{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1291 Esas<br>KARAR NO: 2025/1224 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2025/134 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH:  28/05/2025 (Ara Karar Tarihi)<br>DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 10/07/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin davalı  şirketin 2012 yılından beri %10 hissesine sahip olduğunu ve taahhüt ettiği sermaye payının tamamını şirkete ödediğini, kuruluşta üç ortaklı olan Davalı Şirket'in diğer iki ortağı hisse devri yaparak ortaklıktan çıktığını ve ...'ün davalı şirketin %90 oranında hissedarı olduğunu, kabinde de 17.09.2038 tarihine kadar şirketi münferiden temsile yetkili olarak kendisini müdür atadığını, ... tarafından şirket ile ilgili hiçbir bilgi, belge, faaliyet müvekkili ile paylaşılmadığını, davalı Şirketin güncel faaliyeti, gelir giderleri, varsa nakdi ve gayri nakdi malvarlığının ne şekilde kullanıldığı hususunda Müvekkilin hiçbir bilgisi olmadığını, ortağı olduğu Şirket'te hukuka aykırı bir şekilde saf dışı bırakılmış durumda olduğunu, müvekkil, TTK uyarınca her yıl faaliyet dönemi sonunda 3 ay içerisinde yapılması gereken Genel Kurul Toplantılarına davet edilmediği gibi, herhangi bir kar payı ödemesi de almadığını belirterek; dava sonuna kadar geçerli olmak üzere şirket malvarlığına ait tüm taşınır, taşınmaz ve gayri maddi tüm malvarlıklarına ihtiyati tedbir konulmasına, dava sonuna kadar geçerli olmak üzere müvekkilin şirket ortağı olması nedeniyle yasaların yüklediği hukuki ve cezai sorumlulukların doğmaması yönünde borç ve yükümlülüklerin dondurulması yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 2025/134 Esas ve 28/05/2025 tarihli ara kararında;\"HMK’nun 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hâller, genel bir ihtiyatî tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyatî tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır. İhtiyatî tedbirde asıl olan ihtiyatî tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyatî tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyatî tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyatî tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyatî tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış,ancak ihtiyati tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceğini düzenlemiştir.İhtiyati tedbire esas olan hakkın iyi belirlenmesi gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, 'uyuşmazlık konusu hakkında' diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (m. 389/1). Ancak, özellikle dikkat edilmesi gereken husus, diğer geçici hukuki korumaların alanına giren konularda ihtiyati tedbire karar verilmemesidir. Bu sebeple, para alacakları konusunda özel ve istisnai durumlar dışında asıl geçici hukuki koruma ihtiyati hacizdir. Keza, diğer özel hükümlerde açıkça farklı bir geçici hukuki korumadan bahsedilmişse, bu durumda da o çerçevede bir karar verilmeli, ihtiyati tedbir kararı verilmemelidir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, a.g.e., s. 877).Anılan durum karşısında ihtiyati tedbir talebinde bulunanın talep dilekçesindeki iddiaları ve alacağının varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirmesi ve  HMK 389 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir için aranan yaklaşık ispat olgusunun, bu aşamada gerçekleşmediği anlaşıldığından tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiştir...\"gerekçesi ile, ''1-Alacağın varlık ve miktarına dair yakın ispat koşullarının oluşmaması nedeniyle davacı vekilinin ihtiyati tedbir istemleriinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Mahkemece gerekçede belirtilen nedenlerle tedbir talebinin reddine karar verilmiş ise de, huzurdaki dava konusunun da tedbir taleplerinin de alacak talepli / konulu olmadığını, davacının hiçbir gelir elde etmediği ve yönetimine hiçbir şekilde dahil edilmediği, bilgi paylaşımı yapılmayan şirketin öncelikle feshini, bu mümkün değil ise de kendisinin ortaklıktan çıkartılmasını istediğini, zira davacının şirketin vergi borçlarından şahsen sorumlu tutulduğunu ve mal varlığının haczedildiğini, ayrıca şirket yetkililerin işlediği ve işlemekte olduğu suçlarla ilgili olarak hissedar olması nedeniyle soruşturma ve kovuşturma dosyalarına şüpheli/sanık olarak eklendiğini, hem ekonomik olarak çok zor duruma düştüğünü, hem de iş hayatı ve sosyal çevresinde ciddi sıkıntılar yaşadığını, delilleri ve ispatları ile somut olarak ortaya koyulan hususların yaklaşık ispat değil vuku bulmuş hadiseler olduğunu, ancak dava dilekçesinde ve somut delillerinde de sunmuş oldukları üzere;Davacının her ne kadar resmi olarak şirketin %10 hissedarı olsa da fiili olarak şirketin yönetimine asla dahil edilmediği gibi, şirketin gelirleri / giderlerleri /  malvarlıkları / borçları ve hatta mevcut faaliyetleri konusunda bilgilendirilmediğini, bilgi almak istediğinde de engellendiğini, Davalı şirketin çok yüklü vergi borçları olduğunu ise şirket ortağı olması nedeniyle kendi şahsi banka hesaplarına 5.257.742,49 TL lik vergi borçlarına istinaden haciz konulduğunda öğrendiğini, davacının maaşlı çalışan orta gelirli biri olmakla birlikte Beş Milyon İki Yüz Elli Yedi Bin liralık bu icranın davacının tek başına ödemesi mümkün olmayan bir tutar olduğunu, Diğer yandan, yine dava dilekçesinde belirttikleri üzere; davacının 27/07/2024 tarihinde Yeşilköy Şehit Şakir Tosun Polis Merkezince aranarak ifadeye çağırıldığını, ifade vermeye giden davacının orada davalı şirket sebebiyle, adına Silopi CBS Müracaat ve Suçüstü Bürosunun ... soruşturma no ile soruşturma başlatıldığını öğrendiğini, bu dosya kapsamında ifadesini veren davacının daha sonra bir başka CBS dosyasından 13.11.2024 tarihinde tekrar ifadeye çağrıldığını, ifade tutanaklarındaki sorulardan anlaşıldığı kadarıyla şirket yetkilileri tarafından İran ile ithalat / ihracat gösterilmek suretiyle hayali ihracat suçu işlendiğini, Delilerinin bir kısmını mahkemeye dava dilekçesi ekinde sunduklarını, bir kısım deliller için ise celp talep ettiklerini, Davacının ise resmi olarak şirketin hissedarı görünmesi nedeniyle, hem gelecek tüm vergi borçlarından sorumlu tutulmaya devam edeceğini hem de daha sonraki tarihlerde açılabilecek soruşturma dosyalarında şüpheli sıfatıyla dosyaya dahil edileceğini,Huzurdaki dava dosyasına cevap dahi vermeyen ve dosyayı takip etmeyen davalı şirketin muhtemelen sadece kağıt üzerinde faal olduğunu borca batık ve soruşturma dosyalarına konu belki de pek çok suça karıştırılmış halde olduğunu, Bu halde şirketin nakdi ve bilhassa gayrinakdi malvarlığına tedbir konulmaması halinde, şirket malvarlıklarının elden çıkartılarak tüm vergi ve sair borçların orta gelirli maaşlı bir çalışan olan davacıya yükletilmesi anlamına geleceğini, diğer yandan, davacının hukuki ve cezai sorumluluklarının durdurulması yönünde tedbir kararı verilmemesi halinde ise, davacının ileride ortaya çıkacak vergi ve para cezası borçlarından da sorumlu tutulacağını ve soruşturma ve kovuşturma dosyalarına da şüpheli ve sanık olarak eklenmeye devam edeceğini, Muhtemelen şirketin hiçbir malvarlığı bulunmadığını, ancak Mahkemece aktif pasif malvarlığı sorgularının yapılarak dosyaya eklenmesi ve aktifteki malvarlığı değerlerinin üzerine  tedbir konulmaması halinde dava sonunda hakkını fiili olarak elde etme imkanı ortadan kalkacağı gibi telafisi mümkün olmayan zararlar ortaya çıkacağını, filhakika kendileri tarafından yaklaşık ispatla dahi değil doğrudan Vergi Dairesi İcra Dosyası kayıtları ve Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma Dosyaları ile iddialarının ispatlandırıldığını, Bu halde; yaklaşık ispat olgusunun gerçekleşmediği gerekçesi ile tedbir taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, zira bahsedilen zararların gerçekleşme olanağı bulunması ihtimalinden bahsetmediklerini, bilhassa halihazırda davacının şahsi malvarlığına 5.257.742,49 TL lik şirket borcu nedeniyle haciz konulduğunu ve davacı şirketin karıştığı suçlar nedeniyle farklı dosyalara şüpheli olarak eklendiğini, Somut olayda yaklaşık ispatı geçerek bahsedilen hususların doğrudan vuku bulduğunu, tedbir kararı verilmemesi halinde sonraki tarihli dönemler için vuku bulmaya devam edeceğini beyanla, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/134 Esas sayılı dava dosyasından 28/05/2025 tarihinde vermiş olduğu ara kararın istinaf incelmesi neticesinde kaldırılarak, dava sonuna ve kararın kesinleşmesine kadar geçerli olmak üzere şirkete ait tüm taşınır, taşınmaz ve gayri maddi tüm malvarlıklarına ihtiyati tedbir konulmasını; dava sonuna ve kararın kesinleşmesine kadar geçerli olmak üzere davacının şirket ortağı olması nedeniyle yasaların yüklediği hukuki ve cezai sorumlulukların doğmaması yönünde borç ve yükümlülüklerin dondurulması yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Talep, terditli olarak 6102 sayılı TTK 636/3.maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenle feshi ve tasfiyesi, bu talebin kabul görmemesi halinde davacının payının gerçek değerinin ödenmesi ve şirketten çıkarılmasına, bunun da mümkün olmaması halinde TTK'nın 638/2 maddesi uyarınca şirketten çıkmasına ve ayrılma akçesinin ödenmesine karar verilmesi talepli davada, şirkete ait tüm taşınır, taşınmaz ve gayri maddi malvarlığının devrinin engellenmesi ve ortaklık olması sebebiyle borç ve yükümlülüklerin dondurulması ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesi istemine ilişkin olup, Mahkemece davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. TTK'nın 636/3 maddesine göre haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. TTK'nın 638/2 maddesine göre her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1. fıkrasında \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. \" hükmü düzenlenmiştir. Buna göre şartların mevcut olması durumunda ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Yine 6100 sayılı HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, davacının davalı şirkette % 10 oranında hissesinin bulunduğunu, diğer ortağın ise % 90 oranında hissesinin bulunduğunu ve tek yetkili müdür olduğunu, diğer ortağın çoğunluk hisseye sahip olması sebebiyle  müdürlük yetkilerini de kullanarak davacıya bilgi ve inceleme hakkını kullandırmadığını, şirketin yüksek miktarda vergi borcunun ve şirket hakkında ceza soruşturmaları bulunduğunu, davacının vergi borçları ve ceza soruşturmaları ile karşı karşıya kaldığını, bu sebeplerle davalı şirketin haklı nedenle feshi ve tasfiyesi, bu talebin kabul görmemesi halinde davacının payının gerçek değerinin ödenmesi ve şirketten çıkarılmasına, bunun da mümkün olmaması halinde TTK'nın 638/2 maddesi uyarınca şirketten çıkmasına ve ayrılma akçesinin ödenmesine karar verilmesine ve ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Ancak yargılamanın bulunduğu aşama itibariyle ve davacı vekili tarafından sunulan deliller dikkate alındığında davacının iddialarının ve taleplerine ilişkin haklı sebeplerin oluştuğuna ve mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı yönünde yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği, tek başına davacının soruşturma dosyasında ifadeye çağrılmasının ve şirketin vergi borcu olması sebebiyle davacı ortağın hesaplarına bloke konulmasının da şirketin feshi veya ortaklıktan çıkarılma için haklı sebeplerin oluştuğunu yaklaşık olarak ispat etmediği gibi davacının vergi borçlarından sorumlu olup olmadığı hususunun iş bu davanın konusunu oluşturmadığı anlaşılmakla Mahkemece ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi ara karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/07/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3086e00439710f0b","SID":"f41072b128d1560d"}}