{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1024 Esas<br>KARAR NO: 2025/999 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2024/867 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH: 05/05/2025 (Ara Karar Tarihi)<br>DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 12/06/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili 29/04/2025 tarihli dilekçesi ile; davalı şirketin mevcut durumda gerek resmi gerek fiili organsız (yönetim kurulsuz) olması kaynaklı davalı şirkete işbu davada şirketi temsil etmek üzere temsil kayyımı atanmasına, temsil kayyımı atanması davalı şirketi organsızlıktan kurtarmayacağından davalı şirkete organsızlık hali giderilene kadar ve misyonu organsızlık halinin giderilmesi ve zorunlu acele işlerle sınırlı olarak HMK hükümleri uyarınca geçici hukuku koruma olarak tedbiren yönetim kayyım heyeti atanmasına, temsil kayyımı atamasıyla yönetim kayyım heyeti atamasının aynı ara kararda davalı şirket dinlenmeden yapılmasına, iç denetim raporu da gözetilerek şirketin koruma altına alınmasına, mal varlıklarının devrinin önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 05/05/2025 tarih 2024/867 Esas sayılı ara kararında;\"İhtiyati tedbirin şartları 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 389/1 maddesinde genel olarak düzenlenmiştir. Bu yasa hükmüne göre mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yada tamamen imkansız hale geleceğinden veya geçikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.TTK 'nun 359 maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu ve şirket esas sözleşmesi ile atanır ya da ilk oluşturulan yönetim kuruluda dahil olmak üzere genel kurul tarafından seçilir. TTK 'nun 408. maddesi uyarınca yönetim kurulunun seçilmesi ve görevden alınması genel kurulun devredilmek yetkilerindendir. TTK'da anonim şirketler yönünden haklı sebeplerin varlığı halinde hakime Limited şirket müdürlüğünde olduğu gibi yönetim kurulu üyelerini görevden alma yetkisi tanınmamıştır. Dava hukuki niteliği itibariyle davalı şirketin feshi talepli TTK 530. Maddesi uyarınca açılmış olan fesih davasıdır, TTK'da yer alan hükümler uyarınca anonim şirketlere yönetim kayyımı atanması TTK 530 maddesi kapsamında açılan fesih ve tasfiye uyarınca şirketin yönetim organından yoksun kalması ya da yönetim kurulunun fiilen çalışamaz durumda olması halinde açılacak fesih davasında mümkündür.Somut uyuşmazlıkta davacı taraf davalı şirkette pay sahibi olup davalı şirkette yönetim kurulu üyelerinin görev süresi 26/05/2024 tarihinde sona ermiştir. İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinde 18/09/2024 tarihinde yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolması nedeniyle kayyum tayin talepli dava açılmıştır, açılan davada mahkeme tarafından davanın kabulü ile davalı şirkete 3 kişiden oluşan yönetim kayyumu atanmasına karar verilmiştir. İş bu karar İBAM 13.H.D 2025/664 Esas 2025/653 sayılı kararı ile mahkememizde açılan iş bu davaya atıf yapılmak suretiyle şirkete geçici hukuki koruma tedbiri olan şirkete yönetim kayyumu atanması talebinin bu davada  değerlendirilmesi gerekli olup  istinaf taleplerinin kabulü ile yönetim kayyumu atanmasına ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Mahkememizin 29/11/2024 tarihli ara kararı ile kayyum talebinin ve mal varlıkları devrinin önlenmesine ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş ve iş bu talepler İstanbul Anadolu 3.ATM'nin 2024/724 Esas 2024/1001 karar sayılı ilamı ile değerlendirilmiş olduğundan talebin konusu kalmadığından istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir, bu süre zarfında İ.A 3 ATM tarafından verilen karar İBAM 13.H.D kararı ile kaldırılmış olmakla davacı tarafından talep edilen kayyum atanmasına ilişkin talep yeni gelişen sebepler doğrultusunda incelenmiştir. İstanbul Ticaret sicil müdürlüğünden celp edilen belgelere göre genel kurul tutanaklarına göre davalı şirkette 23/07/2023, 13/09/2024 tarihlerinde genel kurul toplantıların yapıldığı ancak yönetim kurulunun seçilemediği, A gurubu pay sahiplerinin yönetim kurulu adaylarının gösterdiği diğer paydaşların bu kişileri seçmediği, şirket esas sözleşmesine göre aday gösterme imtiyazının sadece A grubuna tanınmış olması sebebiyle yönetim kurulu üyelerinin seçilme imkanının bulunmadığı, bu nedenle 4721 sayılı TMK 427/1-4 maddesinde yönetim kayyumu atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun oluşturulması mümkün olmaması bu  boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır, somut uyuşmazlıkta da yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin dolduğu, ancak yönetim kurulu üyelerinin seçilmesinin esas sözleşmeye göre mümkün olmadığı, her ne kadar Yargıtay 11.H.D 'nin emsal kararlarında görev süresi biten yönetim kurulu üyelerini bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair açık hüküm bulunmaması nedeniyle yeni yönetim seçilinceye kadar olağanüstü ve acil durumlar için görevlerine devam edeceği içtihatlarla benimsenmiş ise de mevcut yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin 26/05/2024 tarihinde sona erdiği ve bu tarihten sonra yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi için toplanan genel kurullarda yönetim kurulu üyelerinin seçilemediği ve kanunun aradığı makul süreninde aşıldığı, ve şirketin TTK 362. Maddesinden tanınan sürenin aşılarak yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin uzadığı veya yenilenmesinin söz konusu olmadığı bu durumda şirkete yönetim kayyımı atanmasını isteme talebinde davacı tarafın hukuki yararının olduğu, organ eksikliğinin olması ve organ boşluğunun başka türlü yoldan sağlanamadığı anlaşılmakla yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar davalı şirkete 3 kişiden oluşan yönetim kayyımı oluşturulmasına karar vermek gerekmiştir. Davacı taraf  davalı şirkete ait mal varlıklarının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için tedbir talebinde bulunulmuş olmakla davalı şirkete yönetim kayyımı atanmakla ihtiyati tedbirden beklenen amaç sağlanmış olacaktır zira davalı şirketin malvarlığı bakımından ayrıca bir tedbir kararı verilmesine gerek görülmediğinden bu hususta ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, ''1-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile TTK 530/2 ve HMK'nun 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir talebin kısmen kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Enerji ve yapı ... Anonim şirketine yönetici kayyum olarak bilirkişi listesinden resen seçilen ... T.C kimlik numaralı Mali Müşavir Bağımsız Denetçi ..., ...  T.C kimlik numaralı Prof. Dr. ... ile Prof. Dr. ...'in atanmasına, kayyum heyetinin yönetim kurulunun yetkilerini kullanmasına kayyumun görevinin karar kesinleşinceye kadar devamına, 2-Kayyum  heyetinin yöneticilik görevini yaparken ortakların hak ve menfaatlerini ve şirketin menfaatlerini gözetmesine,  şirketin durumu hakkında mahkemeye iki ayda bir rapor vermelerine, 3-26/05/2024 tarihinde görev süresi dolmuş olan yönetin kurulunun bütün  yetkilerinin kaldırılmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin Dairemizin 24/04/2024 tarihli 2025/664 E. ve 2025/653 K sayılı kararını \"tamamen eksik alıntılamak ve çarpıtmak suretiyle\" ve davacının 29.04.2025 tarihli beyanında özellikle işaret ettiği şekilde kendine gerekçe yaratmaya çalıştığı ve bu şekilde usul ve yasaya aykırı olarak tedbir kararı verdiğinin anlaşıldığını;Bahse konu istinaf kararının özünde, şirketin organsızlığına ilişkin bir kabul veya tespit yer almıyorken, İDM'nin sanki, istinaf mahkemesince davalı müvekkili şirketin organsız kaldığı yönünde bir kabul varmış ve tedbir talebinin huzurdaki davada değerlendirilmesi gerekirmiş gibi, durumu tamamen dar yorumladığını ve sadece kararın bir kısmını referans alarak kendisine görev çıkardığını;Esasen Dairemizin kararı ile İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/724 E, 2024/1001 K. sayılı kayyım atama kararına dair istinaf konusu ettikleri, \"geçici tedbir talebinin TTK m.530 uyarınca açılmış bir fesih davası olmadığı sürece dikkate alınamayacağı, bunun kanun şartı olduğu ve esasa ilişkin bir dava açılmadan kayyım atanamayacağına\" ilişkin iddia ve itirazlara yanıt verildiğinin açıkça anlaşıldığını, buna rağmen, İDM'nin deyim yerinde ise, özel görevlendirilmiş gibi bu kararın \"özel olarak seçilen bir kısmının\" özellikle altının çizilmesi, ya da İDM'nin bahse konu bu karar öncesinde verdiği ve istinaf incelemesinden de geçerek kabul edilen önceki tedbirin reddi karardan dönebilmek için mesnet yapılmış olmasının manidar olduğunu, İDM'nin davalı şirkette organ eksikliği olmadığını açıkça tespit eden istinaf mahkemesi kararını, aksine bir organ eksikliği varmiş gibi hatalı bir şekilde yorumlayarak hukuka aykırı bir şekilde kayyım atamasını gerekçelendirdiğini;İlk derece mahkemesinin önceden verdiği tedbir kararının reddi kararlarıyla çeliştiğini, sadece bir kaç ay önceki kararında, asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmesine hukuken imkân bulunmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiğini, daha da önemlisi davalı müvekkili şirketin organsız kaldığından bahsedilemeyeceğini ve sonuçta HMK 389 ve devamı madde hükümlerinde öngörülen koşullar gerçekleşmediğini açık ve net bir şekilde kabul ederek ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verdikten sonra, ortada bu kabul ve tespitlerin aksine de bir delil ve vaka olmadan bu sefer kendi yaptığı tespit ve kabullerin tam tersi yönünde bir karar ile davalı müvekkili şirkete tedbiren kayyım atamasının ağır  bir çelişki yarattığını, istinafa konu edilen bu kararın aynı mahkemenin 29.11.2024 tarihli kararının içeriği ile net bir şekilde çeliştiğini, bu durumun, usulen hatalı olup, mahkemenin uygulamaları açısından tutarsızlık teşkil ettiğini, Anayasal ve evrensel nitelikteki adil yargılama, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık arz ettiğini; İlk Derece Mahkemesi'nin tedbiren kayyım atanma kararının, 29.11.2024 tarihli ilk tedbir isteminin reddi kararından sonra sözde \"yeni gelişen sebeplerin\" varlığı iddiasına dayandırıldığını, ancak bu kabulün maddi gerçeğe ve dosya içeriğine açıkça aykırı olduğunu, mahkemenin, yeni gelişen sebep olarak 23.07.2024 ve 13.09.2024 tarihli genel kurul toplantı tutanaklarını gösterdiğini ancak bu tutanakların 29.11.2024 tarihli ara karar verilmeden önce zaten dosya içeriğinde mevcut olup, değerlendirildiğini, ara karar ve dayanağı olan hususlar incelendiğinde; bu kararda yeni gelişen sebepler olarak sunulanın 29.11.2024 tarihli ara karar öncesinde yapılmış olan 23/07/2024 ve 13/09/2024 tarihli iki genel kurul toplantısından öte olmadığını, bahsedilen bu tutanakların ise İDM tarafından dosya içerisinde halihazırda incelendiğini ve yine İlk derece mahkemesi tarafından bu hususlara dayanarak geçici tedbir olarak kayyım atanmasına yeterli görülmediğine hükmedildiğini;Esasen somut olayda müvekkili şirket nezdinde İDM'nin 29.11.2024 tarihli kararı sonrasındaki 5 aylık süre içerisinde oluşan tek yeniliğin, İstanbul Anadolu 3.ATM'nin 2024/724 E, 2024/1001 K sayılı dosyası üzerinden kayyım atama kararı verilmesi ve bu usulsüz ve hukuka aykırı olarak verilen kayyım atama kararının Dairemiz tarafından kaldırılması olduğunu, eğer İDM'nin niyeti gerçekten \"yeni gelişen sebepleri dikkate alarak\" yeniden değerlendirmek olsaydı, tek yapması gerekenin, davacı tarafından bahse konu BAM kararına atıf yapılarak dosyaya sunulan \"ikinci tedbir talebinin hukuki açıdan temeli olmadığı sebebiyle tekrar red edilmesi\" olması gerektiğini;İlk derece mahkemesnin aynı ticari sicil kayıtlarına dayanarak 29.11.2024 tarihli tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararında \"Müvekkil şirketin organsız kalmadığını, şirkette yönetim boşluğu olmadığına\" hükmetmişken,  bu karardan bir kaç ay sonra ortada yeni bir delil/vaka olmaksızın, diğer bir ifade ile mevcut koşullar değişmemesine rağmen, bu sefer tam tersi bir kanaate ulaşmasının açık bir tutarsızlık olduğunu, İlk derece mahkemesinin bu tutarsız davranışının HMK 25. madde uyarınca \"adil yargılama ilkesi\"ne açıkça aykırı olduğunu;Aynı vakalar ve delillerle ikinci tedbir kararı verilemeyeceğini, önemle ve ısrarla vurguladıkları gibi iş bu dosya kapsamında, dosyada yeni ve farklı bir delil bulunmadığından, HMK madde 389-390 uyarınca aynı vakıalara dayalı yeni bir ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini, dolayısıyla bu tür taleplerin \"hukuki istismarı önleme\" amacıyla sınırlandırılması gerektiğini, HMK 390/3 uyarınca, ihtiyati tedbir talep eden tarafın davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesinin zorunlu olduğunu, mahkemenin, aynı vakıalar ve delillerle yapılan ikinci bir başvuruda, önceki kararında \"yaklaşık ispatın sağlanamadığı\" yönünde kanaat oluşmuşsa, yeni bir değerlendirme yapma yükümlülüğünün de bulunmadığını;Dairemizin 30.12.2024 Tarihli 2024/2043 E., 2024/2134 K. Sayılı kararı ile, yapılan  istinaf incelemesinde, \"ara kararın usul ve yasaya aykırılık taşımadığının açıkça tespit edildiği, buna ilaveten de başka bir mahkeme tarafından verilen kayyım ataması kararı dolayısıyla da ara karara konu tedbir talebinin karşılanmakla talebin konusuz kaldığı\"nın belirtildiğini, Dairemizin, İlk derece mahkemesinin ihtiyati tedbirin reddine ilişkin kararını usule ve yasaya uygun bulduğunu, tedbire ilişkin kesinleşmiş bir red kararı mevcutken yeni bir sebep olmaksızın verilen talebe dayanılarak yeni bir karar verilmiş olmasının hem usule hem yasaya hem de yargının güvenilirliğine aykırı olduğunu;Kayyım tayini gibi önemli kararların, yeterli delil toplanmadan ve inceleme yapılmadan verilemeyeceğini, Türk Medeni Kanunu'nun 427.maddesi kapsamında verilen İDM'nin kararında, kanun maddesinin amaçladığı araştırmanın yapılmadığını, nitekim müvekkili şirketin, bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini, keza müvekkili şirketin yönetimsiz kalmadığını ve organlardan yoksun bir halde olmadığını, nitekim şirkette organ yoksunluğunun bulunmadığının İDM'nin ara kararından yalnızca 1 hafta önce Dairemizin 2025/664 E. ve 2025/653 K. sayılı kararında açıkça ve detaylı bir şekilde dile getirilmişken salt davacının gerçekleri çarpıtmak suretiyle sunduğu yazılı talepleri ile mezkur hükmün kurulmasının yasalara aykırı olduğunu;Ek olarak; kayyumluk müessesinde yönetim kayyımlığı kararının verilebilmesi için kuşkuya yer verilmeyecek şekilde araştırma ve sonucunda teknik rapor aldırılması suretiyle kapsamlı değerlendirme yapılmasının zaruri olduğunu, usul açısından bu dosyada yapılan işlemlerin hatalı ve eksik olduğunu, bununla birlikte, esasa ilişkin değerlendirmede ise, İDM'nin kendi ile ağır bir şekilde çelişmek suretiyle, salt davacının 28.04.2025'de sunduğu taleplerine istinaden birdenbire fikrini değiştirmesi ve dosyadaki sürece tamamen aykırı bir şekilde üstelik çok yeni verilen BAM kararını da doğru bir şekilde değerlendirmeksizin, verdiği kararın da açıkça adil yargılama ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, Yargıtay'ın kayyım tayini davalarının yürütülmesinde eksik inceleme ile hüküm kurulmasına ilişkin içtihatlarının net olduğunu, bu hususlar çerçevesinde işbu usul ve yasaya aykırı kararın ortadan kaldırılması suretiyle ihtiyatı tedbir talebinin reddi gerektiğinin aşikar olduğunu;İDMnin kabul ettiğinin tersine davalı müvekkili şirket bakımından organ eksikliğinin mevcut olmadığını, şirket yönetim kurulunun görev süresi 26.05.2024 tarihinde sona erse de, mevzuatta görevi sona eren anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının ve görevlerinin kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması sebebiyle yeni yönetim seçilene kadar görevlerine devam edeceğinin kabul edildiğini, bu hususun Yargıtay ve BAM kararları ile defalarca vurgulandığını, nitekim, şirkete karşı bir kısım pay sahipleri tarafından açılan İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/371 Esas numarası ile görülen davaya ilişkin istinaf edilen ara kararın ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.H.D.'nin 2024/1162 E., 2024/1144 K. Sayılı kararında da isabetli bir şekilde ifade edildiği gibi şirkette organ eksikliğinin söz konusu olmadığını; Yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesinin otomatik olarak yönetimin görevinin sona ereceği anlamına gelmediği gibi  mevcut yönetim kurulunun yenisi seçilene kadar  görevine devam ettiğini, dolayısıyla; şirkette organ boşluğu bulunmadığını, bu durumun, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.H.D.'nin 2024/1162 E., 2024/1144 K. Sayılı Dairemizin 30.12.2024 Tarihli, 2024/2043 E.,2024/2134 K. sayılı ve 24.04.2025 Tarihli 2025/664 E.,2025/653 K. Sayılı kararı olmak üzere üç ayrı BAM kararı ile de tevsik edildiğini; Doktrinde ve Yargıtay kararlarında; zorunlu organ eksikliği sebebiyle açılan davada feshe karar verilebilmesi için; anonim şirketin zorunlu organ eksikliğinin tespit edilme, şirkete mahkemece süre verilme ve süre sonunda fesih kararı vermeden önce yönetim kurulunun dinlenilme şartlarının tümünün gerçekleşmesi gerektiği görüşünün hakim olduğunu, dolayısıyla TTK m. 530/f.2’ye dayanılarak organ eksikliği sebebiyle açılan bir fesih davasında, mahkemece şirkete kayyım atanırken, TMK. m. 427/f.4 kapsamında gerçekleşmesi gereken şartların varlığının aranacağını, TMK'nin 427/4. maddesine göre ise;  yönetim kayyımı atanabilmesi için, şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olmasını şart olduğunu, somut durumda ise; şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğundan, organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da giderilmesi her zaman mümkün bir durum olduğundan tedbiren kayyım tayinine karar verilmemesi gerektiğini;Mahkemece yasal düzenlemede öngörülen süre verilmeden kayyım atandığını, TTK m. 530 uyarınca, mahkemenin önce eksikliğin giderilmesi için uygun bir süre vermesi gerekirken, İDM'nin hiç süre vermeden kayyım atanmasına karar verdiğini, bilindiği üzere TTK'da ticaret şirketine kayyum atanması ile ilgili bir yasal düzenlemenin söz konusu olmadığını, uygulama ve içtihatlarda bu tür durumlarda TMK'nun 427.maddesinin uygulanacağının kabul edildiğini, TMK 427. maddede ;..''bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa..'' kayyum atanması yoluna gidilebileceği şeklinde bir düzenlemenin mevcut olduğunu;Yine uygulamada ve yerleşik içtihatlarda, bu madde hükmünden yola çıkılarak, mahkemenin kayyum atamadan önce ticaret şirketine yönetimi oluşturmak için uygun bir fırsat vermesi, gerekirse sırf yönetim kurulu seçimi için şirketin genel kurul çağrısını yapmasını sağlamak üzere şirkete makul bir süre verilmesi veya  çağrı yapılamıyor ise, sırf yönetim kurulu seçimi için genel kurul çağrısı yapmak üzere şirkete sınırlı şekilde bir kayyım ataması gerektiğinin kabul edildiğini ve bu kabulün arkasında, Türk Ticaret Hukukunda her ticaret şirketinin kendi seçilmiş organları ile yönetilmesinin temel prensip olarak kabul edilmiş olmasının yattığının ifade edildiğini ancak ne var ki, somut olayda Mahkemenin, davalı şirketin kendisine gerekli zamanı ve imkânı tanımaksızın, kayyum atamasını gerçekleştirerek, yasal açısından öngörülen haklardan şirketi mahrum bıraktığını, bu durumun yasaya aykırı olduğu gibi, adil yargılama ilkesinin ihlali olarak değerlendirilebileceğini, zira şirketin durumunu düzeltme ve organ boşluğunu giderme hakkının ihmal edildiğini;TTK'nın 530. maddesinde uzun süreden beri kanunen gerekli organın bulunmaması hâlinde, mahkemece, ''şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi'' için taraflara uygun bir süre verileceği, bir diğer deyişle bu hususun ihtarda bulunulacağının hükme bağlandığını, yani ihtarın, doğrudan organ eksikliğinin giderilmesine yönelik olması gerektiğini, TTK. m. 530’da belirtilen sürenin, her bir şirket açısından değişebileceğini, ancak belirlenecek sürenin, organdaki eksikliğin giderilmesine olanak verecek makul bir süre olması gerektiğini, Yargıtay'ın, bazı kararlarında organ eksikliğinin tamamlanması için mahkemece verilen bir-iki aylık süreyi “uygun” bulmadığını, bu sürenin uygulamada, genellikle üç veya altı ay olarak verildiğinin görüldüğünü, sonuç olarak İDM tarafından yasaya uygun bir şekilde \"süre verilmeksizin\" tedbiren kayyım atanmasına karar verilmesinin, kanunun bizzat aradığı bir kriterin yok sayılmasının açık bir kanuna aykırılık teşkil ettiğini;Mahkemenin yönetim kurulunu dinlemediğini, şirketin feshine karar vermeden önce mutlaka yönetim kurulunu dinlemesi ve uygun bir süre vererek şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi için olanak sağlaması gerektiğini, Türk Ticaret Kanunu m. 530/f.1, mahkemece şirkete eksikliğin giderilmesi için süre verilmesinden önce, yönetim kurulunun da dinlenmesinin gerektiğini hükme bağladığını, dolayısıyla mahkemenin şirkete süre vermeden önce, yönetim kurulu üyelerini de dinleyeceğini, zira TTK. m. 410/f.1'de yer alan, “Genel kurul, süresi dolmuş olsa bile, yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir.” şeklindeki düzenleme ile yönetim kuruluna verilen istisnai yetki şirket aleyhine organ eksikliği sebebiyle dava açılmış olsa bile varlığını koruyacağından, yönetim kurulunun görev süresinin sona ermesi sebebiyle şirketin feshi dava edildiğinde mahkemece görev süreleri dolan üyeler dinlenerek TTK. m. 410/f.1 kapsamında genel kurulun toplantıya davet edilmesinin sağlanabileceğini;Bu durumda bu dava tahtında dinlenmesi gereken görev süresi sona ermiş yönetim kurulu iken, isabetli bir karar olmamakla birlikte İDM tarafından 16.04.2024 tarihli duruşmada kayyım heyetinin dinlenmesine hükmedildiğini ve İDM'nin bu ara kararına dahi sahip çıkmadığını ve yeniden kayyım talebini değerlendirirken en azından görev süresi geçmiş yönetim kurulu üyelerini dinledikten sonra karar vermesi gerektiğini de açıkça gözardı ettiğini; Kayyım atanmasının son çare olması ilkesinin ihlal edildiğini, anonim şirketlerde esas olanın kendi organlarıyla yönetilmesi olduğunu, kayyım atamasının ancak başka bir çözüm bulunmadığı hallerde mümkün olması gerektiğini, kayyum atanmasına ilişkin mevzuatın, öncelikle şirketin organ boşluğunun giderilmesi için kendisine \"fırsat tanınması\" gerektiğini öngördüğünü, dolayısıyla, organ boşluğu iddiası varsa dahi, şirkete belirli bir süre tanınarak boşluğun giderilmesi gerektiğini, şirketin kendi organları tarafından yönetilmesi ilkesinin ihlalinin, yönetim kayyımının atanması ile birlikte şirketin iç işleyişinde ciddi sakıncalara yol açabildiğini, yönetim kayyımı atanmasıyla şirketin büyük zarara uğrayacağı veya işleyişinin tamamen duracağının anlaşılması gerektiğini;Davacı tarafın, davalı şirkette pay sahibi olan imtiyazlı A grubunun yönetim kurulu adaylarını seçtirmeyerek şirkette bilerek organ eksikliği yaratmaya çalıştığının dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerle sabit olduğunu, ne var ki İDM'nin, davacı tarafın \"çelişkili davranma yasağına\" ve \"hakkın kötüye kullanılması\" ilkelerine açıkça aykırı bu kötü niyetini göz ardı ederek davacıyı adeta ödüllendirdiğini, müvekkili şirketin esas sözleşme ile kabul edilip, TTK 360/1 ve 6103 sayılı TTKYUK'nun 28/2 maddesi kapsamında imtiyazlı müktesep hak niteliğindeki yönetim kurulunun tamamını önerme hakkı kapsamındaki A grubu pay sahiplerine tanınan imtiyaz hakkına dayalı olarak, 13 Eylül 2024 tarihli 2023 yılı olağan genel kurul toplantısında önerdiği yönetim kurulu üyelerinin seçiminin davacılar tarafından objektif ve haklı herhangi bir sebep ortaya konulmadan red edilmiş olmasının da davacıların niyetini ispat açısından mühim olduğunu; Davacı tarafın kötüniyetle şirketin A grubu pay sahiplerinin sahip olduğu ve kanun ve ana sözleşme tahtında korunan imtiyazını kullanmasını açıkça sabote ettiğini; imtiyaz hakkının gasp edildiğini ve dolayısı ile yönetim kurulunun hiç bir haklı sebep gösterilmeksizin seçilemediğini, davacı tarafın, mahkemeyi yanıltmak ve şirketin kendi yönetim iradesini felç etmek suretiyle, adeta organ eksikliği yaratmaya teşebbüs ettiğini, bu davranışın yargılama hakkını kötüye kullanma niteliği taşıdığını; İlk derece mahkemesinin de kendi kararında yönetim kurulu seçilememesi hususunda suçlayıcı bir dil kullanarak, bunun sebebini enteresan bir biçimde A Grubu imtiyazlı pay sahipleri ile şirket esas sözleşmesine fatura ettiğini, bununla birlikte, salt davacının tekrarla dosyaya sunduğu beyanlar üzerinden ele alıp, durumu bir organ yokluğu olarak kurgulamak suretiyle, yönetim kayyımı atamakla açıkça Kanuna aykırı bir şekilde haksız ve hukuksuz bir şekilde şirkette imtiyaz sahibi pay sahiplerinin hakkını kullanmasına engel olan aynı pay sahiplerinin ekmeğine yağ sürdüğünü, Mahkemenin bu iddiaları kabul etmesinin objektifliğini yitirdiğinin açık bir göstergesi olmakla birlikte \"çelişkili davranışın ve kötü niyetin ödüllendirilmesi\" anlamına da geldiğini, zira, şirketin genel kurullarında, davacının ve onunla beraber hareket eden ve aynı merkezden yönetildiği bilinen dava dışı pay sahiplerinin ısrarla ve kanuna aykırı şekilde yönetim kurulu seçimini engellemesinin, bu kötü niyetin tespiti için yeterli olduğunu;Seçilen kayyımın heyetine ilişkin şaibe oluştuğunu, daha önce BAM kararıyla atamaları kaldırılan aynı kişilerin tekrar kayyım olarak atanmasının, mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, BAM tarafından atanmalarına ilişkin karar kaldırılmakla birlikte, üstelik de istinaf aşamasında feri müdahale talep eden davalı şirket A Grubu pay sahipleri tarafından görevlerini kötüye kullandıkları, objektif olmadıkları, şirketin menfaatlerini dikkate almadıkları, hatta şirket ile çıkar çatışmasına girmeleri sebebiyle değiştirilmeleri talep edilen kayyımların, işbu dosya kapsamında yeniden atanmalarının bizzat aynı kişilerin göreve iadesi saikiyle karar alındığı hissini çağrıştırdığını;Kaldı ki, kayyımın görev ve yetkilerinin mahkemece sınırları çok iyi çizilerek belirlendiğini, kayyımın görevi her halde geçici olduğundan, süresi, yetkileri, ücretinin kararda açıkça belirtilmesi gerektiğini, unutulmaması gereken noktanın, kayyımın atanmasına yol açan durumlarla sınırlı yetkili olduğu, eğer atanması belli bir işin görülmesi için istenirse, yetki, görev ve sürenin de bu işe göre belirleneceği, eğer organ yokluğu nedeniyle atanırsa, görevinin bu organın seçimini sağlamak olması gerektiğini, yoksa kayyımın organın yerine geçecek şekilde atanamayacağını, bununla birlikte bu kararda kayyımın tamamen yönetim kurulunun görev ve yetkileriyle sınırsız olarak donatıldığını;Kayyım atamasının şirketin itibar kaybına, ticari faaliyetlerinin zarar görmesine ve küçük yatırımcıların menfaatlerinin zarar görmesine yol açtığını, bu bağlamda, mahkemenin, kanun menfaatinin gözetilmesi ve küçük yatırımcıların korunması gerekliliğine aykırı hareket ettiğinin görüldüğünü, yalnızca davacıların iddiası üzerinden hareket edilerek halka açık şirkete tedbiren kayyım atanması talebinin -söz konusu kayyım atama kararı BAM tarafından daha önce farklı bir mahkemenin usulsüz ve yasaya aykırı kararıyla henüz kaldırılmışken-, pay sahibi davacının iyi niyetli olmayan başka hesaplar içine girerek kendi menfaatini düşündüğünü gösterdiğini ve şirkete zarar verdiğini, kaldı ki bu durumun zaten 11.12.2024 itibariyle şirkette yaşandığını; İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen \"Yönetim Kayyımı Atanması\" kararı ile mahkemenin, \"kamu menfaatinin gözetilmesi\" ve \"küçük yatırımcıların korunması\" gerekliliğine aykırı hareket ettiğini, nitekim; davacı ile var olan ihtilaflar çerçevesinde devam eden bir çok dava içerisinde defalarca tedbiren kayyım atanmasına ilişkin talebin farklı mahkemelerce geri çevrildiğini ve Bölge Adliye Mahkemesi dahi bu yönde bir karar vermişken, İlk Derece Mahkemesinin kararın sonuçlarını hiç düşünmediğini, nitekim ...'da ilk kez halka açık bir şirkete kayyım atandığını, kayyım atanmasının sonucu olarak şirketin ciddi zararlara uğradığını, kararın yaşayan ve üreten halka açık bir şirketin göz göre göre yok edilmesine sebep olduğunu; Müvekkili şirketin yönetim kurulunun tamamını önerme imtiyazına sahip, imtiyazlı A grubu pay sahipleri tarafından açılmış yönetim kurulu seçimi davasının sonucu beklenmeden kayyım atanmasının usule ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili şirketin 13 Eylül 2024 tarihli 2023 Yılına ait Olağan Genel Kurul toplantısında  dava dışı A grubu İmtiyazlı Pay Sahipleri ... A.Ş. (\"...\") tarafından aday gösterilen yönetim kurulu üyelerinin içinde davacının da olduğu organize bir takım kötü niyetli B grubu pay sahipleri nin oyları ile seçilmemesiyle sonuçlanan hukuka aykırı genel kurul kararının iptali ile  genel kurulda (A) grubu imtiyazlı pay sahibi dava dışı ...ın önerdiği ve seçilmesi zorunlu olan yönetim kurulu üyelerinin müvekkili şirket yönetim kurulu üyesi olduklarının tespiti istemiyle, İstanbul Anadolu 8'inci Asliye Ticaret Mahkemesinde 2024/789 Esas Dosya numarası ile açılmış olan bir dava bulunduğunu; Davalı şirketin imtiyazlı pay sahipleri ile bir kısım hissedarları arasındaki yönetim kurulunun seçimine ilişkin ihtilafın halihazırda yargıya taşındığını ve yargı yoluyla çözümlenebilecek bir durum haline geldiğini, davalı şirketin işbu davada da davalı konumunda olduğunu ve söz konusu bu davada çıkacak kararın organsızlık iddiasını tamamen ortadan kaldıracağını, bu durumda İlk derece mahkemesinin bizzat davacının feri müdahale talebinde bulunduğu, iş bu dava kapsamında büyük önem arzeden bu dosyayı inceleyip bekletici mesele yapması gerekirken, bu hususun hiç bir şekilde dikkate alınmadığını, sırf bu sebeple kararın hukuka aykırı olduğunu; Mahkemenin, davacının yönetim kayyımına ilişkin talebi tamamen aşılmak suretiyle kayyımın yetkilerinin sınırlandırılması gerekirken neredeyse sınırsız yetki ile donatarak karar verdiğini, TMK'nın 427/4 maddesinin, kayyımın yetkilerinin organ eksikliğini gidermekle sınırlı olduğunu öngördüğünü, ancak İDM'nin kayyım heyetine yönetim kurulunun tüm yetkilerini devrettiğini ve süreyi \"karar kesinleşene kadar\" şeklinde belirsiz bıraktığını, bu durumun, TTK'nın 365. maddesine aykırı olduğunu beyanla İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/867 E., sayılı dosyasında verilen 05.05.2025 tarihli tedbir kararının duruşmalı yapılacak istinaf incelemesi sonucunda ortadan kaldırılması sureti ile yapılacak yargılama sonucunda tedbir talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, TTK'nın 530. maddesi uyarınca davalı şirketin organsızlık halinin giderilmesi aksi halde feshi istemi ile açılan davada, şirkete yönetim kayyımı atanması ve şirketin malvarlığı üzerine devrin önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir konulmasına ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 sayılı HMK'nın \"İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar\" başlıklı 341. maddesine göre; İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Söz konusu maddenin gerekçesinde de değinildiği üzere, ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacze ilişkin geçici hukuki koruma taleplerinin kabulü hâlinde itiraz imkânı bulunduğundan, önce bu yola (itiraz) başvurulması gerekli olup, ancak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması mümkündür. Nitekim HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde ihtiyati tedbir konusu düzenlenmiş olup, aynı Kanun'un 394/1. maddesinde \"karşı taraf kendisi dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir\" denilmek suretiyle, bu durumda öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz yolu öngörülmüştür. HMK'nın 394/4. maddesinde, ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz başlığı altında; \"İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.\", 394/5. maddesinde de; \"İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.\" düzenlemesi mevcuttur. Somut olayda; Mahkemece 05/05/2025 Tarihli ve 2024/867 Esas sayılı ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ilişkin karar istinaf kanun yolu açık olarak verilmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere karara karşı İlk Derece Mahkemesine itiraz yolu açıktır. Mahkemece, istinaf dilekçesi itiraz olarak kabul edilerek itiraz hakkında bir karar verilmeli, bu karar taraflara tebliğ edildikten sonra kanun yoluna başvurulması halinde istinaf incelemesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekmektedir.Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf talebi üzerine dosya istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmiş ise de, 6100 sayılı HMK'nın 341/1 ve 394/5 maddeleri gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz yolu tüketilmeden istinaf yoluna başvurulamayacağından, davalının istinaf başvurusunun itiraz olarak kabulü ile bu konuda bir karar verildikten sonra istinaf isteminde bulunulur ise Dairemize gönderilmek üzere bu aşamada davalı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 341. ve 352/1. maddeleri  gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf  eden üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avansı varsa talep halinde iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/06/2025 tarihinde HMK'nın 341. ve 352/1. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0a633798afb0b9fe","SID":"207e57d35dbee046"}}