{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>ESAS NO\t: 2024/333 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/472<br><br>DAVA\t: Genel Kurul Kararının İptali <br>DAVA TARİHİ\t: 24/05/2024<br>KARAR TARİHİ\t: 29/05/2025<br><br>Mahkememizde görülmekte olan Genel Kurul Kararının İptali davasının açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ...’in, davalı ... Şirketi'nin, %11,5'ini temsil eden azınlık pay sahibi olduğunu, Şirket Yönetim Kurulu, 26.03.2024 tarihli kararı ile, şirket merkezinde 27.04.2024 tarihinde 2023 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı yapılmasına karar verdiğini, ancak Genel Kurula çağrı, ana sözleşme ve TTK hükümlerinde belirtildiği şekilde, usulüne uygun yapılmadığını, davalı şirkette azınlık pay sahibi olarak, %11,5 hisseyi temsil eden müvekkilinin, usulüne uygun şekilde, Genel Kurula davet edilmemesine rağmen, haklarını koruyabilmek adına, genel kurula katılım sağladığını, Genel kurulda, müvekkil tarafından, finansal tablolar ile bununla bağlantılı konuların görüşülmesinin ertelenmesini talep ettiğini talep üzerine, gündemin 3., 4.,5., 6. ve 8. Maddelerinin görüşülmesi, TTK 420/1 maddesi hükmü uyarınca, bir ay sonrasına ertelenmesine karar verildiğini, bu nedenlerle 27.04.2024 tarihinde, davalı şirket merkezinde yapılan 2023 Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısının, gündem maddelerinde, esas sözleşme değişikliğine dair hükümler bulunmasına <br>rağmen, Genel Kurula çağrının, ana sözleşme ve TTK hükümlerinde belirtildiği şekilde yapılmaması, çağrı usulü süresi, çağrı şekline ve içeriğine uyulmaması sebebiyle, Olağan Genel Kurul Kararının butlanının tespiti ve/veya iptaline, gündemin 9. maddesindeki 6.,7, ve 17. maddelerinin ve Gündemin 10. maddesindeki 24., 25. ve 26. maddelerinin butlanının tespitine, talebin kabul edilmemesi halinde, terditli talebimiz çerçevesinde, bu maddelerin iptaline, kabul edilen bu maddelerin uygulanması, yargılama süresince telafisi mümkün olmayacak zararlara sebebiyet vereceği göz önünde tutularak, bu kararların yürütmesinin geri bırakılmasına, <br>verilecek kararın Ticaret Sicil Memurluğu nezdinde ilanına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı taraf cevap dilekçesi özetle; Davacı tarafın genel kurul için öngörülen çağrı usulüne ve azınlık pay sahibi olan davacının yasal hakkı olan inceleme ve bilgi alma hakkı kendisine kullandırılmış olup davacının usule uyulmadığı iddiası mesnetsiz olduğunu, zira dava dilekçesinde genel kurul çağrısının TTK 414 ünde maddesinde yazılı unsurlardan hangisinin eksik yapıldığı konusunda bir gerekçe belirtilmediği gibi tamamen soyut bir iddia olarak ileri sürüldüğünü, davacının pay devrine ilişkin yapılan esas sözleşme değişikliğinin Yönetim Kurulu'nun keyfi tutum takınmasına imkan vereceği iddiasının mesnetsiz olduğunu, zira Yönetim kurulunun bu konuda karar vermesinin 45 günlük süreye bağlanmış olup ucu açık olmadığını, bu nedenlerle öncelikle davacı tarafın genel kurulda alınan kararlara ilişkin yürütmesinin geri bırakılması talebinin reddine haksız açılan davanın reddine, <br>davanın reddine ilişkin kararın Ticaret Sicil Memurluğu nezdinde ilanına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLER: <br>T.C. Ticaret Bakanlığı'na ve ... Ticaret Odası'na yazılan müzekkere cevapları dosyamız arasına alınmıştır.<br>Mahkememizce aldırılan 10/02/2025 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında; \"yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, davalı şirket genel kurulun 9 ve 10 maddelerinde esas sözleşmenin 7, 17 ve 25. Maddeleri ile 26. Maddesinin görevine son verilen üyenin tazminat hakkı bulunmayacağına ilişkin düzenlemelerin kanuna aykırılık teşkil ettiği ve anılan değişiklik kararlarının iptali gerektiği\" yönünde görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.   <br>Mahkememizce itirazlar doğrultusunda aldırılan 14/03/2025 tarihli ek bilirkişi raporunun sonuç kısmında; \"Davalı şirket genel kurulun 9 ve 10 maddelerinde esas sözleşmenin 7, 17 ve 25. Maddeleri ile 26. Maddesinin görevine son verilen üyenin tazminat hakkı bulunmayacağına ilişkin düzenlemelerin kanuna aykırılık teşkil ettiği ve anılan değişiklik kararlarının iptali gerektiğini, diğer esas sözleşme değişikliğine ilişkin kararların iptali koşulunun oluşmadığını, davacının toplantıya katılarak muhalefetini zapta geçirtmiş olması karşısında artık çağrı usulündeki aykırılıklara dayalı olarak iptal talebinde bulunmasının Yargıtay’ın yerleşik içtihatları karşısında TMK md. 2 ye aykırılık teşkil edeceği\" yönünde görüş ve kanaatini bildirmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, anonim şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir.<br>Huzurdaki davada davacı, ortağı olduğu davalı şirketin genel kurulunda karara bağlanan ve esas sözleşmenin değişikliğine ilişkin Gündemin 9. maddesindeki 6.,7, ve 17. maddelerinin ve Gündemin 10. maddesindeki 24., 25. ve 26. maddelerinin butlanının tespitine, talebin kabul edilmemesi halinde, terditli olarak bu maddelerin iptaline, karar verilmesini talep etmektedir.<br>Her ne kadar davacı tarafından çağrı usulüne uyulmadığı gerekçesiyle kararların geçersizliği ileri sürülmüş ise de, davacının çağrıya uyarak genel kurul toplantısına katılmış olumsuz oy kullanmış ve muhalefetini zapta geçirtmiş olması karşısında artık bu aykırılığa dayalı olarak geçersizlik talebinde bulunamayacağı kanaatine varılmıştır.<br>Bilindiği üzere TTK m. 445 hükmü uyarınca TTK m. 446 hükmünde belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içerisinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler. TTK m. 446 hükmünde iptal davasında davacı olabilecek kişiler sınırlı bir sayımla üç grup altında zikredilmiştir. Bunlar; pay sahipleri, yönetim kurulu ve kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biridir (TTK m. 446/1-a/b, c ve d). Pay sahibinin iptal davası açma hakkını kullanabilmesi için şirket içerisinde belli bir pay oranına sahip olması gerekmemektedir, yani sadece tek bir paya sahip olsa dahi pay sahibinin iptal davası açma hakkı mevcuttur. <br>Huzurdaki dava bakımından, davacının davalı şirkette pay sahibi olduğu  aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, iptali talep edilen genel kurul kararının 27/04/2024  tarihli olduğu, davanın 24/05/2024  tarihinde, üç aylık yasal süre içeresinde, şirket merkezinin bulunduğu yer olan mahkememizde açıldığı anlaşılmıştır.<br>Genel kurula katılan pay sahibinin karara karşı iptal davası açabilmesi için ayrıca karara karşı olumsuz oy kullanması ve muhalefet şerhini toplantı tutanağına işletmesi gerekmektedir.<br>Dosyada bulunan 27.04.2024 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağından, davacının iptali talep edilen genel kurul kararları hakkında olumsuz oy kullandığı ve muhalefetini tutanağa işlettiği görülmektedir. Huzurdaki davada iptali talep edilen genel kurul kararları bakımından dava şartlarının mevcut olduğu kanaatine varılmıştır.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun... Esas ... Karar sayılı ilamı aşağıdaki şekildedir. <br>\"Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.<br>Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.<br>Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. <br>Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.6102 sayılı TTK’nın 445. maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.<br>Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı TTK’da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul karalarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir.  Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.<br>Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur.<br>Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK’da ne de 6102 sayılı TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir.<br>Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise TMK’nin 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir.<br>Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.\"<br>Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; denetime elverişli ve yeterli bulunduğundan mahkememizce de itibar edilen bilirkişi raporunda;  <br>\"A. Genel Kurulda 9 nolu gündem maddesi çerçevesinde alınan ve şirket esas sözleşmesinin 6, 7, ve 17. maddelerini değiştiren kararlar bakımından; 1) Davalı şirket esas sözleşmesinin 6 gündem maddesinde yer alan sermaye başlıklı maddenin değişikliğine ilişkin karar incelendiğinde sermayede herhangi bir artış veya azalışa ilişkin karar verilmediği, pay sahipleri ve pay oranlarının 25.11.2020 tarihindeki ilan edilen metinle arasındaki farkın kabul edilerek ilan tescil ve edildiği, esasen pay oranlarındaki değişikliğin tescil ve ilana tabi olmadığı, bu değişikliğin tescil ve ilanının da payların devri bakımından kurucu bir yönü bulunmadığı değerlendirilmiştir. 2) Davalı şirket genel kurulunda alınan ve şirket esas sözleşmesinin 7. Maddesini değiştiren “Payların Devri” ne ilişkin değişiklik her ne kadar davalı tarafından bir ön alım hakkı şeklinde tanımlanmış ise de esasen pay devrini yönetim kurulunun onayına bağlamak suretiyle özünde bir devir sınırlaması (bağlam) getirmektedir. Davalı şirket esas sözleşmesindeki bağlam hükmü 2012 yılında gerçekleşen TTK değişikliğinden sonra yeni düzenlemeye uyumlu hale getirilmemiş olduğundan geçersiz hale gelmiştir. Şirket esas sözleşmesinin değiştirilmesi yoluyla yeniden bağlam hükmü getirilmesi ve payların devrinin şirket onayına tabi kılınması mümkün ise de mülga TTK dan farklı olarak bağlam bakımından bir takım koşullar öngörülmüştür. Ağırlaştırılmış nisap öngörülen bu esas sözleşmenin değiştirilebilmesi için TTK md. 421,2 e bendi gereği toplantı ve karar yeter sayısı %75 olmalıdır. Davalı şirket genel kurulunda alınan karar toplantı ve karar yeter sayısı bakımından kanunun emredici düzenlemesine aykırılık teşkil etmemektedir. Esasen TTK anonim şirketin nama yazılı pay ve pay senetlerinin devrinde kanunda ve esas sözleşmede herhangi bir sınırlama bulunmaması koşuluyla devir serbestisi öngörmektedir(TTK md. 490 (1)). İşte nama yazılı pay ve pay senetlerinin devrine sınırlamalar getirilmek isteniyorsa bu hususa şirket esas sözleşmesinde yer verilmelidir. Bu noktada bir hususa dikkat çekmek gerekmektedir. Hükme kaynak teşkil eden mehaz...'de olduğu gibi borsaya kote edilmemiş şirketlerde devir sınırlaması bakımından esas sözleşmede sadece aksini kararlaştırmak yeterli olmayıp, önemli sebeplerin de esas sözleşmede yer alması gerekir. Yine esas sözleşmede TTK md. 493 (2)'ye atıf yeterli olmayıp haklı bir sebep gösterilmelidir. Esas sözleşmede yer verilebilecek haklı sebepler sınırlı sayıda olmamak kaydıyla TTK md. 493 (2)'de üç grupta toplanmıştır. Buna göre (1) pay sahipleri çevresinin bileşimi, (2) şirketin konusu ve (3) işletmenin bağımsızlığı haklı sebep kategorileri oluşturur. Ancak davalı şirket esas sözleşme değişikliğinde herhangi bir önemli bir sebep gösterilmemiştir. Aksine pay devri yetkisi gerekçe gösterilmeksizin yönetim kuruluna bırakılmıştır. Bu durumda alınan karar kanunun emredici düzenlemesine aykırılık nedeniyle geçersizdir. 3) Esas sözleşmenin 17. Maddesinin değişikliği şirketin kar payı dağıtımına ilişkin olup, bilindiği üzere anonim şirketlerde TTK md. 408 gereği karın dağıtılması bakımından münhasıran yetki genel kurulda olup bu yetki hiçbir organ ve kişiye devredilemez. Davalı şirket genel kurulunda öngörülen esas sözleşme değişikliğinde ise <br>“b) Genel Kanuni Yedek Akçe ve tüm yasal karşılıklar ayrıldıktan soma kalan net karın en fazla %10'u, dağıtımı Yönetim Kurulu tarafından yapılmak üzere, gerçek ve tüzel kişilere veya ilgili kanununa göre kurulmuş dernek veya vakıflara ayni/nakdi bağış ve yardımlarda bulunulmak üzere ayrılır.<br>Esas sözleşmesel yedek akçe ayrılmasına ilişkin bu düzenleme genel kurulun yetkisinde olmakla birlikte ayrılan tutarın bağış olarak kullanımı konusunda yetki verilmesi anonim şirketlerin kuruluş amacının ekonomik olması ve elde edilen karın ortaklar arsında dağıtılması amacına aykırı olup, bu düzenlemenin iptali gerektiği değerlendirilmiştir.<br>c) Tüm yasal karşılıklar ile bağış ve yardımlar için ayrılan tutardan sonra kalan net karın en fazla 967,5'u başarı ve performans primi olarak dağıtılmasına veya dağıtılmamasına karar Genel Kurulca Yönetim Kuruluna devredilir.” şeklindeki düzenleme ise Genel kurulun karın dağıtılmasına ilişkin münhasır yetkisini sınırlı bir oran için de olsa performans ve başarı primi kavramları ardında açıkça yönetim kuruluna devretmektedir. Zira şirket karının %7.5nun performans ve başarı primi olarak dağıtılıp dağıtılmayacağına genel kurul değiş yönetim kurulu karar verecektir. Bu düzenlemenin TTK'nın emredici hükmü karşısında geçersiz olduğu değerlendirilmiştir.<br>B. Genel kurulun 10 nolu gündem maddesinde kabul edilen esas sözleşme değişiklikleri bakımından;<br>1) Esas sözleşmenin bağışlara ilişkin 24. Maddesi, bilindiği üzere Şirketlerin amacı kâr elde edip bunu ortakları arasında paylaştırmak olduğu için hiçbir şirket bağışlama yapmak amacıyla kurulmamaktadır. TTK, şahıs şirketleri bakımından bağışlama işlemini açıkça olağanüstü işlemlerden saydığı halde, sermaye şirketleri bakımından herhangi bir düzenleme içermemektedir. TTK'da ultra vires ilkesi kaldırıldığından, işletme konusu bağışlama için bir sınır oluşturamaz. Bir başka deyişle, bağışın anonim şirketin işletme konusu dışında olması halinde, bu işlem şirket için hükümsüz sayılmayacak ancak fiil ehliyeti çerçevesinde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu doğabilecektir.Bu durumda TTK bağış konusunda açık bir düzenleme öngörmediğinden anonim şirket esas sözleşmesi ile bağış yapılma koşulu belirlenerek bu çerçevede yetkinin yönetim kuruluna bırakılmasında kanuna aykırı bir durum söz konusu değildir.<br>2) Esas sözleşmenin YK üyelerine Prim Ödenmesine ilişkin 25. Maddesi, TTK md. 394 yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödenebileceğini hükme bağlamıştır. Anonim şirket esas sözleşmesine konulacak bir hükümle veya genel kurul kararıyla yönetim kurulu üyelerine katıldıkları her toplantı için bir ücret ödenebileceği (huzur hakkı) gibi belirli dönemlerde ücret ödenmesi de kararlaştırılabilir. Bu bağlamda Yönetim kurulu üyelerine ücretleri huzur hakkı, aylık ücret şeklinde olabileceği gibi prim veya ikramiye şeklinde de ödenebilir. TTK md. 408 (2) b bendine göre, ikramiye ve prim verilebilmesi için de esas sözleşmede hüküm bulunmalı veya genel kurulun bu yönde bir kararı olmalıdır. Yönetim kurulu üyelerine ödenecek “Kazanç payı”, şirketin kazanç sağlamış olması şartına bağlıyken prim ödenmesi için şirketin kâr etmiş olması aranmaz; şirket zarar etmiş olsa bile, başarılı ve örneğin zararın artmasını önlemiş yönetim kurulu üyelerine prim ödenebilir. Yönetim kurulu üyelerine kazanç payı verilmesi kanunda sıkı şekil koşullarına bağlanmıştır. Bu koşulların yerine getirilmesi kaydıyla ana sözleşmede, üyelere ayrılacak kar payı, genel kurulun takdirine bırakabileceği gibi, ayrıntılı olarak da düzenlenebilir. Somut uyuşmazlıktaki “Primler” başlıklı düzenleme başlığı her ne kadar “prim” olsa da özünde şirketin elde edeceği kardan yönetim kurulu üyelerine ödenecek payı düzenlemekte olup bu hususta da yetki münhasıran genel kuruldadır ve performans kriterlerini yetkinin yönetim kuruluna devri anlamına gelecek davalı şirket esas sözleşmesinin 17. Maddesinin c) bendindeki değişiklikle birlikte değerlendirilmesi gereken bu düzenleme kanunun emredici düzenlemesine aykırılık teşkil etmektedir.<br>3) Esas Sözleşmenin Yönetim Kurulu Üyelerinin Huzur Hakkına İlişkin 26. Maddesi, Genel kurul esas sözleşmede düzenleme yaparak yönetim kurulu üyelerine hangi tür mali hakların verilebileceğini kararlaştırabilir. Esas sözleşmede bir tek mali hakkın verileceği düzenlenebileceği gibi birkaç mali hakkın birlikte verilmesi ve bunun sınırlarının nasıl olacağı da kararlaştırılabilir. Dolayısıyla davalı şirket esas sözleşmesinin 26. Maddesinde ücret ve kriterler bakımından kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ancak yine bu madde içerisinde yer alan ve görevine son verilen üyenin tazminat hakkını ortadan kaldıran cümle TTK md. 364 f. 2 hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmekte olup iptali gerekir. \" şeklinde yapılan inceleme ve değerlendirmeye itibar olunarak davalı şirket genel kurulunun 9 ve 10 maddelerinde esas sözleşmenin 7, 17 ve 25. Maddeleri ile 26. Maddesinin görevine son verilen üyenin tazminat hakkı bulunmayacağına ilişkin düzenlemelerin kanuna aykırılık teşkil ettiği ve anılan değişiklik kararlarının iptali gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığından davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;<br>Davanın KISMEN KABULÜ ile;<br>a) Davalı ... Şirketi'nin 27/04/2024 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların butlanının tespitine ilişkin talebin reddine,<br>b)1-Davalı ... Şirketi'nin 27/04/2024 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 6. maddenin, 24. maddenin ve 26. maddenin 1 ve 2 numaralı bentlerinde alınan kararların iptaline ilişkin talebin reddine,<br>2-Davalı ... Şirketi'nin 27/04/2024 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 7. maddenin, 17. maddenin b ve c bentlerinin, 25. maddenin ve 26. maddenin 3 numaralı bendinde alınan kararların iptaline,<br>3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,8‬0 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, <br>4-Davacı tarafından yapılan; 60,80 vekalet harcı, 427,60 TL başvuru harcı ve 427,60 TL peşin harçtan oluşan toplam 916,00 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>5-Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan toplam 27.461,00 TL yargılama giderinin davadaki kabul ve red oranı dikkate alınarak hesaplanan 13.730,50‬ TL yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,  bakiye yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına,<br>6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maktu 30.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,<br>7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maktu 30.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,<br>8-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatıran tarafa iadesine,<br>Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı ve  davalı vekilinin yokluğunda;  6100 sayılı HMK'nun 342. ve  345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle  tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile  HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere  oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 29/05/2025<br><br><br>Başkan <br>   *e-imzalıdır <br>Üye <br>   *e-imzalıdır <br>Üye <br>  *e-imzalıdır  <br>Katip <br>  *e-imzalıdır  <br> <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"153bde8a4c7d844a","SID":"e48fc95b80d20851"}}