{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1461 <br>KARAR NO:2025/556<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:09/07/2020<br>NUMARASI:2014/1604 Esas 2020/395 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:14/05/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 352. Maddesi uyarınca dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile; Müvekkilinin ... adı ile Türkiye'nin dışında Almanya, Avusturya, Belçika, Lüksemburg, İtalya, İsviçre, İngiltere, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, Fransa ve Hollanda olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine Türkçe televizyon yayını yapan bir kuruluş olduğunu, davalılarla yapılan 17.01.2014 tarihli sözleşmeyle kanalın reklam kuşakları içinde yer alan tüm reklam yerlerinin 11.200.000,00 TL karşılığında 14 ay boyunca davalı yana tahsis edildiği, ... nin işi yüklenen taraf, diğer davalıların ise Garantör olduğunu yürürlüğe giren sözleşme gereğince taraflar karşılıklı olarak edimlerini ifa ederken 30.05.2014 tarihinde ... tarafından müvekkili şirketin yönetim ve denetimine el konulduğunu, davalıların oluşan belirsizlikten istifade ederek sanki taraflar arasında, müvekkili şirket kanalında ne kadar reklam yayınlanmış ise o kadar ücrete hak kazanılacağına dair bir anlaşma varmış gibi bir algı yaratarak ve gerçeğe aykırı beyanlarla müvekkili şirketin bu süre içinde düşük miktarlı fatura düzenlemesini temin ettiklerini, müvekkili şirket yönetim ve denetiminin 18.07.2014 tarihli yargı kararı ile yeniden ... grubuna devredilmesi sonrasında taraflar arasındaki sözleşmenin ... yönetiminden saklandığının anlaşıldığını, dava konusu sözleşmenin garantörü konumunda olan davalı şirket temsilcisine konu aktarıldığında yapılan işlemlerin hatalı olduğunu kabul ettiğini, bir kısmını vadesinden önce nakit olarak bir kısmını ise ileri tarihlî çekle ödeyeceğini ifade ettiğini, bunun üzerine, davalı ...' nin farklı tarihlerde olmak üzere toplam 1.500.000,00 TL nakit ödeme yapıp, vadesi gelmemiş borçlara karşılık 1.250.000 TL, 650.000 TL ve 650.000 TL bedelli üç adet çeki 01 Eylül 2014 tarihinde keşide ederek müvekkili şirkete verdiği bunun karşılığında müvekkili şirketin Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos ayına ait fark faturalarının ilkini 1 Ağustos 2014 tarihinde ikinci grup fark faturaların ise 1 Eylül 2014 tarihinde düzenleyerek davalı şirkete tebliğ ettiğini, ancak davalıların; yasa hükümlerine, Reklam Kurulu normlarına ve yetki verilen Bölge'de yürürlükte olan ilgili yasal düzenlemelere aykırı olacak şekilde reklam yayını yapma taleplerinde bulundukları ve ısrar ettiklerini, müvekkilinin bunu kabul etmemesi üzerine müvekkil şirket emrine keşide ettikleri 1.250.000,00 TL meblağlı çeki ödemediklerini, fatura içeriklerine kötü niyetle itiraz ettikleri ve sözleşme ile üstlendikleri edimlerini yerine getirmeyeceklerini ifade etmeleri üzerine sözleşmenin müvekkili şirket tarafından Beyoğlu ... Noterliğinin 03 kasım 2014 tarih ve ... yevmiye No.lu ihtarnamesi ile feshedildiğini, müvekkili şirketin alacağını tahsil etmek amacı ile Önce (1) no.lu davalı tarafından keşide edilerek kendisine verilmiş olan 31.10.2014 tarih ve 1.250.000,00 TL'lik çeki icra takibine koymasına rağmen karşılığını tahsil edemediğini, 30.11.2014 vade tarihli 650.000,00 TL'lik çekin de karşılıksız çıktığını yine davalı yanlar tarafından müvekkili şirkete alacağına mahsuben verilen 28.02.2015 tarih ve 650.000 TL tutarlı diğer çekin de vadesinde ödenmeyeceğinin davalılar tarafından müvekkili şirkete gönderilen ihtarnamede ikrar edildiğini, sözleşmenin yürürlüğe girdiği Ocak 2014 tarihinden sözleşmenin feshedildiği 3 Kasım 2014 tarihine kadar davalılar tarafından toplamda 5.550.000,00 TL ödemede bulunulması gerekirken sadece 1.500.000,00 TL nakit ödemede bulunulduğunu, fesih anına kadar ürün (reklam} pazarlamasından dolayı 4.050.000,00- TL alacak oluştuğunu, bu hedef ve sözleşme hükümlerinin ihlal edilmesi nedeni ile 500.000,00 Euro cezai şart alacağının ödenmesinin ihtar edildiğini ancak davalıların hiçbir ödemede bulunmadıklarını, davalıların farklı İki ülke merkezli tüzel kişilikler oluşturarak tüzel kişilik perdesi arkasına sığındıklarını, müşterilerinden tahsil ettikleri paraları yine yurt dışında yerleşik bankalarda tuttuklarını, (2} ve (3) numaralı davalıların Türkiye'de mukim olmalarına ve keza (1) ve (2} no.lu davalıların yetkililerinin de (3) no.lu davalı olduğu açıkça ortada iken davalı yanların somut olayda sorumluluğu (1) nolu davalıya İndirgeyerek ve hileli bir kısım işlemlere girişmek suretiyle yargıdan kaçmak gayreti içinde olduklarını, bu gerekçelerle müvekkili şirkete ait ... adlı televizyon kanalında yayınlanan reklamlar nedeni ile oluşan alacağının ve sözleşme şartlarına uyulmaması nedeni ile doğan ceza-i şart alacağının tahsili için huzurda görülmekte olan davayı açma zorunluluğu doğduğunu, bir nolu davalı hakkında ... sayılı dosyası ile takip başlatılmış olduğundan, işbu davada talep edilen alacağın 2.800.000 TL'lik kısmının (1) no.lu davalıdan diğer davalılar ile birlikte müştereken ve müteselsilen, 4.050.000-TL asıl alacağın tamamının (2) ve (3) nolu davalılardan müştereken ve müteselsilen, 500.000 Euro tutarındaki cezai şart alacağının tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen, temerrüt tarihinden itibaren bankaların uyguladığı en yüksek avans faizi ile birlikte tahsilini, dava masraflarıyla vekalet ücretinin davalılar üzerine yükletilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; Müvekkili şirket aleyhine açılan davanın haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu,davacıya karşı müşterek ve müteselsil bir sorumluluğu bulunmadığını, müvekkili şirketin sözleşmenin, tanımlar bölümünde, kısaca \"Garantör\" olarak adlandırılmış ise de böyle olmadığını, bu kelimenin hukuki anlamda kullanılmadığını, bu yönü ile bakıldığında sözleşmenin müvekkili açısından, bir \"Garanti veya Garantör Sözleşmesi\" olmadığını, müvekkilinin \"Garantör\" olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin yükümlülüğünün sadece çekleri davacı adına keşide edip teslim etmesi olduğunu, bunun dışında bir sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin belirtilen çekleri keşide ederek davacıya teslim ettiğini, sonrasında davacının kendi isteği ile ... çeklerini kendisine iade ederek diğer davalı ...'nın çeklerini aldığını, böylece müvekkiline ait bütün sorumlulukların ortadan kalktığını, bu nedenle ceza-i şarttan da sorumlu tutulamayacağını, ... nezdinde hile veya gerçeğe aykırı beyan ile sözleşmenin gizlendiği iddialarının doğru olmadığını bu nedenlerle, davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; müvekkiline, taraflar arasındaki sözleşmenin fesh edildiğine dair usulüne uygun bir fesih bildirimi yapılmadığını, feshin haksız olduğunu, davacı tarafın 17.012014 tarihli sözleşmedeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini, sözleşmenin imzasından sonra kanalın içeriğinin ve reytinginin çok düştüğünü, ücreti alınmasına rağmen yayınlanmayan reklamlar nedeni ile piyasada imajının zedelendiğini, davacı ... kanalının uydu transponder’inin arızalı olması nedeniyle Avrupa erişiminin çok düşük olduğunun gizlendiğini, şikâyetler üzerine arızanın davacı tarafından kabul edildiği ancak giderilmediğini, bu yüzden müşterilerinin reklam vermekten imtina ettiklerini, kanala ... (...) tarafından el konulacağı söylentilerinin verilen reklam sayısını tahammül edilemez seviyede düşürdüğünü,...' nin davacı şirkete el koyması ile birlikte, önceden yayınlanan reklamların yayından kaldırılıp daha önceden kabul edilen tekliflerin reddedildiğini, davacı şirkete... tarafından el konulması ile sözleşmenin hukuken uygulanamaz hale gelerek sona erdiğini,...' nin kanala el koymasının ticari hayatta önceden öngörülemeyecek bir mücbir sebep olduğunu, müvekkilinin ödemelerden dolayı temerrüdünün söz konusu olmadığını, sözleşmenin bu nedenle feshinin haklı bir gerekçe olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin, davacı şirkete yayınların kesildiği ve fesih tarihi olarak iddia edilen tarih itibariyle ödenmemiş bir borcu bulunmadığını, sözleşmeye göre davacının ödemelerin vadesinde yapılmaması durumunda davalıya 30 günlük süre vermesi gerektiği halde bu sürenin verilmediğini, davacı tarafın teminat olarak elinde bulundurduğu ve iade etmesi gereken bedelsiz çeki tahsile çalıştığını, müvekkil şirketin hiçbir zaman aykırı yayın talebinde bulunmadığını, daha önce yayınlanmış olan yayınların davacı tarafından sebepsiz ya da siyasi nedenler bahane edilerek yayınlanmadığını, davacı tarafın sözleşmeyi fesih bildiriminde bulunmadan önce müvekkil şirketin reklam yayınlarını durdurarak sözleşmeye aykırı davrandığını,  her ne kadar ortada yazılı bir sözleşme bulunmakta ise de sözleşmenin hayatın olağan akışına ve hedeflenen amacın ruhuna uygun olarak ticari hayatın gerekleri ve teamülleri ile genel hukuk kaidelerine uygun olmadığını, bu nedenle birçok hükmünün geçersiz sayılması gerektiğini, davacının, ceza-i şart talep hakkı bulunmadığını, bu nedenlerle; davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...'a dava dilekçesi T.K. 35. Maddesine göre tebliğe çıkartıldıktan sonra yokluğunda yargılamaya devam olunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, \" ... Davacının açtığı dava iki ayrı talebe dayalı olmakta olup ilk olarak sözleşmeden kaynaklı alacak talebi incelenecek olursa sözleşmenin süresi 01.02.2014 ile 31.03.2015 tarihleri olup sözleşme bedeli 11.200.000,00 TL'dir. Davacı taraf Şubat-Ağustos 2014 tarihlerindeki bedelin 5.550,000,00 TL olmasına rağmen davalının sadece 1.500.000,00 TL ödemede bulunduğu belirterek 4.050.000,00 TL alacak talebinde bulunmaktadır.Gerek ticari defter ve kayıtlar üzerinde gerekse çekler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda davacı tarafın ödeme planı doğrultusunda 5.550.000,00 TL hizmet faturası kestiği, buna karşılık 1.500.000,00 TL nakit ödeme gerçekleştiği, bakiye borç için keşide edilen 3 adet çekin ilgili tarihlerde ödenmediği, bankanın sorumluluk bedeli olan 1.120,00 TL'nin tahsil edildiği, davacı tarafından kesilen 01.09.2014 tarihli 525.000 TL'lik ve 01.09.2014 tarihli 325.000 TL'lik iki adet faturanın iade edildiği, iade edilen faturalar yönünden davacının hizmetin verildiğini ve faturanın içeriğini ispat yükümlülüğü bulunmasına rağmen davalı tarafın cevap dilekçesinde \"herhangi haklı bir sebep göstermeksizin 31.10.2014 tarihinde yayınlar durdurulmuştur.\" beyanında bulunulduğu, hizmetin ifasına ilişkin ikrarda bulunulmuş olduğu, ispat yükümlülüğü ters çevrildiği için iade faturalarının alacak hesabında dikkate alınması gerektiği, eylül-ekim aylarına ilişkin ilişkin faturalara davalı tarafça itiraz edilmemiş olduğundan haziran-temmuz aylarına ilişkin faturaların fark faturası olup tüm bu alacak hesabına göre davacının isteyebileceği miktarın 4.048.880,00 TL olduğu, taraflarca yapılan iddia ve savunmalara gelince davacı tarafça her ne kadar sözleşmenin...'den saklandığı iddia edilmiş ise de sözleşme aslının davacı tarafta kaldığı sözleşme hükümlerine göre sabit olup bu iddia dikkate alınmamış, davalı tarafça kanala ... tarafından el konulmuş olmasının mücbir sebep oluşturduğu belirtilmiş ise de 30.05.2014 ile 18/07/2014 tarihleri arasındaki kısa dönem için ... yönetimince el konulmuş olmasının sözleşme hükümlerine etki etmeyeceği, bu yönde somut delil olmadığı ve mücbir sebep sayılamayacağı kanaatine varılmış, davalı tarafça sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen sözleşme olup davacının yükümlülüklerini yerine getirmediği iddia edilmiş ise d...,... ve diğer kurumlardan getirtilen cevabi yazılara göre belirtilen tarihler arasında uydu transporderlerinde herhangi bir arıza olmadığı, yayın kalitesinde sorun bulunmadığı, ... tarafından herhangi bir yaptırım uygulanmadığı saptanmış olup davalı tarafın iddialarına itibar edilmemiş ve netice olarak davacı tarafından mahkememizce sunulan ticari defter ve kayıtların usulüne uygun tutulmuş olması ve davalı tarafça defterlerin ibraz edilmediği hususları da gözetilerek davacının 4.048.880 TL alacağı olduğu kanaatine varılmıştır. Davacı taraf dava dilekçesinde davalılardan ... Şti. ile ...'ın tüzel kişilik perdesine sığındıklarını ve \"tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi\" kapsamında davalılar ... Şti. ile ... hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmişlerdir.Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması 4721 sayılı TMK m. 2'ye dayanmakta olup buna göre tüzel kişilik perdesi arkasına sığınan tarafın dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiği kabul edilir. Bugün tüm hukukçuların üstünde birleşerek kabul ettikleri husus TMK m. 2'ye dayandırılan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulamasını çok istisnai olması gerektiği uygulanacak bir kanun hükmü ya da başka bir hukuki dayanak bulunmakta ise bu teoriye başvurulmaması yönündedir. Taraflardan birinin TMK m. 2'ye göre dürüstlük kuralına aykırı hareket etiğinin tespiti için Yargıtay bazı ölçütler getirmiştir.Tüzel kişiler kendisini oluşturan gerçek kişilerden mutlak olarak ayrı ve bağımsız bir hukuk süjesidir. Şahıs ve mal ayrılığı ilkesi gereğince tüzel kişiliğin ortaklarında ve organlarını oluşturan üyelerinden bağımsız olarak bir kişiliği bulunduğundan ayrı bir mal varlığına da sahiptir. Yani tüzel kişiliği oluşturan üye ve ortaklar tüzel kişinin borçlarından dolayı sorumlu değildirler.Hukuken kabul edilen ana kural bu olmakla beraber bu durum tüzel kişiliği oluşturanlar tarafından bazı yükümlülüklerden kurtulmak ya da hukuken geçerli bulunmayan sonuçlara ulaşabilmek amacıyla kötüye kullanılabilmektedir. Bu nedenle tüzel kişi ve üyeleri arasındaki mal ayrılığı kuralının mutlak bir biçimde ve her durumda uygulanması zaman zaman hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına ve hukuka olan güvene sarsılmasına neden olabilmektedir.Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ile tüzel kişinin üyeleri ile arasındaki ayrılık ilkesinin uygulanmasından vazgeçilerek üçüncü kişilere tüzel kişilerin ortaklarına veya üyelerinin mal varlığına başvurabilme ve sorumluluklarını verebilme imkanı tanımakta ve tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanılarak sorumluluktan kurtulmalarına engel olmaktadır.Tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılmanın söz konusu olabileceği özel durumlar olarak; öz kaynak yetersizliği, tüzel kişi üzerinde belirli bir kişi ya da grubun hakimiyet kurması, mal varlıklarını ya da alanlarının birbirine karışması, yabancı sermaye ortaklıklar veya yabancı ortaklıkların faaliyetlerini taşınması, kurumsal kötüye kullanma gösterilmektedir. Bu sebeplerden tüzel kişi üzerinde belirli bir kişi ya da grubun hakimiyet kurması sebebinde bir ortağın gerçek veya tüzel kişi olan herhangi bir ortağının gücü nedeniyle ona olan bağımlılığının bir sonucu olarak ortaklığa hakim olması ve bu kişinin ortaklığın çıkarlarıyla çelişen kendi özel çıkarlarını gözeterek bu çıkarlara üstünlük tanıması sonucunda ortaklığın faaliyetlerini kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönlendirmesi halinde hakim ortağın son bulunan tüzel kişilik perdesi kaldırılarak gidilebileceği kabul edilmektedir. Mal varlıklarına ya da alanlarının  birbirine karışması halinde ise; ortaklık ile ortaklar arasında mal varlığı düzeni ve organizasyonu yeterli ve düzenli bir şekilde ayrışmamışsa alanların karışmış olduğu kabul edilmektedir. Bu iki halde de mal varlığının ayrılması ilkesinin kötüye kullanılması söz konusudur. Alanların karışması ortaklığın mal varlığı ile ortağın mal varlığının ayrımının muhasebe hileleri, bilançonun makyajlanması, hileli işlemlerle aynı varlıkların birden fazla gerçek ve tüzel kişi üzerine kayıtlı gösterilmesi veya başka sebeplerle ayrıştırılmasının mümkün olmadığı hallerde söz konusu olur.Sınırlı sorumluluk ilkesi gereğince tüzel kişinin alacaklılarının öncelikle tüzel kişiye başvurulması zorunluluğu vardır.Tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak ortaklık alacaklılarına karşı ortaklığın sorumlu kılınması istisnai bir durum olduğu için ancak tüzel kişiden tahsil edilemeyen alacaklar yönünden teorinin uygulanması söz konusu olabilecektir. Örneğin öz kaynak yetersizliğinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak ortakların sorumluluğuna gidebilmesinden önce alacaklıların alacaklarını ortaklığın mal varlığından tahsil edememiş olmaları gerekmektedir.Dava konusu olayda mahkememizde yargılaması yapılmış olan dosyada ancak hükmün verilmesinden sonra davacı alacaklının alacağının tahsili için icra aşamalarının başlayacak olması ve yukarıda açıkladığımız gibi öncelikle asıl borçlu taraftan alacağın tahsili yolunun denenmesi, bunun mümkün olmaması durumunda ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının yukarıda açıkladığımız diğer koşullarının gerçekleşmesi durumunda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla şirket ortaklarının sorumluluğuna gidilmesi gerekmektedir. Mahkememizdeki davanın açıldığı tarihte henüz davanın ne şekilde sonuçlanacağı belli olmadığı için tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine dayanılarak ihtiyati tedbir kararı verilmesi bu nedenle hukuken mümkün değildir.Ayrıca tüzel kişilik perdesi kaldırılmak istenen iki davalının da davaya konu sözleşmeye 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 128'e göre üçüncü kişinin fiilini taahhüt yoluyla yani garantör sıfatıyla taraf olmaları da asıl borçtan hukuken sorumlu oldukları anlamına gelmekte olup bu yönüyle de tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanması hukuken mümkün değildir. Bu gerekçelerle davacının bu talebi hakkında hüküm oluşturulmamıştır.Cezai şart alacağı talebinin incelenmesine gelince cezai şarta ilişkin hüküm sözleşmenin 8.Md'de düzenlenmiş olup ödemelerin vadesinden itibaren 30 gün içinde ödenmemesi veya çeklerden herhangi birinin karşılıksız çıkması halinde 500.000 USD ödemeyi davalıların kabul ve taahhüt ettikleri fakat sözleşmenin 7. Md. Düzenlenen fesih sürecinin usulüne uygun ve önel sürelerine uyularak yapılmadığı, 30 günlük süreye uyulmadan sözleşmenin 03.11.2014 tarihinde feshedilmiş olduğu, cezi şart bedelinin istenebilirlik koşullarının oluşmaması nedeniyle cezai şart alacağının talep edilemeyeceği kanaatine varılarak\" 4.048.880,00 TL alacağın davalı ...'nin sorumluluğunun 2.800.000,00-TL ile sınırlı olmak üzere tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, cezai şart alacağına ilişkin talebin reddine  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; sözleşme hükümleri ve Borçlar Kanunu gereğince cezai şart alacak talebimizin kabulü gerektiğini, müvekkil şirkete verilen çeklerden herhangi birinin karşılıksız çıkması durumunda müvekkil şirkete cezai şart miktarının ödeneceği kararlaştırıldığını, dosyada mübrez Beyoğlu ... Noterliği'nin 03/12/2014 tarihli ... yevmiye numarası ile cezai şart alacağının ödenmesine ilişkin ihtarımız (EK - İhtarname) ve bilirkişilerin raporunda da tespit edildiği gibi, ... Bankasına ait  1.250.000-TL’lik çekin karşılıksız olduğu ve çek üzerindeki imzanın davalıya ait olmadığının şerh düşüldüğünü, ayrıca, Borçlar Kanunu 124. Maddesi 1. Fıkrasından belirtildiği üzere; ‘’Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumdan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa’’ süre verilmesine gerek bulunmadığından, davalının sözleşmede kararlaştırılan bedelleri ödememesinden ve müvekkil şirkete verdiği çeklerin üzerindeki imzaların davalılara ait olmamasının banka tarafınca çekin arkasına şerh edilmesinden ve davalılara süre verilse bile bu süre zarfından ödeme yapmayacaklarının davalıların tutumlarından açıkça anlaşıldığından dolayı  cezai şart bedelini talebimizin kabul edilmesi gerekirken, mahkemece bu talebimizin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.Davalı ... vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu adli yardım talepli istinaf dilekçesinde; Müvekkil yargılama sürecinde yurt dışında yaşamakta olup,Türkiye de bir sabit ikametgâhı olmadığını,  mahkemece; taraflara usulüne uygun davetiye çıkarılması, bu yolla tarafların duruşmada hazır bulunmalarının ve savunma yapabilmelerinin sağlanması yasal bir zorunluluk ve hukuki dinlenilme hakkının gereği olduğunu, bu yasal zorunluluğa rağmen, yapılan yargılamada, müvekkile usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş bir, dava dilekçesi, tensip zaptı ve bilirkişi raporu bulunmadığını, davaya konu olan ve müvekkilinde taraf olduğu 17.01.2014 tarihli sözleşmenin \"Taraflar\" başlıklı 1.maddesinin (D) bendinde, müvekkilin adresi...olarak belirtildiğini, yine aynı sözleşmenin \"Tebligat Adresleri\" başlıklı 13. Maddesinde ise, adres değişikliği bildirilmediği sürece tebligatların... adresine yapılacağı ve buraya yapılacak tebligatların geçerli sayılacağı, davacının da kabulü ile açıkça hüküm altına alındığını,ancak, dosya incelendiğinde, dava dilekçesinin defalarca farklı adreslere, tebliğe çıkarıldığı görüldüğünü, nihayetinde mahkemece davalı ... Şti. ne ait vekâletnamedeki adresine, T.K.35.madde uyarınca dava dilekçesi ve oturum tutanağının tebliğine karar verildiğini, oysa bu adres, müvekkilin ikamet ettiği ve kaydının bulunduğu bir adres değildir.Kendisi Almanya da ikamet ederken, burada annesi ve babası yaşadığını, merkezi kayıt sistemi veya UYAP üzerinden yapılacak inceleme ile bu hususun tespiti kolayca yapılabileceğini, kaldı ki, bu adrese de TK 35. madde uyarınca usulüne uygun yapılmış dava dilekçesi tebligatı bulunmadığını,  söz konusu usulsüz tebliğ ile müvekkilin, savunma ve hukuki dinlenme hakkı ihlal edilmiş olup bu nedenle verilen kararın kaldırılması gerektiğini, esasa ilişkin olarak müvekkil hakkında \"Garantör\" olması hasebiyle hüküm tesis edilmesi hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacının taleplerinin ve iddialarının dayanağı, 17.01.2014 tarihli sözleşme olup, bu sözleşmeye göre asıl borçlu, davalılardan ... şirketi olduğunu, sözleşmeye aykırı davranan taraf davalı borçlu değil bilakis davacı olup yükümlülüklerini yerine getirmediği gibi, sözleşmeyi haksız ve hukuki mesnetten yoksun sebepler ile fesih ettiğini beyanla kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava,  davacıya ait kanalda reklam ve ürünlerin pazarlanmasından kaynaklı sözleşmeye istinaden alacak ve cezai şart istemine ilişkindir.Dosya kapsamına göre davalı ...'ın bildirilen yurt içi adresine çıkartılan tebligatın iade edilmesi üzerine İçişleri Bakanlığı'nın bildirmiş olduğu yurt dışına adresine göre tebligatın yapılması için ...Başkonsolosluğuna müzekkkere yazılmış olup müzekkere cevabında davalı ...'ın adresinde ikamet etmemesi ve halihazırdaki adresinin tespit edilememesi nedeniyle yerine getirilemediği bildirilerek tebligat evrakı iade edilmiştir. Bunun üzerine 08/06/2016 tarihli duruşmada, davalı ...'ın dosyada bulunan davalı ... şirketine ait vekaletnamedeki imza sirküleri adresine göre T.K. 35. Maddesine uyarınca tebliğe çıkartıldıktan sonra davalı ...'ın yokluğunda yargılamaya devam olunmuştur.7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.(Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.(Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.(Ek : 6/6/1985-3220/12 md.; Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir.Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 57. maddesinin 4. fıkrası ise “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil, tüzük ve kuruluş senedi gibi resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 1. fıkrası gerçek kişi muhatap ile ilgili olup, eski adrese tebliğ yapılabilme şartları 2 ve 3. fıkralarda gösterilmiştir. Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 4. fıkrası ise tüzel kişi muhatap ile ilgili olup, daha önce tebligat yapılmamış olsa bile tüzel kişinin yeni adresini kayıtlı olduğu sicile bildirmemesi hâlinde sicilde yazılı olan adresine aynı Kanunun 35. maddesinin 2 ve 3. fıkralarına tebligat göre yapılabileceği belirtilmiştir. Tebligat Kanunu'nda 6099 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrası gerçek kişiler yönünden TK'nun 35.maddesine göre tebligat yapılabilmesi için borçlunun adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve ayrıca daha önce kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olması zorunludur. Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde;Davalı ... gerçek kişi olduğu ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi bulunmadığından ve bildirilen yurt içi ve yurtdışı adreslerine yapılan tebligat iade edildiğinden bahisle  davalı ...'ın dosyada bulunan davalı ... şirketine ait vekaletnamedeki imza sirküleri adresine göre  TK’nun 35.maddesine göre tebligat yapıldığı görülmektedir. Ancak gerçek kişiye TK’nun 35.maddesine göre tebligat yapılabilmesi için TK'nun 35.maddesine göre tebliğ yapılan adresine daha önce kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olması  gereklidir. Bu husus ön şarttır. Ne var ki davalıya TK'nun 35.maddesine göre tebliğ yapılan adresine  daha öncesinden usulüne uygun herhangi bir tebligat yapılmamıştır. Bu nedenle davalı davalı ...'a Tebligat Kanunu ile Tüzüğün hükümlerine uygun şekilde tebligat yapıldığından söz edilemeyecektir. 6100 sayılı Kanun'un “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27 nci maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hâkim, Kanun'un gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, 2709 sayılı TC Anayasası'nın (Anayasa) 36 ncı maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur.Savunma hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 36 ncı maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı taraf, dinlenilmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Kanun'da  açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir.Sonuç olarak davalı ...'a Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre yapılan tebligat usulsüz olup, davalıya savunma hakkı tanınmadan yargılamaya devam edilip sonlandırılması usul ve hukuka aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusu şimdilik incelenmeksizin davalı vekilinin istinaf başvurusunun (esasa ilişkin nedenler incelenmeksizin) kabulü ile kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1).a.6 maddesi gereğince dosyanın mahkemesine iadesine, karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin  istinaf başvurusu şimdilik incelenmeksizin, davalı vekilinin istinaf başvurusunun (esasa ilişkin nedenler incelenmeksizin) KABULÜ ile, İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 09/07/2020 tarihli ve 2014/1604 Esas 2020/395 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davalı ... tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,4-Davalı ... tarafından yatırılan istinaf karar harcı ile davacı tarafından istinaf başvuru ve karar harcının  istemi halinde taraflara iadesine,5-Davacının ve davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4d3600ff5c661c0b","SID":"811d9be81e5229d2"}}