{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ    <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                    K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t: ... \t     ... <br>ÜYE\t\t: ...  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>KATİP\t\t: ...\t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 13/03/2023<br>NUMARASI\t\t:....<br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Marka Kararı İptali <br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/03/2023 tarih ve 2022/262 E. - 2023/97 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2021/068946 sayılı ve \"...\" ibareli marka başvurusunun davalı ...... sayılı YİDK kararıyla SMK'nın 5/1-b ve c bentleri uyarınca nihai olarak rededdildiğini, oysa, dava konusu markanını tanımlayıcı olarak nitelendirilemeyeceğini, müvekkilinin \"hepsipay cüzdanım\" uygulamasını kullanan tüketicilerin \"...\" markasını bildiğini ve müvekkili ile özdeşleştirdiğini, dolayısıyla söz konusu sloganın bir ticari kaynak bildirdiğini ve marka olarak tescile uygun olduğunu, davalının bu markaya benzer slogan markalarını tescil etmekte sakınca görmediğini, bu yöndeki kararlara ait bir çok emsal bulunduğunu ileri sürerek, YİDK’nın 09.05.2022 tarihli ve 2022-M-5339 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından, bilirkişi raporunda izah edildiği şekilde \"Sonuç olarak; \"...\"   işaretinin, başvurunun reddedildiği 09. sınıfa giren; \"Manyetik, optik kayıt taşıyıcılara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları; bilgisayar ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar. Bilet otomatları, nakit para çekme makineleri\" ve 35 ile 36. sınıflara giren tüm hizmetlerden fonsiyonel ve kavramsal açılardan bağımsız olmaması, bu mal/hizmetlerin temel bir özelliğini doğrudan çağrıştırması, bu mal/hizmetlerin temel bir özelliği ile ilişkili bir kelime öbeğini esas/tek unsur olarak ihtiva etmesi, bu mal ve hizmetleri, aynı mal ve/veya hizmetleri piyasaya arz eden diğer ticari kaynakların/aktörlerin mal ve/veya hizmetlerinden ayıramaması, ancak ve sadece \"sunulan malın fonksiyonunun ne olduğu veya hizmetlerin ne ile ilgili olduğunu ve ne fayda sağladığını doğrudan algılatan bir pazarlama sloganı\" olması nedenleriyle, sayılan mal ve hizmetler açısından marka olarak somut ayırt edici niteliğe sahip olmadığı\" şeklinde özetlenebilen görüşlere aynen iştirak edilerek \"...\" ibareli başvuru markasının kapsamındaki reddedilen hizmetler açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında bu işareti marka olarak,  yani bir  ticari işletmenin malını tanıtan ve diğer işletmelerin aynı tür mallardan ayırt edildiğini algılamasına yol açan şekilde soyut ve somut ayırt ediciliği bulunmadığından YİDK'nın davaya konu marka başvurusunun SMK 5/1-b kapsamında ayırt edicilik niteliği taşımadığı tespitinin  yerinde ve doğru olduğu sonucuna varıldığı; yine raporda izah edildiği şekilde \"dava konusu edilen \"...\" işaretinin, 09. sınıfa giren; \"Manyetik, optik kayıt taşıyıcılara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları; bilgisayar ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar. Bilet otomatları, nakit para çekme makineleri\" ve 35 ila 36. sınıflara giren tüm hizmetleri tanımlayıcı/tasviri olduğu\" şeklinde özetlenebilen görüşlere aynen iştirak edilerek  \"...\" ibareli başvuru markasının kapsamındaki reddedilen yukarıda sayılan bazı hizmetler açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında cins, vasıf bildiren, tanımlayıcı bir durum olarak algılanabileceği, bu hizmetler açısından herkesin kullanabileceği ibare olduğundan bir kişinin tekeline bırakılmasının mümkün olmadığı kanaatiyle YİDK'nın davaya konu marka başvurusunun yukarıdaki hizmetlerde SMK 5/1-c kapsamında mutlak red engeli oluşturduğu  tespitinin yerinde ve doğru olduğu; bunun dışındakiler açısından yerinde olmadığı ancak; yukarıda belirtilen şekilde \"...” işaretinin, başvurunun reddedildiği 09. sınıfa giren; \"Manyetik, optik kayıt taşıyıcılara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları; bilgisayar ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar. Bilet otomatları, nakit para çekme makineleri\" ve 35 ila 36. sınıflara giren tüm hizmetlerden fonsiyonel ve kavramsal açılardan bağımsız olmaması, bu mal/hizmetlerin temel bir özelliğini doğrudan çağrıştırması, bu mal/hizmetlerin temel bir özelliği ile ilişkili bir kelime öbeğini esas/tek unsur olarak ihtiva etmesi, bu mal ve hizmetleri, aynı mal ve/veya hizmetleri piyasaya arz eden diğer ticari kaynakların/aktörlerin mal ve/veya hizmetlerinden ayıramaması, ancak ve sadece “sunulan malın fonksiyonunun ne olduğu veya hizmetlerin ne ile ilgili olduğunu ve ne fayda sağladığını doğrudan algılatan bir pazarlama sloganı\" olması nedenleriyle, sayılan mal ve hizmetler açısından marka olarak somut ayırt edici niteliğe sahip olmadığı\" şeklindeki tespit ve kanaat de dikkate alınarak YİDK kararının bütünü ile doğru kabul edildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.  <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dava konusu markanın \"HEP KAZAN\" ibaresiyle ayırt edicilik kazandığını, bu ibarenin her kes tarafından kullanılan bir ibare olmadığını, benzer markaların tescil edildiğini, SMK'nın 5/1-b ve c maddesi koşullarının bulunmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t: Dava, YİDK marka kararı iptali istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\t Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/21-1791-1676 sayılı kararında \"... mahkeme kararlarının gerekçeli olması Anayasal bir zorunluluktur. Mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayanıldığını ortaya koyar; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur\" denilmiştir. Keza bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ile ona paralel bir düzenleme içeren HMK'nın 297. maddesi de bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. İstinaf denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması gerekir. <br>\tDiğer yandan, 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. <br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.<br>\tSomut uyuşmazlıkta da, dava konusu başvurunun 09. sınıf malların tamamı ile 35 ve 36. sınıf hizmetlerde tescili talep edilmiş, iptali istenen YİDK kararında ile dava konusu işaret tüm mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olmadığı ve tanımlayıcı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ise, dava konusu işaret, 35 ve 36. sınıf hizmetlerin tamamında ayırt edici bulunmayıp ve tanımlayıcı olarak nitelendirilmiş olmakla birlikte, 09. sınıf malların tamamında değil, sadece \"Manyetik, optik kayıt taşıyıcılara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları; bilgisayar ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar. Bilet otomatları, nakit para çekme makineleri\" malları yönünden ayırt edici olmadığı ve tanımlayıcı olduğu sonucuna ulaşılmış ve ilk derece mahkemesince de bilirkişinin bu görüşüne aynen iştirak edildiği belirtilmiş ise de, neticeten davanın tümden reddine karar verilmiş, böylece, gerekçe hüküm çelişkisi oluşmuştur. <br>Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi, kararın HMK'nın 391. maddesine uygun bir karar olmadığı, HMK'nın 297. ve Anayasa'nın 141/3. maddesi bağlamında YİDK kararının iptali istemi bakımından yasal gerekçe içermediği açıktır.<br>\tHer ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. \t<br>\tBu nedenle HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>\t2-İstinaf kararının neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.<br>\t<br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6  maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 13/03/2023 gün ve 2022/262 E. - 2023/97 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA;<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 179,90-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, <br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/06/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 09/07/2025\t\t<br> <br>Başkan<br>...<br> <br>  <br>Üye<br>...<br> <br>  <br>Üye<br>...<br> <br> <br>Katip<br>...<br> <br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c69939168da4bb7c","SID":"a26868a69b239dc4"}}