{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1005 Esas<br>KARAR NO: 2025/1177 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2025/72 Esas -  2025/51 Karar <br>TARİH:  31/01/2025<br>DAVA: Menfi Tespit<br>KARAR TARİHİ: 03/07/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın arkadaşı ...'ın davalı ... A.Ş. Erzurum Bayisinden alacağı ... tipi ve ... plakalı araç satımı için kullanacağı kredi sözleşmesini adi kefil olarak imzaladığını, kredi sözleşmesinin ödemelerinin taksit olarak belirlendiğini ve  kredi sözleşmesine bağlı olarak 48 adet senedi kefil olarak imzaladığını, davalı şirket yetkilisi müvekkiline kefilliğinin geçerliliği için eşinin  yazılı rızasının gerektiğini, davalı şirketin gelip imza atmasının gerektiğinin şartının koşulduğunu, müvekkilinin eşinin kefilliğine rıza göstermeyeceğini davalı şirkete söylediğini, bu nedenle sözleşmenin ve kefilliğinin iptal ettirildiğinin davalı tarafça kesin bir dille söylendiğini, müvekkilinin bu söze güvendiğini, davalı firmadan ayrıldığını, bu görüşmenin ... Erzurum Bayinde 15/01/2015 tarihinde gerçekleştiğini, davalı firmanın müvekkilinin sözleşmede adi kefil olmasına rağmen sözleşmeye sonradan müşterek ve müteselsilen kefil yazıldığını, sözleşmeye sonradan eklenen bu yazıların müvekkiline ait olmadığını, bu haliyle sözleşmedeki kefilliğin geçersiz olduğunu, müvekkiline 14/07/2017 tarihinde İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasından ödeme emrinin tebliğ edildiğini, kefili olarak borç için icraya verildiğini öğrendiğini, davalı şirketin iptal edilen sözleşme ve senetlerle ilgili olarak eşinin imzasının sahte atmak suretiyle oluşturulduğunu, iş bu sözleşmeyle aracın satıldığını ve sözleşme kapsamında alınan teminat senetlerinin İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında icraya konulduğunu ve müvekkilinin malvarlığına haciz konulduğunun öğrendiğini, müvekkilinin İstanbul Başsavcılığına davalı yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, 15/01/2015 tarihli asıl kredi tutan olarak 96.600,00 EURO diğer unsurları ile birlikte 111.429,39 EURO tutarındaki kredi sözleşmesine davalı ...'ın kefilliğinin geçersizliğinin tespiti ve kefilliğinin iptaline karar verilmesini, bu kredi kefilliği sebebiyle davalı alacaklının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasında başlatmış olduğu takibin iptalini, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas ve İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyalarında teminatsız olarak takiplerin dava sonuçlanıncaya kadar müvekkili ... yönünden durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden açıldığını, kredi sözleşmesini ...'ın müteselsil kefil/müşterek borçlu sıfatıyla imzaladığını, dava dilekçesinde davacı kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığını daha sonradan müşterek borçlu/ müteselsil kefil ibaresi eklendiğini savunduğunu, sözleşmenin teminatlar kısmında açıkça görüleceği üzere, sözleşmeye bu yazının sonradan eklenmesinin mümkün olmadığını, kredi sözleşmesinin parçası olduğunu, borçlunun senet üzerindeki imzası aval hükmünde olduğunu, senet üzerindeki her imzanın aval hükmünde olduğunu, bu sebeple aleyhine başlatılan İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, yapılan işlemlerde hiçbir hukuka aykırılığın bulunmadığını, senetlerin ödeme aracı olarak alındığını, davacının alınan senetlerin teminat senedi olduğuna dair  iddiasının yerinde olmadığını, davacının avalda eş rızası aranmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 31/01/2025 tarih ve 2025/72 Esas -  2025/51 Karar sayılı kararında; \"Dava; menfi tespit davasıdır.  HMK'nın 115/1 maddesi gereğince Mahkemeler dava şartının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır.HMK'nın 138. maddesine göre Mahkemeler öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinde karar verir.  İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7445 sayılı Kanunun 31.ve 43. maddesi gereğince; TTK'nın 5/A-1 maddesinde yapılan değişiklik ile;  01.09.2023 tarihinden itibaren açılan ticari dava kapsamındaki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olduğu hükmü getirilmiştir. İşbu menfi tespit davasının arabuluculuğa başvurmadan doğrudan açıldığı, davanın 7445 sayılı kanunla değişik TTK'nın 5/A-1 maddesi kapsamında arabuluculuğa başvurmanın zorunlu olan davalardan olduğu, bu nedenle dava şartının bulunmadığı anlaşıldığından HMK'nın 114/2. ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, ''1-TTK'nın 5/A-1, HMK'nın 114/2. ve 115/2. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin vermiş olduğu kararı istinaf ettiklerini; istinaf incelemesinin aşağıda belirtilen nedenlerle ve resen dikkate alanacak kamu düzenine ilişkin sebeplerle bozulmasını veya ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini, Mahkeme gerekçeli kararında \"İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7445 sayılı Kanunun 31.ve 43. maddesi gereğince; TTK'nın 5/A-1 maddesinde yapılan değişiklik ile;  01.09.2023 tarihinden itibaren açılan ticari dava kapsamındaki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olduğu hükmü getirilmiştir.İşbu menfi tespit davasının arabuluculuğa başvurmadan doğrudan açıldığı, davanın 7445 sayılı kanunla değişik TTK'nın 5/A-1 maddesi kapsamında arabuluculuğa başvurmanın zorunlu olan davalardan olduğu, bu nedenle dava şartının bulunmadığı anlaşıldığından HMK'nın 114/2. ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\" Mahkemenin bu tespiti ve kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu; mahkemeye açmış oldukları davanın  TBK 584 ve 603  maddeler  kapsamında eşin rızası alınmamış olan sözleşmedeki ve bağlı senetlerde ki  kefilliğin kesin hükümsüzlük (butlan) sebebiyle tespiti ve  iptali, sözleşmeye bağlı   kefil olarak imzalanan senetler sebebiyle icra takiplerinin iptali talebi olduğunu, Davanın niteliği  Borçlar Kanunu 584 ve 603 maddelerine dayanmakta olduğunu; bu haliyle İcra İsflas Kanunu 72 madde de düzenlenmiş olan menfi tespit davası mahiyetinde olmadığını; bu davanın TBK göre  açılmış eş rızasının olmaması sebebiyle kefilliğin  iptali davası olduğunu; bu haliyle  davanın niteliği gereği  arabuluculuk şartı olmadığını; mahkemenin  kararını bu sebeplerle istinaf ettiklerini; mahkemeye sunmuş oldukları dava dilekçesinin eklerinde davacının eşinin adına atılan imzaların sahte olduğu bilirkişi raporuyla  tespit edildiğini,  Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle İstnabul 9 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/72 esas ve 2025/51 karar sayılı kararını istinaf ettiklerini; resen dikkate alınacak kamu düzenine ilşkin hususlar ve belirttilen sebeplerle  mahkeme kararının bozulmasını veya ortadan kaldırılmasını davanın esastan kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava,  İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyası ile davacı aleyhine kredi ve kefalet sözleşmesine dayalı başlatılan ilamsız takipten ötürü davalıya borçlu olunmadığının tespiti, yine İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyası ile davacı aleyhine başlatılan kambiyo takib,ine dayanak bonolardan ötürü davalıya borçlu olunmadığının tespiti ve takibe konu edilmemekle birlikte davalı elinde bulunan  48 adet teminat bonosundan ötürü davalıya borçlu olunmadığının tespiti, takiplerin ve bonoların iptali istemlerine ilişkindir.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, davanın menfi tespit davası olmayıp kefaletin geçersizliği davası olduğu ve dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olmadığı yönündedir.HMK'nun 33 maddesi uyarınca, hakim taraflarca ileri sürülen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, uyuşmazlığın hukuki niteliğini re'sen tespit eder. Somut olayda da davacı yan dava konusu ilamsız takip dayanağı kredi sözleşmesine kefil olduğuna dair imzalanan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, yine bu kredinin teminatı olarak alınan iki adedi kambiyo takibine konu edilen toplam 48 adet bonodaki kefaletinin eş rızası bulunmaması nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, bu sözleşme ve bonolardan  ötürü davalıya borçlu bulunmadığının tespitini talep etmekte olup, dava mahkemece de tespit edildiği üzere menfi tespit davasıdır. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı kanunun 31 maddesi ile değişik 6102 Sayılı TTK'nun dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesi uyarınca ; bu Kanunun 4 üncü maddesi ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.  7445 sayılı Kanunun 31. maddesi ile TTK nın  5/A maddesinde yapılan değişiklik ile  menfi tesbit ve istirdat davaları da zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış  ve aynı yasanın Geçici 1.maddesine göre; 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesinin birinci fıkrasına eklenen menfi tespit ve istirdat davaları hakkındaki hükmün, 01/09/2023 tarihi ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 2. fıkrasına göre, davacıya  arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın ibrazı için bir haftalık kesin süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması, aynı maddenin son cümlesine göre ise, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir. Eldeki davanın ticari nitelikli bir menfi tespit davası olduğu ve 7445 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra 27/03/2024 tarihinde açıldığı, bu nedenle TTK'nın 5/A maddesi kapsamında arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, davacı tarafın dava açmadan önce arabulucuya başvurmadığı anlaşılmış olup, mahkemece davanın TTK'nın 5/A, HMK'nın 114/2. ve 115/2. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacı yanın aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde  görülmemiştir.Sonuç itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı yanın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 03/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"29cb50319c601be6","SID":"53841b90ddc4b608"}}