{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/360 Esas<br>KARAR NO: 2025/884<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/11/2024<br>NUMARASI: 2023/63 Esas, 2024/773 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))<br>KARAR TARİHİ: 19/06/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde;  taraflar arasında akdedilen 16.04.2018 düzenleme tarihli kredi sözleşmesi uyarınca davalının ödemesi gereken 400.000,00 ABD doları ve işlemiş faiz alacağının vadesi gelmesine rağmen ödenmemesi nedeniyle müvekkili tarafından davalı aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile iflas yolu ile adi takibe geçildiğini, davalının işbu takibe müstenit borca itiraz ettiğini ve takibin durdurulmasına karar verildiğini, müvekkilinin Türkiye'de yatırım yapmak üzere araştırmalar yaptığı süreçte müvekkil şirket yetkililerinin, davalı şirket yetkilileri ile tanıştığını, müvekkilinin enerji sektöründe bilgisi ve saha çalışmaları olduğunu bildirmesi üzere taraflar arasında tanışıklığın getirdiği bir güven ilişkisinin doğması ile danışmanlık üzerine bir hizmet ilişkisi meydana geldiğini, müvekkilinin, davalıya ortak olarak bu bağlamda taraflar arasında 14.12.2017 tarihinde ticari belge (...) isimli bir anlaşmanın akdedildiğini, ... kapsamında, müvekkilinin 800.000 ABD Doları bedel karşılığında davalının % 8’ine tekabül eden 160.000 adet hissesini devir aldığını, söz konusu anlaşmaya (...) istinaden davalının lisanslı sahalarındaki keşif sondajı ve jeotermal sahasının geliştirilmesi amacıyla söz konusu sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kullanılmak üzere kredi (borç) sağlanması hususunda,  müvekkili ile davalı arasında borç ilişkisi kurulmasına dair 18.12.2017, 01.03.2018, 16.04.2018, 19.02.2019 ve 24.05.2019 tarihli 5 adet kredi sözleşmesi akdedilerek müvekkil şirket tarafından davalıya toplam 1.200.000 ABD doları kredi/borç verildiğini, 16.04.2018 düzenleme tarihli Kredi Sözleşmesi uyarınca, müvekkili tarafından davalıya 16.04.2018 ile 16.04.2020 dönemi için 400.000 ABD doları kredi verildiğini, davalı tarafından yıllık %2 oranında işlemiş faizi ile birlikte kredi tutarı olan 400.000 ABD dolarının 16.04.2020 tarihine dek geri ödenmesi taahhüt edildiğini, ancak gerek ... gerekse dva ve takip konusu 16.04.2018 tarihli kredi sözleşmesi ve diğer 4 adet kredi sözleşmesi uyarınca davalı tarafından üstlenilen edimlerin yerine getirilmediğini, anılan anlaşmalara konu ödemelerin davalı ve davalı firma yetkililerinin kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullanıldığını, bunun tespiti ile müvekkilinin dolandırıldığının anlaşıldığını ve tüm anlaşmaların feshedildiğini, alacaklarının ödenmesinin Beyoğlu ... Noterliği aracılığı ile keşide edilen 02.03.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalıya bildirildiğini, ihtarname içeriğinde de belirtildiği gibi müvekkili şirket tarafından davalıya borç olarak verilen paraların anlaşılan ticari ilişki kapsamında kullanılmadığı gibi vadelerinde de geri ödenmediğini, müvekkili şirket tarafından yatırıma dönüştürülmek üzere yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere davalıya verilen kredilerin şahsi çıkarlara yönelik kullanıldığının görülmesi üzerine davalı firma yetkilileri ... ve ... hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na güveni kötüye kullanmak, nitelikli dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik suçlarından şikayette bulunulmuş olup 2020/63014 Soruşturma numarası ile başlatılan soruşturmanın halen devam ettiğini, sonuç olarak davalı anılan sözleşmeler çerçevesinde geri ödemekle yükümlü olduğu kredi bedellerini müvekkilinin tüm taleplerine ve ihtarlarına rağmen ödememiş olduğundan müvekkili tarafından davalı aleyhine iflas yolu ile takip sürecine başlandığını, takip konusu 16.04.2018 düzenleme tarihli kredi sözleşmesi uyarınca, 16.04.2020 tarihine dek geri ödenmesi taahhüt edilen yıllık %2 oranında işlemiş faizi ile birlikte kredi tutarı olan 400.000 ABD dolarının vadesi gelmesine rağmen ödenmemesi nedeniyle İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası üzerinden iflas yolu ile adi takibe geçildiğini, taraflar arasında akdedilen ... ve kredi sözleşmeleri uyarınca davalının lisanslı sahalarındaki keşif sondajı ve jeotermal sahasının geliştirilmesi amacıyla söz konusu sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kullanılması için sağlanan krediye ilişkin olarak müvekkili tarafından davalıya ödenen 400.000 ABD dolarının, ilgili sözleşme hükümleri gereği geri ödenmediğini, müvekkilinin yapılması gereken ödemelere ilişkin olarak iyi niyetini koruduğunu, davalı ile gerekli görüşmeleri yaptığını, ödenmeyen borçları gündem maddesi yaptığını, ihtarlarda bulunduğunu, ancak davalının kendisine sağlanan finansmanı adı geçen anlaşmalar dışında kullanması ve davalının son derece kötü niyetli ve sulhten uzak tavrı neticesinde alacağını tahsil edemeyen müvekkilinin davalı aleyhine iflas yolu ile takibe başvurmak zorunda kaldığını, ancak bu sefer de davalının hiçbir haklı yönü bulunmayan ve son derece kötü niyetli şekilde borca itiraz ettiğini, davalının işbu haksız itirazı neticesinde iflas takibinin durdurulmuş olması sebebiyle mahkemeye başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu, davalı tarafından üstlenilen edimler yerine getirilmemekle birlikte anılan anlaşmalara konu ödemeler davalı ve davalı firma yetkililerinin kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullanılmış olduğundan müvekkilinin dolandırıldığını anladığını ve 02.03.2020 tarihli ihtarname ile tüm anlaşmaların feshedildiğini, sözleşme konusu alacaklarının derhal ödenmesinin davalıya ihtar edildiğini, müvekkili tarafından danışmanlık ilişkisi ve hizmet geliştirme kapsamında verilen borç paraların anlaşılan ticari ilişki kapsamında kullanılmadığı gibi anlaşma gereği müvekkiline geri de ödenmediğini, davalının öncelikle ...’ya aykırı şekilde hareket etmesi ve ... uyarınca imzalanan 16.04.2018 düzenleme tarihli sözleşmeye aykırı davranarak ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi, takip konusu sözleşme dışında diğer 4 adet kredi sözleşmesine istinaden vadesi gelmesine rağmen halen ödenmeyen 800.000 ABD doları daha borcu bulunduğunu, haksız olarak takibe itiraz etmesi dolayısıyla müvekkilinin oldukça büyük zarara uğradığını belirterek öncelikle İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibe karşı davalının haksız ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan itirazının kaldırılmasına, anılan takibin devamına, davalının, müvekkiline zarar verebilecek tasarruflarda bulunma olasılığının yüksek olması nedeniyle malvarlığı üzerinde muhafaza tedbirleri alınmasına, hükmedilecek muhafaza tedbirleri dolayısıyla davalının malvarlığına ilişkin üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları dahil aktiflerin ve pasiflerin tespiti açısından İİK m.161 uyarınca defter tutulmasına, davalının, müvekkiline ödemesi gereken borcunun, yasal faizi ile diğer tüm ferilerinin ve iflas yolu ile takibe ilişkin tüm harcama ve giderlerin, davalı tarafından Mahkeme veznesine depo edilmesine, depo kararı verilmesi halinde kararın gereği süresi içinde davalı tarafından yerine getirilmediği taktirde davalının iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin vekaletnamesinde iflas talebinde bulunabilmesi için özel yetki bulunmadığından davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin Türkiye'nin jeotermal enerji sektöründe en büyük lisanslarının ve jeotermal alanlarının sahibi olduğunu, birçok yatırımcının müvekkilinin lisanslarına ve hisselerine ilgilerini belirtmekte ve ortaklık yapmak için tekliflerde bulunduğunu, müvekkili ve davacı arasında \"...\" başlıklı 14/12/2017 tarihli centilmenlik sözlesmesi vasfını tasıvan bir  belge imzalandığını, taraflar arasındaki anlaşmadan kaynaklanan uyuşmazlığın asıl alacaklı olan tarafın müvekkili şirket ve asıl mütemerritin davacı şirket olduğunu, davacının, müvekkili tarafından ruhsatların kaybedilmemesi amacıyla kurmak zorunda kaldığı jeotermal seraları iş geliştirme adı altında jeotermal endüstri niteliklerine sahip olmayan ve müvekkili şirket yetkilisi tarafından yapılan lüzumsuz harcamalar gibi göstererek mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, davacının ödeme yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmediği için müvekkilinin enerji ruhsatlarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını ve ilave ek maliyetler yaparak ruhsatları korumak durumunda kaldığını, davacının ...'da kararlaştırılan edimini ifa etmediği 4 yıllık süreçte müvekkilinin gereken iş ve işlemleri yapamadığını ve bu süreçte de maliyetlerin inanılmaz derecede arttığını, davacının edimlerini yerine getirmek amacıyla İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sayılı dosyası ile alacak/tazminat davası ikame edildiğini, davacının, taraflarınca ikame edilen tazminat/alacak davasında dosyanın geldiği aşama itibariyle müvekkilinin davadaki iddialarını ispatlayamadığını, tarafların savunmalarının doğruluğunun ortaya çıktığını beyan ederek HMK'nın 29. maddesinde ön görülen doğruyu söyleme yükümlülüğüne açıkça aykırı hareket ettiğini, gerçeği sakladığını, Aydın-Karacasu sahalarında yapılacak 3000 m derinliğinde bir derin kuyunun maliyeti en az 2.000.000,00 USD bedele sahip olup açılması kararlaştırılan üç kuyunun bedelinin ise en az 6.000.000,00 USD olduğunu, ancak arama ve üretim kuyusu bedelini karşılamayı taahhüt eden davacının, tarafların anlaştığı gibi üç değil bir kuyunun bedelini dahi karşılamadan müvekkilinin devam eden harcamalarını, yatırımlarını ve maliyetlerini karşılamak amacıyla ödediği kısmi bedeli isteme hakkı olmadığı halde geri isteyerek müvekkilini finansal olarak kilitlemeye ve Türkiye'nin en değerli jeotermal enerji şirketinin hisselerini ele geçirmek amacında olduğunu, müvekkil şirketin somut olayda davacı şirkete karşı borçlu olmadığını, alacaklı konumunda olduğunu, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sayılı dosyasında yapılacak bilirkişi incelemesi ve tamamlanacak yargılama sonucunda bu durumun gün yüzüne çıkacağını, davadaki haklılığı açık olduğundan istanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sayılı dosyasının huzurdaki davada bekletici mesele yapılmasını talep ettiğini, zira anılan davanın huzurdaki davadan daha önce açıldığını, müvekkil şirketin alacaklı olup olmadığı, davacının edimini yerine getirip getirmediği konularının anılan dava kapsamında çözüme kavuşturulacağını, davacının iddialarının aksine 02.03.2020 tarihli ihtarnameye cevap verilerek ödemezlik def'inin ileri sürüldüğünü, davacının gerçek dışı beyanda bulunarak delil saklama gayreti ile mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, davacının ... ile taahhüt ettiği edimleri yerine getirmediği gibi asıl kendisinin temerrüt halinde olduğunu, davacının TBK md. 97 hükmü ile açık olan ifada sıra kuralı gereği kendi edimini ifa etmediğini, ayrıca davacının sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadığını, müvekkilinin ödemezlik def'inin ileri sürme hakkının bulunduğunun da göz önünde olduğunu, davacı tarafından haksız rekabet kapsamında açılan haksız ve mesnetsiz dava ve soruşturmalardan bir tanesinin de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Bürosunun 2020/63014 Soruşturma numaralı dosyası olduğunu, müvekkili şirket yetkilisi ...'ın imza sahteciliği yaptığı iddiasının haksız olarak ileri sürüldüğünü, dolandırıcılık iddiası ile yürütülen soruşturmanın ise halen derdest olduğunu ve davacıların bu soruşturmadaki şikâyetinin temelinin imza sahteciliğine dayandığını, bu hususta ayrıca İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen 2020/317 Esas sayılı dosyada da imzaya itirazlarının söz konusu olduğunu, davacı ...'un ısrarla duruşmaya gelerek imza atmaktan kaçınmakta ve isticvap olmaktan haksız olarak çekinerek hazirun cetvelindeki imzanın kendisine ait olduğunu açıkça ikrar ettiğini, haksız ve hukuka aykırı davanın yetkisiz vekil tarafından ikame edildiğinden öncelikle dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, aksi kanaat halinde savunmaları davacının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğundan müvekkilinin, davacı şirketten alacaklı olduğu sabit bulunduğundan İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sayılı alacak dava dosyasının huzurdaki davada bekletici mesele yapılmasına, davacının haksız ve hukuka aykırı itirazın kaldırılması talebinin reddine, davacının İİK 68/son uyarınca takip talebinin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra tazminatına mahkum edilmesine, HMK m. 329/1 uyarınca hiçbir hakkı olmadığı halde dava açan davacının, müvekkili ile kararlaştırılan vekâlet ücretini ödemeye mahküm edilmesine, HMK m. 329/2 uyarınca hiçbir hakkı olmadığı halde dava açan davacının disiplin para cezasına mahkum edilmesine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ 17/02/2022 TARİHLİ VE 2021/668 ESAS 2022/119 KARAR SAYILI KARARI İLE: Dosyaya sunulan yazılı sözleşmede uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görüleceği ve yabancı hukukun uygulanacağının kararlaştırıldığı, iflas davalarında öncelikle alacaklı olduğunu iddia eden davacının alacaklı olduğunu kanıtlaması gerektiği, taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği alacak borç miktarının belirlenmesinin Liechtenstein hukukuna tabi olduğu, uyuşmazlığın bu çerçevede belirleneceği ve nitekim Vaduz mahkemelerinin yetkili kılındığı, bu itibarla davacının, alacaklı olduğunu ve miktarını somut olayda Liechtenstein mahkemesinde açacağı alacak davası ile net olarak belirledikten ve kesinleştirdikten sonra iflas yollarından birisiyle alacağının tahsili yoluna gitmesi gerektiği, davacının da öncelikle anılan yargı yerlerinde alacağının varlığını ispatlayacak bir karar alması ve bununla Türkiye’de borçlu aleyhine iflas yolu ile takip yapması ve iflas davası açması gerekirken taraflar arası hukuk ve yetkili yargı yeri seçimini ortadan kaldıracak ve özellikle alacağın başka bir yer hukukuna tabi kılınması sonucunu doğuracak şekilde doğrudan iflas takibi yapması ve bunu dayanak göstererek iflas davası açmasının doğru olmadığı gerekçelerine istinaden davanın reddine karar verilmiştir.<br>DAİREMİZİN 29/09/2022 TARİHLİ VE 2022/1066 ESAS 2022/1077 KARAR SAYILI KARARI İLE: MÖHUK'nun 47. maddesine göre, yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde tarafların, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabileceği, anlaşmanın, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olacağı, davanın, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görüleceği, somut uyuşmazlıkta dosya kapsamında yer alan yazılı sözleşmede uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görüleceği kararlaştırılmış ve bu husus taraflar arasında ihtilafsız ise de, davalının ne takibe yönelik itirazında ne cevap süresinin uzatılması talebine ilişkin 27/10/2021 tarihli dilekçesinde ne de cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunmadığı, bu durumda MÖHUK'nun 47. maddesine göre davanın yetkili Türk mahkemesinde görülmesi gerektiği ve işbu davanın davalı borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer gözetildiğinde açıldığı mahkemenin yetkili olduğu gerekçelerine istinaden Mahkemenin yetkili olduğu kabul edilmek suretiyle uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken alacağın varlığı ile ilgili yabancı mahkemeden alınacak bir karar olmaksızın iflas yolu ile takip yapılması ve akabinde iflas davası açılması mümkün olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ 13/11/2024 TARİHLİ VE 2023/63 ESAS 2024/773 KARAR SAYILI KARARI İLE: Davalının, takibe konu ödemenin 14/12/2017 tarihli \"Deal Memo\" başlıklı sözleşme gereği davacı tarafın sondaj maliyet bedeline ilişkin finansman sağlayacağını ancak bu bedeli geri talep edemeyeceğini savunduğu, davacının ise takibe konu alacağını 16/04/2018 tarihli ve 400.000,00 USD'lik kredi sözleşmesine dayandırdığı, her iki sözleşmenin içerikleri karşısında, davacının dayandığı sözleşmenin, verilen miktarın iade olunmasına yönelik bir nitelik gösterdiğinin açıkça görüldüğü, davacı tarafından davalıya ödenen 400.000,00 USD'nin, davalının dayandığı 14/12/2017 tarihli sözleşmeden sonra değil, 16/04/2018 tarihli sözleşme sonrası ödendiği, davalının dayandığı 14/12/2017 tarihli sözleşmede herhangi bir ödeme tutarı belirtilmediği halde davacının dayandığı 16/04/2018 tarihli sözleşmede açıkça davacının bu sözleşme çerçevesinde davalıya 400.000,00 USD'yi kredi olarak vereceği, bu sözleşmede davacının kredi veren, davalının ise kredi alan olarak konumlandırıldığı, sözleşmede ayrıca ödeme miktarının geri ödeneceği yönünde düzenleme mevcut olduğu gibi ödemenin hangi tarihte, ne şekilde tahsilinin yapılacağının dahi açıkça yazılı olduğu, bu nedenle söz konusu miktarın davalı tarafından savunulan sözleşme gereği ve bir anlamda karşılıksız olmak üzere davalıya ödendiği noktasında davalı lehine yorum yapmaya elverişli herhangi bir vakıanın mevcut olmadığı, ayrıca bu miktarın, davacı tarafından bedelsiz olarak ödendiği iddiasının kabulünün mümkün bulunmadığı, buna göre davacının alacaklı olmasının esas olduğu, davalı, uhdesinde bulunan ve dava konusu edilen miktar nedeniyle alacak talep edilemeyeceğini ileri sürmüş ise de mevcut belge içeriklerinin aleyhine olduğu, zaten ödenen bu miktarın, davacı tarafından talep edilemeyeceğine ilişkin  davacıyı bağlayan herhangi bir belge ve senet de bulunmadığı, aksine davacının ödeme yaptığı tartışmasız olan bu miktarları talep etmesine esas olabilecek belgelerin dahi mevcut olduğu, davalının incelenen ticari defterlerine göre dava konusu ödemeler dışında davacının başkaca ödemeler dahi yapmış olduğu, ancak 30/06/2019 tarihi itibariyle davalı şirketin 6.904.502,54 TL tutarında (1.999.727,60 USD karşılığı) davacı lehine bakiye verdiği, bu bakiyenin borçlar hesabına virman edilmekle halen ve kayden davalının bu tutarda borçlu gözüktüğü, davalının, dava ve takip konusu ödeme miktarları nedeniyle kendisini borçlu gösterdiği, buna göre açılış ve kapanış tasdikleri süresi içinde yapılan, birbirini teyit eden, kanuna uygun şekilde tutulduğu anlaşılan davalının ticari defter ve kayıtlarının aslında takip konusu edilen 16/04/2018 tarihli sözleşmeyi ve davacı tarafın iddialarını doğrulayan nitelikte olduğu, bu yönüyle davacı iddiasıyla ilgili hususların, davalı tarafın ticari defterleri dikkate alındığında davacı lehine ispatlandığı, bu aşamadan sonra davalının, takip konusu belgeye konu miktarı ödemekten kaçınmasına yol açabilecek savunmasının kabulünün mümkün olmadığı, davacının takip konusu miktar kadar alacak talep etmesine engel bir durumun bulunmadığı, davacı şirketin, davalı şirkete aynı zamanda ortak olduğu, hatta 14/12/2017 tarihinde de bir anlaşma dahi imzalandığı, davacının ise akabinde ve 16/04/2018 tarihli varlığı tartışmasız sözleşme gereği 400.000,00 USD tutarında davalıya borç verdiği, bu ödemenin Kurumlar Vergisi Kanunun 17. maddesi karşısında davacı tarafından davalıya yapılmış bir ödeme olduğu (İstanbul BAM 12. HD  2018/526 Esas 2019/777 Karar sayılı kararı), sözleşme gereği ödemenin yapılması gereken tarih ile takip tarihi arasındaki gün ve yine sözleşmedeki faiz oranı karşısında davacının talep edebileceği faiz tutarının bilirkişiler tarafından 21.102,47 USD olarak tespit edildiği, buna göre 400.000,00 USD asıl alacak ve 21.102,47 USD işlemiş faiz yönünden davalının itirazının kaldırılmasına karar verildiği, akabinde bilirkişi tarafından hesaplanan depo emrine esas olan miktarın usulüne uygun olarak ve ayrıntılı şekilde davalı vekiline ihtaren tefhim edildiğini, ancak davalının depo emrini ödemediği, tarafların dayandıkları vakıalar, özellikle davaya esas olan icra dosyasında dayanılan sözleşme içeriği, tarihi, bu kapsamda davacının alacaklı olup olmadığı bu dosyada çekişme konusu olduğundan İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sayılı dosyasına konu olan, farklı vakıa ve talebe ilişkin dosyanın bekletici mesele olabilmesinin mümkün görülmediği gerekçelerine istinaden davalı şirketin iflasına, iflasın 13/11/2024 günü saat 14:13 itibariyle açılmasına dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; taraflar arasındaki ticari ilişkiyi belirleyen temel sözleşme niteliğinde olduğundan 14.12.2017 tarihli \"...\" isimli sözleşmenin esas alınması gerektiğini, mahkemece dayanak yapılan 18/04/2018 tarihli sözleşmenin ise bu sözleşmeyi geçersiz hale getirmediği gibi aksine bu sözleşmeye bağlı bir sözleşme olduğunu, davanın esasına önemli derecede etki eden ve davacının davasının reddini temin edecek olan 14.12.2017 tarihli sözleşmenin yok sayılmasının hatalı ve dayanaksız olduğunu, davacının ödediği dava konusu bedelleri geri isteme hakkından feragatini içeren 14.12.2017 tarihli sözleşmenin taraflar arasında asıl ve temel sözleşme olduğu konusunda davacının ikrarının bulunduğunu, asıl alacaklı olanın müvekkili şirket olduğunu ve asıl mütemerrit olanın ise davacı şirket olduğunu, ifada sıra kuralı gereği ifa sırası karşı tarafta olduğundan ödemezlik defi itirazlarının olduğunu, bu hususa ilişkin ise davanın ise İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sayılı dosyası ile görüldüğünü, bu dosyanın bekletici mesele yapılmasına karar verilmişken bu karar kaldırılmadan ve müvekkili alacaklı olduğu halde müvekkilinin iflasına karar verildiğini, yerel Mahkeme yapılan ödemelerin 14.12.2017 tarihli sözleşmeye dayandırılabilmesi için sözleşmeler arasında bir atfın var olması gerektiği kanaatinde ise 14.12.2017 ve 16.04.2018 tarihli sözleşme arasında yer alması gereken atıfların halihazırda zaten mevcut olduğunu, zira 16.04.2018 tarihli sözleşme lafzında \"işletme sermayesi\" ifadesinin geçmesinin sebebinin 14.12.2017 tarihli sözleşmenin 3. ve 6. maddesine atıfta bulunulması amacına yönelik olduğunu, söz konusu 3. madde ile davacı şirketin üretim kuyusu sondajı ve işletme maliyetleri için müvekkili şirkete finansman sağlayacağı ve sağlanan her bir finansman için ayrı bir sözleşme akdedileceği, sözleşmenin 6.1. maddesi ile ise, davacı şirketin sağlayacağı ilk tetkik sondajına ilişkin finansmanın geri istenmesinden feragat ettiği konusunda anlaşıldığını, 3. maddede bahsi geçen finansmanlara ilişkin akdedilen sözleşmelerden birisi olan 16.04.2018 tarihli sözleşme ile ise, ödenen bedelin keşif sondajları yapmak amacıyla işletme sermayesi olarak kullanacağının hüküm altına alındığını, sonraki 16.04.2018 tarihli sözleşmenin 14.12.2017 tarihli önceki sözleşmenin tüm hükümlerinin yerine geçtiği veya sözleşme hükümlerini değiştirdiği/geçersiz kıldığı şeklinde bir düzenlemenin mevcut olmadığını, davacı tarafından yapılan ödemeye ilişkin sunulan tercüme edilmiş dekont ve ödeme talimatlarının açıklama kısmında \"sondaj maliyeti\" açıklamasının yer aldığını, bu ifadenin ise 14.12.2017 tarihli sözleşmenin 3. ve 6.1 maddesinde belirtilen ve geri ödenmesi talebinden feragat edilen işletme maliyetleri ve sondaj bedeline ilişkin olduğunu, bunun dışında kredi bedeline ilişkin olduğuna yönelik bir açıklamanın yer almadığını, bu bakımdan itirazın iptali davaları dayandıkları icra dosyalarına doğrudan ve sıkı sıkıya bağlı olduğundan davanın reddi gerektiğini, davacı tarafından yapılan ödemenin 14.12.2017 tarihli sözleşme kapsamında ifa edilen bir ödeme olduğunu, müvekkilinin haklılığın ispat eden bu hususların Mahkemece yok sayılarak incelenmediğini, davacı tarafından 14.12.2017 tarihli sözleşmeye istinaden müvekkili şirkete sağlanan finansman ödemelerinin sadece davaya konu 16.04.2018 tarihli sözleşme ile sınırlı olmadığını, bu anlamda yapılan ilk sözleşmenin açıklama kısmında \"kredi sözleşmesi\" yazdığını, sonraki sözleşmenin açıklama kısmında ise \"işletme sermayesi\" yazdığını, dava konusu sözleşme ve sonraki tarihli iki sözleşmenin açıklama kısmında da \"sondaj maliyeti\" açıklamasının yer aldığını, dava konusu ödemenin açıklama kısmında spesifik olarak sondaj maliyeti yazılmasının bu ödemelerin 14.12.2017 tarihli sözleşme uyarınca ödendiğini gösterdiğini, ayrıca bu 5 sözleşmenin de 14.12.2017 tarihli sözleşmeye istinaden imzalandığının davacının ikrarları ile sabit olduğunu, dava konusu ödemeye ilişkin dekont ve davacı tarafından bankaya verilen talimatın açıklama kısmında açıkça \"kuyu bedeli\" yazdığını, kredi bedelinin yazmadığını, Mahkemenin ise, doğrudan bu bedellerin kredi olduğundan bahisle geri verilmesi gerektiği mantığıyla ezbere ve maddi vakıadaki delilleri yok sayarak haksız bir sonuca ulaştığını, müvekkili şirkete keşif sondajları ve işletme sermayesi için finansman sağlamak üzere 14.12.2017 tarihli sözleşmenin imzalandığının davacının da kabulünde olduğunu, dava konusu kredilerin de sondaj maliyeti olarak 14.12.2017 tarihli sözleşmeye dayanarak kuyu bedeli için ödendiğinin dekont ve talimat açıklamalarında yazan \"sondaj maliyeti\" ifadesi ile ispat edildiğini, davacı şirket edimlerini gerektiği gibi ifa etmediği için 14.12.2017 tarihli sözleşmede kararlaştırılan şekilde bir arama kuyusu açılamadığını,  14.12.2017 tarihli sözleşmenin 6.1. maddesinde belirtildiği üzere arama kuyusu (başarılı kuyu) maliyetinin davacı şirket tarafından karşılanacağı açık olması nedeniyle öncelikle davacı şirketin kendi edimini eksiksiz olarak yerine getirmesi gerektiğini, bu nedenle ifada sıra kuralı gereği davacının önce kendi edimini ifa etmesi gerektiğini, ayrıca sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre davacının daha sonra ifa etme hakkı olmadığını, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sayılı dosyasında, davacı tarafından ödenen bedelin davacının ödemeyi taahhüt ettiği işletme sermayesi ve kuyu bedelinin olduğu ve bu bedelin eksik ödendiği, işbu eksik ödeme sebebiyle müvekkili şirkete borçlu olduğu talep ve dava konusu edilmesine rağmen bu dosyanın sonucu beklenmeden verilen iflas kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemenin ara kararı ile belirlenmiş bilirkişi incelemesinin kapsamına taraflarınca gerekçesi ve nedenleri açıklanmasına rağmen 14.12.2017 tarihli sözleşmenin dahil edilmediğini, ek raporda ise sadece faiz hesabı yapılarak müvekkilinin savunma hakkının ihlal edildiğini, Mahkemece yalnızca müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının incelenmesi yönünde karar verildiğini, ancak karşılıklı ihtilaf konusu olan bir durum yalnızca müvekkili şirket kayıtlarına bakılarak, toplanılması gereken tüm deliller toplanıp çözüme kavuşturulmadan karar verilmesinin adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, müvekkili şirketin defter ve kayıtlarında davacı şirkete borçlu olarak gözüküyor olmasının sebebinin, dosyada mübrez dilekçelerinde açıkladıkları üzere Türk muhasebe sistemindeki tüzel kişilerin defterlerinde geri alınamaz borç kaydı şeklinde bir işlem kaydının olmamasından kaynaklandığını, davacı şirkete ait defter ve kayıtlar da incelenmiş olsaydı bu durumun tam tersinin açıklığa kavuşmuş olacağını, yani ödenen bedelin sondaj maliyeti olduğunun ve bunun 14.12.2017 tarihli sözleşmenin 6.1 hükmüne göre geri talep edilemeyeceğinin ispat edilmiş olacağını, muhasebe sistemindeki zorunluluk sebebiyle \"ortaklara borç\" olarak kayıt altına alınan muhasebesel bir işlemin davacının imzası olan sözleşme hükmünden üstün tutulmasının kabul edilemez nitelikte olduğunu, Mahkemece basiretli davranma yükümlülüğünün yalnızca müvekkili şirkete yüklenmiş olup sanki davacı şirket de tacir değilmişçesine yapılan söz konusu ödemelerin davacı şirket defter ve kayıtlarında hangi ad ve nam altında kayıt altına alındığının incelemeye dahi tabi tutulmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere Mahkemece yapılan yoruma göre müvekkilinin kendi aleyhine delil olan ticari defter ve kayıtlarının aksinin kesin delille ispat edilmesi gerektiği gözetildiğinde davacının ikrar beyanlarıyla bu durumun aksinin zaten kesin delille ispat edilmiş bulunduğunu, ödemeye ilişkin talimat ve dekontlardaki açıklamalar da davacının elinden çıktığı için kesin delil olduğunu, yine kabul anlamına gelmemek kaydıyla madem ki yalnızca müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının hükme esas alındı ise o zaman bu defter ve kayıtlarda gösterilen tutar esas alınarak buna göre hüküm tesis edilmesi gerektiğini, yani ödenen bedellerin geri ödenmesi gereken bir bedel olduğu kanaatine varıldıysa depo emrine esas olacak tutar ve faiz hesabının da işbu defter kayıtlarında yer alan TL cinsinden (6.904.552,54-TL) belirtilmiş tutarlar üzerinden hesaplanması gerektiğini, ancak bu hususta Mahkemece maddi hata yapıldığını, zira defterlerde gözüken ortaklara borç bedeli raporda 6.904.552,54 TL bakiye verdiği açıklanmasına karşın müvekkili şirketin 6.904.502,54 TL tutarında (1.999.727,60 USD karşılığı) lehine bakiye verdiğini açıkladığını, defterlerde ise ortaklara borcun kesinlikle USD değil TL cinsinden yazıldığını, gerek rapordaki gerekse gerekçeli karardaki maddi hata ile yazılan 1.9 milyon USD borcun müvekkili şirket de olmadığını, zaten davacının toplam borç iddiasının bile 1.9 milyon USD olmadığını, buna karşın borcun USD üzerinden de hesabı açıkça hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu, kök ve ek bilirkişi raporlarına itiraz etmelerine rağmen itirazlarının incelenmesine yönelik ara karar oluşturulmadığını, ödenen bedeline müvekkilinin defterlerinde borç olarak kaydedilmesinin ikrar anlamına gelmediğini, burada defter kaydına değil doğrudan tarafların anayasası niteliğinde olan ve kesin delil olan temel ve öncelikle uygulanması gereken sözleşmeye bakılması gerektiğini, sözleşmenin 6.1 maddesinde ise ödenen bedelin geri alınma hakkından feragat şartının müvekkili aleyhine olarak yok sayıldığını, oysa feragatin kesin delil olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava,  İİK'nun 154. maddesinde düzenlenen iflas yolu ile takibe karşı yapılan itirazın kaldırılması ile borçlunun iflasına karar verilmesi istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, 16/04/2018 düzenleme tarihli kredi sözleşmesi uyarınca 08/12/2020 tarihinde 400.000,00 USD asıl alacak ve 21.172,60 USD faiz (17/04/2018-08/12/2020 tarihleri arası için sözleşme kaynaklı yıllık %2) olmak üzere toplam 421.172,60 USD'nin tahsili için davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine iflas yolu ile adi takibe girişildiği, davalı borçlunun yasal süresi içerisinde itiraz etmesi üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, bunun üzerine ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal bir yıllık  süre içerisinde davalı borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece uyuşmazlık ile ilgili bilirkişi heyetinden rapor alınmış olup 400.000,00 USD asıl alacak ve 21.102,47 USD işlemiş faiz yönünden davalının itirazının kaldırılması akabinde depo emrine esas tutarın ödenmediğinden bahisle davalının iflasına karar verilmiştir.Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 17/01/2024 tarihli raporda; davalının incelemeye sunulan 2017-2018-2019-2020-2021 yıllarına ait ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde yaptırılmış olduğu, defterlerin birbirini teyit eder şekilde ve kanunlara uygun şekilde tutulduğu ve davalı lehine delil niteliği bulunduğu, takibe konu edilen 400.000,00 USD'nin davacıdan 2 ayrı şekilde tahsil edildiği, ilk ödemenin 20.04.2018 tarihinde 1.474.511,47 TL olarak, 2. ödemenin ise 10.05.2018 tarihinde 161.446,52 TL olarak ticari defterlere kaydedildiği, takip konusu ödemenin davalı tarafından öncelikle \"336 Diğer Çeşitli Borçlar\" altında 03 kodunda takip edildiği, bu ödemeler dışında davacı tarafından başkaca ödemelerin de yapıldığı, bu hesabın 30.06.2019 tarihi itibariyle 6.904.552,54 TL bakiye verdiği, bu bakiyenin \"331 ortaklara borçlar\" hesabına virman edildiği ve halen davalının, davacıya bu tutarda borçlu gözüktüğü, incelenen pay defterine göre ise, davacının, davalı şirketin 28.08.2017 tarihinde 160.000 adet karşılığı 160.000 TL tutarındaki hissesini satın aldığının görüldüğü bildirilmiştir.Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 01/05/2024 tarihli ek raporda; 16/04/2018 tarihli sözleşmede akdi faizin yıllık %2 olarak yer aldığı, 400.000,00 USD kredinin 16.04.2018-16.04.2020 tarihleri arasında iki yıl dönem için verildiği, kredi tutarı ve faizinin 2 yıl içerisinde geri ödemesinin kararlaştırıldığı, buna göre davalıya ödemenin yapıldığı tarihten kredinin geri ödenmesi gereken 16/04/2020 tarihinde kadar hesaplanan akdi faizin 15.929,86 USD olduğu, 16/04/2020 tarihinden takip tarihi olan 08/12/2020 tarihine kadar hesaplanan temerrüt faizinin 5.172,60 USD olduğu, asıl alacak 400.000,00 USD'nin takip tarihi itibariyle TL karşılığının 3.133.800,00 TL ve hesaplanan akdi ve temerrüt faizi toplamı 21.102,47 USD'nin TL karşılığının ise 165.327,27 TL olmak üzere toplam 3.299.127,27 TL olarak hesaplandığı bildirilmiştir.Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 25/09/2024 tarihli ek raporda; 26.09.2024 duruşma tarihi itibariyle depo emrine esas tutarın, takip toplamı 421.102,47 USD ve takip tarihinden sonra 26.09.2024 duruşma tarihine kadar asıl alacak üzerinden hesaplanan faiz 30.421,92 USD olmak üzere 26.09.2024 duruşma tarihi itibariyle ödenmesi gereken borç toplamının 451.524,39 USD olarak hesaplandığı, masraflar olarak hesaplanan vekalet ücretinin 448.025,47 TL ve tahsil harcı dahil icra masraflarının 655.397,07 TL olmak üzere toplam 1.103.422,54 TL olduğu, bu durumda toplam 451.524,39 USD'nin duruşmadan bir önceki gün ve saat 15:30'den itibaren mevcut TCMB Efektif Satış Kuru karşılığının 15.443.037,11 TL olarak hesapladığı, bu tutara dosya masrafları olarak belirlenen 1.103.422,54 TL eklenmek suretiyle depo hesabına esas tutarın 16.546.459,65 TL olarak belirlendiği, duruşma tarihi olan 26.09.2024 tarihinden sonra ilave edilecek 1 günlük faizin 21,92 USD olduğu bildirilmiştir.<br>İcra takibine konu 16/04/2018 düzenleme tarihli kredi sözleşmesine göre, keşif sondajlarını yapmak ve bu sondajlar için izin almak amacıyla işletme sermayesi olarak kullanılmak üzere 16/04/20018-16/04/2020 tarihleri arasındaki dönem için davacı tarafından davalıya 400.000,00 USD'nin verileceği, kredinin tamamı veya bir kısmının herhangi bir zamanda geri ödenebileceği, kredi tutarı ve faizinin iki yıl içinde geri ödenmesi gerektiği, kredi tutarına yıllık %2 faiz işletileceği, bu faizin sadece kredinin ödenmemiş kısmına uygulanacağı, birikmiş faizin 16/04/2020 tarihinde ödeneceği hususları kararlaştırılmış olup kredi konusu 400.000,00 USD'nin davalıya ödendiği sabit olup bu hususta bir ihtilaf bulunmamaktadır.İcra takibine konu 16/04/2018 tarihli sözleşmeden önce taraflar arasında 14 Aralık 2017 tarihli \"Anlaşma Bildirisi\" (...) başlıklı belge imzalanmıştır. Bu belgede, yatırımcı grubun (davacı), işletmeci gruba (davalı) ait olan ve Türkiye'de bulunan jeotermal projesine yatırım yapmak istediği ve işletmeci grubun, jeotermal projede yatırımcı grubu yatırımcı ve ortak olarak kabul etmek istediği belirtilmiştir. Söz konusu anlaşma uyarınca davalının özsermayesinin %8'ine denk gelen hisselerinin belirlenen bedel karşılığında (800.000,00 USD) davacı tarafından satın alınacağı kararlaştırılmış olup incelenen pay defterine göre hisse devrinin yapılarak davacının, davalı şirkette ortak olduğu anlaşılmıştır. Anlaşmada tarafların mutabık kaldığı hususlar belirtilmiş olup 3. maddede, davacının, davalıya sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kredi sağlayacağı, davalı tarafından davacıdan alınan tüm fonların kredi finansmanı olarak ele alınacağı ve kredi koşularının, ortaklar arasında yapılacak ayrı kredi anlaşmalarına tabi olacağı; 6. ve 6.1 maddede ise, 3. madde uyarınca davacı tarafından finanse edilen ilk keşif sondajının davacının münhasır değerlendirmesine göre başarılı olmaması durumunda davacının ilk keşif sondajı için kredi avansının geri ödenmesi talebinden feragat etmeyi kabul ettiği, ilk keşif sondajına ilişkin kredi finansmanının, ilk keşif sondajının başarılı olmaması durumunda geri ödenmeyeceği kararlaştırılmıştır. Ayrıca anlaşmanın Lihtenştayn yasaları tahtında yapıldığı ve yetkili mahkemenin Vaduz Mahkemesi olarak belirtildiği görülmüştür. Davacı vekili, davalıya sağlanan finansmanın anlaşmalara ve amaca aykırı olarak davalının kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullandığını ve ödenen kredi bedelinin vadesinde ödenmediğini iddia ederek davanın kabulünü talep etmiş olup buna karşılık davalı vekili ise, anlaşılan 3 adet üretim kuyusundan bir tanesinin bile maliyetinin davacı tarafından karşılanmadığını, bu nedenle ifada sıra kuralı gereği davacının anlaşma ile taahhüt ettiği edimleri yerine getirmediğinden kısmi olarak ödenen dava konusu bedelin istenemeyeceğini, müvekkilinin borçlu değil alacaklı olduğunu, bu hususun İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sırasında kayıtlı dava ile ortaya çıkacağını, bu nedenle bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Somut olayda, dava ve takip konusu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca davacı tarafından davalıya sağlanan kredinin geri ödenmesi gereken tarih 16/04/2020 tarihi olarak kararlaştırılmıştır. Bu tarih gelmeden önce davacı taraf Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye sayılı 02/03/2020 tarihli ihtarnamesi ile, dava konusu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesi de dahil olmak üzere davalıya sağlanan krediye ilişkin 5 ayrı kredi sözleşmesini feshettiğini bildirmiştir. Fesih gerekçesinde davalı tarafından kredi sözleşmeleri uyarınca üstlenilen edimlerin yerine getirilmediği ve kredi sözleşmelerine konu ödemelerin davalının kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullandığı ileri sürülmüştür. Taraflar arasındaki anlaşma uyarınca davalı, davacı tarafından sağlanan finansmanı sondaj faaliyeti için kullanacak olup fesih tarihi itibariyle davalı bu yöndeki edimini yerine getirmediği gibi kredi sözleşmesi uyarınca verilen bedelin geri ödeneceği tarihe göre (fesih, geri ödeme tarihinden yaklaşık 1,5 ay önce vukubulmuştur)  yani halin icabına göre de bu edimini yerine getireceğinden söz edilemez. Buna göre davalının hem üzerine düşen edimini yerine getirme imkanının kalmaması hem de dava ve takip konusu sözleşme uyarınca kredinin geri ödeme vadesinin de geçmiş olmasına göre davacı sözleşmeye konu tutarı talep etmekte haklıdır. Ayrıca İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sırasında kayıtlı davanın bekletici mesele yapılmasının da sonuca bir etkisi olmayacaktır. Alınan bilirkişi raporunda depo emrine esas tutarın belirlenmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmayıp bu miktar esas alınarak tebliğ edilen depo kararına rağmen ödeme yapılmaması sebebiyle Mahkemece davalının iflasına yönelik tesis edilen karar isabetli olduğundan davalının istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/63 Esas 2024/773 Karar sayılı ve 13/11/2024 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf harçları peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 2004 sayılı İİK'nun 164. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere Üye Hakim ...'in muhalefetiyle oyçokluğu ile karar verildi.19/06/2025<br>MUHALAFET ŞERHİ Somut olayda, dava ve takip konusu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesi, taraflar arasındaki 14/12/2017 tarihli anlaşma bildirisinin 3. maddesine istinaden davalının lisanslı sahalarındaki keşif sondajı ve jeotermal sahasının geliştirilmesi amacıyla sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kullanılmak üzere davacı tarafından davalıya sağlanan 400.000,00 USD kredi sebebiyle düzenlenmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, sağlanan kredi finansmanının vadesinde ödenmediğini ileri sürdüğü gibi aynı zamanda davalı tarafından anlaşmalara aykırı olarak sondaj faaliyetlerinde değil kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullanıldığını iddia etmiş olup Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye sayılı 02/03/2020 tarihli ihtarnamesinde ise, dava konusu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesi de dahil olmak üzere davalıya sağlanan krediye ilişkin 5 ayrı kredi sözleşmesini davalı tarafından kredi sözleşmeleri uyarınca üstlenilen edimlerin yerine getirilmediği ve kredi sözleşmelerine konu ödemelerin davalının kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullandığı gerekçeleri ile feshetmiştir. Ancak davacı taraflar arasında akdedilen ve kredi sözleşmelerine temel teşkil eden 14/12/2017 tarihli anlaşmayı feshetmemiştir. Mahkemece, ileri sürülen fesih sebebi yönünden bir değerlendirme yapılmadan, feshedilmesine rağmen 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesine 14/12/2017 tarihli anlaşmadan sonra yapılması sebebiyle üstünlük tanınarak bu kapsamda davacının alacaklı olduğu kabul edilmiş ise de, varılan bu sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun değildir. Zira taraf beyanları ve dosya kapsamına göre 14/12/2017 tarihli anlaşma bildirisi dava ve takip konusu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesine temel teşkil ettiğinden aralarındaki sıkı bağlantı ve ilişki sebebiyle anlaşma bildirisi ve kredi sözleşmesi birbirinden ayrı düşünülemez. Bu nedenle kredi sözleşmesinin sonraki tarihli olması ona üstünlük tanınacağı anlamına gelmez. Ayrıca kredi sözleşmesine konu tutarın davacı tarafından davalıya verildiğine ilişkin bir ihtilaf bulunmayıp bu tutarın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması da davacının alacaklı olduğunu göstermez. Zira bahsedildiği üzere taraflar arasındaki anlaşma hükümleri gözetilerek bir sonuca varılması icap eder.Dava ve takip konusu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca davacı tarafından davalıya sağlanan kredinin geri ödenmesi gereken tarih 16/04/2020 tarihi olarak kararlaştırılmış olup bu tarih gelmeden önce davacı taraf 02/03/2020 tarihli ihtarname ile kredi sözleşmesini feshettiğine göre davacının kredi finansmanın vadesinde ödenmediğine yönelik iddialarına itibar edilemeyeceği gibi Mahkemenin de bu iddiaya üstünlük tanıdığı gerekçesinin yerinde olduğu da söylenemez. Davacının fesih sebebi olarak dayandığı ve dava dilekçesinde ileri sürdüğü diğer iddiasını yani davalının anlaşmalar uyarınca üstlendiği edimini yerine getirmediği ve sağlanan kredi finansmanını davalının kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullandığı iddiaları bakımından ise Mahkemenin kabul gerekçesinde bir değerlendirme bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki 14/12/2017 tarihli anlaşmanın 3. maddesi uyarınca, sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kullanılmak üzere davacı tarafından davalıya sağlanacak finansman \"kredi\" olarak nitelendirilmiş olup dava ve takip konusu 16/04/2018 tarihli sözleşme de bu doğrultuda \"kredi sözleşmesi\" olarak adlandırılmış ve sözleşmenin içeriğinden de anlaşılacağı üzere bahse konu kredi tutarı keşif sondajları yapmak ve bu sondajlar için izin almak amacıyla işletme sermayesi olarak kullanılmak üzere davalıya verilmiştir. Anlaşma bildirisinin 3. maddesinde, davacının, davalıya sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kredi sağlayacağı, davalı tarafından davacıdan alınan tüm fonların kredi finansmanı olarak ele alınacağı ve kredi koşularının, ortaklar arasında yapılacak ayrı kredi anlaşmalarına tabi olacağı; 6. ve 6.1 maddede ise, 3. madde uyarınca davacı tarafından finanse edilen ilk keşif sondajının davacının münhasır değerlendirmesine göre başarılı olmaması durumunda davacının ilk keşif sondajı için kredi avansının geri ödenmesi talebinden feragat etmeyi kabul ettiği, ilk keşif sondajına ilişkin kredi finansmanının, ilk keşif sondajının başarılı olmaması durumunda geri ödenmeyeceği kararlaştırılmıştır.Taraf beyanları ile birlikte tüm dosya kapsamı ve mevcut delil durumu dikkate alındığında, daha öncesinde bir sondaj faaliyetinin yapılmadığı sabit olup davacı tarafından sağlanan kredinin ilk keşif sondajına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesine konu tutarın geri ödenmesinde vade ve faiz oranlarına ilişkin koşullar kararlaştırılmış ise de, sözleşmeye temel teşkil eden anlaşma bildirisinin 6. ve 6.1 maddesi dikkate alındığında davacı tarafından ilk keşif sondajı için sağlanan kredi finansmanının, sondajın başarılı olmaması halinde geri ödenmeyeceği de kararlaştırılmıştır. Somut olayda, davalı tarafından başarılı/başarısız değerlendirmesi yapılabilecek bir keşif sondajı faaliyeti ortaya konulamamış ise de, taraflar arasındaki 14/12/2017 tarihli anlaşma ve 16/04/2018 tarihli sözleşmede bu faaliyetin ne kadarlık bir sürede yerine getirileceğine yönelik bir hüküm bulunmadığı gibi davacı bu yönde herhangi bir ihtarda bulunmadan fesih ihtarnamesi ile bu durumu feshe de gerekçe yaparak sözleşmeyi feshetmiştir. Ayrıca 14/12/2014 tarihli temel anlaşma uyarınca davacı sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak davalıya kredi sağlayacak ise de, bu anlamda bir kredi miktarı belirtilmemiş olup davalı da zaten sağlanan kredi finansmanının sondaj maliyetlerini karşılamadığından bahisle davacının edimini yerine getirmediğini ileri sürerek bu hususta bekletici mesele yapılmasını talep ettiği İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/445 Esas sırasında kayıtlı davayı açmıştır. Öte yandan davacı, dava ve takip konusu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesini feshetmiş ise de, 14/12/2017 tarihli temel nitelikteki anlaşma feshedilmediğinden bu anlaşmanın 3. maddesi uyarınca, davacının sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kullanılmak üzere kredi sağlayacağına ilişkin yükümlülüğü de devam etmektedir. Kaldı ki bekletici mesele yapılması talep edilen dava da, davacının bu yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak amacıyla açılmıştır. Sonuç olarak bu aşamada ve bu şartlar altında davacının henüz alacaklı olduğundan söz edilemez. O halde yapılan bu açıklamalar ve özellikle taraflar arasındaki anlaşma hükümleri nazara alındığında davanın reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece davalının iflasına yönelik tesis edilen karar isabetli olmadığından bu yönüyle karara muhalif kaldığımı bildiririm.19/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"15da2836dc4e10de","SID":"4e53984cc0d69db4"}}