{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>57. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/3175 <br>KARAR NO: 2025/1318<br>TÜRK  MİLLETİ  ADINA     <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/03/2021<br>NUMARASI: 2018/904 Esas, 2021/367 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali<br>DAVA TARİHİ: 27/07/2018<br>KARAR TARİHİ:  01/07/2025<br>KARAR Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın  reddine  yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davalı firmadan araç satın alındığının iş bu alım satım işi için 14/01/2017 tarihli sözleşme imzalandığı sözleşmede alınan aracın bedelinin, 2012 Model ... araç, 10.000,00-TL çek ve 12.000,00-TL nakit karşılığı ile ödeneceğinin imza altına alındığını, davacının sözleşmede belirtilen aracı davalı firmanın belirtmiş olduğu şahsa Kartepe Noterliği'nin ... yevmiye numaralı Araç Satış Sözleşmesi ile 20.0000,00-TL'ye devrettiğini, 12.000,00-TL nakit bedeli sözleşmenin yapıldığı aynı gün sözleşmede belirtildiği şekilde davalı firma yetkilisi ...'in hesabına banka havalesi yoluyla gönderildiğini, belirtilen çek miktarının da belirli aralıklarla davalı hesabına peyderpey ödendiğini, davacının bu işlemlerin sonucunda satın aldığı araca ilişkin faturayı davalı taraftan talep ettiğinde ... San. ve Tic. Ltd. Şti. firmasına ait 34.318,49-TL değerindeki fatura bedeli ile karşılaştığını, müvekkilinin satın almış olduğu araç için ödemiş olduğu toplam miktarın 52.000,00-TL olduğunu, davalının fatura ettiği miktarın üzerinde tahsilat yaparak haksız kazanç sağladığını, ödeme dekontlarından da görüleceği üzere çek miktarı ödemesi yapılırken davacıdan 3.950,00 TL fazla miktarda tahsilat yapıldığını, bunun üzerine davalı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine takibin durdurulduğunu belirterek itirazın iptalini, alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davalı firmadan herhangi bir araç alınmadığı gibi davalı firma adına herhangi bir ödemenin de yapılmadığını, davacı tarafından sunulan belge ve delillerde davalı firma tarafından yapılan herhangi bir işlemin görülmediğini, davacının takip talebinde 08/01/2018 tarihli 8.450,00-TL fazla ödenen bedelin iadesi talebinde bulunmuş iken dava dilekçesinde 3.950,00-TL 'den bahsetmesinin haksız ve mesnetsiz kazanç elde etmeye yönelik hareket ettiğinin bir kanıtı olduğunu, davalı firmanın matbu olarak yaptırdığı oto satış sözleşmesi kullanılmış ise de sözleşme içerisindeki imzalar ve isimlerden anlaşılacağı üzere davalı firma adına herhangi bir hukuki işlemin yapılmadığının açık olduğunu, ayrıca ödemelerin davacının da beyan ettiği gibi davalı firmaya yapılmadığını, davacıya araç satımında yardımcı olunduğunu, davacının da sattığı aracı pazarlık usulü ile sattığını, aldığı aracın acenteden alınmasından sonra boyanması, plaka yazılarının araç üzerine yazılması vs. işlemler için yardım edildiğini, bu yardımlar karşılığında da yardım eden davalı firma dışındaki üçüncü şahısların bir bedel tahsilatı yaptıklarının görüldüğünü, bundan dolayı davalı firmanın hukuk kuralları içerisinde sorumluluğundan bahsedilmesinin mümkün olmadığı öne sürülerek davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.<br>İlk derece mahkemesince; \" 1-Davanın REDDİNE,\" karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Yerel Mahkeme  kararının gerekçesinde de belirttiği üzere ihtimale dayalı bilirkişi raporuna dayanarak ihtimale dayalı bir karar verdiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile gerekçede belirtilen şekilde anlaşılan miktarın dışında bir ödemenin yapıldığını düşünsek dahi davalı tarafından sunulan ( taraflar arasındaki sözleşme tarihinden önce  )12.01.2017 tarihli LPG takılması ile ilgili faturanın bedeline bakılacak olursa 500 TL olduğu görüleceğini, fatura bedeli  500 TL olan işlem ile ilgili bilirkişi raporunun devamında '' 18.05.2017’de 3.000 TL’ye , 21.01.2017’de 2.700 TL’ye , 16.01.2017’de 2.900 TL’ye , 12.01.2017’de 2.600 TL’ye MY11 LPG kiti montajı yapıldığı bilgisine ulaşılmıştır. Yani bu durumda aracın üzerine takılan kitin 2.690 TL ortalama değere sahip olduğu ...'' şeklinde varsayımsal bir değerlendirilme yapıldığını, yine bilirkişi ,'' Dosyaya sunulan noter satış örneğinden görüleceği üzere 2012 model aracın satış kasko değerinin 44.133 TL olduğu , aracın 30.000 TL’ye trafikten çekme belgeli olarak davacı tarafından dava dışı 3. Kişiye satıldığı görülmektedir. Bu haldeyken sıfır aracın 34.318,49 TL ‘ye satılabiliyor olması mümkün değildir, fatura gerçek bedeli yansıtmamaktadır ki bu durum sektörde sıklıkla rastlanılan bir durumdur. Zaten 2016 model olarak satılan aracın 2017 yılı ocak listesindeki tavsiye edilen satış fiyatı 60.300 TL’dir. (https://www...com/...) ,bu fiyattan elbette ki indirimler olacaktır ama 34.318,49 TL’yi hesaplamada kıyas kabul etmek, esas almak mümkün değildir. ''  şeklinde varsayımlardan oluşan bir değerlendirme yaptığını, kaldı ki eğer fazla ödeme ek işlemler nedeni ile yapıldı ise belgelenebilen tek miktar olan 500 TL'nin hesaplanarak bir karar verilmesi gerektiğini, sonuç itibari ile Yerel Mahkeme kararı kaldırılarak oto alım sözleşmesi gereği fazla ödenen miktarların iade edilmesi gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının haklı istinaf itirazları yönünden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının istinaf başvuru dilekçesinde belirtilen hususların herhangi bir hukuki dayanağı bulunmaması  sebebiyle İstanbul Anadolu 3 Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.04.2021 tarih ve 2018/904 E. 2021/367 K. sayılı ilamın onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Değerlendirme: Dava, ikinci el araç satış sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemi ile başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince; davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından  süresi içerisinde istinaf edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın  341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.<br>İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi; İtirazın iptali davası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i)  İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. İtirazın iptâli davası müddeabihi, takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Bu davanın  takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı olarak ele alınması gerekir ve sonucu itibarıyla takibin devamına etkili bir davadır. Bu nedenle takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Davada her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu yanca itiraza uğrayan alacaktır. Bunun sonucu olarak takip ve dava konusu olmayan  taleplerin bu davada dikkate alınamayacağı hakimin iddia ve savunmayla bağlı olduğu kuralının bir gereğidir (Emsal HGK Esas 2011/19-617 Karar 2011/749 tarih 14.12.2011 ve Esas 2006/19-260 Karar 2006/251 tarih 03.05.2006). Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir.  Bu  bağlamda  belirtmek  gerekirse; 4721 sayılı  Türk  Medeni  Kanunu’nun 6 ncı, 6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını kanunda belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 30.09.2024 tarih, 2024/2029 Esas ve  2024/2659 Karar sayılı ilamında da değinildiği üzere; Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda \"sıfat\" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava  ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise, o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur. Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir. Taraf sıfatı (husumet) davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve yargılamanın her aşamasında, isteme gerek kalmaksızın Mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekli bir hukuki durumdur. Dosya kapsamında bulunan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı-alacaklı tarafından davalı aleyhine 8.450,00-TL asıl alacak ve 354,21-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 8.804,21-TL üzerinden 27/06/2018 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, borcun sebebinin \"08.01.2018 tarihli 8.450,00-TL tutarlı fazla ödenen bedelleri iadesi\" olarak gösterildiği, ödeme emrinin borçluya 12/07/2018 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun vekili aracılığı ile borca ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin alacaklı vekiline tebliğ edilmediği, eldeki itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. Dava dışı ... San. Ve Tic. Aş tarafından davacı adına düzenlenen 11/01/2017 tarihli faturanın incelenmesinde;  ... marka 2016 model ... model araç için  KDV dahil 34.318,49-TL  fatura düzenlendiği, faturanın alt kısmının düzenleyen tarafından imzalandığı (kapalı fatura olduğu) anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan 14/01/2017  tarihli  oto araç satım sözleşmesinin incelenmesinde; satıcı ... ile alıcı ...'in 2016 model sıfır araç satışı konusunda anlaştıkları, sözleşmede sıfır araç bedelinin miktarının yazılmadığı, sözleşme uyarınca  satış bedelinin bir kısmının \"2012 model sarı renkli taksi çıkma bulu\" özelliklerine sahip aracın devri yapılmak sureti ile ödeneceği kararlaştırılmış olup bakiyesinin ise  10.000,00-TL'sinin 25/02/2017 keşide tarihli çek ve  14/01/2017 tarihinde  ... hesabına 12.000,00-TL ödenmek sureti ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin dava dışı ... ve dava dışı ... arasında imzalandığı ancak başlığında davalının unvan ve adres bilgilerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Kartepe Noterliğinin 27/01/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı \"Araç Satış Sözleşmesi\" ile davacı ... plakalı 2012 model ... model aracı 30.000,00-TL karşılığında dava dışı ...'a sattığı, sözleşme uyarınca satış bedelinin nakden alınarak aracın alıcıya teslim edildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan 14/01/2017 tarihli banka havalesinin incelenmesinde dava dışı ... tarafından  dava dışı ...'in hesabına 12.000,00-TL gönderdiği, havalede açıklama bulunmadığı, yine davacı tarafından sunulan dekontların incelenmesinde gönderilen paraların ATM üzerinden davacı dava dışı ...'in hesabına gönderildiği, dekontun gönderici kısımında yer alan TC kimlik numarasının davacıya ait olmadığı  anlaşılmaktadır.Ancak göreve dair kurallar kamu düzenine ilişkin olup 6100 HMK'nın m. 1 hükmü uyarınca mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir; m. 114(1)-c hükmüne göre de mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır. Aynı Kanun'un m. 115 hükmüne göre ise, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447,  yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen, uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk  Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. ( Yargıtay  Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarih, 2017/17-1097 Esas ve  2019/458 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05/12/2019 tarih, 2019/5524 Esas ve  2019/7143 Karar sayılı ilamı) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar  Meslek Kuruluşları Kanunu'nun  3. maddesinde, esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. 6102 sayılı  TTK'nın 11/1. maddesine göre; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. TTK'nın 11/2. maddesine göre ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak kararnamede gösterilir.  TTK'nın 24 ve devamı maddelerinde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez. Aynı Yasanın  12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. TTK'nın 15. maddesine göre ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; \"1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar; 2- Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanlar\"ın tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. <br>Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise  ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. İkinci sınıf tacirler esnaf olarak kabul edilecektir. Somut olayda; taraflar arasındaki uyuşmazlık  TTK 4. maddesinde sayılan sözleşmeler arasında bulunmayan Türk Borçlar Kanunu'nda da düzenlenen satım sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, bu haliyle davanın mutlak ticari dava niteliğinde değildir.Eldeki davada ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığının belirlenebilmesi bakımından davanın nispi ticari dava olup olmadığının da tespiti gerekecektir.  Bu durumda her tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın  her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması halinde  davada ticaret mahkemesi görevli olacaktır. Davalı şirket tacir olmakla birlikte davacı gerçek kişinin tacir olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca ilk derece mahkemesince tarafların da beyanları alınmak sureti ile ilgili ticaret odasından davacının tacir kaydının bulunup bulunmadığının araştırılarak gerektiğinde davacının sözleşme tarihindeki vergi kayıtları ve beyannameleri celbedilip gerekirse ticari defterlerinin de incelenerek  2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilen gelir durumuna göre tacir olup olmadığı tespit edilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile işin esası hakkında karar verilmesi doğru bulunmamıştır.Bu itibarla; davacının istinaf talebinin esasa ilişkin istinaf istemleri bu aşamada incelenmeksizin usulen kabulüne, HMK m.353/1-a-3-6 uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen kapsamda öncelikle davacının tacir olup olmadığı araştırılarak şayet mahkeme görevli ise  yargılamanın  sonucuna göre karar verilmesi, aksi halde davanın görev dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi  için dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesi sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacının istinaf başvurusunun USULEN KABULÜ ile, İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 04/03/2021 tarih ve 2018/904 Esas, 2021/367 Karar sayılı kararının  6100 Sayılı HMK m. 353/1-a-3-6 uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Yukarıda belirtilen gerekçe kapsamında yargılama yapılmak üzere dosyanın kararı veren  İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, gerekli işlemlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 4-İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine vekalet taktirine yer olmadığına, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek kararda değerlendirilmesine, 6-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  01/07/2025  tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3f6e5e11d42778fa","SID":"20f4364bd9593591"}}