{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA <br>DÖRDÜNCÜ HUKUK DAİRESİ İSTİNAF KARARI<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:19/03/2024<br>DAVA:Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) <br>KARAR TARİHİ:04/07/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ:04/07/2025<br><br>Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden Hukuk Muhakameleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ<br>DAVA:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile sürücü ... arasında 04.04.2022 tarihinde trafik kazası gerçekleştiğini, işbu trafik kazası neticesinde müvekkilinin basit tıbbi müdahale ile giderilmeyecek biçimde yaralandığını, kalıcı iş gücü kaybı oluştuğunu, maddi ve manevi anlamda zararları oluştuğunu, söz konusu zararların giderilmesi maksadıyla arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ve neticeten tarafların anlaşamadığını, ayrıca sigorta şirketine başvurulduğunu ancak sigorta şirketi tarafından herhangi bir olumlu dönüş alınamadığını, dava konusu trafik kazasının gerçekleşmesinde asli kusurlunun davalı ... olduğunu, davalı ...'nın 2918 sayılı KTK'nın 52/1-a maddesinde belirtilen kuralı ihlal ettiğini, kazanınn oluşumuna ve müvekkilinin yaralanmasına sebebiyet verdiğini, trafik kazasına ilişkin soruşturmanın Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı ... Soruşturma sayılı dosyası ile devam etmekte olduğunu belirterek, davalılar ..., ... ve ... Sigorta Anonim Şirketi'nin müştereken ve müteselsilen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile kaza tarihi olan 04/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesine, davalılar ..., ... ve ... Sigorta Anonim Şirketi'den müştereken ve müteselsilen oluşan manevi zararın giderilmesi için 500.000,00 TL'ye hükmedilmesine, 04/04/2022 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>Davacı vekili 22/01/2024 tarihli dava değeri arttırım dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde 5.000,00 TL talep edilmiş olan maddi tazminat taleplerini 1.242.426,21TL artırarak 1.247.426,21 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.<br>CEVAP:<br>Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; ... plakalı aracın müvekkili sigorta şirketi nezdinde ... poliçe numarası ile sigortalı olduğunu, davacı tarafından ikame edilen işbu davanın haksız, hukuka aykırı ve kötü niyetli olduğunu, müvekkili ... Sigorta Anonim Şirketi'ne 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesine uygun şekilde başvuruda bulunulmadığını, başvuru şartı yerine getirilmediğinden davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin sorumluluğunun yalnızca maddi zararlar kapsamında olup davacı tarafın manevi tazminat talebi bakımından müvekkili sigorta şirketinin sorumlu olmadığını, olayda maluliyet ve kusur oranı belirlenmesi açısından gerekli inceleme yapılmadığını, bu nedenle müvekkili şirketin sorumluluğuna isabet eden tazminat miktarına ilişkin hesaplamanın yapılması için söz konusu dosyada kusur oranına ve maluliyete ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin ZMMS’den doğan sorumluluğunun sigortalısının kusuru oranında ve teminat limiti ile sınırlı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılar tarafından açılan davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili ... sevk ve idaresinde olan araç ile yapmış olduğu kaza nedeniyle iş bu dava açıldığını, ancak müvekkilinin tam kusurlu olduğu iddiasını kabul etmediklerini, olay gününe ilişkin kaza yeri mobese kameralarının müvekkilinin tam kusurlu olmadığını ortaya koyacağını, her ne kadar şu an olay yeri mobese kayıtları taraflarında olmamasına rağmen bu kayıtların savcılık dosyasında olduğu kanaatinde olduklarını, davacı tarafın istemiş olduğu manevi tazminatın kabul edilmesinin mümkün olmadığını, tazminat kurumunun zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, müvekkili ... tarafından bahse konu aracın ek bir sigorta altına alındığını, bu nedenle iş bu davanın ... Sigorta A.Ş.'ne ihbar edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İDM KARARININ ÖZETİ       :<br>Mahkemece;\"Maddi tazminat talebinin kabulü ile; 1.247.426,21.-TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketi yönünden 500.000,00TL'sine kadar sorumlu olmak üzere, davalılar ... ve ... açısından haksız fiil tarihi olan 04/04/2022, davalı sigorta şirketi açısından temerrüt tarihi olan 03/08/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 80.000,00.-TL manevi tazminatın davalılar ... ve ... açısından haksız fiil tarihi olan 04/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine,\" şeklinde karar verilmiştir.   <br>İSTİNAF NEDENLERİ            : <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin vücudunda 4. derecede ağır kemik kırığı meydana geldiğini, davalı sürücü ...'nın ATK raporuna göre %100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davacı müvekkilinin ağır ve uzun yoğun bakım tedavisine maruz kaldığını,  bu itibarla davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarı düşük olup manevi tazminat taleplerinin tamamına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.<br>... Sigorta A.Ş. vekili  istinaf dilekçesinde özetle; davacının maluliyet oranına ilişkin belirlenen miktarın fahiş derecede yüksek olduğunu, yine ATK trafik ihtisas dairesi tarafından hükme esas alınan kusur oranlarına ilişkin raporunda mevzuata aykırı düzenlendiğini, yaşanan kaza ile davacının talepleri arasında illiyet bağı bulunmadığını, müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalının kusuru oranında ve ZMMS poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu, davacı hakkında hükmedilen manevi tazminat miktarının da davacının sosyal ve ekonomik durumu dikkate alındığında fahiş düzeyde bulunduğunu, ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.<br>Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece yeterli deliller toplanmadan davacı hakkında aldırılan sağlık kurulu raporu ile davacının maluliyet oranın %15 olarak belirlenmesinin hatalı olduğunu, ... tarihli sağlık kurulu raporunda davacının engellik oranı belirlenmiş ise de iyileşme süresinin raporda gösterilmediğini, ileride sakatlık oranının düşme ihtimalinin bulunduğunu, mahkemece eksik incelemeye dayalı hüküm kurulduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.<br>G E R E K Ç E<br>Duruşma açılmasını gerektiren sebep bulunmadığından HMK'nın 353. ve 355. maddeleri gereğince inceleme ve müzakereler kamu düzeni ve istinaf nedenleriyle sınırlı biçimde dosya üzerinden yürütülmüştür.<br>Dava, trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br>Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince kasten veya taksirle başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bedensel zarara uğrayanların aynı kanunun 54. maddesi gereğince maddi tazminat ve aynı kanunun 56/1 maddesi gereğince manevi tazminat isteme hakları bulunmaktadır. Yine aynı kanunun 56/2 maddesi gereğince ağır bedensel zarar halinde zarar görenin yakını da manevi tazminat isteyebilirler. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesi gereği motorlu araç işleteni doğan zararlardan sürücü ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.  <br>Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi hükmüne göre hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>\".....Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.<br>5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 48. maddesinin 1. fıkrasına göre;“Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.”<br>5718 sayılı Kanun’da teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden 6100 sayılı HMK'nın 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir. <br>5718 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır.<br>Buna göre; Türk Hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile ... arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.<br>Davacılar ... uyruklu olup, mahkemece teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. <br>5178 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrasında dava açanın karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden, öngörülen teminat hususu mahkemece resen gözetilmelidir. <br>Şu halde mahkemece, öncelikle davacıların teminattan muaf olup olmadığı hususu Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorularak davacıların teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacılara kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, doğrudan işin esasına girilmesi doğru olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün bu yönden resen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.\"  (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 06/12/2022 tarih ve 2021/25593 Esas, 2022/16257 Karar sayılı  ilamı) <br>Dosyanın incelenmesinde; davacının ... vatandaşı olduğu anlaşılmaktadır.<br>Yerel mahkemece 27/09/2024 tarihinde Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorulan görüş  üzerine verilen 23/10/2024 tarihli yazı içeriği dikkate alındığında;  Ülkemiz ile ... arasında teminattan muafiyeti öngören ikili veya çok taraflı adli iş birliği anlaşmasının bulunmadığı, fiili mütekabiliyete ilişkin olarak ise Dışişleri Bakanlığı tarafından, ...'de yaşanmakta olan olumsuz gelişmeler ve asayiş durumundaki zafiyet nedeniyle Şam Büyükelçiliğimiz ve Halep Başkonsolosluğumuzun geçici olarak askıya alındığı, bu çerçevede, ...'deki vatandaşlarımıza ilişkin adli, hukuki ve idari yazışmalar ve ... makamları nezdinde takip edilmesi gereken adli/idari yardımlaşma talepleriyle ilgili sorunların devam ettiği bildirilmiştir.<br>Bu duruma göre; Davacı ... vatandaşı olup, ... Devleti ile Ülkemiz arasında teminat muafiyetinin bulunduğuna dair bir anlaşmanın olmadığı, bu itibarla ... vatandaşı olan  davacıya mahkemece uygun görülecek miktarda teminatın yatırılması için  kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise; dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, doğrudan işin esasına girilerek hüküm kurulmuş olması yerinde değildir.<br>Hal böyle olunca; açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; davacı ile davalıların esasa ilişkin istinaf talepleri incelenmeksizin re'sen istinaf taleplerinin   kabulü ile 6100 Sayılı HMK.'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı ile davalıların istinaf başvurularının re'sen KABULÜNE, davacı ve davalıların esasa ilişkin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA, <br>2-Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin19/03/2024 tarih, ... Esas-  ... sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince  KALDIRILMASINA,<br>3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf yoluna başvuran davacı ile davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvuran  taraflara iadesine,<br>5-İstinaf yoluna başvuran davacı ve davalılar  tarafından yapılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,<br>6-HMK'nın 359/4. maddesi gereğince, temyizi kabil olmayan kararın ilk derece mahkemesi tarafından resen tebliğe çıkarılmasına,\t<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere 04/07/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br>...<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"66ce63bf00e5e311","SID":"b15694979b5bb3b3"}}