{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO:2023/1683 Esas<br>KARAR NO:2025/818 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 3. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ:15/06/2023<br>NUMARASI:2021/129 E.  -  2023/109 K.<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:18/06/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin \"...\" ibareli markayı tescil ettirmek üzere Türk Patent ve Marka Kurumu'na yapmış olduğu başvurunun aşamalardan geçerek ... tescil numarası ile 40. sınıfta davalı şirket adına tescil edildiğini, tescilin 30/09/2014 tarih ve 431 sayılı bültende yayımlandığını, marka hukukunda gerçek hak sahipliği ilkesinin geçerli olduğunu, bir marka üzerinde gerçek hak sahibinin marka tescili için yapılan başvurudan daha önce aynı markayı ticaret alanında ilk kullanan kimse olduğunu, gerçek hak sahibinin 6769 sayılı SMK'nın 25. maddesi atfı ile aynı kanunun 8.maddesi uyarınca hükümsüzlük davası açabileceğini, müvekkilinin dava konusu markayı davalıdan daha önce ticaret hayatında kullanmaya başladığını, \"...\" işletme adı/unvanının müvekkili tarafından 1993 yılından bu yana aynı adreste, aynı şekilde, davalıdan çok daha önceden beri kullanıldığını, davalı şirketin sicil kayıtları incelendiğinde başlangıçta ... Şti. unvanı ile kurulduğunu, 1997 ve 2004 yıllarında unvan değişikliğine, 1997 yılında ise faaliyet alanı değişikliğine gittiğini, bu itibarla davalı tarafından tescili markanın en erken 1997 yılından itibaren kullanımından söz edilebileceğini, müvekkilinin kullanımının ise bu tarihten daha önce başladığını, markanın müvekkili tarafından tanınır hale getirildiğini, ayrıca söz konusu isim markasının müvekkiline ait kişi ismini ve ticaret unvanını teşkil ettiğini, bu nedenle 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 25. maddesinin atfı ile aynı Kanunun 6/3. ve 6/6. maddeleri anlamında da hükümsüzlük sebeplerinin var olduğunu, müvekkilinin isminin ... olduğunu, 1993 yılından bu yana metal işleri ile uğraştığını,  \"...\" ibaresinin müvekkiline ait soyadı olduğu gibi, \"...\" ibaresinin müvekkilinin aynı zamanda  ticaret unvanı/işletme adı olduğunu, müvekkilinin 1993 yılından bu yana çevresinde tanınan ve saygı uyandıran bir kişi olduğunu, müvekkilinin önceleri \"... ...\" daha sonra ise \"... ...\" adıyla faaliyette bulunduğunu, davalı tarafından müvekkili aleyhine İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılan davada bu durumu ispat ettiklerini, belirtilen hususlarla ilgili olarak mahkemece aksi kanaatte bulunulsa dahi, yine de davalıya ait markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, zira 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 25. maddesinin atfı ile aynı Kanunun 4. ve 5. maddeleri uyarınca tescile değer bir markadan söz edilebilmesi için söz konusu ismin yeni ve ayırt edici olması gerektiğini, dava konusu \"...\" markasının ise yeni ve ayırt edici nitelikte olmadığını, zira \"...\" ibaresinin dayanıklı materyaller için ticari hayatta sıklıkla kullanılan bir sıfat olduğunu, yine \"...\" ibaresinin ticaret alanında cins, vasıf ve kalite belirten adlandırmalardan olması nedeniyle 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 25. maddesinin atfı ile aynı Kanunun 5/1-c maddesi uyarınca da hükümsüz kılınması gerektiğini belirterek,TPMK nezdinde davalı şirket adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalıya 30/05/2018 tarihinde usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen süresinde cevap dilekçesi sunmamış, davalı vekili cevap süresinden sonra dosyaya sunduğu 17/04/2019 tarihli beyan dilekçesinde;  davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, zira 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25/6. maddesine göre hükümsüzlük davasının 5 yıl içerisinde açılması gerektiğini, dava tarihi itibariyle bu sürenin geçtiğini, derdestlik itirazında bulunduklarını, zira taraflar arasında halihazırda istinaf aşamasında olan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/311 E. sayılı ve haksız rekabet ve marka hakkının ihlali ile men'i ve ticaret unvanının terkini talepli devam eden bir dava olduğunu, bahsi geçen davanın dayanağının da gerçek hak sahipliği olduğunu, \"...\"ibaresinin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, markanın ilk defa müvekkili şirket tarafından kullanıldığını, ayrıca meşhur ve maruf hale getirildiğini, markaya ayırt edici niteliğinin müvekkili tarafından kazandırıldığını ve markanın tanınır hale getirildiğini, müvekkilinin 17/02/1995 tarihinden bu yana İstanbul Ticaret Odası'nda kayıtlı olduğunu, her türlü metal ve alaşım imalatı, satışı, ithalatı ve ihracı ile meşgul olduğunu, müvekkilinin sektöründe yaptığı çalışmalarla sektörün ilerlemesine katkı sağlayarak uluslararası fuar ve organizasyonlarda Türkiye'yi temsil ettiğini, birçok kalite ve marka tescil belgesine sahip olduğunu, Alman firmalar ile çalışmalar yaptıktan sonra ... firması ile ortaklık kurduğunu, müvekkilinin birçok uluslararası organizasyona sponsor olduğunu, müvekkilinin ... adlı internet sitesini satın aldığını, site üzerinden ticari faaliyetlerini yoğun şekilde gerçekleştirdiğini, davacının ihtilaf konusu marka üzerinde gerçek hak sahipliği iddiasını kabul etmediklerini, zira gerçek hak sahipliğinin yalnızca markayı ilk kez kullanmakla doğmayacağını, marufiyet kuralı gereğince markanın belli bir yer, bölge ve piyasada bilinir hale getirilmesi gerektiğini, \"...\" ibaresini tanınmış ve ayırt edici hale getirenin müvekkili olduğunu, müvekkilinin davacıdan daha fazla ticaret hacmine sahip olduğunu, yapmış olduğu reklam ve tanıtımlar, aldığı kalite belgeleri ve yabancı firmalarla kurduğu ticari ilişkilerle markanın ulusal ve uluslararası alanda tanınırlığını sağladığını, halen istinaf aşamasında olan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/311 E. sayılı dava dosyasına Beyoğlu Vergi Dairesi tarafından gönderilen 22/06/2017 tarihli cevabi yazıda, davacı ...'ın ticari kazancının 62.626,12 TL. olduğunu, müvekkilinin bunun çok üzerinde ticari kazanç elde ettiğini, davacının gerçek şahıs olması nedeniyle unvanının adı ve soyadından oluşması gerektiğini, dolayısıyla \"...\" olarak bir unvan kullanmasının mümkün olmadığını, kurulduğundan bu yana aynı adreste faal olan davacının \"...\" markasını tanınmış marka haline getirmesinin mümkün  olmadığını, davacının www.... adlı internet sitesini kapatıp, kendi isim ve soyadının yer aldığı www.... adlı internet sitesini açtığını, dolayısıyla \"...\" ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi olamayacağını, davacının \"...\" ibaresinin yenilik ve ayırt edicilik niteliğinin bulunmadığı yönündeki iddiasının kabul edilemez olduğunu, zira müvekkilinin markayı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil ettirmeden önce dahi uzun yıllar yaptığı reklamlar, kurduğu internet sitesi, fuarlara katılmak, kalite belgeleri almak, geniş ticaret ağıyla piyasada tanınır hale getirmek suretiyle ayırt edici hale getirdiğini ve bu sayede \"...\" markasının müvekkilinin markası olarak algılanmaya başlandığını, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/311 E. sayılı davası derdestken davacının bu davayı açmakla kötü niyetli olduğunu savunarak, derdestlik yönünden yapılan itirazlarının kabul edilmemesi halinde aralarındaki bağlantı nedeniyle bu davanın İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/311 E. sayılı davası ile birleştirilmesine, \"...\" markasının gerçek hak sahibinin müvekkili şirket olması ve müvekkilinin bu markaya ayırt edicilik kazandırması sebebiyle, haksız ve soyut iddialarla açılan, somut delillerle ispatlanamayan ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan davanın reddine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>MAHKEME KARARI:İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 15/06/2023 tarihli 2021/129 E. - 2023/109 K.  sayılı kararıyla; \"... \"sessiz kalma nedeniyle\" hak kaybı koşullarının oluştuğu kanaatine varıldığından ve markanın kötü niyetle tescil edildiği kanıtlanamadığı\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF İSTEMİ:Davacı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; davalının süresinde cevap dilekçesi sunmadığını ve münkir durumda olduğunu, buna rağmen kararda cevap dilekçesi sunmuş gibi gösterilerek ve bu dilekçe dikkate alınarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Davalının bildirdiği vakıaların ve sunduğu delillerin dikkate alınamayacağını,Gerekçeli kararda söz edilen ... numaralı markanın tescilinin geçersiz olduğunu, bu markanın davalı tarafça delil olarak bildirilmediğini, ilk defa bilirkişiler tarafından gündeme getirildiğini, gerekçede bu markaya yer verilmesinin delillerin taraflarca getirilmesi ilkesine aykırı olduğunu,Mahkemece gerekçeli kararda müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğuna dair pek çok tespitte bulunulmasına rağmen, sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,SMK’nunda hükümsüzlük davası için öngörülen hak düşürücü sürenin 5 yıl olarak belirlendiğini, bu sürenin uzatılmasının ya da kısaltılmasının mümkün olmadığını, davalının markasının tescil edildiği 06/08/2014 tarihinden 15/05/2018 dava tarihine kadar 5 yıllık sürenin dolmadığını,Gerekçeli kararda davalının alana adını 2000 yılında tescil ettirdiği, 2007 yılında Alman firma ile işbirliği yaptığı, 2012 yılında OSTİM savunma ve Havacılık Derneği’ne üye olduğuna dair gerekçesinin de yerinde olmadığını, bu delillerin taraflarca getirilmediğini, müvekkilinin 1993 yılından bu yana gerçek hak sahibi olduğunu,Davalının Alman firma ile işbirliğinde davaya konu markayı kullandığını ispatlayamadığı gibi, OSTİM savunma ve Havacılık Derneği’ne üye olanın da davalı değil, tüzel kişilik olduğunu,Mahkemenin gerekçesinde davalının ciddi satış rakamlarına ulaştığını belirtmesinin de hatalı olduğunu, ciddi satış rakamlarına ulaşmış olmalarının 5 yıllık hak düşürücü süreyi azaltmayacağını belirterek, arz ve izah olunan ve resen nazara alınacak sebeplerle; istinaf taleplerinin kabulüne, İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/129 E. , 2023/109 K. Ve 15.06.2023 Tarih sayılı gerekçeli kararının kaldırılmasına, işin esasına girilmesi halinde, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu  İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/129 E. , 2023/109 K. Ve 15.06.2023 tarih sayılı gerekçeli kararında da sabit görüldüğünden,  davanın kabulü ile Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde davalı adına tescilli ... tescil numaralı ve 30/09/2014 tescil yayın tarihli \"...\" markasının 40. sınıftaki tüm hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne, söz konusu markanın aynı kanunun 27/7. maddesi uyarınca sicilden terkini ile durumun bültende yayımlanmasına, bilirkişi kök raporunda, bilirkişi ek raporunda ve gerekçeli kararda \"...\" markasının 40. sınıftaki “Adi metallerin işleme hizmetleri ve Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri” bakımından hükümsüzlük koşullarının oluştuğu sabit görüldüğünden; ... tescil numaralı \"...\" markasının 40. sınıftaki “Adi metallerin işleme hizmetleri ve Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri” bakımından her halde hükümsüzlüğüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Dosyada mevcut TPMK kaydı incelendiğinde; 16/05/2013 başvuru, 06/08/2014 tescil tarihli, ... numaralı \"...Şekil\" markasının \"Adi metallerin işlenme hizmetleri. Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri\" de dahil olmak üzere bir kısım mal ve hizmetler için davalı adına tescilli olduğu tespit edilmiştir.İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/311 E. 2017/402 K. ve 30/11/2017 tarihli kararı incelendiğinde: Davacının ...A.Ş., davalının ..., davanın; Marka Hakkına Tecavüz ve Ticaret Unvanının Terkini, dava tarihinin 23/07/2014 olup, davanın reddine karar verildiği, İstanbul BAM 16.H.D'nin 2018/1721 E. 2021/685 K. ve 01/04/2021 tarihli ilamı ile; davacı vekilinin İstinaf talebinin esastan reddine, davalı vekilinin İstinaf talebinin hem usulden, hem esastan reddine karar verildiği, Yargıtay 11.H.D'nin 2021/3990 E. 2022/7671 K. ve 01/11/2022 tarihli ilamı ile; davacı vekilinin tüm, davalı şirket vekilinin ise vekalet ücretine ilişkin talepleri dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verildiği görülmüştür.İlk derece mahkemesince alınan 04/02/2020 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda; Dava konusu marka üzerinde gerçek hak sahibinin davacı olduğu, ancak bu hak sahipliğinin yalnızca \"Adi metallerin işleme hizmetleri. Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri\" ile sınırlı olduğu, davacının \"...\" olarak fiilen kullandığı ve gerçek sahibi olduğu markası ile dava konusu markanın \"Adi metallerin işleme hizmetleri. Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri\" bakımından benzer oldukları, \"...\" ibaresinin davacının ismi olduğu gerekçesiyle dava konusu markanın hükümsüz kılınması koşullarının oluşmadığı, \"...\" ibaresinin davacının ticaret unvanı/işletme adı olması nedeniyle dava konusu markanın hükümsüz kılınması koşullarının \"Adi metallerin işleme hizmetleri. Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri\" bakımından oluştuğu, dava konusu markanın ayırt edici nitelikte olmadığı gerekçesiyle hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, davacının sessiz kalma nedeniyle hükümsüzlük talep etme hakkını kaybedip etmediği hukuki bir mesele olduğundan, takdirinin tamamen mahkemeye ait olduğu kanaatine varıldığı bildirilmiştir.İlk derece mahkemesince alınan 02/03/2021 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda; Dava konusu marka üzerinde gerçek hak sahibinin davacı olduğu ancak bu hak sahipliğinin yalnızca davacının markasını kullandığı hizmetler ile benzer olan ve ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali olan 40. sınıfta yer alan \"Adi metallerin işleme hizmetleri.Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri\" ile sınırlı olduğu, davacının \"...\" olarak fiilen kullandığı ve gerçek sahibi olduğu markası ile dava konusu markanın \"Adi metallerin işleme hizmetleri. Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri\" bakımından benzer oldukları, \"...\" ibaresinin davacının  ismi olduğu gerekçesiyle dava konusu markanın hükümsüz kılınmasına dair koşullarının oluşmadığı, \"...\" ibaresinin davacının   ticaret unvanı /işletme adı olması nedeniyle dava konusu markanın hükümsüz kılınması koşullarının \"Adi metallerin işleme hizmetleri. Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri\" ile sınırlı olarak oluştuğu, dava konusu markanın ayırt edici nitelikte olmadığı gerekçesiyle hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, davacının sessiz kalması nedeniyle hükümsüzlük talep etme hakkını kaybedip etmediği hukuki bir mesele olduğundan, takdirinin tamamen Mahkemeye ait olduğu, davacının kötü niyet iddiasının iddianın genişletilmesi niteliğinde olup olmadığı, eğer değilse hukuki bir mesele olduğundan takdirinin tamamen Mahkemeye ait olduğu, davacının kullanmama nedeniyle iptal iddiasının iddianın genişletilmesi niteliğinde olup olmadığı Mahkemenin takdirinde olup eğer değil ise bu konuda davalı tarafa dava konusu markanın tüm hizmetlerde kullanımını ispatına ilişkin süre verilip verilmemesi gerektiğine dair takdirin Mahkemeye ait olduğu  kanaatine varıldığı bildirilmiştir. <br>G E R E K Ç E:Dava, marka hükümsüzlüğü davasıdır.Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili davalı tarafın süresinde cevap dilekçesi sunmaması nedeniyle daha sonra ileri sürdüğü vakıa ve delillerin dikkate alınamayacağını belirterek istinaf talebinde bulunmuştur. HMK’nun 128/1. maddesi uyarınca süresinde cevap dilekçesi sunmayan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır.Süresinde cevap vermediği için davayı inkar etmiş sayılan davalının mevcut vakıanın içeriğine dahil olan bir husus ileri sürmesi veya açıklaması yeni vakıa ileri sürüldüğü anlamına gelmez. Bu itibarla süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalının, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkarı) ispat için karşı delil göstermesi mümkündür. Ancak davalı, davayı inkarının karşı delilini göstermek bahanesi ile yeni vakıalar ileri sürerse, bununla savunmasını genişletmiş olur. Bu halde mahkeme, davacının iddiasının doğru olmadığını ispat için davalının göstereceği delilleri inceleyip, davacının delilleri ile birlikte değerlendirerek varacağı sonuca göre hüküm vermelidir.Hakim itirazları, dosya kapsamına dahil olduğu, dosyadan anlaşıldığı kadarıyla dikkate almak zorundadır. Dava dosyasına girmiş ve dava malzemeleri arasında bulunan itirazların daha sonra ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi değildir. Dava dosyasından anlaşılamayan itiraz sebeplerinin ve bunlara ilişkin vakıaların ileri sürülmesi ise savunmanın genişletilmesi olarak kabul edilecektir ( Yargıtay HGK’nın 24/06/2021 tarihli, 2017/11-144 Esas, 2021/834 Karar sayılı kararı).Dosya incelendiğinde; davacı tarafça \"...\" markası üzerinde öncelik haklarının bulunduğunu ve davalının tescil ettirdiği markanın davacıya ait işletme adını içerdiği iddiasıyla hükümsüzlük talebinde bulunulduğu, davalı taraf süresinde cevap dilekçesi sunmamışsa da,  marka üzerinde davacının öncelik hakkının bulunduğuna ilişkin vakıanın inkar edilmesi kapsamında, markanın kendileri tarafından tescilden önce uzun süre kullanıldığı ve kendilerinin de marka üzerinde hak elde ettiği, davacının öncelik hakkına dayanamayacağına dair savunma yaptığı, tescil tarihinden önce uzun süre markayı kullandıklarına ilişkin deliller sundukları görülmüştür. Bu vakıa ve deliller, inkar kapsamında olduklarından, Mahkemece dikkate alınmalarında usule aykırılık yoktur.Davacı vekili SMK’nun 25/6. maddesinde hükümsüzlük davası için 5 yıllık hak düşürücü süre belirlendiğini, davalının markasının tescil tarihinden dava tarihine kadar 5 yıllık sürenin dolmadığını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, bu süre, marka sahibinin sonraki tarihli markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği tarihte başlar. Dosya incelendiğinde; davacının \"...\" işletme adıyla 01/04/1993 tarihinde faaliyete başladığı, 16/10/1998 tarihinde Esnaf ve Sanatkarlar Siciline bu isimle kaydolduğu, 07/06/2006 tarihinde Esnaf ve Sanatkarlar Odası’na kaydolduğu tespit edilmiştir. Davalının ise 13/02/1997 tarihinde ticaret unvanının ... San. ve Tic. A.Ş. olarak ve faaliyet alanının da metal işleme ve metal ürün ticareti olarak değiştirildiği, dosyaya sunulan faturalara göre 2009 yılından bu yana faturalarında \"...\" ibaresini markasal olarak kullandığı, 2000 yılından bu yana alan adında \"...\" ibaresine yer verdiği, 16/05/2013 tarihinde ise marka tescil başvurusunda bulunduğu tespit edilmiştir.Bir hak ihlali karşısında, hak sahibinin bu ihlali bildiği veya bilebilecek durumda olduğu halde, bu hususta karşı tarafta dava açılmayacağı yolunda güven oluşturulduktan sonra, oluşturulan bu güvene aykırı olarak, ihlal konusu hakka önemli yatırım yapan kişilere karşı ihlali sona erdirmek amacıyla dava açılması çelişkili davranış yasağı teşkil edecek olup, böyle bir davranış MK’nın 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olacak ve bu davranış hukuk tarafından himaye edilmeyecektir. Bu sürenin belirlenmesinde de esas alınacak olan dürüstlük kuralıdır. Bununla birlikte bu süre Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararları uyarınca kural olarak beş yıl olarak kabul edilmektedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/09/2019 tarihli,  2018/3792 Esas-2019/5561 Karar numaralı kararı) Her iki tarafın da aynı konuda ticari faaliyette bulundukları, davalının ulaştığı ticaret hacmi düşünüldüğünde, davacının davalının ticaret unvanından, alan adından ve marka kullanımlarından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, somut uyuşmazlıkta davalının bu kullanımdan doğan haklarına zarar gelmeyeceği düşüncesiyle uyuşmazlık konusu marka, ticaret unvanı ve internet alan adına yatırım, emek ve sermaye koymak suretiyle belli bir ekonomik değere ulaştırıldığı göz önüne alınarak, bu aşamadan sonra davacının üstün hakkına dayalı olarak eldeki davayı açmasının MK.'nun 2. maddesi anlamında dava açma hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, davacının 5 yıldan fazla süre davalının marka kullanımlarına sessiz kaldığı, davalının marka tescil başvuru tarihinden dava tarihine kadar da 5 yıllık sürenin de geçtiği anlaşılmakla, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık yoktur.Toplanan delillerle davacının \"...\" markası üzerinde tescilsiz kullanımla SMK’nın 6/3. maddesi uyarınca hak sahibi olduğunun anlaşıldığı, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2023/60 Esas, 2023/112 Karar sayılı kesinleşen kararı ile de bu hususun tespit edildiği, ancak davacının, marka üzerinde hak elde etmesi nedeniyle, aynı şekilde markayı uzun süre tescilsiz ve dava tarihine kadar 5 yıl tescilli olarak kullanan davalının markasının hükümsüzlüğünü talep edemeyeceğinden, davacı vekilinin istinaf talebi kabul edilmemiştir.Tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40  TL maktu harçtan, peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL eksik harcın  davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4-İstinaf yargılama giderleri olarak; davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 18/06/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d799171432f41afa","SID":"92d90933b4bbd922"}}