{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1140 Esas<br>KARAR NO: 2025/1154 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2024/733 Esas - 2025/176 Karar<br>TARİHİ: 05/02/2025<br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 03/07/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ve ... Ticaret Anonim Şirketi arasında 31/12/2022 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 03/02/2020 tarihinde ... Nolu Tedarik Sözleşmesi akdedildiğini, işbu sözleşme uyarınca davalı şirket tarafından davacıya ... sipariş numaralı ve 2022/2016 üretim numaralı kağıt partisi sevk edildiğini, sevk edilen malların ayıplı olduğunun davacı şirkete gelen müşteri şikayetleri üzerine tespit edildiğini, davacı tarafından toplam 118.880 Euro tutarında ödeme yapıldığını, davacı şirketin müşterileri karşısında itibar kaybetmesine ve maddi zarara uğramasına neden olan ikinci sevkiyatın davalı tarafından 06/12/2022 tarihinde yapıldığını, ön inceleme ile malların ayıplı olduğunun tespitinin yapılabilmesinin mümkün olmadığını, sevkiyatı yapılan baskı kağıtlarında müşterilerce keşfedilen ayıbın baskıda kullanılmadan hemen önce kağıt paketlerinin açılması ve baskı dönüştürme işlemlerine başlanması ile tespit edildiğini, davalı şirketçe davacının yapmış olduğu ödemenin iadesi için davacıdan banka hesap bilgilerinin talep edildiğini, bu durumun malların gizli ayıplı olduğunun ikrarı niteliğinde olduğunu, ancak taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığını beyan ederek davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki uyarınca, davalı şirketten satın alınan malların ayıplı mal olması sebebiyle davacı tarafından davalı şirkete fatura alacağına dayalı ödenen toplam 118.880 Euro tutarındaki meblağın dava tarihinden tahsil tarihine kadar işlenecek 3095 sayılı Kanun'un 4/a Maddesi uyarınca işleyecek faizi  ile birlikte davalı'dan alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu sözleşmenin ilgili maddesinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın Avrupa Tahkim Birliği tarafından tahkim yolu ile çözüleceğinin belirtildiğini, bu nedenle HMK 413.madde uyarınca tahkim ilk itirazında bulunduklarını, davacının yasal süre içerisinde ayıp ihbarında bulunmadığını, TBK ilgili hükümleri uyarınca satılanın kabul edildiğini ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının muayene yükümlülüğünü yerine getirmediğini kabul ettiğini, davacı şirkete sevkiyatın 06/12/2022 günü yapıldığını, davalı şirkete bildirimin 29/04/2024 tarihinde yapıldığını, ayıp halinde alıcının seçimlik hakkının seçilmediğini, teslim edilen tüm malların ayıplı olmasının mümkün olmadığını, bu nedenle toplam bedelin iadesinin iyi niyetle bağdaşmadığını beyan ederek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 05/02/2025 tarih ve 2024/733 Esas - 2025/176 Karar sayılı kararında;\"...Dava, alacak ( ticari satımdan kaynaklanan)  talebine ilişkindir.Küçükçekmece 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/08/2024 tarihli 2024/280 Esas-2024/268 Karar sayılı görevsizlik kararı ile mahkememize gönderilen dosyanın mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılarak yargılamaya devam olunmuştur. Davacı, davalı ile aralarında ticari satıma dayalı ilişki olduğunu, davalı şirketten alınan malların ayıplı olması nedeniyle davalı şirkete ödenen toplam 118.880,00-Euro'nun davalıdan faizi ile tahsilini istemiştir.Davalı ise, davacı tarafın süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunmadığını, bu nedenle satılan malları kabul ettiğini, davacının e-posta ile yaptığını ileri sürdüğü bildirimi kabul etmemekle birlikte zaten süresinde de olmadığını, ürünlerin ayıplı olmadığını, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmede tahkim şartı olduğundan davanın bu nedenle usulden reddi gerektiğini savunmuştur. Taraflar arasındaki Sözleşme'nin 8.2.maddesinde,\"Sözleşmeden doğan veya bu sözleşme ile ilgili herhangi bir uyuşmazlık varlığı, geçerliliği, feshi, tefsiri veya icrası ile ilgili herhangi bir husus da dahil olmak üzere bu sözleşmeyle ilgili herhangi bir ihtilaf, tahkim talebinin sunulduğu ve ilgili tarafların bundan haberdar olduğu tarihte yürürlükte olan yönetmeliklerine uygun olarak Avrupa Tahkim Birliği tarafından yönetilen tahkim yoluyla kesin olarak çözülecektir. İlgili taraflar, bu amaçla oluşturulacak tahkim heyetinin tek bir hakemden oluşacağını, tahkim dilinin İngilizce olacağını ve tahkim yargılamasının İstanbul Türkiye'de yapılacağını kabul ederler. Tahkim kararı nihai olacak ve taraflar üzerinde bağlayıcı olacaktır.\" hükmüne yer verildiği görülmüştür. Buna göre taraflar arasında yazılı bir tahkim şartının bulunduğu, tahkim anlaşmasının dava konusu uyuşmazlığımızı da kapsadığı, tahkim anlaşmasının hukuken geçerli olduğu, tahkim anlaşmasının ayrıntılarına da yer verildiği ve uygulanabilir nitelikte olduğu anlaşıldığından; davalının süresi içerisinde ileri sürdüğü tahkim ilk itirazının yerinde olması nedeniyle ve uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi  gerektiğinden davanın usulden reddine karar verilmiştir.\"gerekçesi ile, ''1-Davanın USULDEN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin taraflar arasındaki sözleşmede tahkim şartı olduğu ve tahkim anlaşmasının geçerli olduğundan bahisle davanın reddine karar verdiğini, ancak taraflar arasındaki sözleşmede yer aldığı iddia edilen tahkim şartındaki irade ve sözde tahkim kurumu kesin ve net olmadığından bağlayıcı olmadığını, hangi uyuşmazlıklar konusunda tahkim uygulanacağının kararlaştırılmadığını, taraflar arası tüm uyuşmazlıklar şeklinde bir genelleme yapılmasının ise yine kesin bir iradeye aykırı olduğunu, uygulanabilir ve işler bir tahkim iradesinin varlığı için kurumun açık ve belirli olması gerektiğini, sözleşmede yer alan \"...\" ifadesiyle kastedilen kurumun uygulamada tanınan, faal ve kurumsallaşmış bir tahkim kurumu olmadığını, bu durumun söz konusu yartı belirsiz ve icra edilemez hale getirdiğini, tahkim şartı yorumlanmaya muhtaç hale geldiğinde ise bu hususun \"patolojik tahkim şartı\" olarak adlandırıldığını ve geçersiz olarak kabul edildiğini, Mahkemece sözde seçilen kurumun var olup olmadığı ya da faal olup olmadığı konusunda hiçbir araştırma yapılmadığını, taraflar arasında kesin ev net bir şekilde tahkim iradesi bulunmadığı gibi sözleşmedeki tahkim kurumunun da yine açık ve net şekilde kesin olmadığını, bu sebeple taraflar arasında bağlayıcı olmayacağını, müvekkilin dava açmakta haklı olduğunu, yerel mahkeme kararının usul ve hukuka aykırı olduğunu, yargılamaya devam edilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava,  taraflar arasında imzalanan ''tedarik sözleşmesi no:49'' başlıklı sözleşme uyarınca davalı şirketten satın alınan malların ayıplı olduğu iddiasıyla yapılan ödemenin iadesi talebiyle açılan alacak davasıdır.Mahkemece, davanın usulden reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Tahkim sözleşmesinin tabi olduğu şekil doğrudan doğruya Türkiye'nin tabi olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesi'nin 2. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre tahkim şartından bahsedebilmek için taraflarca imzalanmış yazılı bir anlaşma, karşılıklı mektup teatisi veya telgraf aranmaktadır.  Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 4. maddesinde ise; \"Yazılı şekil şartının yerine getirilmiş sayılması için tahkim anlaşmasının taraflarca imzalanmış bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde yazılı bir tahkim antlaşmasının varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap dilekçesinde itiraz edilmemiş olması gerekir. Asıl sözleşmenin bir parçası haline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması halinde de geçerli bir tahkim anlaşması yapılmış sayılır\" hükümlerine yer verilmiştir. Nitekim 6100 sayılı HMK'nın 412. maddesinde New York Sözleşmesi ve Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümlerine eşdeğer nitelikte düzenlemelere yer verilmiştir.6100 sayılı HMK'nın 412/1 maddesinde; \"Tahkim Sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır,'' hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında ''TEDARİK SÖZLEŞMESİ NO:49'' başlıklı tedarik sözleşmesi    imzalananmıştır. Dava konusu olayda, davacı taleplerini taraflar arasında imzalanan  ''tedarik sözleşmesi no:49'' başlıklı sözleşmeye dayanarak öne sürmektedir.Sözleşmenin \"Uygulanacak Mevzuat ve Tahkim\" Başlıklı 8. 2. Maddesinde; \"Sözleşmeden doğan veya bu Sözleşme ile ilgili herhangi bir uyuşmazlık, varlığı, geçerliliği, feshi, tefsiri veya icra ile ilgili herhangi bir husus da dahil olmak üzere bu Sözleşmeyle ilgili herhangi bir ihtilaf, tahkim talebinin sunulduğu ve ilgili tarafların bundan haberdar olduğu tarihte yürürlükte olan Yönetmeliklerine uygun olarak Avrupa Tahkim Birliği tarafından yönetilen tahkim yoluyla kesin olarak çözülecektir. ilgili taraflar, bu amaçla oluşturulacak tahkim heyetinin tek bir Hakemden oluşacağını, tahkim dilinin ingilizce olacağını ve tahkim yargılamasının İstanbul, Türkiye'de yapılacağını kabul ederler. Tahkim kararı nihai olacak ve taraflar üzerinde bağlayıcı olacaktır.\" Hükmü düzenlenmiştir. HMK'nın 116. maddesinde tahkim itirazı ilk itirazlar arasında sayılmış olup davalı vekilince süresi içerisinde tahkim ilk itirazında bulunulmuştur.Tahkim itirazında bulunulması üzerine, mahkemece tahkim anlaşmasının bulunup, bulunmadığı araştırılırken, söz konusu tahkim anlaşmasının geçerli olup olmadığınında incelenmesidir. MTK'nun 5.maddesinde \"tahkim itirazının kabulü halinde, mahkeme davayı usulden reddeder\"hükmüne yer verilmiştir. O halde mahkemenin görevi burada sadece hukuki durumu ne olursa olsun bir tahkim şartının var olup olmadığını incelemekle sınırlı değil fakat geçerli bir tahkim anlaşmasının var olup olmadığını incelemektir. Zira kanunda \"kabul edilebilir\" bir tahkim anlaşmasının bulunması şartı aranmaktadır. Tahkim iradesi tahkim sözleşmesinin kurucu unsuru olup, tahkim iradesinin bulunmadığı uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğunu kabul edebilmek mümkün değildir.  Ayrıca uyuşmazlığın belirli olması gerekir. Somut olayda, sözleşmenin  8.2. Maddesinde; Sözleşmeden doğan veya bu Sözleşme ile ilgili herhangi bir uyuşmazlık, varlığı, geçerliliği, feshi, tefsiri veya icra ile ilgili herhangi bir husus da dahil olmak üzere bu Sözleşmeyle ilgili herhangi bir ihtilafın tahkim yoluyla kesin olarak çözüleceği,  düzenlenmiş olup, tahkim şartı bulunduğu sürece uyuşmazlığın nihai olarak tahkimde çözümlenmesi gerekmektedir. Davaya konu uyuşmazlığın sözleşmeye göre  açık ve net  bir şekilde tahkim koşuluna bağıtlandığı anlaşılmakla, davacı vekilinin tahkim şartının geçersiz olduğuna yönelik  istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin  mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 Maddesine göre esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 03/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"92e16a0bee22efc8","SID":"7e147d386f9939f2"}}