{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ......-......<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ......<br>KARAR NO\t: ......<br>KARAR TARİHİ\t: 08/07/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t              : ......  (...)<br>ÜYE\t\t              : ......  (...)<br>ÜYE\t\t              : ......  (...)<br>KATİP\t\t              : ......  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 26/12/2024<br>NUMARASI\t: ... Esas  ... Karar <br>ASIL DAVA\t<br>DAVACI \t: .......... <br>VEKİLİ\t: Av.......<br>DAVALI \t: 1- .........  <br>VEKİLİ\t: Av.......<br>BİRLEŞEN DAVA\t<br>DAVACI \t: ..........   <br>VEKİLİ\t: Av.......<br>DAVALI \t: 2- .........  <br>VEKİLİ\t: Av.......<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 08/07/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 08/07/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; 01/02/2016 günü saat 17:17 sıralarında sürücü ........ idaresindeki .......... plakalı araç ile dur levhasına uymadan kavşakta geçiş yaptığı esnada, sürücü ..........'ın yönetimindeki .......... plakalı araca çapışması sonucu trafik kazasının meydana geldiği, .......... plakalı araçta yolcu olarak bulunan ..........'ın ağır şekilde yaralandığı ve malul kaldığı, kazaya karışan sürücüler hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada şikayet yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, kazaya karışan ve .......... adına kayıtlı olan .......... plaka sayılı otomobilin 29.10.2015-29.10.2016 vade tarihli ve ... nolu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigorta Poliçesi ile sigortalandığından, sigortacı sıfatı ile davalının sorumluluğuna gidildiğini, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 97, 98 ve 99/1 maddeleri gereğince davalı sigorta şirketine yazılı başvuru yapıldığını, başvuru dilekçesi ile zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları kapsamındaki belgelerin 20.01.2024 tarihinde tebliğine rağmen, 15 gün içerisinde yazılı olarak cevap verilmediğini ve 8 iş günü içerisinde tazminat ödemesi yapılmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi gereğince 26.01.2024 tarihinde Arabulucu'ya başvurulduğunu, ancak anlaşmaya varılamadığını ve 19.02.2024 tarihinde arabuluculuk görüşmelerinin sona erdiği, bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesine göre açılan belirsiz alacak davasında fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla müvekkilenin; geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı, sürekli iş göremezliği nedeni ile uğradığı maddi zararı, tedavi ve iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı ve kaçınılmaz tedavi giderlerinden doğan maddi zararı her biri için 1 TL olmak üzere toplam 4 TL maddi tazminatın kaza tarihinden geçerli kişi başı poliçe teminat limitleri ile sınırlı olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 88/1 ve 99/2 maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61 ve 163/1 maddeleri gereğince teselsül hükümlerine göre temerrüdün oluştuğu 01.02.2024 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini, arabuluculuk faaliyeti için yapılan giderler ile sarfına mecbur kalınacak yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesini talep ve dava etmiştir. <br>Birleşen davada davacı dilekçesinde özet olarak; 01.02.2016 günü saat 17:17 sıralarında, sürücü ..... idaresindeki .......... plaka sayılı kamyoneti ile seyir halinde iken, ... Caddesi dönel kavşağında kendisine “DUR” tevhası olmasına rağmen gerek bu levhayı gerek sağından gelen trafiği dikkate almadan kavşağı geçişi esnasında, ... Caddesi istikametinden ... Caddesini takiben seyir hızıyla kavşaktan geçiş yapan sürücü .......... yönetimindeki .......... plaka sayılı otomobilin sol arka kapı kısmına çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında, otomobilde yolcu olarak bulunan müvekkili ..........' ın ağır şekilde yaralanmış ve malul kaldığını, bu nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesine göre açılan belirsiz alacak davasında fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak üzere müvekkilinin Geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı, Sürekli iş göremezliği nedeni ile uğradığı maddi zararı, Tedavi ve iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı, Kaçınılmaz tedavi giderlerinden doğan maddi zararı ( her bir talep için 1,00TL ) olmak üzere şimdilik 4,00TL maddi tazminatın, kaza tarihinde geçerli kişi başı poliçe teminat limitleri ile sınırlı olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 88/1 ve 99/2 maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61 ve 163/1 maddeleri gereğince teselsül hükümlerine göre temerrüdün oluştuğu 01.02.2024 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesini, arabuluculuk faaliyeti için yapılan giderler ile sarfına mecbur kalınacak yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özet olarak; davacının davasının zamanaşımına uğradığını, TCK 66/e bendine göre\" Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl\" denilerek zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu,  müvekkili sigorta şirketine usulüne uygun olarak başvuruda bulunulmadığını, davacılar tarafından dava dilekçesinde de ikrar edildiği üzere süreklilik arz eden maluliyet raporu olmadan başvuru yapıldığı, davacının dava dilekçesi ekinde müvekkil şirkete başvuru dilekçesi mahkemeye sunulmuş olup, dilekçesinde de maluliyet raporu bulunmadığı, sigorta şirketine başvuru yapılırken maluliyet raporu sunulmasının dava şartı olduğu, işbu itirazın kabul görmemesi halinde davacıya müvekkil şirkete yapılan eksik başvurunun tamamlanmak üzere maluliyet raporu sunulması için süre verilmesi gerektiği, Adli Tıp Kurumu trafik ihtisas kurumu tarafından kusur raporu alınmasını, maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi hususunun Adli Tıp Kurumu tarafından  yerine getirilmesini,  muayenesinin yapılması ve dava konusu trafik kazasına bağlı yaralanması nedeni ile uğramış olduğu maluliyetin tespiti amacıyla Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğine uygun olarak ve bizzat muayenesi yapılarak heyet raporu alınmasını, geçici iş görmezlik zararı ise, kişinin bu dönemde çalışamamasından ileri gelen kazanç/gelir kaybı olduğu, bu bakımdan geçici iş görmezlik süresi boyunca maaşını almaya devam eden kimselerin geçici iş görmezlik zararı bulunduğundan bahsedilemeyeceği, zira gelir elde etmeye devam etmiş olan kimseler lehine geçici iş görmezlik tazminatına hükmedilmesi bu kimselerin haksız zenginleşmesine sebebiyet vereceği, davacıya  ait sgk hizmet döküm belgesi ve bordrolarının dosyaya celp edilerek geçici iş göremez kaldığı süre boyunca kazanç elde edip etmediğinin tespitinin gerektiği, davacının “geçici işgöremezlik zararı talebi, bakıcı gideri talebi ve tedavi gideri’’ poliçe teminat kapsamında olmadığı, davacının maluliyeti sebebiyle SGK’dan herhangi bir ödeme alıp almadığının kendisine maaş bağlanıp bağlanmadığının belirlenmesi gerektiği, davaya konu kazada “hatır taşıması” durumu mevcut olup Yargıtay içtihatlarınca bu durumun tazminatta indirim nedeni olduğu, Yargıtay içtihatlarına göre tazminattan en az  %20 müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiği, dava konusu zararın, haksız fiil neticesinde meydana geldiğinden ticari faiz talep edilemeyeceğini,  izah olunan nedenlerle  zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesini, itirazlarının kabul görmemesi halinde KTK 97. madde gereği yerine getirilmesi icap eden sigorta kuruluşuna başvuru şartının davacı tarafça yerine getirilmemiş olması nedeniyle, HMK 115/2 maddesi gereği davanın usulden reddini, usule ilişkin itirazlarının kabul görmemesi halinde ise esasa ilişkin itirazlarının dikkate alınarak esastan reddini ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; Davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın bu yönden reddinin gerektiğini, meydana gelen kaza nedeniyle geçici iş göremezlik ve bakıcı-tedavi giderlerinden müvekkil şirket sorumlu tutulamayacağını, zira bu hususta sorumluluk Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilinin sigorta bedelini ödeme yükümlülüğü dava tarihinde muaccel hale geldiğini, bu sebeple sayın mahkemenizce faize hükmedilmesi halinde hükmedilecek faiz dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz olduğunu, bu nedenlerle açılan davanın reddini, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Somut olayda, asıl dosya davalısı tarafından süresi içinde cevap dilekçesi sunulmadığından hatır taşıması defini süresi içinde öne sürmediğinden bu konuda değerlendirme yapılmamıştır.  <br>Yukarıda ayrıntıları izah edildiği üzere Mahkememizce hükme esas alınan maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporları dikkate alınarak, davacının sürekli iş göremezliği,  geçici iş göremezliği, iyileşme süresinde bakıcı gideri, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararları yönünden,  davacının asıl ve birleşen davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir.<br>6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-18. maddesine göre de, \"özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.\"<br>Yargıtay 4. HD’nin 29/09/2021 gün ve 2021/14429 E. 2021/5729 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, \"Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz.\"<br>Sigorta şirketine karşı açılan tazminat davası yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketi yönünden uygulanamayacak olması, davalı sürücünün ise zorunlu arabuluculuk uygulamasına tabi olmaması nedeniyle, 13/06/2023 tarihli arabuluculuk tutanağının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.<br>6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre de, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmediğinden, bu davadaki yargılama giderlerine dahil edilemeyeceği, bu giderlerin sadece davacı sorumluluğunda olduğu sonucuna varılmış ve ; <br>ASIL DAVA YÖNÜNDEN;<br>310.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 2.044,12 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 823,50 TL bakıcı gideri tazminatı, 750,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 313.617,62 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 01.02.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (Poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere) davalı ......... Sigorta A.Ş.'den müteselsilen alınarak (Birleşen dosyadan dolayı tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile)  davacı tarafa verilmesine, <br>BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN;<br>310.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 6.132,38 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 2.470,50 TL bakıcı gideri tazminatı, 2.250,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 320.852.88 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 01.02.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (Poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere) davalı ......... A.Ş.'den müteselsilen alınarak (Asıl dosyadan dolayı tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile)  davacı tarafa verilmesine\" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; AYM'nin iptal kararları ile Konya BAM 3.Hukuk Dairesinin yerleşik uygulaması dikkate alınarak müvekkilenin sürekli iş göremezlik zararının, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenmiş 09.07.2024 tarihli Rapor'da Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre tespit edilen %14,1 maluliyet oranı üzerinden P.M.F.-1931 Yaşama Tablosuna Göre Muhtelif Yaşlarda Ortalama Ömür Cetveli ve Progressif Rant Sistemi esas alınarak hesaplanmasına karar verilmesi gerekirken, hatalı yönetmelik hükümlerine göre belirlenen %8 tüm vücut fonksiyon kaybı oranı ve TRH-2010 Mortalite Tablosu üzerinden hesaplanmasına karar verilmesinin hatalı olduğunu, arabuluculuk son tutanağının ihtiyari arabuluculuk tutanağı olarak kabul edilmesi ve arabulucu ücretinin taraflarına yüklenmesinin hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... karar sayılı dosyasında asıl dava ve birleşen dava için verilen 26/12/2024 tarihli kararın, hukuka ve kanuna, usul ve esasa aykırı olması nedeni ile kaldırılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı ......... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı süresinin 01/02/2024 tarihinde dolduğunu, davanın 08/02/2024 tarihinde açılmış olması nedeniyle davanın zaman aşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, müvekkil şirket yönünden hatalı değerlendirme ve gerekçe ile poliçe teminat limiti ile hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporu hesabında yapılan tespitlerin kabul edilse dahi kararda poliçe teminat limitlerinin hatalı uygulandığını, müvekkil sigortalı aracın kusuru ve ayrıca müterafik kusur indirim sebepleri dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken hiçbir irdeleme yapılmadan hukuka aykırı olarak 310.000 TL poliçe teminat limitleri yönünden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, yargılama aşamasında alınan maluliyet raporunun hükme esas almaya elverişli olmadığını, usule uygun alınmamış bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edemeyeceğini, geçici iş göremezlik zararı sürekli iş göremezlik teminat limitlerinde olup, teminat üstü şekilde geçici iş göremezlik zararına hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, davaya konu kazada hatır taşıması durumu mevcut olup Yargıtay içtihatlarınca bu durumun tazminatta indirim nedeni olduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre tazminattan en az %20 müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, tüm bu nedenlerle zaman aşımı sebebiyle davanın reddine, işbu itirazlarının reddi halinde yargılama aşamasında alınan maluliyet raporunun hükme esas almaya elverişli olmadığından 3. Adli Tıp Kurumu Başkanlığından maluliyet raporu alınmasını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemesi kaydı ile hatalı gerekçe ve değerlendirme ile kusur sorumluluklarının dikkate alınmaksızın poliçe teminat limiti tamamı 310.000 TL üzerinden hüküm kurulmasını itiraz eder, şirketin kusur sorumluluğu yönünden ancak sorumluluğunun bulunduğundan ve resen uygulanması gereken müterafik kusur indiriminin uygulanmaması sebebiyle itirazlarının kabulü ile hatalı kararın ortadan kaldırılmasını talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı ......... A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaların fahiş olup hesaplanan tazminat tutarlarının gerçeği yansıtmadığını, sigorta zenginleşme aracı olmayıp sadece gerçek zararın tazmininin talebi edilebileceğini, konu dosyada kabul anlamına gelmemekle birlikte bilirkişi raporunda toplam 551.989,15 TL tazminat hesaplandığını, hüküm kısmında ise müvekkil şirket aleyhine 310.000 TL ve ferileri, ......... sigorta aleyhine de ayrıca 310.000 TL ve ferileri şeklinde hüküm kurulduğunu, yani davacı için toplam 551.989,15 TL tazminat hesaplanmışken davacı lehine rapora ve hesaba aykırı bir şekilde 620.000 TL tazminata hükmedildiğini, bilirkişinin kusur oranına ilişkin değerlendirmesi hatalı olup, sigortalı araç sürücüsüne %75 kusur atfedilmesinin taraflarınca kabul edilemeyeceğini, somut olayda hesaplama yönteminde TRH ve progressive rant kullanılmasının hatalı olup poliçe tarihi gereği 01/06/2015 tarihli genel şartlarda belirtilen TRH ve %1,8 teknik faizi hesaplamasının kullanılmasının gerektiğini, dava konusu kaza sırasında davacının, müvekkil şirket nezdinde sigortalı araçta yolcu olarak bulunduğundan olayda hatır taşıması nedeniyle karar aşamasında TBK 51-52 md. Uyarınca hakkaniyet indirimi yapılması gerekmekte iken mahkemece bu hususun göz ardı edilerek karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca emniyet kemeri vs. Koruyucu tertibat kullanıp kullanmadığı dikkate alınarak müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, şirketin sorumluluğu bulunmamasına rağmen geçici iş göremezlik zararı açısından da davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, bu hususta sorumluluğun Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin 15/10/2024 tarih 2019/672 Esas 2024/722 Karar sayılı kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Mahkemece verilen karar, asıl ve birleşen dosya davacısı ile davalıları sigortalar tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir. <br>Dava, trafik kazası nedeniyle oluşan yaralanma nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkindir.  <br>- Davalıların zamanaşımı itirazında;  <br>HMK 107.maddede belirsiz alacak davası düzenlenmiş olup, 107/2.fıkrada \"Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.\" esası kabul edilmiştir. Buna göre davacı taraf talep artırım dilekçesi ile talebini artırabilecektir. Talep artırım, niteliği itibari ile davalı taraf aleyhine esaslı bir değişiklik olup, davalı tarafın, duruşmada bulunmadığı durumlarda tebligat yolu ile  bu istemden haberdar edilmesi zorunludur. <br>Belirsiz alacak davası olarak açılan davalarda davacı talep sonucunun belirlenmesi talep sonucunun artırılması şeklinde olmaktadır. Belirsiz alacak davasında talebin belirlenmesinde karşı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurulmasına gerek bulunmaz. Ancak davacı tarafından talep sonucu belirlendikten sonra alacağının daha fazla olması halinde davacının talep sonucunu artırmak için ıslah yoluna başvurması yani  ıslah suretiyle talep sonucunu artırması mümkün olacaktır.<br>6100 sayılı HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre tarafların, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurabileceği belirtilmiştir. <br>Bu açıklamalara göre davanın belirsiz alacak davası olarak açılması halinde davacının öncelikle talep sonucunu belirlemesi, talebin belirlenmesinden sonra alacağın belirlenen miktardan daha fazla olduğunun anlaşılması halinde davacının ıslah yolu ile dava değerini arttırması gerekecektir. Yargıtay uygulamalarına göre trafik kazalarında yaralanmadan kaynaklanan tazminat davalarının belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir. (Yargıtay 17 HD 2015/14980 E 2018/8201 K)<br>\tDava açılmakla, belirsiz alacak davasında, alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesilmekte iken, kısmi davada, talep edilmeyen kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Belirsiz alacak davasında, davalı tarafça dava açıldıktan sonra ileri sürülen zamanaşımı def'i sadece ilk talebi değil bedel artırım talebini de kapsar ve süresinde zamanaşımı def'in de bulunmaması halinde arttırılan bedel için sonradan zamanaşımı def'inde bulunulamaz.<br> Davacının, somut olayda dava dilekçesi içeriklerinde açıkça davanın belirsiz alacak davası olduğu belirtilmiş olduğu  anlaşılmakla, buna göre dava kısmi dava değil belirsiz alacak davasıdır. Dava açılmakla, belirsiz alacak davasında, alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesilmekle, uygulanması gereken yaralamaya ilişkin uzamış ceza zamanşımı süresi de dava tarihine göre belirlenecektir.   Öte yandan; <br>7226 sayılı Kanunun geçici 1. Maddesi uyarınca;<br>Geçici Madde 1 - (1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;<br>a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikayet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dahil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hakim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dahil) tarihinden,<br>b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hakim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dahil) tarihinden,itibaren 30/4/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durur.<br>Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmi Gazete'de yayımlanır.hükmünü taşıdığı,<br>Cumhurbaşkanlığının 30/04/2020 tarih ve  2480 karar sayısı ile<br>\"Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair Karar\"m yürürlüğe konulmasına, 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası gereğinc Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını ve yargı alanında doğabilecek hak kayıplarını önlemek amacıyla; 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen durma süresi, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda öngörülen zorunlu idari başvuru yoluna ilişkin süreler hariç, 1/5/2020 (bu tarih dahil) tarihinden 15/6/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar (salgın hastalığın yayılma tehlikesinin daha önce ortadan kalkması halinde yeniden değerlendirilmek üzere) uzatılmıştır.<br>\tAçıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; davaya konu trafik kazası sonucunda davacı ve dava dışı kişiler yaralanmıştır. Yaralanmayla sonuçlanan sözkonusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Buna göre eylem için(TCK 89/1) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde   öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu gözetiltiğinde, dava ve kaza tarihine göre sözü edilen covid erteleme süresi de gözetilerek davanın esas alınması gerekecek zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple buna yönelik itirazlar yerinde değildir. <br>- Davalıların kusura ve sorumluluğa yönelik;  <br>\t Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.<br>  Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.<br> Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile \"Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.    <br> Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz.  Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir\" şeklinde kabul edilmiştir.<br> Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz<br>Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan  sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.<br>Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil  sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan  doğabilir.<br>Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.<br>Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde \"Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur\"  düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.<br>Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde \"Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır\"  demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.<br>Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K ) <br>Anlatılan yasal düzenleme ve ilkeler ışığında somut olayı incelediğimizde; <br>Davacı, dava dilekçelerinde açıkça davalının kusuru oranında sorumlu tutulmasını istemediğine göre, karşı davalının da kusurunun bulunması halinde, bu durum  davalının müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.Bu durumda mahkemece; davaya konu kazada davacının davalı tarafın kusur oranından da sorumlu tutulmalarını istemediğine, davacı zararın tümünü davalılardan talep etmesi TBK.'da öngörülen teselsül kurallarına açık bir şekilde dayandığının kanıtı olduğu (HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K) hususları gözetilmek suretiyle, ayrıca birbirini teyit eden kaza tespit tutanağı ile mahkemece alınan kusur raporu kapsamında davalıların sigortalılarının asli ve tali oranda tamamen kusurlu olduğu, davacı yolcunun ise kusurunun bulunmadığının sabit olmasına göre,  davalı tarafın zararın tamamından sorumlu tutulması  yukarıda belirtilen müteselsil sorumluluk ilkesine uygun olduğundan, buna yönelik itirazların reddine karar vermek gerekmiştir. Ancak;<br>Kabule göre; HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiş olup, anılan Yasa’nın 297'nci maddesinde hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, infazı kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir. (bkz. Aynı yönde YARGITAY 11. Hukuk Dairesi  2014/8817 ESAS, 2015/9395 KARAR sayılı ilamı) <br>Somut olayda mahkemece, ayrı ayrı ölüm ve sakatlık teminat limiti ile sağlık gideri teminatı da gözetilerek ve kararda belirtilerek, davacının toplam sürekli iş göremezlik alacak miktarına da hükümde açıkça yer verilerek, bu miktarı aşmayacak biçimde hüküm fıkrasında net olarak davalı sigorta şirketleri yönünden poliçe limitleri ve sorumluluk miktarları belli edilmeden infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm tesis edilmiş olup, davalı sigorta şirketlerinin hukuki durumu ayrı ayrı değerlendirilerek sorumluluk miktarları belli edilerek infazı kabil bir karar verilmek üzere hüküm tesis edilmesi gerektiği halde, kabule göre davacının toplam sürekli alacak miktarını aşacak ve infazı kabil olmayacak biçimde kurulan hükümde isabet bulunmadığından kamu düzeni ve istinaf sebepleri bakımından tarafların istinafının kabulü gerekmiştir. <br>- Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;  <br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde, poliçe başlangıç tarihleri nazara alınarak; mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre tazminat bilirkişisinden, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre Üniversite Heyetinden verilen maluliyet  oranı baz alınarak,  yukarıdaki esaslara uygun oluşursa karar tarihindeki güncel verilere göre PMF yaşam tablosu ve Progressif rant sistemine göre aktüer raporu alınarak, diğer yazılı kaldırma sebepleri de gözetilerek tazminata hükmedilmesi yerine, TRH yaşam tablosu ve hatalı yönetmelik hükümlerine göre verilen maluliyete göre tazminat miktarının belirlenerek karar verilmesi isabetsiz olup, kamu düzeni ve istinaf itirazı nedeniyle istinaf eden tarafların istinafının kabulü ile  kararın kaldırılıp mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir. <br><br>-Davalı sigortaların,  geçici bakıcı, tedavi giderleri ve geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğu itirazında; <br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği  ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez. Ayrıca; <br>ZMMS sözleşmesindeki şartların davacı açısından bağlayıcı olmaması ve anayasa mahkemesinin 09/10/2020 tarihli resmi gazetde yayınlana 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 e 2019/40 k sayılı kararına göre 6704 sayılı kanunu 3.maddesiyle değiştirilen 90. maddesinn birinci cümlesinde yeralan \"ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda \" ibaresinin ve ikinci cümlesinde yeralan \"ve genel şartlarda \" ibaresinin iptal edilmiş olması sebebiyle de  uygulanmayacaktır.<br>Bu halde davalının  geçici işgörmezlik, tedavi ve bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. <br>- Müterafik kusura ilişkin itirazların incelenmesinde; <br>Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı \"belirsiz\"  olarak işaretlenmiştir.  Bunun dışında emniyet kemerinin takılı olup olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, bunun ispatı davalı taraf üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından ve emniyet kemerinin takılı olmadığının tespit tutanağının aksine olarak ispatlanmadığından, itirazlar yerinde bulunmamaktadır. <br>-Hatır taşımasına dair itirazlarda; <br>Dava 6100 sayılı HMK döneminde açılmış olup davacının içinde yolcu olarak bulunduğu .......... plakalı aracın sigortacısı davalı .......... Sigorta cevap dilekçesinde hatır taşıması savunmasında bulunmuş olmakla birlikte dava dilekçesi 02/03/2024 tarihinde tebliğ olmasına karşın iki haftalık yasal cevap süresi geçtikten sonra 27/03/2024 tarihinde verilen süresi geçmiş cevap dilekçesinde hatır def'i yapıldığı, açıklanan vakıalar karşısında mahkemece; hatır taşıması savunmasının itiraz değil def'i olduğu ve alacağın talep edilebilirliğini engelleyici işlev gören def'ilerin ancak belirli sürelerde ileri sürülebileceği; alacağı ortadan kaldıran ve her aşamada ileri sürülebilen itirazlardan olmadığı için de her aşamada ileri sürülemeyeceği, bunun dışında karşı araç sigortacı diğer davalı sigortanın ise karşı araçtaki yolculardan dolayı hatır indiriminden istifade etmesinin de mümkün olmaması hususları dikkate alınmak suretiyle; davalı tarafça süresinde ileri sürülmeyen hatır taşıması indirimi yapılmaması yerinde olup buna yönelik itirazların yerinde olmadığı görülmüştür.(Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/10102 esas 2019/4225 karar sayılı ilamı)<br>- Davacının arabuluculuk ücretine ilişkin itirazda; <br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na 7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile 06.12.20218 tarihinde eklenen 5/A maddesi ile; \"Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.\"  düzenlemesi ile konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda arabulucuya başvurulması dava şartı olarak getirilmiştir. <br>Ancak TTK'nın 5/A maddesi ile konusu para alacağına ilişkin ticari davalarda arabulucuya başvurulması dava ön şartı olarak düzenlenmişken 26.04.2016 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi ile Karayolları Trafik Kanunu'nun  97 nci maddesinde yapılan değişiklik ile;\" zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta Kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurulabilir.\"  ifadesi ile zorunlu mali sorumluluk sigortasına karşı açılacak davalarda dava açmadan önce sigortacıya yazılı başvuru yapılması ve bu süre içinde hiç cevap verilmemesi veya verilen cevabın zarar görenin talebini karşılamaması halinde yani zarar gören ile sigortacı arasında uyuşmazlık çıkmasından sonra dava açılabileceği düzenlenmiştir. <br>Bu düzenleme ile sigortacıya başvuru bir dava şartı olarak getirilmiştir. Bir başka deyişle Karayolları Trafik  Kanunu'nun 97 nci maddesi ile trafik kazası sonucu zarar gören kişilerin sigortacıya karşı dava açabilmesi için aralarında bir uyuşmazlık çıkması gerektiği şartı düzenlenmiştir. Buna göre zarar gören öncelikle tazminat taleplerini sigortacıya iletecek ve böylece uyuşmazlığı kendi aralarında çözmeye çalışacaklardır. Bu haliyle zarar görenin dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartı alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak önümüze çıkmaktadır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasında \"Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.\"  ifadesi ile dava şartı olarak arabuluculuğun sınırları özel kanunlarda tahkim ve başka alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına  başvurunun zorunlu olması ile çizilmiştir. <br>Bir başka deyişle tahkimin veya başka  alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının zorunlu kılındığı durumlarda arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak uygulanmayacaktır.<br>Mahkemesince, yukarıda açıklandığı üzere, trafik kazası sonucu davacının tazminat taleplerini öncelikle sigortacıya ilettiği,  bu haliyle  dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartının yerine getirildiği,  Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasına göre artık zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanamayacağı bu  itibarla yargılama gideri olarak arabuluculuk masraflarının davalıya yükletilemeyeceği gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olduğundan davacı istinaf itirazı reddedilmiştir. (Bkz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/2615 Esas, 2024/7426 Karar sayılı ilamı)<br><br> Bu nedenlerle, davacı ve davalılar ......... ve ......... Sigorta A.Ş vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı ile davalılar ......... ve ......... Sigorta A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi  kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, <br>2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf eden taraflarca yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıranlara iadesine,<br>4-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.08/07/2025<br><br>\t\t\t\t<br>......<br>Başkan<br>...<br>e-imzalı <br>......<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>......<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>......<br>Katip<br>...<br>e-imzalı <br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"118873b5846ec972","SID":"99318d95d724de6f"}}