{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/361 <br>KARAR NO:2025/1114<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:14/10/2021<br>NUMARASI:2019/318 Esas - 2021/713 Manan <br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Şirket ortaklık ilişkisinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  tarafların  ortaağı oldukları ... A.Ş'nin 2010 yılında kurulduğunu, şirketin 20/100 payının davacıya, 50/100 payının davalıya, kalan10/100'er payın ise dava dışı üç ortağa ait olduğunu, şirket sermayesi olan 1.000.000 TL'nin tamamının, şirket kayıtlarına göre şirket kuruluşundan sonra ortaklar cari hesabına konan 257.500 TL'nin müvekkilince ödendiğini,  şirketin %50 payının davalıya ait olması nedeniyle 1.257.500 TL'nin yarısı olan 628.750 TL'sinin davalı tarafından  ödenmediği, davalının bu miktarda müvekkiline borçlandığını, ... A.Ş'nin, ... A.Ş'nin %50sini satın aldığını,  ortaklık nedeniyle bu şirkete 3.000.00 TL borcu bulunduğunu, bu borcun 2.400.000 TL'sinin de müvekkilince tüm ortaklar adına ortaklar cari hesabından ödendiğini, davalının payı nedeniyle bu miktarın 1.200.000 TL'sinden sorumlu olduğunu, davalının bu nedenlerle müvekkiline 1.828.750,00 TL borcu bulunduğunu, taraflar arasında 04.12.2010 tarihli sözleşmenin imzalanmasından sonra davalı ve diğer aile bireyleri adına ortaklar cari hesabına para konulmak suretiyle davacı tarafından yapılan başka ödemelerin de bulunduğunu, diğer ödemeler için ayrıca dava açılacağını, davalı ile diğer aile bireylerinin bu borçlarını ödememeleri üzerine davacı ile aile bireyleri arasında sermaye ve ortaklar cari ödemelerinden kaynaklanan borcun ne şekilde ödeneceğine ilişkin 04.12.2010 tarihli sözleşme düzenlendiğini, buna göre aile bireylerine ait hisselere isabet eden sermaye ödemelerinin davacı tarafından yapıldığı,davalı ile diğer aile bireylerinin payları oranında borçlarını davacıya ödeyecekleri ve davalının payına göre 1.828.750,00 TL borçlu olduğununu belirlendiğini, sözleşmede 10.01.2010 tarihinden  itibaren belirlenen vadelerle borcun ödenerek en son 20 aylık sürenin sonunda 01.09.2013 tarihinde borcun %10'luk kısmının ödeneceğinin kararlaştırıldığını, borcun kararlaştırılan vadelerde ödenmemesi üzerine ... sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;  davacının bu davaya konu 04.12.2010 tarihli sözleşmeye ilişkin iddiaları İstanbul 17.Aile Mahkemesinin 2013/497 Esas sayılı dosyasında görülen mal tasfiyesi davasında karşı dava olarak ileri sürmesi nedeniyle, taleplerin ayrıca bu davada ileri sürülmesinde hukuki yarar bulunmadığını, anılan karşı dava dilekçesinde davalı müvekkilinin bir kısım hisselere bedel ödemeden sahip olduğunun yazıldığını,anılan sözleşmenin geçersiz olduğunun savunulmasına rağmen davacının ısrarla dayanılan sözleşmenin geçerli olduğunu ileri sürdüğünü, hukuki yararın dava ve her türlü talepte bulunması gerektiğini ve davacının başka bir davada ileri sürdüğü hakkını bu davada yeniden dava konusu edilmesinde korunmaya değer bir hukuki yarar bulunmadığını,dava dilekçesinde, bu daavada kişisel alacağın talep edildiği bu dava ile mal tasfiyesinin konusunun farklı olduğunun iddia edildiğini, oysa mal tasfiyesi davasının aşamalarından birinin de kişisel malların iadesi olduğunu, davacının aile mahkemesindeki dava dosyasına bu dosyadaki sözleşmenin yanı sıra aynı tarihli üç ayrı sözleşme daha sunduğunu, sözleşmelerin varlığının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, sözleşmelerin yıllar öncesinde sahip olunan varlıklara ilişkin olarak her nedense 04.12.2010 tarihinde toplu olarak imzalandığını, davacının bu sözleşmelere ilişkin sözde alacaklarını mal tasfiyesi davasıyla talep ettiğini ve yeni de derdestlik bulunmasına rağmen takip başlattığını, müvekkilinin bu sözleşmeleri imzaladığını hatırlamadığını, davacının ve çalışanlarının müvekkili ile annesi adına sahte imzalarla bankalarda hesaplar açtığını, noterde işlemler yaptığını, sermaye borcunun davalı tarafından ödendiğinin sicil kayıtlarıyla sabit olduğunu, sunulan dekontlarda da ödemelerin müvekkili adına yapıldığının anlaşılacağını,  dayanılan sözleşmedeki açıklamaların aksine ... Şirketinin borcunun tüzel kişiliğe ait olduğunu, ortakların şirkete sadece sermaye koyma borcu olabileceğini, davacının şirkete borç verebileceğini, ancak şirketin başka bir şirkete olan borcunun ortak olan müvekkiline yüklenemeyeceğini, sunulan sözde sözleşmelerin tümümün aynı tarihli olması, sözleşme içeriklerinin doğru olmaması ve bu sözleşmelerin tarafların evliliklerinin mutlu olarak sürdüğü tarihli olması nedeniyle geçersiz olduğunu, sözleşmelerdeki imzanın davalıya ait olduğunun tespiti gerektiğini, sözleşme geçerli olsa dahi davacının, müvekkilini her türlü borcundan ötürü ibra etmesi nedeniyle müvekkilinin borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava; İİK.m.67 hükmüne dayalı olarak açılan itirazın iptali davasıdır. Davacı yan, '... A.Ş' ünvanlı firmanın 1.000.000,00 TL ödenmiş sermayesinin şirket ortakları adına kendisi tarafından ödendiğini, ortaklar cari hesabına da 257.500,00 TL'nin yine kendisi tarafından yatırıldığını, davalının şirkette %50 hisse sahibi olduğunu, dolayısıyla 628.750,00 TL'den dolayı kendisine borçlu olduğunu, ayrıca satın alınan ... A.Ş.  firmasına ortaklık  bedeli olarak 2.400.000,00 TL'nin kendisi tarafından yatırıldığını, davalının %50 hissesine isabet eden 1.200.000,00 TL olmak üzere toplam 1.828.750,00 TL borçlu olduğunu, bu borcun 04/12/2010 tarihli sözleşmeye bağlandığını, sözleşmede borcun ödenmesinin 01/03/2012 tarihinden itibaren 20 aylık süreye yayıldığını, vadesinde ödenmeyen borcun muaccel hale geldiğini, yapılan icra takibinede itiraz edildiğini belirterekten itirazın iptalini ve %20 icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep etmiş, davalı yan ise; İstanbul 17.Aile Mahkemesinde mal tasfiyesine ilişkin davada da aynı taleplerin bulunduğunu, davaya konu talep hakkında o dosyada inceleme yapılacağını, bu hususun dava şartı olduğunu, davacı yanın dayandığı sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olmadığını, bir an için böyle bir borcun varlığı kabul edilse bile davacının davalıyı ibra ettiğini savunarak davanın reddi ile %20 icra inkar tazminatına hükmolunmasına  karar verilmesini talep etmiştir.Taraflar arasındaki çekişme; 04/12/2010 tarihli sözleşmede davalıya atfen atılı bulunan imzanın davalının eli ürünü olup olmadığı, sözleşmenin konusunu oluşturan ve ... A.Ş firmasında bulunan hisselerin devir bedellerinin ve ortaklık hesabına davacı tarafından yatırılan 257.500,00 TL. ile bu firmanın ortak olduğu ... A.Ş'ye ödenecek 2.400.000,00 TL'nin ödeme şekli ilişkindir.Davalı yan, sözleşmedeki imzasını inkar etmiş ise de, gerek İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/181 Esas sayılı dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu, Fizik İhtisas Dairesi, Adli Belge İnceleme Şubesinin 22/12/2015 tarih ve 8292 nolu raporu ve gerekse mahkememizce alınan 17.08.2020 havale tarihli kök ve 31.05.2021 tarihli bilirkişi kurulu ek raporları kapsamına göre sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olduğu, davalı ... adına atfen atılı bulunan imzaların başka bir belgeden sözleşmeye nakledilme yöntemiyle oluşturulmadığı tespit edilmiştir.Davalının eli ürünü olan sözleşmeye göre tüm ödemelerin davacı tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Yine sözleşmeye göre davacı dışındaki hissedarların ve davalı ...'ın hissesine düşen borcu ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiği görülmektedir. Kabul ve taahhüt edilen bu borcun 01/01/2012 tarihinde başlamak üzere 20 aylık bir süre içerisinde ödeneceği kararlaştırılmış olup, davalı yanın ödemeyi yasal deliller ile kanıtlayamadığı anlaşılmaktadır. İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/181 Esas sayılı dosya kapsamında alınan ve mahkememizce de hükme elverişli bulunan, mali müşavir bilirkişi  tarafından düzenlenen 05/06/2012 tarihli rapora göre de, davacının davalıdan talep edebileceği  işlenmiş faiz tutarının 301.273,76 TL olduğu anlaşılmakla, işlemiş faize yönelik davacı yanın talebiyle bağlı kalınarak davanın kabulüne, davalının ... sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile, 1.828.750-TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren reeskont faizi işletilmek suretiyle 2.129.921-TL üzerinden takibin devamına, alacak likit olup, sözleşmeden kaynaklandığından takibe konu asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatı tutarı olan 365.750,00-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.\"gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının ... sayılı takip dosyasına yönelik itirazın iptali ile takibin davamına, takip konusu 1.828.750 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren reeskont faizi işletilerek takipteki diğer koşullarla takibin toplam 2.129.921 TL üzerinden devamına,  asıl alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 365.750 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme davanın esasına etkili olacak delillerin eksik ve hatalı değerlendirilerek müvekkilinin adil yargılama hakkını ihlal edildiğini, müvekkilinin mimar ve iş kadını olduğunu, davacı ile evlendikten sonra gayrimenkul proje ve yatırımları için pek çok şirket kurduğunu veya kurulmuş şirketlere ortak olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin ... A.Ş'ye de ortak olduğunu, müvekkilinin anılan şirketin % 50 hissesine sahip olduğunu, şirketin diğer hissedarlarının ise davacı ve davacının önceki evliliklerinden olan çocukları ..., ... ve ... olduğunu, müvekkilin 2013 yılında davacıya karşı boşanma ve edinilmiş malların tasfiyesine ilişkin davalar açtığını, boşanma davasının İstanbul 6. Aile Mahkemesinin 2020/1 esasında derdest olduğunu, mahkemece davalı eşin kusurlu bulunarak boşanma kararı verildiğini, mal tasfiyesi davasının İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 2015/105 Esas sayılı dosyasında derdest olduğunu, müvekkilinin bu davalarına karşılık  davacı ve şirket ortağı olan çocuklarının suç işlemeyi göze alarak organizasyon kurduklarını, müvekkilin sahip olduğu şirket hisselerini hukuka aykırı şekilde ele geçirmek ve borçlandırmak, açtığı davaları sürüncemede bırakarak amacıyla düzmece belgeler düzenlediklerini,  bu belgelere dayanılarak takipler başlatıldığını ve davalar açıldığını, dayanılan sözleşmenin de bu kapsamda düzmece şekilde hazırlandığını, sözleşmenin hüküm ifade edebilmesi için, belirtilen sebeplerin muteber olması gerektiğini, sözleşmede belirtilen borç sebebinin geçerli olmadığının delilleriyle kanıtlandığını,Müvekkilinin ... AŞ’'de sahip olduğu sermaye payının davacı tarafından ödenmediğini, banka ödeme dekontlarından, hisse bedelinin müvekkilince ödendiğinin anlaşılacağını, davacı tarafından yapılmış bir ödeme bulunmadığını, dekontlarda ödemenin davacı tarafından yapıldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığını, bu nedenle ödemelerin davacı tarafından yapılıp yapılmadığının banka kayıtlarından araştırılması gerektiğini, ... Bankası ... Şubesine ait 19.02.2010 tarihli 70.000 TL bedelli, 11.03.2010 tarihli 55.000 TL bedelli, 28.09.2010 tarihli 456.750 TL bedeli 28.09.2010 tarihli 47.000 TL bedelli  makbuzlarda ödemenin müvekkilince yapıldığının yazılı olduğunu, ...bank A.Ş.... Şubesine ait 13.12.2011 tarihli 25.000 USD bedelli,  26.12.2011 tarihli 30.000. TL bedelli, 30.12.2011 tarihli 60.000 TL bedelli, 06.01.2012 tarihli 35.000 TL bedelli 06.01.2012 tarihli 2.000.000 TL bedelli, 12.01.2012 tarihli 55.000 TL bedelli, 16.01.2012 tarihli 600.000 TL bedelli, 18.01.2012 tarihli 150.000 TL bedelli, 31.01.2012 tarihli 375.000 TL bedelli, 08.02.2012 tarihli 201.000 TL bedelli 27.02.2012 tarihli 144.000 TL bedelli, makbuzların açıklama kısmında, “...” açıklaması bulunduğunu, aynı şekilde ... Bankası ... Şubesine ait 09.04.2013 tarihli 65.000 TL bedelli, 12.04.2013 tarihli 16.000 TL bedelli, dekontların açıklama kısmında “...Tarafından Yatırılan” kaydı bulunduğunu,  dekontlardaki kayda göre hiç bir ödemenin davacı tarafından, dekontlarda davalının adının yazmasını ödemenin davacı tarafından yapılmadığını gösterdiğini, 05.06.2017 tarihli bilirkişi raporunda da, şirket defterlerine göre ödemenin davacı tarafından yapıldığına ilişkin kayıt bulunmadığının belirlendiğini, raporda ayrıca şirket kalıtlarına göre ödemelerin müvekkilince yapıldığının belirlendiğini, 04.12.2010 tarihli sözleşmenin davalı tarafından imzalanması halinde dahi TBK'nın 18. maddesine göre ödemelerin davacı tarafından yapıldığının ispatlanması gerektiğinin zira sözleşmenin niteliği sebebe bağlı (illi) borç tanıması olduğunu, soyut borç tanıması olmayan bu tür borç yükleyen sözleşmeye dayalı dava açan alacaklının alacağını ispatlaması, bu ödemeleri yaptığını ve borcun sebebinin geçerli olduğunu ispat etmekle yükümlü olduğunu, sözleşmede davalı dışında bir kısım borçlular daha bulunmasına rağmen davacının bu kişilerden olan alacağını tahsil edip etmediğinin araştırılması gerektiğini, davalının 2012 ve 2013 yıllarında tüzel kişilik hesabına toplam 1.271.000,00 TL ödeme yapmasının da açıklanması gerektiğini,Düzmece sözleşmede belirtilen bir başka borç sebebi olan ... A.Ş.’nin ... A.Ş. firmasına iştirak etmesi sebebiyle ödenecek 3.000.000 TL hisse bedelinin davacı tarafından ödenmesi olduğunu, oysa şirket kayıtlarında bu tutarın davacı tarafından ödendiğine ilişkin bir tespit bulunmadığını, ... A.Ş'nin tüzel kişiliği bulunması nedeniyle şirketin ortaklarından bağımsız şekilde borcu bulunabileceğini, şirketin bir başka şirkete ortak olması halinde bu borcun şirkete ait olacağını, borçtan tüzel kişiliğin sorumlu olacağını, 05.06.2017 tarihli raporun 5 ve 6.sayfalarında müvekkilinin, ... A.Ş’den 2010 yılında 128.750.00 TL, 2011 yılında 2.213.365.00 TL, 2012 yılında 3.773.365.00 TL, 2013 yılında 3.737.065.00 TL alacaklı gözüktüğün belirlendiğini, bu miktar alacağın bulunmasının da sermaye borcu bulunmadığını gösterdiğini, sebebi gösterilen borç ikrarlarının hüküm ve geçerliliğinin, gösterilen hukuki sebebin varlığına ve gerçekleşmesine bağlı olduğunu, tarafların hukuki sebebi sözleşmede göstererek onun bir parçası haline getirdikleri takdirde, akdin hüküm ve varlığının da bu sebebe bağlı olduğunu, sözleşmenin parçası haline getirilen bu hukuki sebebin gerçekleşmemesi halinde borç ikrarının hükümsüz kalacağını, bilirkişi raporundaki tespitlere göre ödemenin davacı tarafından yapılmaması nedeniyle borç ikrarının hükümsüz kaldığını,İmza incelemesine ilişkin bilirkişi raporları arasında çelişki giderilmeden karar verildiğini, mahkemece alınan 17.08.2020 havale tarihli raporda, imzanın hile ve desise ile attırılmış olabileceğinin belirlendiğini, 30.11.2020 tarihli ek raporda aynı hususların tekrar edildiğini, bu raporun dikkate alınmadan üç kişilik bilirkişiden  09.12.2020 tarihli rapor alındığını, anılan raporda imzaların müvekkiline ait olduğunun belirlendiğini, 31.05.2021 tarihli ek raporda ise davalıya atfen atılan imzaların başka bir belgeden sözleşmeye nakledilme yöntemiyle oluşturulmadığının belirlendiğini, ancak iki rapor arasında çelişki bulunması nedeniyle çelişkinin giderilmesi gerektiğini, ayrıca yazı ve imza yaşının araştırılması gerektiğinde bu hususun araştırılması gerektiğinin bir çok Yargıtay kararında kabul edildiğini, son rapor ve ek rapor bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek,kararın kaldırılmasına ve davanın reddine  karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki imzalanan sözleşme kapsamında davacı tarafından davalının, dava dışı şirketlerdeki sermaye borcunun ödendiği iddiasıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekilince İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/181 Esasında açılan dava sonucunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 18.04.2019 tarih ve 2018/1919 E., 2019/581 K. sayılı ilamı ile göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, dava dosyasının görevli asliye ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İstinaf incelemesine konu karar, dosya kendisine gönderilen görevli asliye ticaret mahkemesince verilmiştir.... sayılı dosyasının incelemesinde, davacı tarafından davalı aleyhine 1.828.750,00 TL asıl alacak ve  301.171,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 2.129.921,00 TL alacağın tahsili için 12.03.2014 tarihinde ilamsız takip başlatılmıştır. Ödeme emrinin tebliği üzerine süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi nedeniyle takibin durduğu, dava ve itirazın süresinde olduğu anlaşılmıştır.Dava dilekçesine ekli 04.12.2010 tarihli sözleşmenin incelenmesinde; aile şirketi niteliğinde olan ... AŞ'de bulunan hisse bedellerinin ...'a ne şekilde ödeneceği hususunun düzenlendiği anlaşılmıştır. Sözleşmede, şirket ortkalarının tüm hisse bedellerinin ve anılan şirketin %50 payını satın aldığı, ... AŞ'ye olan 3.000.000 TL borcun da davacı tarafından ödendiği, bu kapsamda ... ailesi hesabına düşen borcun 2.400.000 TL olduğu ve tamamının davacı tarafından ödendiği belirlenmiştir.Buna göre sözleşmede imzası bulunan davalı ve diğer şirket ortaklarının 01.01.2012 tarihinden itibaren 10 taksitte en son 20 ay sonra borcun %10'unu ödeyerek borcu kapatacakları belirlenmiştir. Sözleşmede belirlenen vade kesin vade olup devam eden maddede taksitlerden birinin ödenmemesi hâlinde borcun tamamının muaccel olacağı belirtilmiştir.Davalının şirketteki %50 sermaye payına göre davacının sermaye borcu ile başka bir şirket hissesi alımı için davalı adına ödediği miktar 1.200.000 TL ve 628.750 TL olmak üzere toplam 1.828,750 TL'dir.Davalı, bu ödemenin sunulan dekontlardan görüleceği üzere davalı tarafından yatırıldığını, dekontlarda bu ödemenin davacı tarafından yatırıldığına ilişkin herhangi bir ibare bulunmadığını savunmuştur. Sözleşme tarihi 2010 olup dosyada bulunan 12.04.2013, 09.04.2013 tarihli ...bank dekontlarında ödemenin davalı tarafından yapıldığı görülmektedir. 27.02.2012, 28.02.2012, 31.01.2012, 08.01.2012, 06.01.2012, 12.01.2012, 06.01.2012, 06.01.2012 tarihli dekontlarda da davalının adı yazılıdır. Aynı şekilde 30.12.2011, 26.12.2011, 13.12.2011 tarihli makbuzlarda da davalının adı yazılıdır. 28.09.2010 tarihli sermaye ödemesi makbuzunda 11.03.2010 ve 19.02.2010 tarihli sermaye ödeme makbuzunda, davalının sermaye ödemesi şeklinde açıklama bulunmaktadır. Makbuzların bir kısmında ... ismi bulunmakta olup, bu kişinin davacının çalışanı olduğu yargılama ve istinafa cevap dilekçesinde ileri sürülmüştür.Davacı, davalı tarafından yapılan sermaye ödemesinin kaynağının davacı olduğunu iddia etmekte olup buna dair açık hüküm içeren sözleşme sunmuştur.Başka bir anlatımla bu sözleşme ile sermaye artırımına ilişkin bedel ister davalı tarafından elden ödensin isterse bu sermaye artırımı bedeli davalının banka hesabından karşılanmış olsun, sermaye artırımının tamamının davalı tarafından sağlandığının sözleşmede açıkça kabul edildiği anlaşılmaktadır.<br>Davacı tarafından dosyaya sunulan uzman raporu niteliğindeki ...o tarafından hazırlanan uzman görüşünde, imzaların davalının eli ürünü olduğu ve transfer yöntemi ile aktarılmadığı belirlenmiştir.Dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 22.12.2015 tarihli raporunda 04.12.2010 tarihli sözleşmedeki imzaların davalının eli ürünü olduğu belirlenmiştir.İlk derece mahkemesince, dava konusu sözleşmedeki imzanın itiraza uğraması ve belgedeki imzanın aktarma suretiyle getirildiğinin ileri sürülmesi nedeniyle belge asılları üzerinde yazı ve imza yaşı, belge altındaki imza ve taşıma imza hususunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.Mahkemece Adli Tıp Kurumunun imza ve yazı yaş belirlemesi yapmaması nedeniyle grafolog bilirkişi görevlendirilmiştir. ... bilirkişisi ibraz ettiği 17.08.2020 havale tarihli raporda;\"Belgeler üzerindeki yazı ve imzaların fiziksel ve optik incelemesinde imzaların yapısı kalem izlerinin çapları gibi ayrıntıları yanında bası izlerinin(fulaj) farklı yapıdaki görünümü şekil 2 deki karelerde gösterildiği gibi herbir imza ve ilgili yazının farklı kalemle (... açık mavi pilot, ... koyu mavi keçe uclu, ... koyu mavi küre uçlu, ve ...'ın koyu mavi pilot kalemlerle ve hepsinin el veya eller ürünleri olduklarına dair delil oluşturdukları, 2- Belgeler üzerindeki yazı ve imzaların fiziksel, optik ve stereo mikroskobik tarama ve incelemesinde ...ın imzasının birinci sayfada açık alana atılı ve normal bitimli iken ikinci ve nihai sayfadaki imzasının bitiminin doğal olmadığı, kenar bitim kesintili olduğu ve belge üzerine yapışık bir üst kalıp zemin veya tağşiş belgesi üzerinde kaldığı, üst kalıbı alttakine sabitlediği düşünülen yapışık yerinin yapışkanı ayrılırken alttaki okudum yazısının kırmızı okla işaretli mürekkepli alanı tamamen birlikte silerek taşıdığı ve bölgeyi mürekkepsiz bıraktığı bu delil ayrıntılarının şekil 3 teki resimlerde gösterilerek açıklanmış olup bu delillerden hareketle sorgulanan belge üzerindeki ... imzasının hile ve desise ile attırılmış olduğunun kabulü gerektiği, 3- İkinci sayfada benzer renkte gözüken imza ve okudum yazılarından ... ve ..., ... ve...ile...ve ... şeklinde kodlanarak alınan örneklerin ... yöntemiyle mürekkep bileşiminin tayini yapılmıştır. ...yönteminin mürekkep yapı analizlerinden alınan ve şekil-4 de gösterilen sonuçlardan yapı analiz verilerinin değerlendirilmesinden yapı ve yaş karşılaştırmasına esas olan ... dönüşüm oranlarının tablo-1 de görülen değerlere bakıldığında ...ve ... kodlu imza ve yazıların aynı bileşimdeki mürekkeplerle aynı zamanda atılı oldukları ... kodlu imza ve yazının aynı renkte olmasına rağmen diğerlerinden farklı bileşime sahip mürekkeple atılı ve yazılı olduğu diğer bileşimdeki yazılarla (...ve... ) kesin olarak kıyaslanamamakla birlikte zaman farkının mevcut olabildiğinin kabulü gerektiği...'' tespit ve rapor edilmiştir. Alınan 17.08.2020 tarihli bilirkişi raporunun 4. sayfasında sol alt köşede bulunan imza ve yazının sözleşmenin 2. sayfasında bulunan davalıya ait imza ve yazı olduğu ve başka bir belgeden nakledildiği belirtilmiş ise de çıplak gözle dahi yazıların farklı olduğu bilirkişi tarafından esas alınan bu yazı ve imzanın sözleşmenin ikinci sayfasında, davalının ismi altında imza ve yazı olmaması nedeniyle, davalıya atfen atılan imza ve yazının davalının eli ürünü olup olmadığı ve farklı tarihlerde oluşturulup oluşturulmadığı ve başka bir belgeden sözleşmeye nakledilmiş olup olmadığı hususunda üç kişilik grafoloji bilirkişisinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi kurulunca sunulan 09.12.2020 tarihli rapordaözelte; yazı ve imza incelemelerinde geçerli tüm grafolojik tanı yöntemleri dikkate alınarak lup, stereomikroskop, 8523 document dedector ve bilgisayar/scan kullanılarak yapılan incelemelerde, inceleme konusu sözleşmede davalıya atfen atılmış imzaların, davalının eli ürünü olduğu belirlenmiştir. Ancak bilirkişinin görevlendirme kapsamında tüm sorulara cevap vermemesi, davalıya atfen atılan imzaların farklı tarihlerde oluşturulup oluşturulmadığı ve başka bir belgeden sözleşmeye nakledilmiş olup olmadığı hususlarında ek rapor alınmıştır. Bilirkişi kurulunca sunulan 31.05.2021 tarihli ek raporda, sözleşmede imzaların davalının eli ürünü olduğu, bu konuda önceki raporda yapılan değerlendirmenin yeterli olduğu, mürekkep yaşı tayinini ile imza ve yazıların oluşturulma tayinine yönelik bilimsel yaklaşım literatür ışığında incelenmesinde, “mürekkebin çözücü bileşenlerinin uçma ve kaybolma hızına bağlı değişikliklerin ölçülmesine dayalı yöntemde”, güvenilir çok aşamalı bir laboratuvar uygulamasının yanı sıra, birçok parametrenin dikkate alınması gerektiği, bunlardan bazılarının kullanılan mürekkebin başlangıç yapısı (çözücünün niteliği ve miktarı, diğer kompe- netler), kullanılan kalemin niteliği (kalemin ucunun genişliği, yazarken uygulanan basınç), farklı figürlerin (düz çizgi, yuvarlak vs.) kağıda farklı miktarda difüzyona neden olması, kullanılan kağıdın fiziksel ve kimyasal özellikleri (gözenek yapısı, adsorpsiyon kapa-sitesi, bağlayıcılığı, vs), belgenin korunduğu koşullar (sıcaklık, nem, ışık, hava akımı, komşu materyaller) ve benzeri metodun uygulanmasını etkileyen faktörlerin bilinmesi, tespit analizi için önem taşıyan, ancak belirlenmesi güç olan parametreler olduğu, mürekkepten yaş tayiniin güvenilir bir yöntem olarak rutin bilirkişilik hizmetine girebilmesi için, aşağıdaki hususların tamamlandığının gösterilmesinin gerektiğini, bu kapsamda uygulanacak yöntemin hangi tip kalem ve mürekkep çeşitlerini içerdiğinin belirlenmesi, yaşlanma kinetikleri vesiemola 5 faktörlerin araştırılması,  nakledilmiş olduğunu gösteren fiziksel bir kanıta rastlanmamış olması nedeniyle, davalı ... adına atfen atılı bulunan imzaların başka bir belgeden sözleşmeye nakledilme yöntemiyle oluşturulmadığı belirtilmiştir. Mahkemece hesap bilirkişisinden alınan 05.06.2017 tarihli bilirkişi raporunda talep edilen alacak ve faizin yerinde olduğu, hukuki değerlendirmenin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.İstinaf başvurusunda belirtilmemekle birlikte davanın başka bir dosyada derdest olması ve açılan davada hukuki yarar bulunması dava şartı olduğundan, bu husus Dairemizce resen değerlendirilmiştir. Eldeki dava dosyasıyla taraflar arasında İstanbul 1. Aile Mahkemesinde görülmekte olan dava dosyasının talep sonuçlarının farklı olması nedeniyle bir derdestlikten söz edilemez. Aile mahkemesinde görülen mal rejiminin tasfiyesi davasında, bu davaya konu sözleşmeden bahsedilmiş olması davalar arasında derdestlik bulunduğu anlamına gelmemektedir.Davalı tarafından istinaf başvurusu sırasında sunulan ve Prof Dr. ... tarafından yazılan 31.12.2022 tarihli uzman görüşünün incelenmesinde, 04.12.2012 tarihli sözleşmede alacağın dayanağı olarak iki sebep gösterildiğini, davacının davalıya ait sermaye borcunu ödediği ve davanın ortak olduğu şirketi iktisap ettiği, pay borçlarını ödediği iddiasıyla talepte bulunduğu, davacının bu ödemeyi davalıya veya şirkete yaptığına ilişkin bir kanıt sunmadığını, sözlemede davalının borç ikrarı bulunduğu gerekçesiyle davacının haklı görülemeyeceği belirtilmiştir.Yukarıda belirtildiği üzere taraflar arasında düzenlenen sözleşmede davalının sermaye borcunun davacı tarafından ödendiği açık ve tereddüte yer vermeyecek şekilde kabul edilmiştir. Bu kabul beyanı karşısında ve sözleşmedeki imzanın davalıya ait olması nedeniyle artık bu beyanın ve ikrarın doğruluğunun araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Aksi hâlde her türlü sözleşmede, taraflarca ileri sürülen hiç bir kabul veya feragat beyanı dikkate alınmadan bunlara konu edimlerin ifa edildiğinin araştırılması gerekecektir. Sözleşmeyle amaçlanan husus bu paraları fiilen davalının hesabından veya davalı tarafından ödenip ödenmediği hususu değildir. Amaçlanan, bu ödemelere ilişkin finansal kaynağın davacı tarafından sağlanmasıdır. Davacının bu edimini yerine getirdiği sözleşme içeriği ile kanıtlanmıştır. Mahkemece alınan tüm raporlarda sözleşme altındaki imzanın davalıya ait olduğu belirlenmiştir. Ancak davalı sözleşmenin düzmece olduğunu savunarak esas itibariyle sözleşme içeriğinin doğru olmamasının yanı sıra imzanın başka belgelerden nakledildiği hususunu da savunmuştur. İlk derece mahkemesince alınan ve Adli Bilimler ve Belge Kimyası uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi deney raporunun özellikle sonuç kısmının 2 nolu bendinde imzanın başka bir belgeden nakledildiği belirtilmesine rağmen, buna ilişkin somut bir kanıt sunulmamıştır. Raporu düzenleyen kişinin grafoloji uzmanı olmaması, belge kimya uzmanı olması nedeniyle mahkemece üç kişilik grafoloji uzmanı bilirkişi kurulu raporu oluşturularak rapor alınmıştır.Alınan raporda gerekçeleri ile birlikte imzanın nakil suretiyle atılmadığı kabul edilmiştir.Davalı vekili raporlar arasında çelişki bulunması nedeniyle başka bir kuruldan rapor alınmasını istemiştir. HMK'nın 281. maddesi uyarınca bilirkişi raporuna itiraz edilebilir. Mahkemece ihtiyaç duyulması hâlinde bilirkişi raporlarındaki eksikliğin giderilmesi için yeniden rapor alınabileceği gibi, ibraz edilen raporlar arasında çelişki bulunması halinde bu çelişkinin giderilmesi için başka bir bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınabilir.Somut olayda, imzanın davalının eli ürünü olduğu teknik raporlarla tespit edilmiştir. İmzanın başka bir belgeden nakledildiği hususunda Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen rapordaki soyut değerlendirmeler dışında başka bir kanıt bulunmamaktadır. Mahkemece oluşturulan grafoloji uzmanı bilirkişi kurulunun sunduğu uzman raporunda belgedeki imzanın nakledilmediği belirlenmiştir. Dosya içerisinde bulunan Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Birim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan 09.11.2020 tarihli uzman görüşünde, Prof. Dr. ...'in raporu değerlendirilmiş ve farklı kalem kullanılmasından hareketle yaş tayini konusunda sonuca varılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.Tüm bu rapor ve açıklamalar ışığında, dava konusu olan 04.12.2010 tarihli sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olduğu, sözleşmedeki imzanın başka bir belgeden nakil yoluyla getirtilmediği, sözleşme kapsamında davalının sermaye ve şirket borçlarının davacı tarafından temin edildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin imzalanması sırasında davalının iradesinin fesada uğratıldığına ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmede davacının, davalı adına yaptığı ödeme miktarı kesin vadelere bağlanmış olup, borcun vadesinde ödenmemesi nedeniyle takip tarihi itibariyle faiz işletilmesi yerindedir. Sözleşmenin niteliği ve içeriğine göre ayrıca davacının parayı davalıya teslim ettiğini kanıtlamasına gerek bulunmamaktadır. Sunulan banka dekontlarından, davalının sermaye borcunun ödenmesi nedeniyle davalının isminin yazılması veya ödemenin davalı tarafından yapıldığının belirtilmiş olması, davacının bu miktarda bir katkıyı davalıya yapmadığı anlamına gelmemektedir. Bu nedenle davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı  vekilinin istinaf başvurusunun  esastan reddine,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 109.121,18 TL nispi istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. 20.06.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"365176de5319e831","SID":"1921bad8e9b8641a"}}