{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2030 <br>KARAR NO:2025/805<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:11/06/2021<br>NUMARASI:2017/1188 Esas -  2021/398 Karar<br>DAVA:Tespit<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/06/2025<br>Taraflar arasındaki Tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 01.01.2015 tarihinde davalı şirketle ticari satım anlaşmasına varmış olduğu, halihazırda taraflarca yapılan sözleşmelerin karşılıklı olarak fesh olduğu, cari hesap mutabakatı tesis edilemediği, müvekkil şirketin mutabakat sağlamak hususunda gerek mail gerek mutabakat yazıları yolladığı lakin davacıdan yanıt alamadığı, taraflarınca Sultanbeyli ... Noterliği'nden 21.12.2016 tarih ve... yevmiye nolu borcun ödenmesine ilişkin ihtarname keşide edildiği, söz konusu ihtarnameler sonucu davalının bir kısım ödemeler yaptığı taraflar arasında ticari ilişki devam ettiğinden dolayı, hesap mutabakatı tesis edilemediği, bunun üzerine Sultanbeyli ... Noterliği'nden 10.02.2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname keşide edildiği, söz konusu ihtarnameye Bakırköy ... Noterliği1 nden 23.02.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı cevabi ihtarname keşide edilmiş olduğu, ihtarnamede hesap özetlerinin taraflarına gönderilmediği yönünde gerçeği yansıtmayan beyanda bulunulduğu, aynı ihtarnamede belirtilen borcu kabul anlamına gelmemek kaydı ile hesap özetinin taraflarına gönderilmesinin istediği, bu sebeple karşı yanın şirket merkezinde toplantı düzenleyip hesap özetlerini karşılıklı alıp-vererek mutabakat yoluna gidilmiş olunsada yine söz konusu mutabakat girişimlerinden sonuç elde edilmediği, davaya konu alacağın belirlenememesinin müvekkil şirkete ciddi zarar vermekte olduğu belirtilerek, fazlaya ilişkin haklan saklı kalması kaydı ile müvekkil şirketin davalı şirketten olan alacağının tespiti ve tespit edilen alacağın davalı şirketten tahsiline aynı zamanda yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesini vekaleten talep etmişlerdir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Huzurdaki davada mahkemenin yetkili olmadığı,davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesi mümkün olmayıp hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiği, huzurdaki davanın belirsiz alacak olarak ikame edilebileceğinin kabulü halinde dahi; 6100 sayılı HMK'nın 107. Maddesi tahtında davacıya dava değerini belirtmesi ve eksik harcın tamamlanması amacı ile kesin süre verilmesi gerektiği, dava konusu alacağın mücerret bir alacak tanımına ilişkin olmakla birlikte hak kaybına mahal vermemek adına zamanaşımı defi doğrultusunda da huzurdaki davanın reddini talep ettikleri, müvekkil şirketin davacı şirkete borcunun bulunmadığı, aksine müvekkil şirkte davacı şirketten 60.847,92 TL tutarında alacaklı olduğu, mevzuat hükümleri doğrultusunda ispat yükü, yasada aksine bir hüküm bulunmadığı müddetçe iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak/haklar çıkaran tarafa ait olduğu, davacının dava dilekçesinde yer alan deliller kısmında hesap dökümüne ve faturalar delil olarak yer vermediği gibi davalı müvekkilden alacağı olduğuna ilişkin somut bir dayanak dosyaya sunamadığı belirtilerek, nihayetinde usule ve esasa ilişkin itirazları doğrultusunda huzurdaki haksız davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini bilvekale arz ve talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda,\"...Davacı şirketin ise aynı tarihte davalı şirketten alacağı ise davacı ticari defter ve kayıtlarına göre 192.764,89 TL bulunmaktadır.Bu nedenle de 05/10/2016 tarihi itibari ile taraf ticari defter ve kayıtları arasında 05/10/2016 tarihi itibari ile farkın 89.563,29 TL bulunduğu anlaşılmıştır.Yine dava doyası kapsamına ibraz edilen ticari defter ve kayıtlara göre taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinin devamında taraf ticari defter ve kayıtları arasında ödeme farkının tüm yıllarda 88.390,04 TL bulunduğu anlaşılmıştır.Davalı tarafından ise ödeme farklılığı bulunan tutar için ticari defter ve kayıtlarda yer verilen ödeme hususunu teevsik eder her hangi bir bilgi veya belge Mahkememize ibraz edilemediğinden ve davalının ticari defter ve kayıtlarındaki ödeme tutarlarını davacı ticari defter ve kayıtları ile doğrulanmadığından davalının fark ödemeye ilişkin kayıtlarına itibar edilemeyeceği anlaşılmıştır.Ödemeye ilişkin farkın 2010-2017 yılları arasında devam eden açık hesap ilişkisinden kaynaklandığı anlaşılmış ve davalı vekili tarafından ödeme farkının dosya kapsamında bulunan davacı ve dava dışı ...  arasında akdedilen 01/01/2015 tarihli davalı ödemelerinden %0,50 komisyon alacağının kararlaştırıldığı,bu sebeple sözleşmenin tertibi tarihi sonrasında 2015,2016,2017 tarihli ödemelerde doğan 19.323,66 TL liks kısma isabet eden farkın davacının ... ile düzenlediği sözleşmenin 5.Maddesideki bu komisyon ücretinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.Davalının incelenen ticari defter ve kayıtlarında ise %0,50 komisyon bedelinin davacı şirket tarafından davalı şirkete yansıtıldığı,davalının ise komisyon bedellerini kabul etmeyerek ödenecek toplam matrah üzerinden deftere kaydettiği anlaşılmıştır.Oysa bu noktada taraflar arasında akdedilen yazılı anlaşma veya teamül bulunmamaktadır. Yine davacı ile ... arasında akdedilen sözleşmenin öncesinde 2010-2014 yıllarında davalı şirketin ödeme farkının 69.066,38 TL olduğu bu şekilde davalının 05/10/2016 tarihi itibari ile ...'ın yaptığı ödemenin davalı lehine değerlendirilmesi ile dahi davalının 05/10/2016 tarihinde 152.944,32 TL davacıya borçlu bulunduğu anlaşılmıştır.Yine davalının dava dosyası kapsamına alınan BA formlarının tetkiki ile 2016 yılında davalının davacıdan 24 adet fatura aldığı ve bu faturaların KDV dahil toplam değerinin 474.884,64 TL olduğu buna karşın davacının 2016 yılında tanzim ettiği fatura sayısının 39 adet ve miktarının 558.606,94 TL olduğu  bu şekilde 2016 yılında davacının davalı aleyhine keşide ettiği faturalardan 83.772,30 TL'lik farkın oluştuğu  anlaşılmış bu faturalardan davalı kayıtlarına sirayet eden fatura bedelinin ( 05/10/2016 tarihi sonrasında kesilen fatura bedelinin) 192.231,61 TL bulunduğu anlaşılmıştır.Bu şekilde davacının davalıdan olan toplam alacağının davalı kayıtlarına göre 152.944,32+192.231,61 TL =345.175,93 TL açık hesap ilişkisinde teslim edilen maldan doğan alacağının bulunduğu, davalı ödemesinin ise  251.408,78 bulunmasına göre davacının talebi ile bağlı kalınarak davanın kabulü ile 91.633,35-TL' nin 24/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine\"  karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesinin mümkün olmayıp hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, kaldı ki davacı yanın belirsiz alacak davası açamayacağına ilişkin haklı itirazları saklı kalmak kaydıyla davacının 25.03.2021 tarihli dilekçesinde ve dahi yargılama kapsamında 05.04.2018 tarihinde bedel artırım dilekçesi sunmuş ise de işbu dilekçelerin taraflarına tebliğ dahi edilmediğini ve savunma hakkının kısıtlandığını, mahkeme kararı; bilirkişi raporuna ilişkin itirazlarını karşılar yeni rapor alınmaksızın ve itirazları irdelenmeksizin tesis edildiğini, mahkeme tarafından tesis edilen gerekçeli kararda her ne kadar  davacı yanın alacaklı olduğu yönünde hüküm tesis edilmiş ise de davacı şirket ve müvekkili şirketin ödeme kayıtları arasındaki farklılık, davacı ile dava dışı ... firması arasında akdedilen sözleşme tahtında alınan hizmetten kaynaklanmakta olup, ödeme tutarları davacı şirketin ticari defterlerine hatalı işlendiğini, mahkemece davacının alacağı bulunduğu yönünde hüküm tesis etmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, zira davacı tarafın alacak iddiasını ispatlayamadığını, ispat yükü üzerinde olan davacı yanın sübut bulmayan haksız davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın huzurdaki davayı önce \"... A.Ş.\" olarak ikame etmiş ise de devamında dosyaya sunduğu 05.04.2018 tarihli dilekçesiyle grup şirket olduğundan bahisle sehven yazıldığı belirtilerek unvanının \"... A.Ş.\" düzeltilmesini talep etmiş, ardından ise yine 05.04.2018 tarihli başka bir dilekçe ile unvanının \"... A.Ş.\" olarak değiştirilmesini talep ettiğini, davayı açan şirket farklı bir tüzel kişilik olup, davacının sonrasında sunduğu 05.04.2018 tarihli beyan dilekçesi ile davacıyı değiştirip farklı bir tüzel kişiliği taraf olarak göstermesinin mümkün olmadığını, hatta bununla da yetinmeyen davacının dosyaya yine beyan sunarak başka üçüncü bir şirketi davacı olarak göstermeye çalışmasının kabul edilemeyeceğini, esasen bu durumun dahi davacının alacak iddiasını kanıtlamasını, hangi şirket için alacak iddiasında bulunduğunu şüpheden uzak delillerle ortaya koymasını zorunlu kıldığını,Mahkeme tarafından tesis edilen 11.06.2021 tarihli, 2017/1188 Esas ve 2021/398 Karar sayılı \"davanın  kabulüne\" dair kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, açık hesap alacağının tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılmadığı, bilirkişi raporlarının hükme esas alınıp alınmayacağı, davanın ispatlanıp ispatlanmadığı  noktasındadır.Davacı vekili dava dilekçesinde, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı şirketten olan alacağının tespiti ve tespit edilen alacağın davalı şirketten tahsiline karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Mahkemece duruşma ara kararları ile belirsiz  alacak davası niteliğinde açılan davada talep sonucu bildirilmemesi nedeniyle  talep sonucunun bildirilmesi için davacı vekiline süre verilmiş, davacı vekili 05.04.2018 tarihli beyan dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı şirketten 91.633,35 TL alacaklı olduğunun tespitine ve tespit edilecek 91.633,35 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.İstisnai dava türlerinden olan belirsiz alacak davasından söz edebilmek için bunun açıkça belirtilmesi ya da davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının anlaşılması gerekir.Dava dilekçesinde bu konuda bir açıklık bulunmadığı sürece dava, kısmi dava kabul edilir.Davacı vekili dava dilekçesinin hiç bir yerinde belirsiz alacak davasından söz etmemiş, hukuki dayanak olarak HMK'nın 107. maddesine dayanmamıştır.Mahkemenin karar gerekçesinde de bu hususta herhangi bir açıklama yapılmamıştır.Tüm bu hususlar ve dava dilekçesinde fazlaya ilişkin dava ve talep haklarının saklı tutulduğu gözetildiğinde davanın kısmi dava olduğu açıktır.Talep konusu açıkça taraflar arasında tartışmalıysa ya da açıkça belirli değilse açılan bir kısmi davada davacının hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Açılmış olan bir kısmi davada alacağın taraflar arasında tartışmalı olup olmadığı ya da açıkça belirli olup olmadığı davalının davaya vereceği cevapla anlaşılabilir. Nihayet hakim, ön inceleme aşamasında bu hususu tespit edebilir. Şayet, davalı davaya cevabında alacağı tartışmalı hale getirmişse artık açılmış olan kısmi davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmeyip işin esası hakkında hüküm kurulması gerekir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.bası,s.320-321). Bu kapsamda somut olayda cevap dilekçesiyle tartışmalı hale gelen alacak için mahkemece işin esasına girilmesinde isabetsizlik yoktur. Ayrıca davacının   talep sonucunu açıkladığı 05.04.2018 tarihli dilekçesi davalı vekiline usulüne uygun tebliğ edilmiş olup, davalı vekilinin bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Davacı ... A.Ş. ile davalı arasında  01.01.2013 tarihli ve 01.01.2015 tarihli ticari şartlar anlaşması düzenlenmiş  olup, taraflar arasında mal alım satımına ilişkin ticari ilişkinin mevcut olduğu ihtilafsızdır. Anlaşmaların 20.ve 22. maddelerinde, ... Şirketlerinin üyesi olan ... (...) tarafından sunulacak finansman hizmetleri içen ödemenin ... tarafından banka havalesi ile yapılacağı kabul edilmiştir. Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir.Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4). Somut olayda bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı defterlerinde dava tarihi itibariyle davacının davalıdan 91.633,35 TL alacaklı olduğu, davalı defterlerinde davalının davacıya borçlu olmayıp, davacıdan 60.847,91 TL alacaklı olduğu, taraf defter kayıtları arasında 152.481,26 TL farklılık bulunduğu tespit edilmiştir.Dosya kapsamına alınan 27.05.2019 tarihli bilirkişi raporunda, davacının 2015 yılından 2016 yılına devreden 610.192,73 TL bakiye alacağı ile birlikte 2016-2017 yılında davalı hakkında tanzim ettiği 568.606,94 TL tutarlı 39 adet fatura ve içeriği malların sevk irsaliyeleri ile davalıya teslim ettiğini kanıtlaması gerektiği ancak dosyada devir bakiyesini ve  mallara ilişkin fatura ve teslimleri gösteren sevk irsaliyelerinin bulunmadığı, davacının 05.10.2016 tarihi itibariyle davalı şirketten olan bakiye alacağı 192.764,89 TL iken davalının bu tarih itibariyle davacıya borcunun 103.201,60 TL olmasına göre davalı defterinde kayıtlı miktar dikkate alınarak dava tarihi itibariyle davacı şirket kayıtlarıyla karşılaştırılmak suretiyle hesaplama yapılması gerektiği belirtilmiş, buna göre davalının defterinde kayıtlı ödemelerin tutarı 80.475,12 TL iken davacının defterinde kayıtlı davalı ödemeleri 79.163,68 TL olup, davalının 80.475,12 TL olarak yaptığını ödeme belgesiyle kanıtlayamadığından davalının ödeme tutarının 79.163,68 TL olarak kabul edileceği, davalının defterinde 08.03.2017 tarihinde 42.608,38 TL tutarında faturanın kayıtlı olduğu, davacının defterinde bu fatura kayıtlı olmadığından davalı defterindeki kaydın  aleyhine delil teşkil edeceği, davalının defterine 08.03.2017 tarihinde davacıya 54.049,98 TL ödeme yaptığını kaydetmesine rağmen bu kayıtların davacı defterinde bulunmadığı, bu nedenle bu ödemelerin davalı lehine değerlendirilemeyeceği, 05.10.2016 tarihinden sonra taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan diğer kayıtlar da dikkate alındığında davalının dava tarihi itibariyle davacıya 44.033,44 TL bakiye borcu bulunduğu sonucuna varılmıştır.Tarafların itirazı üzerine dosya kapsamına alınan 18.01.2021 tarihli ikinci ek raporda, davalının ibraz ettiği 01.01.2016-02.09.2016 arasındaki muavin defter kaydında davalının 2015 yılından 2016 yılına devreden herhangi bir bir borç bakiyesi bulunmadığı,  dava tarihi itibariyle taraflar arasındaki ödeme farkının 88.390,04 TL olduğu, davacı ile ... arasında düzenlenen sözleşmenin 01.01.2015 tarihi öncesine ilişkin olmadığından 2010-2014 döneminde meydana gelen 69.066,38 TL'lik davalı lehine olan ödeme farkını, davalının ödeme belgeleriyle ispatlayamadığı, 2015-2016-2017 dönemlerinde meydana gelen 19.323,66 TL 'lik  davalı lehine olan ödeme farkını davalının ispatladığının kabul edilmesi halinde 05.10.2016 itibariyle davalının davacıya 152.944,32 TL borçlu olduğunun kabulü gerektiği , davacının 05.10.2016 tarihinden sonra kestiği 192.231,61 TL tutarındaki  fatura ile birlikte toplam alacağının 345.175,93 TL olduğu, davalının ödemesi olan 251.408,78 TL düşüldüğünde bakiye alacağın 93.767,15 TL olduğu belirtilmiş ve Mahkemece bu rapor hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı tarafça, taraf defterleri arasındaki ödemelere ilişkin farklılığın, davacının ... ile imzaladığı sözleşme kapsamında kararlaştırılan %0,50 komisyon bedelini düşerek   kalan tutarı  defterine kaydetmesinden kaynaklandığı savunulmuş olup, bu kapsamda  davacı ile ... arasında imzalanan 01.04.2010 yürürlük tarihli sözleşme dosyaya sunulmuştur. Anılan sözleşmenin 2.1. Maddesinde \"..., bağlantılı şirketlere tedarik edilmiş ürünler ve verilmiş olan hizmetler ile ilgili olarak, alacakların tahsili dahil, merkezi bir ödeme sistemi işletecektir. Mal ve hizmetler bağlantılı şirketler tarafından yine bu şirketlere doğrudan fatura edilecektir\" ; 5.maddesinde \"...,şirket’e verdiği hizmetler karşılığında fatura edilmiş olan her ödenebilir tutarın % 0,5’i oranında şirket'ten ücret alacaktır. Ücretin ödeme vadesi, bağlantılı şirketler çıkarılmış olan faturalar ödendiği tarih itibariyle gelmiş olacak ve tahsilat/ödeme ile fatura edilmiş tutarlardan mahsup edilecektir.\" hükümleri mevcuttur. Somut olayda taraflar arasında 2010 yılından itibaren süregelen ticari ilişki bulunmakta olup, tarafların 2010 yılından itibaren tüm ticari defterlerinin incelenmesi gerektiği gibi davacının ... ile 2010 yılında yaptığı yukarıda belirtilen anlaşma hükümlerinin de değerlendirilmesi gerekir. Bu halde davaya konu açık hesap alacağı  ile ilgili olarak  2010 yılından itibaren taraf ticari defterleri üzerinde inceleme yapmak üzere dosyanın daha önce rapor sunan bilirkişiler dışında mali müşavir bilirkişiye tevdi ile tacirler tarafından tutulan defterlerin -usulüne uygun tutulsun veya tutulmasın- içerdiği kayıtlar itibariyle sahibi aleyhine delil olarak değerlendirilebileceği gözetilerek açık hesap alacağına konu faturalar, teslim ve irsaliye belgeleri, ödeme kayıtları ve  gerektiğinde HMK'nın 221.maddesi uyarınca ...'ın defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak,  ayrıntılı ve itirazları karşılayan, denetime elverişli rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken mahkemece ikinci bilirkişiden alınan kök rapor ile çelişir şekilde, içeriği denetlenebilir olmayan 18.01.2021 tarihli ikinci ek rapora itibar edilerek karar verilmesi  isabetli görülmemiştir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmüştür.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 12/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f0896ec9f00beb07","SID":"6a71b2a9cf0b8a3e"}}