{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1548 <br>KARAR NO:2025/680<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2018/779 <br>KARAR NO:2021/50<br>DAVA TARİHİ:26/06/2018<br>KARAR TARİHİ:26/01/2021<br>DAVA:Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:18/06/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ve davalı şirket yetkililerinin 2016 Ağustos ayında, kara taşıtlarında kullanılmak üzere, herhangi bir kaza vukuunda ilgili çağrı merkezlerine acil durum sinyali gönderilmesi ve sürücü bilgilerinin de paylaşılması amaçlı bir yazılım programının hazırlanması hususunda şifahi bir anlaşma yaptıklarını, bu anlaşmaya güvenerek müvekkili şirketin ön çalışmalara başladığını ancak daha sonra karşı tarafın haksız ve hiçbir gerekçe göstermeden söz konusu anlaşmanın hayata geçirilmesinden vazgeçtiğini, daha sonra da 31/07/2016 tarihli 10.000 USD tutarlı alacağı olduğu iddiasıyla ... sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, müvekkili şirkete 11.521.92 USD borçlu olduğu iddiasıyla ödeme emri gönderildiğini, takibe zamanında itiraz edilmemesi nedeniyle takibin kesinleştiğini, davacının tamamen kötü niyetli ve hukuka aykırı menfaat sağlamaya çalıştığını, haksız, belgesiz, hiçbir dayanağı bulunmayan icra takine karşı davacı şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespiti ile işbu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu, müvekkilinin davalıya hiçbir borcunun olmadığını öne sürerek, söz konusu takipten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirketin \"...\" alanında faaliyet gösterdiğini, tarafların 2016 yılı Temmuz ayı içinde ortak arkadaşları ... aracılığı ile tanıştıklarını, taraflar arasında yapılan anlaşma gereğince davacı borçlunun davalı müvekkilinin geliştirip ürettiği sistem ile ilgili bazı yazılım çalışmaları yapacağı hususunda 2016 yılı Temmuz ayı içerisinde anlaşma sağlandığını, müvekkili tarafından davacıya 27/10/2016 tarihinde 10.000 USD ödeme yapıldığını, müvekkilinin davacı tarafa 10.000 USD ödemeyi yapmak için 27/10/2016 tarihinde ... Bankası ... Şubesindeki hesabından 29.800,00 TL çektiğini ve üstüne çok cüzi bir ekleme yaparak 10.000USD'yi alacaklı tarafa elden teslim ettiğini ancak davacı taraf kendisine yapılan ödemeye rağmen üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğini ve üretmesi gereken sistemleri davalı müvekkiline teslim etmediğini, bu durumun 2017 yılı Haziran ayı sonuna kadar devem ettiğini, taraflar arasında geçen maillerde de görüleceği üzere davacının öncelikle iş ile ilgili haksız ve geçersiz bahaneler ileri sürdüğünü, bunlardan sonra da işi yapmayı tamamen bırakarak telefonlara çıkmadığını, maillere cevap vermediğini, müvekkilinin ödenen meblağın çok daha üstünde zarar etmesine sebebiyet verdiğini, bu nedenle dava konusu icra takibinin başlatıldığını, davacı firma yetkilisi...ile tarafların tanışmasına vesile ve davacı firmaya referans olan ... arasında uzlaşma görüşmeleri yapıldığını ve davacı firma yetkilisi 10.000 TL teklif etmek üzere takibin kapatılmasının talep edildiğini, davalı müvekkili firma yetkilisinin bu teklifi kabul etmesi mümkün olmadığı için davacı tarafından huzurdaki menfi tespit davasını ikame edeceğinin beyan edildiğini, bu konuşmaya ilişkin whatsapp konuşmasının da dilekçe ekinde yer aldığını, bu konuşmada davacı taraf yetkilisinin açıkça borcunu kabul ettiğini, davacının sicilde kayıtlı adresinde faaliyet göstermediğini, takip dosyasında çıkartılan ilk tebligatın iade edildiğini, TK 35 uyarınca tebligat yapıldığını, aynı iş koluna ilişkin başka bir şirket kurduğunu ve davalı şirketin içinin boşaltıldığını, alacaklılardan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini, taraflar arasındaki yazışmaların yazılı delil başlangıcı niteliği taşıdınığını bu nedenle tanıkların dinlenilmesiyle maddi gerçeğin ortaya çıkacağını ayrıca icra dosyasında ödeme ile ilgili olarak sehven anlaşmanın yapıldığı tarih dikkate alınarak alacak tarihi 31/07/2016 olarak belirtilmişse de ödemenin 27/10/2016 tarihinde gerçekleştirildiğini  beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; \"...Mahkemece ''Dava,davacı şirketin, ... sayılı dosyası üzerinden aleyhine davalı şirket tarafından başlatılan icra takibinden dolayı, davalı şirkete borçlu olmadığının tespit istemine ilişkindir.İcra dosyası; davalı şirketin 19,12,2017 tarihinde, ... sayılı dosyası üzerinden davacı borçlu aleyhine icra takibine geçerek;10.000.00 USD asıl alacak1.521.91 USD işlemiş faiz Olmak üzere toplam 11.521.92 USD alacağın tahsilini talep ettiği ve takibin kesinleştiği,Takibin dayanağı olarak da \"31.07.2016 tarihli 10.000.00 USD tutarlı alacak\" açıklamasında bulunduğu, görülmektedir.Dosya bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi raporunda özetle;Davacının kara taşıtlarında, sinyalizasyon hizmetlerinde kullanmak amaçlı yazılım  programının hazırlanması hususunda davalı şirketle anlaşma yaptığı, bu hususta ön çalışmalara başlamışken, davalın bu sözleşmeden vazgeçtiğini, daha sonra da 10.000 USD alacağı olduğu gerekçesiyle aleyhine takip başlattığını, ancak bu takipten dolayı davalıya borcunun olmadığını öne sürmektedir.Davacının ibraz ettiği 2016 yılı ticari defterlerden, zorunlu kapanış tasdikine tabi Yevmiye defterinin süresinde noter kapanış tasdikinin yaptırıldığı, Kanuna uygun tutulduğu Davacının incelenen ticari defterlerinde, davalı ile herhangi bir ticari ilişkisinin olmadığı, davalıya yaptığı bir ödeme veya kestiği fatura, davalıdan da aldığı bir fatura/ödeme olmadığı tespit edildiği,Davalı taraf ticari defterlerini ibraz etmediğinden, inceleme ve değerlendirme yapılamadığı,Davalı vekilinin dosyaya sunduğu delil dilekçesinde; taraflar arasında yapılan mailler ve ödeme dekontunun yer aldığı,27.10.2016 tarihli para çekme dekontunun; 29.800 TL nin davalı şirket tarafından, davacı şirket tarafına yapılan ödemenin dekontu olduğa ancak bu Ödemenin, davacının defterinde yer almadığının görüldüğü,Bu defa taraflar arasındaki mailler incelendiğinde; bilirkişi raporunda ayrıntıları belirtilen maillerin irdelenmesi sonucunda Taraflar arasındaki bu mail yazışmalarından;Davacı şirketin, davalı şirketle, otomobil sinyalizasyon yazılım İşini yapmak için 2016 yılında sözlü anlaşma yaptığı, bu iş için davalıdan 27.10.2016 tarihinde 10.000 USD karşılığı 29.800 TL ön ödeme aldığı, ancak davacı şirketin, almış olduğu bu yazılım işini tamamlamadığı, tamamlaması için davalı şirket yetkilisinin davacı şirket yetkilisi rapordaki yazışmaları yaptığı, ancak netice alamaması üzerine de ödediği paranın tahsili için davacı aleyhine icra takibine geçtiği anlaşılmaktadır,Taraflar arasındaki akdi İlişki, İstisna sözleşmesinden kaynaklanmaktadır, Bu durumda davacının, davalıdan aldığı yazılım hizmetini eksiksiz ifa etmesi ve kusursuz/ayıpsız olarak davalıya teslim etmesi ve bundan sonra işin bedeline hak kazanması, yaptığı hizmet için de davalıya fatura kesmesi gerekmektedir.Somut olayda davacı şirketin, yükümlendiği işi bitirip teslim etmediği, fatura da kesmediği anlaşılmaktadır,Nitekim davacı vekili de dava dilekçesinde, \"müvekkil şirket ön çalışmalara bağlamış, ancak daha sonra karşı taraf haksız olarak anlaşmanın hayata geçirilmesinden vazgeçmiştir\" ifadesi kullandığı,Bu durumda davacının, davalıdan tahsil ettiği 10.000 USD karşılığı 29.800 TL tutarında veya bu tutarın bir kısmında iş yapıp davalıya teslim ettiğini kanıtlayamadığından, menfi tespit talebinin yerinde olmadığı, kanı ve sonucuna varıldığı, Sonuç olarak;Açıklanan nedenlerle davacının, ... sayılı dosyası üzerinden aleyhine, davalı şirket tarafından 11,521.92 USD borcun tahsili hususunda başlatılan icra takibinden dolayı, davalı şirkete borçlu olmadığı yönündeki talebinin yerinde bulunmadığı yönünde görüş belirtilmiştir.Dosya içeriğine uygun denetlenebilir bilirkişi raporu mahkememzce de benimsenerek ispat edilemeyen menfi tespit talebinde davanın reddine dair karar verilmiştir.\" <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; ispat yükü davalı üzerinde olduğundan davalının alacaklı olduğunu alacak tutarı da dikkate alınarak senetle ispatlaması gerektiğini, davalı tarafça defterler ibraz edilmediğinden alacağın ispatlanamadığını, müvekkili defterlerinde yapılan incelemede ise davalı tarafça yapılan bir ödemenin tespit edilmediğini, hukuka aykırı düzenlenen bilirkişi raporuna dayalı olarak hatalı karar verildiğini, bilirkişi raporunda davalı tarafın sunduğu 27.10.2016 tarihli bankadan para çekme dekontu ve -müvekkili şirketçe kabul edilmeyen- mail yazışmaları dayanak alınarak müvekkilinin ödemeyi alıp yazılım işini tamamlamadığı gibi bir çıkarım yapılarak varsayımsal bir sonuca ulaşıldığını, icra dosyasındaki takip talebinde \"31.07.2016 tarihli, 10.000,00 USD tutarlı asıl alacak\" olarak belirtilerek iddia edilen alacağa ilişkin olarak davalı taraf işbu davada ise ödemenin aslında 27.10.2016 tarihinde elden yapıldığı ve sehven 31.07.2016 olarak belirtildiğinden bahisle davalı tarafından dosyaya 27.10.2016 tarihli para çekme dekontunun ibraz edildiğini, dekontta 29.800,00-TL'nin ... tarafından bankadan çekildiği görülmekle Bu dekontun, belirtilen meblağın müvekkil şirkete yapılan bir ödeme olduğu sonucuna nasıl ulaşıldığının anlaşılamadığını, ayrıca gerekçeli kararda davalının dava dilekçesine cevap vermediği belirtilmiş olup süresinde verilen bir cevap dilekçesi bulunmuyorsa bilirkişi raporunda ve raporu hükme esas alan kararda davalı delillerinin de hiçbir şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini, bilirkişinin uzmanlığı dışındaki hususlara ilişkin açıklama ve değerlendirmede bulunamayacağını ve hukuki değerlendirme yapamayacağını dosyadaki bilirkişinin muhasebe alanında uzmanlığı bulunmasına rağmen tarafların ticari alanı yazılım hususunda uzmanmış gibi akdin maliyetini, iddia edilen yazılım işinin yapılıp yapılmadığı, ne kadarının yapıldığı hususlarda değerlendirme yaptığı gibi hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, davalı tarafın hiçbir iddiası kabul edilmemekle birlikte, anlaşma bedelinin ne kadar olduğu ve borcun döviz cinsinden olduğunu gösteren bir delilinin de bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından davalı tarafın iddia ettiği ve ... Sayılı icra dosyasına konu ettiği alacak kalemlerinin hiçbiri kabul edilmemekle birlikte yargılama sırasında faize ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığını ve gerekçeli kararda da bu hususa ilişkin herhangi bir değerlendirmenin bulunmadığını, dava konusu borcun döviz cinsinden olduğunu gösterir hiçbir dayanak olmadığını, icra takibinin döviz cinsinden yapılmasının tamamen hukuka aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava; İİK 72.maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır.Davalı tarafından, davacı aleyhine ... sayılı dosyası üzerinden 10.000,00 USD asıl alacak, 1.521,91 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.521,92 USD alacağın tahsili için takip başlatılmıştır. Borcun sebebi \"31/07/2016 tarihli 10.000.00 USD tutarlı asıl alacak\" olarak belirtilmiş, bir belge sunulmamıştır.İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda 187/1.maddesinde \"İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir.Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın \"İspat Yükü\" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.\" şeklinde düzenlenmiş, TMK'nın \"İspat yükü\" başlıklı 6. maddesinde; \"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür\" hükmüne yer verilmiştir.Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972).Menfi tespit davası, İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.Menfi tespit davasında ispat yükü,kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü haller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (mesela borcu) sadece inkar etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). (YHGK 2022/11-221 E. 2023/134 K.)HMK'nın \"Senetle ispat zorunluluğu\" başlıklı 200. maddesinde; \"Bir hakkın  doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunmaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.\" hükmü mevcuttur.Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre \"belge\"dir (m. 199). Kanundaki anlamıyla her belge, ispat konusu vakıayı temsil eden dar anlamda delildir. Ancak, hukukumuzda senet dışındaki belgeler, sadece delil başlangıcı (m. 202) olarak değerlendirilebilir. (Pekcanıtez Usul, Prof.Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.II, s.1738) Senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında delil başlangıcı varsa o hukuka işlem tanık dinlenerek de ispatlanabilir (m. 202/1). Delil başlangıcının varlığı halinde hakim, hem delil başlangıcı hem de dinlenen tanık veya diğer takdiri delilleri serbestçe değerlendirerek bir karar verecektir.Bir belgenin, delil başlangıcı olabilmesi için, 202. maddenin ikinci fıkrasına göre üç şartın birlikte bulunması gerekir: Delil başlangıcı için ilk olarak bir “belge” bulunmalıdır. Belgenin tanımı 199. maddede yapılmıştır... İkinci olarak, belge, kendisine karşı (aleyhine) ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş olmalıdır (m. 202/2). Kendisine karşı kullanılmak istenen kişi tarafından gönderilmiş olan bir belge de elden verilmiş bir belge ile aynı değerdedir... Üçüncü olarak,delil başlangıcı, iddia edilen hukuka işlemi tam olarak ispat edememekle beraber, o işlemi muhtemel göstermelidir.Delil başlangıcı senetten farklı olarak, ispatı istenen hukuki işlemin varlığı hakkında tam bir kanaat edinilmesine elverişli olmasa da, iddia edilen işlem hakkında az da olsa yeterli bilgiyi içermelidir.Ayrıca, bir belgenin delil başlangıcı olarak kabul edilmesi için iddia edilen vakıanın gerçekliğine işaret etmesi gerekir. Burada aranan basit bir ihtimalin varlığı olmayıp o vakıanın gerçek olma ihtimalinin yüksek olasılık olduğunu göstermesi gerekir. Ancak, her durumda delil başlangıcı ihtilaflı vakıanın gerçekliğini tartışmasız olarak ispat etmeye yeterli olmadığı için, delil başlangıcı yanında iddia konusu hukukî işlemin ispatı için tanık da dinlenebilecektir.Görüldüğü gibi,Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesinde bir belgenin delil başlangıcı olabilmesi için aranan şartlar, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinde öngörülenlerle örtüşmektedir. O itibarla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde \"yazılı delil başlangıcı\" teşkil eden bütün belgeler bugün Hukuk Muhakemeleri Kanunu yönünden de delil başlangıcı teşkil edecektir. Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kabulüyle birlikte \"yazılılık\" şartı kaldırıldığı için, yukarıdaki unsurları taşıyan ve 199. madde bağlamında belge olarak değerlendirebilecek diğer bilgi taşıyıcılarına da delil başlangıcı olarak dayanılabilecektir. (Pekcanıtez Usul s.1841, 1842, 1843, 1844, 1845)Delil başlangıcına ilişkin olarak 202. maddede getirilen yeni düzenlemeyle hukukumuzdaki senetle ispat zorunluluğu önemli ölçüde yumuşatılmıştır. Zira 199. maddede tanımlanan türden bir belgede, ispat konusu hukuki işlemin varlığı veya içeriği konusunda yeterli bilgi mevcut ise o hukuki ilişkinin varlığını iddia eden taraf, o belgenin karşı taraf ya da temsilcisi tarafından kendisine verildiğini ya da gönderildiğini ispat edebildiği taktirde delil başlangıcına dayanarak tanık dinletebilecektir. Bu bağlamda, önemle vurgulamak gerekir ki delil başlangıcı taraflar arasındaki ihtilaflı vakıayı tek başına ispat etmeye yetmez.Delil başlangıcına dayanan taraf senetle ispat kuralının uygulandığı bir davada tanık dinletme ve diğer takdiri delillere başvurma hakkını kazanır. Bir tarafın elinde delil başlangıcı olması o tarafın iddiasını ispat ettiği anlamına gelmez. Davaya bakan hâkimin de tanıkları dinlemeden, münhasıran delil başlangıcına dayanarak hüküm tesis etmesi mümkün değildir (Pekcanıtez Usul s.1849).Mahkemece ispat yükünün davalıda olduğu nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekmektedir.Kararda \"Davalı vekilinin dosyaya sunduğu delil dilekçesinde; taraflar arasında yapılan mailler ve ödeme dekontunun yer aldığı, 27.10.2016 tarihli para çekme dekontunun; 29.800 TL nin davalı şirket tarafından, davacı şirket tarafına yapılan ödemenin dekontu olduğu ancak bu ödemenin,davacının defterinde yer almadığının görüldüğü\" tespitine yer verilmiş ise de, söz konusu dekontun davacıya yapılan ödemeye ilişkin bir dekont olmadığı davalı vekilinin cevap dilekçesindeki \"Davalı müvekkil firma davacı tarafa iş bu ödemeyi yapmak için 27.10.2016 tarihinde ... Bankası ... Şubesi ... numaralı hesabından 29.800,00 TL çekmiş ve üstüne çok cüzi bir ekleme yaparak 10.000 $’ı alacaklı tarafa elden teslim etmiştir.\" şeklindeki beyanları ile de sabittir.Yine davalı 10.000,00 USD ödeme yaptığını belirterek, icra dosyasında anılan tutarın faizi ile tahsilini talep etmekle birlikte kararda \"davalıdan 27.10.2016 tarihinde 10.000 USD karşılığı 29.800 TL ön ödeme aldığı\" gerekçesinin de hatalı olduğu gibi bu tespite nasıl ulaşıldığı anlaşılamamaktadır.Taraflar arasında sözlü anlaşma yapıldığı sabit ise de, bu anlaşmaya istinaden 10.000,00 USD ödeme yapıldığı ancak taraflar arasında sözleşme konusu işin ifa edilmemesi sebebiyle ödediği tutar kadar alacaklı olduğunun davalı tarafından ispat edilmesi gerekmektedir.Mahkemece taraflar arasındaki ilişki, iddia, savunma, taraf delilleri ve ispat yükü çerçevesinde dava konusu hakkında inceleme yapılması gerekirken dosya kapsamıyla uygun olmayacak şekilde yukarıda yazılı gerekçeyle karar verilmiştir.Diğer bir husus ise takibe konu asıl alacak olan 10.000,00 USD dışında 1.521,91 USD işlemiş faiz yönünden bir değerlendirme yapılmamış olmasıdır. Davalının işlemiş faiz alacağının hangi gerekçeyle doğduğu, işlemiş faiz tutarının yerinde olup olmadığı hususları değerlendirilmediği gibi cevap dilekçesinde \"ödemenin 26/10/2016 tarihinde ancak takip talebinde sehven anlaşmanın yapıldığı 31/07/2016 tarihinin alacak tarihi olarak belirtildiği\" beyan edilmesine rağmen davalının 31/07/2016 tarihinden itibaren işlemiş faiz alacağının bulunduğunun kabulü de hatalıdır.Ayrıca mahkemece gerekçeli kararda davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmadığı belirtilmiş ise de, davalı tarafa dava dilekçesinin 24/09/2018 tarihinde tebliğ edildiği, cevap dilekçesinin yasal süre içerisinde 04/10/2018 tarihinde sunulduğu anlaşılmakla, kararda cevap dilekçesine yer verilmemesi HMK'nın 297.maddesine aykırı olduğu gibi şayet davalı tarafından süresinde cevap dilekçesi sunulmamış ise beyan ve delillerine hangi gerekçeyle itibar edildiği ise kararda açıklanmamıştır.Açıklanan nedenlerle, mahkemece eksik inceleme ve hatalı hukuki değerlendirmeyle karar verildiğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına,Dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/779 E. 2021/50 K. sayılı 26/01/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,<br>4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.18/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bed464d6bb2fd56c","SID":"5c469beae42e3ce7"}}