{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2024/726 <br>KARAR NO: 2025/631<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 14/12/2023<br>NUMARASI: 2022/411 Esas, 2023/954 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak <br>KARAR TARİHİ: 02/07/2025<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, işveren TCDD Genel Müdürlüğü ile... ortak girişimi arasında 23.11.2000 tarihli sözleşme ile Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi'ne ilişkin ana sözleşmenin imzalandığını, bu kapsamda ortak girişim ile müvekkili arasında elektrifikasyon işlerine ilişkin uzman ekip sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilinin ise bu işler kapsamında tren hattında kullanılacak beton katener direklerinin imalat ve teslimi için davalı ile 18.01.2006 tarihli alt yüklenim sözleşmesi imzaladığını, davalı tarafından imal edilen direklerde üretim kaynaklı gizli ayıpların Aralık 2006’dan itibaren ortaya çıktığını, bu ayıpların önce işverene, ardından ortak girişim eliyle müvekkiline bildirildiğini, bunun üzerine çatlak tespit edilen bazı direklerin davalıca değiştirildiğini veya onarıldığını ancak sorunun tam olarak giderilemediğinin ortaya çıktığını, hatta onarım yapılmayan direklerde de çatlakların artarak devam ettiğini, bu durumun çeşitli raporlarla belgelendiğini, özellikle ODTÜ öğretim üyelerince hazırlanan Şubat 2010 tarihli teknik raporda; yapılan onarımın yetersiz olduğu, direklerde %20 yıpranma gözlemlendiği, hasar geçiş süresinin 8 yıl, tamamen işlevsiz hale gelme süresinin ise 14 yıl olarak hesaplandığı, çatlakların kabul edilebilir sınırın 1,5 katına ulaştığı ve sorunun ana nedeninin uygun olmayan beton karışımı olduğunun tespit edildiğini, bu raporun davalının ağır kusuruyla gizli ayıplı imalat yaptığını kanıtlar nitelikte olduğunu, davalıya birçok kez yazılı olarak (19.01.2010, 06.07.2010, 05.05.2011 tarihli ... yazıları) bildirim yapılmasına rağmen herhangi bir çözüm sunulmadığını, ayıbın giderilmesine yönelik taleplerin 28.09.2010 ve 15.12.2010 tarihli ihtarnamelerle yinelendiğini, sonuç alınamaması üzerine ana yüklenici ortak girişim tarafından müvekkiline 173.176,07 Euro tutarında nefaset kesintisi yapıldığını ve bu bedelin 01.08.2012 tarihli banka dekontuyla müvekkili tarafından ödendiğini, akabinde 31.08.2012 tarihli ihtarname ile bu tutarın davalıdan talep edildiğini, ancak 10.09.2012 tarihli cevabi ihtarname ile ödeme talebinin reddedildiğini belirterek, 173.176,07 Euro’nun aynen veya ödeme tarihi olan 01.08.2012 tarihindeki döviz kuru karşılığı Türk Lirası tutarının en yüksek Euro faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ettiklerini, ayrıca 31.07.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 394.060,96 TL olarak artırdıklarını beyan etmiştir. Davalı vekili,davacının ileri sürdüğü ayıp iddiasını kabul etmemekle birlikte, bu iddiaya dayalı talebin zamanaşımına uğradığını, yasal süresi içinde ayıp ihbarı yapılmadığını, ortada hukuki anlamda bir ayıp bulunmadığını ve dava öncesinde alınan üç ayrı bilirkişi raporunda da bu durumun teyit edildiğini, özellikle İTÜ öğretim üyelerince hazırlanan 20.10.2008 tarihli teknik raporda beton direk tasarımlarının şartnamelere uygun olduğu, oluşan çatlakların rötre çatlağı niteliğinde bulunduğu ve yapısal davranış üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı hususlarının tespit edildiğini, buna karşın davacı tarafın dayandığı ODTÜ raporunun kabul edilmediğini, direklerin işveren idare olan TCDD’nin onayladığı projelere uygun olarak üretildiğini ve TCDD şartnameleri doğrultusunda test edilerek uygunluk aldığı gibi teslim tutanaklarıyla da teslim işleminin gerçekleştiğini, çatlakların hem İTÜ raporunda hem de TCDD yetkililerinin hazırladığı raporlarda tolerans sınırları içinde olduğunun belirtildiğini, ayrıca TCDD tarafından bilirkişi olarak atanan Bahçeşehir Üniversitesi uzmanlarınca hazırlanan 06.10.2010 tarihli raporda 0,1 cm’yi aşan çatlaklara rastlanmadığının tespit edildiğini, bunun yanı sıra hem ... hem de ... Üniversitesi raporlarında çatlakların müvekkilinin üretiminden değil, davacının hatalı montaj uygulamalarından kaynaklandığının ortaya konduğunu, öte yandan ana yüklenici tarafından uygulanan nefaset kesintisinin hangi işler nedeniyle yapıldığının açık olmadığını ve bu tutarın tamamının müvekkiline yüklenmesinin hukuken geçerli olmayacağını, dava konusu direklerle ilgili geçici kabul işlemlerinin gerçekleştirildiğini, direklerin yedi yıldır fiilen kullanıldığını ve bugüne kadar yapısal hiçbir sorun ortaya çıkmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, öncelikle, TCDD ile ... ortak girişimi arasında imzalanan hızlı tren projesi kapsamında, ...’in beton katener direklerinin üretimini alt yüklenici sıfatıyla ...’a devrettiği; üretim sürecindeki teknik eksiklik ve hatalar nedeniyle söz konusu direklerde çatlaklar oluştuğu ve bu çatlakların gizli ayıp niteliğinde olduğu; bilirkişi raporlarıyla üretim hatalarının tespit edildiği; meydana gelen ayıplarda ...’ın %60, Siemens ve işveren TCDD’nin ise %40 oranında kusurlu bulunduğu; 10 yıllık zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı; ...’in işverene yaptığı ödemelerin, kusur oranı çerçevesinde ...’a rücu edilebileceği gerekçeleriyle, 103.905,64 Euro’nun temerrüt faiziyle, 236.436,57 TL’nin ise ticari avans faiziyle birlikte ...’tan tahsiline karar verilmiştir.Taraf vekillerinin karara karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Dairemizin 2021/3024 E., 2022/676 K. sayılı kararı ile; yalnızca sınırlı sayıda katener direği üzerinde yapılan incelemelere dayalı olarak düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak, tüm direklerde gizli ayıp bulunduğu kabul edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğu, bu nedenle davaya konu tüm direklerin ayrı ayrı incelenerek ayıpların kapsamının ve yükleniciye atfedilebilecek kusurun derecesinin tespit edilmesi; ayrıca işin feshedilip feshedilmediği yahut ayıplı iş bedelinin belirlenmesi suretiyle fiziki gerçekleşme oranı esas alınarak uyuşmazlığın çözülmesi gerektiği gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına hükmedilmiştir.Kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TCDD ile ... Konsorsiyumu arasında 23.11.2000 tarihli hızlı tren projesi sözleşmesinin imzalandığı, bu kapsamda ... ile davacı ... arasında elektrifikasyon işlerine dair sözleşme kurulduğu, davacı ...’in de beton katener direklerinin üretimi işini 18.01.2006 tarihli alt yüklenici sözleşmesi ile davalı ...’a verdiği, sözleşmeye göre DDY şartnameleri, TS 997 hükümleri ve TSE kalite belgeleri kapsamında üretim yapılacağı ve üretimdeki eksik veya hatalar nedeniyle ödeme yapılmama hakkının saklı tutulacağı kararlaştırıldığı, davalının ilk teslimi 14.02.2006 tarihinde yaptığı, Siemens’in 05.07.2007 tarihli noter ihtarnamesiyle direklerdeki çatlakları bildirerek ayıba karşı ihbar yükümlülüğünü süresinde yerine getirdiği, davaya konu beton direklerde Eskişehir Osmangazi, ODTÜ, İTÜ ve Bahçeşehir Üniversitesi raporlarına göre; alkali-silika reaksiyonu, uygun olmayan beton karışımı, katkı maddesi kullanılmaması, ayrışma ve sıcaklık farkları gibi nedenlerle erken yaşta çatlama ve dayanım kaybı yaşandığı ve bu ayıpların gizli nitelik taşıdığı, mahkememizce yapılan keşif ve alınan 02.11.2023 tarihli bilirkişi raporunda da 2805 direğin 2676’sında çatlak bulunduğu, bu çatlakların bazı durumlarda donatıya kadar ulaştığı ve donatının korozyona uğradığı, bu durumun ileriye dönük yapısal riskler doğurduğu, davalı üretici firmanın üretim kusurlarının çatlamalara doğrudan etkili olduğu ve %60 oranında kusurlu bulunduğu, geri kalan %40 kusurun ise Siemens ve TCDD gibi diğer tarafların nakliye, muayene, montaj ve bakım süreçlerine ilişkin eksikliklerinden kaynaklandığı, bu çerçevede davacının ana yüklenici firmaya 173.176,07 Euro tutarındaki nefaset kesintisini 01.08.2012 tarihinde ödediği ve bu bedelin 07.09.2012 tarihinde temerrüde düşen davalıdan rücuen talep edildiği, mahkememizce alınan raporlarda davalıya yüklenebilecek nefaset kesintisi tutarının %60 oranla 103.905,64 Euro olduğu, ayrıca davacının 13.07.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile talep ettiği toplam 394.060,96 TL tutarındaki masraf kalemlerinin %60’ına isabet eden 236.436,58 TL’nin de davalıdan tahsili gerektiği kanaatine varılarak, 103.905,64 Euro’nun 07.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ve 236.436,58 TL’nin 13.07.2015 tarihinden itibaren ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davalının zamanaşımı savunmasının TBK m.125 ve 356/2 uyarınca 10 yıllık sürenin dolmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinafında, dava konusu yabancı para alacağının karar tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı esas alınarak nispi vekâlet ücretinin hesaplanması gerekirken bu husus gözetilmeksizin eksik vekâlet ücretine hükmedildiği, oysa kabulüne karar verilen 103.905,642 Euro ve 236.436,58 TL tutarındaki alacakların karar tarihindeki toplam TL karşılığının 3.531.097,45 TL olduğu, buna rağmen yalnızca 73.723,94 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin hem müvekkili lehine doğmuş olan vekâlet ücretinin eksik hesaplanmasına yol açtığı hem de Yargıtay 3., 5., 9. ve 19. Hukuk Dairelerinin istikrar kazanmış içtihatlarına açıkça aykırılık teşkil ettiği, nitekim vekâlet ücretinin karar tarihindeki döviz kuru esas alınarak belirlenmesi gerektiği ilkesi Yargıtay kararlarında açıkça benimsenmiş olduğundan, mahkemece verilen kararın bu yönüyle hatalı olduğu ve karar tarihindeki kur esas alınarak vekâlet ücretinin yeniden belirlenmesi gerektiğini belirterek mahkeme kararının bu yönüyle kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinafında, dava konusu beton direklerdeki çatlakların üretim kaynaklı olduğuna dair kesin, tartışmasız ve bilimsel olarak kabul gören bir tespit veya bilirkişi raporu bulunmamasına rağmen İDM’nin kararında bu hususu çarpıtılmış teknik belgeler ve eksik değerlendirilen bilirkişi raporları ile sabitmiş gibi kabul ettiğini, özellikle Almanya Federal Demiryolları Cert bilirkişisi ...’ın müvekkil lehine olan ve çatlakların üretimden kaynaklanmadığını açıkça belirten raporunun gerekçede hiç yer almamasının kararın eksik incelemeye dayandığını ortaya koyduğunu, buna karşılık 17 yıl sonra yalnızca gözlem ve fotoğrafa dayalı olarak hazırlanan 02.11.2023 tarihli bilirkişi raporunun bilimsel değerden yoksun olduğu halde hükme esas alındığını, teslim anında yapılan testler ve EGM ile İTÜ raporları gibi teknik belgeler ile TCDD’nin 15.12.2016 tarihli ... sayılı yazısının ... tarafından tamamen göz ardı edildiğini, dosyada mevcut tüm yazışmalarda ve noter ihtarnamelerinde müvekkilin üretimden kaynaklı ayıp iddiasını hiçbir aşamada kabul etmediği açıkça sabit olmasına rağmen istinaf mahkemesinin ilk kararında müvekkilin yalnızca müşteri memnuniyeti çerçevesinde onarım sürecine katılmış olmasının \"ayıbı kabul\" anlamına geldiği yönündeki değerlendirmesinin hukuka açıkça aykırı olduğunu, davaya konu direklerin büyük bölümünün halen hızlı tren hattında kullanıldığı ve söz konusu çatlakların TS 500 ve onaylı projelerdeki tolerans sınırları içinde olup statik dayanımı etkilemediği bilimsel olarak saptanmışken müvekkile %60 oranında kusur yüklenmesinin hakkaniyet ve hukuka aykırı olduğunu, ODTÜ raporundaki varsayımların geçersiz kaldığını ve bu varsayımlara dayalı nefaset kesintisinin artık dayanaksız hale geldiğini, tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını, ıslah yolu ile talep edilen alacağın ise dava koşulları bakımından hukuki temelden yoksun olduğunu, yargılama giderinin %60 kabul-red oranına aykırı şekilde fazla hesaplandığını ve vekalet ücretinin de euro alacak yönünden karar tarihindeki kur yerine dava tarihi kurundan hesaplanmak suretiyle eksik belirlendiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.Taraflar arasında 18/01/2006 tarihli beton kataner direklerinin imali ve teslimi konusunda götürü usulde eser sözleşmesi düzenlenmiş olup, davacı iş sahibi(taşeron), davalı ise yüklenici(alt taşeron)dir. Davacı iş sahibi ayıplı iş nedeniyle asıl iş verenin yapmış olduğu nefaset kesintisinin rucüen davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı davanın reddini savunmuştur.Götürü bedel eser sözleşmelerinde iş sahibinin fazla ödeme yapıp yapmadığı veya yüklenicinin talep edebileceği iş bedelinin belirlenmesinde öncelikle işin fiziki tamamlanma oranının belirlenmesi gerekir.Fiziki tamamlanma oranı, bir inşaat projesinde yer alan tüm imalat kalemlerinin (kazı, temel, betonarme karkas, duvar, sıva, mekanik, elektrik, çatı, dış cephe, ince işler vb.) her birinin proje kapsamındaki toplam iş miktarına oranla ne kadarının yerinde fiilen tamamlandığını gösteren ve genellikle yüzde (%) cinsinden ifade edilen bir ilerleme göstergesidir. Bu oran; projenin ilerleme seviyesini teknik olarak ortaya koymak, hakedişlerin düzenlenmesi ve ödemelerin yapılmasını sağlamak, eksik işler ile sözleşmenin feshi hâlinde yükleniciye ödenecek bedeli hesaplamak, inşaatın kabaca veya tamamen tamamlanıp tamamlanmadığını belirlemek gibi amaçlarla kullanılır. Bu tanımlama sonrasında, bu türden sözleşmelerde, yüklenicinin sözleşme kapsamında yaptığı işin bedelinin hesaplanmasında \"Fiziki Oran Yöntemi\" uygulanır. Götürü bedelli eser sözleşmelerinde fiziki oran yöntemi gereğince, konunun uzman bilirkişi ile mahallinde inceleme yapılarak, tespitteki bulgular ve teknik değerlendirmeler de irdelenerek gerçekleştirilen imalâtın eksik ve kusurlar da dikkate alınarak tüm işe oranının tespiti, bulunacak bu oranın toplam iş bedeline uygulanarak hakedilen bedelin saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması gerekmektedir. (Yargıtay 15. H.D. 2016/1472 E - 2016/3158 K) Bu durumu somutlaştırmak gerekirse; örneğin on katlı bir bina yapılması öngörülmüşken fiilen dokuz katının inşa edildiği ve kaba inşaat düzeyinde işin yaklaşık olarak %90 oranında tamamlandığı kabul edildiğinde, ayrıca bu dokuz kat içinde de bazı kısımlarda eksikliklerin veya nefaset indirimi gerektiren hususların bulunduğu varsayımında, teknik olarak yapılması gereken; söz konusu eksikliklerin veya kusurların, tamamlanmış kabul edilen %100’lük kısmın içinde oransal olarak değerlendirilmesidir. Örneğin, bazı dairelerde tespit edilen nefaset unsurlarının toplamda %3’lük bir eksikliğe karşılık geldiği belirlenirse, fiziki gerçekleşme oranı %90'dan %3 düşülerek %87 olarak kabul edilmelidir. Sonuç olarak, bu şekilde belirlenen fiziki gerçekleşme oranı (örneğin %87), sözleşmedeki götürü bedel üzerinden uygulanmalı, bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek  alacak hesabı buna göre yapılmalıdır. Bu açıklamalar ışığında, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaların yukarıda açıklanan ilkelere aykırı olduğu, bu haliyle yetersiz ve denetime elverişli bulunmayan bilirkişi raporunun benimsenerek hüküm kurulmasının isabetli olmadığı, ayrıca bilirkişi raporuna yöneltilen itirazların gerekçeli şekilde değerlendirilmesini teminen ek rapor alınmaması ve daha önceki kaldırma kararımızın gereklerinin tam olarak yerine getirilmemiş olması da doğru görülmemiştir.Öyleyse mahkemece yapılacak iş; 6100 sayılı HMK 281/2 md. Gereğince, konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile bilirkişi raporu alınarak, yüklenicinin hakettiği imalât bedelinin, fiziki oran yöntemi ile başka bir ifadeyle; yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalâtların(nefaset ile de olsa) belirlenmesi, eksik ve ayıpları da dikkate alınarak, işin tamamına göre fiziki oranı tespiti ve bulunacak bu oranın götürü iş bedeline uygulanması suretiyle saptanarak, bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemelerin düşülmesinden ibarettir. Yazılı nedenlerle tarafların sair yönlere ilişkin istinaf itirazları şimdilik incelenmeksizin ilk derece kararın kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı  vekilinin tüm ve davalı vekilinin sair istinaf talebinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davalı vekilinin yazılı gerekçe ile istinaf talebinin kabulüne, usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA, davalı vekilinin  istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 14/12/2023 tarih, 2022/411 Esas, 2023/954 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Taraflar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE, 5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 02/07/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6f2ca8efa1f5c121","SID":"49c96922c77a1995"}}