipliğinin Tespiti ve Tecavüzün Tespiti\" davasında alınan bilirkişi raporunda uzman hukukçu bilirkişi tarafından da 'eser haklarını satın alma düşüncesinde olan kişinin kendisine yapılan icabın bütün şartlarından haberdar olması gereklidir. Kamuoyuna sunulan resim bakımından en azından eser sahibinin iletişim bilgilerinin, fiyat ve ödeme kanallarının paylaşılmaması eser sahipliğinden kaynaklanan hakların ileri sürülmesinde dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.' şeklinde vurgulandığını, ancak o dava eser sahipliğinin tespitine yönelik bir dava olduğundan kusurlu olup olmamaya önem atfedilmemişse de, huzurdaki dava tazminat davası olup, tarafların sorumluluğu kusuru gerektirdiğinden dikkate alınması gerektiğini düşündüklerini, dava konusu kitap kapağı incelendiğinde görüleceği üzere tasarımda ... portresi dışında özgün çizimlerin yer aldığını, meydana gelen eserin yeni bir eser olduğunu, bu hususun da dava sürecinde değerlendirilmesi gerektiğini, davalı şirketin Türk tarihine dönük yayıncılık faaliyetlerinde bulunan ve binlerce eserin basımını gerçekleştirerek Türk kültürüne hizmet eden, önde gelen yayın evlerinden birisi olduğunu, binlerce kitabın basımını gerçekleştiren itibarlı bir yayın evinin davacının sıradan bir eserini kasten kullanmasının söz konusu olmadığını, eserin davacıya ait olup olmadığı dahi bilinmeden davalı şirkete tebliğ edilen ihtarname sonrasında depodaki kitapların imha edildiğini ve eserin hemen akabinde yapılan yeni baskısında kitabın başka bir ... portresi içeren kapağıyla piyasaya sürüldüğünü, davacının eserinin kapakta kullanılmasının davalı şirkete hiçbir katkısı olmadığını, olmasının da mümkün olmadığını, davalı şirket yayınlarının  okuyucu kitlesinin bilinçli okur kitlesi olup, kitabı kapak seçerek alan bir kitle olmadığını, \"... Yayınları\" markasına güvenerek kitabını satın alan bir kitle olduğunu, bu nedenle de tazminat talebinin haklı bir tarafı bulunmadığını, dava dilekçesinde talep olunan tazminat miktarının da oldukça fahiş olduğunu, bizzat davacı tarafından sunulan eserin kapağında kullanıldığı iddia olunan kitabın o tarihteki nihai tüketici fiyatının 15,00 TL olduğunu, buna göre 1000 adet basılan ve büyük bir kısmı satıştan çekilerek imha edilen kitabın hepsi satılmış olsaydı bile o tarihte ulaşılabilecek maksimum cirosunun 15.000,00 TL olduğunu, dağıtım firmalarının %40 iskontosu hesaba katıldığında bu miktarın 9.000,00 TL olduğunu, 2017 yılındaki kitap kapağı tasarım bedelinin de 150,00- 200,00 TL aralığında olduğunu, bu ölçüler hesaba katıldığında davacının tazminat talebinin oldukça fahiş bir miktar olduğunun anlaşıldığını, davacının manevi tazminat talebinin de Türk Hukukunda belirlenen ilkelerle bağdaşmadığını, davacı tarafın, davalı şirket için ek bir ekonomik getirisi olmayan, sıradan bir tasarım portre için kendisini ..., ..., ... Bey yerine koyarak fahiş tazminat talebinde bulunduğunu, davacı tarafı zenginleştirecek miktarda böyle bir tazminat talebinin kabul görmeyeceğine inandıklarını, yıllar önce tuzak gibi internet ortamında yayılmasına teşne olunan ve hak sahipliğinden kaynaklanan haklarını kullanmayarak davalılar gibi üçüncü kişileri haksız yere dava ederek yıllarca yargı karşısında süründüren ve çok sayıda kitabın imhasına sebep olması sebebiyle davacı tarafın davalıyı zarara uğratan ve asıl tazminat ödemesi gereken taraf olduğunu savunarak, yukarıda sunulan ve inceleme sırasında resen görülecek sair sebeplerle, haksız yere ve kötüniyetle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. <br>MAHKEME KARARI: İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 24/03/2025 tarihli 2024/105E. - 2025/69K.  sayılı kararıyla; \"... davacı vekiline verilen kesin sürede sunulan arabuluculuk anlaşamama son tutanağında tarafların anlaşamadıkları hususun haksız fiilden kaynaklı (İSTANBUL 2.FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 2018/436 ESAS, 2019/461 KARAR) uyuşmazlık olduğu, iş bu davanın konusunu teşkil eden maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olarak tarafların anlaşamadıklarına ilişkin sunulan son tutanağın bulunmadığı anlaşılmakla, davanın dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde usulden reddine...\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF İSTEMİ: Davacı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dosyaya sunulan arabuluculuk son tutanağının davanın konusunu açıkça kapsadığını, FSEK 68 ve 70. maddeleri uyarınca talep edilen tazminatların doğrudan haksız fiil hükümleri kapsamında değerlendirildiğini, bu nedenle tutanak kapsamında yalnızca İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/436 Esas sayılı dosyası ile sınırlı olduğunun kabul edilemeyeceğini, aksine arabuluculuk faaliyetinin genel nitelikli tazminat taleplerini de kapsadığını, Arabuluculuk  tutanağının konusunun daraltılmasının arabuluculuk kurumunun amacına aykırı olduğunu, Davadaki usuli eksikliklerin verilen kesin sürede tamamlandığını, belgenin dosyaya sunulduğunu,Aynı taraflar arasındaki önceki dosya ile bu davanın konusunun birbiri ile bağlantılı olduğunu, ilgili dosyaya ilişkin ihtilafın doğrudan bu davanın konusunu oluşturduğunu, aralarında bağlantı bulunan ve miktara tabi olan ve olmayan davaların bir arada açılması halinde objektif dava yığılmasının söz konusu olduğunu ve ticari arabuluculuğa tabi olmaksızın çözümlenmesi gerektiğini,Yargılamaya etkisi olmayan usul eksikliklerinde dava hakkının engellenemeyeceğini,Dava açma hakkının şekil unsurlarından dolayı engellenmesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek, arz ve izah olunan nedenlerle; İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2024/105 Esas, 2025/69 Karar ve 24.03.2025 tarihli usulden ret kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER: İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/436 Esas sayılı dava dosyası incelendiğinde; davacının   2019/461 Karar sayılı ..., davalıların ... ve ... olduğu, aynı kullanımla ilgili eser sahipliğinin tespiti ve esere tecavüzün tespiti talebiyle dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda 12/11/2019 tarihli, 2019/461 Karar sayılı kararı ile \"...davanın kabulü ile; davaya konu \"...\" kitap kapağında yer alan ... portesinin davacıya ait olduğunun ve davalı kullanımlarının eser sahipliğine tecavüzün teşkil ettiğinin tespitine...\" karar verildiği, kararın Dairemiz ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin denetiminden geçerek onanmak suretiyle 13/03/2024 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir.Davacı vekili tarafından dosyaya sunulan 08/06/2021 tarihli, ... numaralı Arabuluculuk Son Tutanağı incelendiğinde; tarafların aynı olduğu, anlaşmazlık konusunun \"Haksız fiilden kaynaklanan (nisbi) (İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2018/436 Esas, 2019/461 Karar)\" olarak yazıldığı, tarafların anlaşamadığının tespit edildiği görülmüştür.<br>G E R E K Ç E: Dava, FSEK’ten kaynaklanan mali ve manevi haklara tecavüz edildiği iddiasıyla açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır.Mahkemece davanın arabuluculuk dava şartı nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya incelendiğinde; Mahkemece davacı vekiline arabuluculuk son tutanağının sunulması için bir haftalık kesin süre verildiği, davacı vekili tarafından sunulan 08/06/2021 tarihli arabuluculuk anlaşamama tutanağının davacı ile davalılar arasında yürütülen arabuluculuk faaliyetine ilişkin olduğu, uyuşmazlık konusunun \"Haksız fiilden kaynaklanan (nisbi) (İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2018/436 Esas, 2019/461 Karar\" olarak belirtildiği, Mahkemece arabuluculuk tutanağın dava konusu anlaşmazlıkla ilgili olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği tespit edilmiştir.Her ne kadar dosyaya sunulan arabuluculuk son tutanağında arabuluculuk faaliyetinin işbu davanın konusunu oluşturan tazminat talepleriyle ilgili olarak yürütüldüğü açıkça yazılı değilse de, Mahkemece Arabuluculuk Bürosundan davacı tarafın arabulucuya başvuru dilekçesinin getirtilerek incelenmesi ve buna göre hukuki durumun takdiri gerektiği halde, yalnızca arabulucu tarafından düzenlenen son tutanak incelenerek arabuluculuk dava şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.Bu nedenle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, Mahkemece ilgili arabuluculuk bürosundan davacı tarafın arabuluculuğa başvuru dilekçesi getirtilerek arabuluculuk faaliyetinin işbu dava konusu uyuşmazlıkla ilgili yapılıp yapılmadığı incelenmek suretiyle yargılamaya devam edilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir. <br>H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile,  6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince,  İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'nin 24/03/2025 tarihli 2024/105 E. -  2025/69 K.  sayılı  kararının KALDIRILMASINA,2-Yukarıdaki gerekçede belirtildiği şekilde yargılamaya devam olunmak üzere dosyanın, karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-İstinaf talebi kabul edildiğinden, istinaf peşin harcının talebi halinde davacı tarafa iadesine,4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi'nce verilecek nihai karar ile birlikte değerlendirilmesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 14/07/2025 tarihinde HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"90576953eb6ee6af","SID":"f644cc64dd18e58e"}}