{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2210 <br>KARAR NO:2025/1040<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:09.06.2021<br>NUMARASI:2019/535 Esas - 2021/424 Karar <br>DAVA:İtirazın İptali (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalılardan ... ve ... vekillerince, istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile dava dışı şirket ... A.Ş arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine davalılar ..., ..., ... ve dava dışı müteveffa ...'ın müteselsil kefil olarak imza attığını, bir kısım borçların ödenmemesi üzerine hesap kat ihtarı yapılarak Gebze ... Noterliğinin 05/07/2019 tarih ve ... yevmiye ile tebliğ edildiğini, kefil ...'ın mirasçısı sıfatıyla davalılar ... ve ...'ye de Gebze ... Noterliğinin 09/07/2019 tarih ve ... yevmiye ihtar çekildiğini, buna rağmen ödenmemesi üzerine İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/1099 D. İş sayılı ihtiyati haciz kararı alındığını, ...  sayılı dosyasında takibe geçildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu, arabuluculukta da anlaşma sağlanamadığını, itirazın haksız olduğunu beyanla, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili, savunmasında özetle; Takip konusu alacağın dayanağı olan kredilerin tamamının ...’ın vefatının ardından kullandırıldığını, ...'ın 13 Mayıs 2016’da vefat etmiş olup, vefatı ile birlikte kefalet sözleşmesi sona erdiğini, ... ve ....’ın mirasçı sıfatı ile bir sorumluluğunun doğabilmesi için kefil olunan borcun 13 Mayıs 2016 öncesinde doğması gerektiğini, vefat eden kefilin mirasçılarının sorumluluğunun hukukça kabulünün mümkün olmadığını, davacının, Muris ...’ın vefatından haberdar olduğunu, vefatın ardından vefat eden Yönetim Kurulu üyesinin yerine geçen yönetim kurulu üyesi olan ....’ın kefil olduğu 04.01.2017 tarihli yeni tarihli bir genel kredi sözleşmesi imzalandığını, kullanılan nakdi ve gayrinakdi kredilerin de bu sözleşmenin imzalandığı tarihten sonra doğduğunu, ...’ın ve ....’ın mirasçı olarak sorumluluğu olmadığını, Yargıtay Kararları doğrultusunda da ...’ın ölüm tarihine kadar çekilen kredilerde mirasçılarının sorumluluğu doğuyor iken ölümünden sonra tahsis edilen kredilerde mirasçılarının sorumluluğuna gidilemeyeceğini,  ... hakkında açılan davanın, borç konusu kredilerin murisin vefatından sonra doğmuş olması sebebi ile tümden reddini, ....’ın kefil sıfatı ile varsa borçlu olduğu miktarın tespiti ile fazlasının reddine dair karar verilmesi gerektiğini beyanla, davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... Danyal vekili, savunmasında özetle;  ...'ın,.. A.Ş.' nin 3 ortağından biri olduğunu, genel kredi sözleşmesi ile şirkete ticari kredi kullandırıldığını, genel kredi sözleşmesi incelendiğinde TBK m. 581, 582 ve 583 maddelerinin aradığı şartlarda bir kefalet ilişkisi kurulamadığını, TBK m.583' de: \" Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.\" amir hükmü olduğunu, genel kredi sözleşmesinde TBK m. 583'ün amir hüküm olarak aradığı şekil şartlarından hiçbirinin bulunmadığını, müvekkilinin sorumlu olduğu azami borç miktarı, kefalet tarihi ve müteselsil kefil sıfatı ile sorumlu olduğunu belirten kendi el yazısı ile verilmiş bir taahhüdü bulunmadığını, kefaletin yok hükmünde olup, bundan dolayı davanın reddini talep ettiğini,  aksi düşünülecek olsa bile, kredi sözleşmesinin asıl borçlusu olan şirketin borcu ifa edip etmediği kesinleşmeden kefil aleyhine dava açılmasının hukuki dayanağı olmadığını, TTK m. 7/son cümlesinde yer alan\" Ancak kefil ve kefillere taahhüt ve ödemelerin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez\" amir hükmünden hareketle davalı kefil aleyhine geriye dönük işlemiş ve işleyecek temerrüt faizleri ve faiz oranlarının talep edilemeyeceğini, itirazın iptali davasındaki taleplerin tümünün zamanaşımına uğradığından reddini istediğini,  kefilin asıl borçlu şirket adına teminat bedellerini depo etme zorunluluğu bulunmadığını, alacağının likit olmaması ve yargılamaya muhtaç olması dikkate alınmaksızın müvekkili aleyhinde icra takibi başlatılmış olmasının kötü niyetli olduğunu beyanla davanın reddine ve davacının tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili, savunmasında; müvekkilim tarafından davacı bankanın kat ihtarnamesine cevaben T.C. Beyoğlu ... Noterliği'nin 16.07.2019 tarih ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi keşide edilerek talebini red ettiğini, icra müdürlüğünün yetkisiz olduğunu ve İstanbul Anadolu İcra müdürlüğünün yetkili olduğuna dair de itiraz ettiğini, yetki itirazına karşı bir dava açılmadığını,  İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkisiz olduğunu ve yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacının asıl borçlu şirketten kalan nakit riskinin 12.462.559,53 TL, gayrinakit riskinin 446.415,90-TL  olduğunu beyan ettiğini, ihtarname, takip talebi ve dava dilekçesindeki talepler arasında yaklaşık 4.000.000,00-TL fark bulunduğunu, bununda itirazın haklılığını ortaya koyduğunu, asıl borçlu tarafından davacıya verilmiş kıymetli evraklar ve ipotek bulunduğunu, bunların borcu karşıladığını, ilamsız takip yapılamayacağını, davacı tarafın hesapladığı ana para miktarı müphem olduğu gibi işlemiş faiz, uygulanan cari ve temerrüt faiz oranlarının da haksız ve hukuki dayanaktan yoksun, Türk Borçlar Kanunu`nun emredici hükümlerine aykırı olduğunu, hesap kat ihtarnamesine karşı mutabık olmadığını  kabul etmediğini noter marifetiyle  bildiren müvekkili hakkında temerrüd faizi uygulanmasının da yasaya aykırı olduğunu, alacağın likid olmadığı, yargılamayı gerektirdiği, mer'i teminat mektubu bedellerine, çek yapraklarına ilişkin teminat bedelinin depo edilmesi talebinde bulunmasında hukuki dayanak olmadığını, müvekkilinin çek yapraklarına ilişkin depo etme sorumluluğu olmadığından bu talebi de kabul etmediğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"... Alınan bilirkişi raporu, dosya kapsamı ve icra dosyasından anlaşıldığı üzere davacı tarafın rapor ile tespit edilen alacaklarının olduğu, davalıların borca ilişkin kefaletinin bulunduğu ve geçerli olduğu, davalı ...'nin sadece müteveffa ... mirasçısı olarak sorumlu olduğu, ... ise hem kendi kefilliği nedeniyle hem de murisi ...'a mirasçı olarak sorumlu olduğu, hem de  bilirkişi tarafından tespit edilen miktarlar üzerinden davacının talebinin haklı olduğu, davalı tarafın itirazının yersiz olduğu, davanın belirtilen bu miktarlar yönünden kabulüne, davalı ... yönünden geri kalan kısma ilişkin istemin ise reddine, alacak likit ve itiraz haksız olduğundan davalıların icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar vermek gerektiği...\" gerekçesiyle, davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davalılar ..., ... ve ...'ın ... sayılı takip dosyasına yönelik itirazlarının nakdi alacaklar yönünden daha önce yapmış olan 2.588.414,46TL ödeme hariç olmak üzere 12.462.559,53TL yönünden iptaline, bu miktar üzerinden takibin devamına ve yıllık %46,80 faiz uygulanmasına; gayrinakdi alacaklar yönünden talebin kısmen kabulü ile 396.549,93TL teminat bedellerinin davacı banka nezdinde açılacak vadesiz bir hesapta depo edilmek üzere bu davalılardan müteselsilen tahsiline veya teminat konusu belgelerin iadesine, nakde dönüşmesi halinde dönüştüğü tarihten itibaren yıllık %46,80 oranında faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, geri kalan 49.865,97TL gayrinakdi alacağa ilişkin talebin reddine; davalı ... yönünden itirazın 1.461.193,00TL yönünden İPTALİ ile takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacak olan 1.450.000,00TL'ye yıllık %46,80 oranında takipten itibaren faiz uygulanmasına, geri kalan 4.257,82TL yönünden davanın reddine; alacak likit ve itiraz haksız olduğundan takdiren %20 üzerinden hesaplanan 2.571.821,89TL icra inkar tazminatının tamamının davalılar ..., ... ve ...'dan, bu miktarın 292.298,68TL'sinin davalı ...'den müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar  verilmiştir.Bu karara karşı,  davalılar ... Mağripli ve ... vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamaya esas kök raporda, müvekkili ...'nin kefil ...'ın mirasçısı olarak 1.461.193,00TL sorumluluğu bulunduğu, bu miktarların kefalet kapsamında kaldığını bildirdiğini, alınan ek raporda da aynı görüşü bildirildiğini, gayri nakdi alacakların içerisinde 139.672,93 TL doğrudan borçlandırma hesabı riski, 56.840,00 TL 28 adet çek riski,200.037,00TL 4 adet teminat mektubu riski olduğunun açıklandığını, ancak Muris kefil ...'ın 13.05.2016 tarihinde vefat ettiğini,Yargılama sırasında defalarca kez şifahen ve cevap dilekçesi ile bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde yazılı olarak sorumlu olunduğu iddia olunan teminat mektuplarının tazmin tarihlerinin dosyaya getirtilmesi talep edilmiş ise de bu taleplerinin karşılık bulmadığını, her ne kadar 10.03.2021 tarihli celsede ilk derece mahkemesince davacı bankaya yazılan müzekkere söz konusu teminat mektuplarının tazmin tarihlerinin bildirilmesi istenmiş ise de davacı banka kasıtlı bir şekilde bu müzekkereye cevap vermediğini ve ilk derece mahkemesinin de kendi yazdığı müzekkereyi beklemekten vazgeçtiğini, oysa bu müzekkere cevabının müvekkilinin sorumluluğu yönünden oldukça önem arz ettiğini, çünkü...’ın mirasçı sıfatı ile bir sorumluluğunun doğabilmesi için kefil olunan borcun 13 Mayıs 2016 öncesinde doğması gerektiğini, aksi durumun, kefilin vefat ettiğini bilen bankanın,  vefatının çok sonrasında dahi hatta teorik olarak sonsuza  kadar kullandığı kredilerden dolayı, vefat eden kefilin mirasçılarının sorumluluğunu doğuracağını ki bu hususun hukukça kabulü mümkün olmadığını, emsal olarak sundukları Yargıtay 19. HD.,  2014/2185 - 2014/6210 E.K.sayılı,  01.04.2014 tarihli kararın da bu yönde olduğunu, Davacı alacaklı bankanın, kefil ...’ın vefatından haberdar olduğunu ve ... yerine .... ile yeni kefalet ilişkisi kurulduğunu, bu noktada artık ...’ın kefaletinden söz edilmesinin mümkün olmadığını, zaten takibe konu borçların da ....’ın kefil olduğu dönemden sonra doğduğunu,Davacı alacaklı bankanın, muris ...’ın vefatından haberdar olduğunu, hatta davacı alacaklı banka vefatın ardından vefat eden yönetim kurulu üyesinin yerine geçen yönetim kurulu üyesi olan ....’ın kefil olduğu 04.01.2017 tarihli yeni tarihli bir genel kredi sözleşmesi imzaladığını, esasında takip dayanağı borcun kapsamında kullanılan nakdi ve gayrinakdi krediler de bu sözleşmenin imzalandığı tarihten sonra doğduğunu, bu sebeple müvekkili ...’ın mirasçı olarak sorumluluğundan bahsetme şansının hukuken mümkün olmadığını, muris ...’ın ölümü ile kefalet akdi son bulduğunu, alacaklı bankanın konudan haberi vardır yeni kefil de aldığını, artık bu saatten sonra muris ...’ın vefatının ardından şirkete kullandırılan kredilerden dolayı, murisin kefil sıfatı ile müvekkili ...’nin de mirasçı sıfatı ile bir sorumluluğu olamayacağını, ilk derece mahkemesince bu yöndeki itirazlarının karşılanmadığını ve eksik inceleme yapıldığını, ayrıca hesaplamalarda da hata olduğunu, tüm bu sebeplerle müvekkili ... için kararın kaldırılması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın müvekkili yönünden reddine karar  verilmesini istemiştir.Davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkilinin öne sürdüğü itirazları irdelenmeyerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, mahkeme tarafından cevap dilekçesinde ve aşamalarda ileri sürdükleri itirazların giderilmediğini, itirazlarına rağmen itirazın iptaline karar verilen 12.589.109,45 TL bedel üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, Dilekçe ekinde arz edilen Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin, 2019/1259 Esas, 2019/4442 Karar sayılı, 7.11.2019 tarihli kararında da etraflıca irdelendiği üzere; (bununla birlikte eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler içeren bilirkişi raporu ile tespit edilen bedeli de kesinlikle kabul etmediğimizi arz ederiz) alacağın istenebilir olup olmadığı ve miktarı yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporları ile saptanmış olmakla icra inkar tazminatı isteminin koşulları oluşmadığından istemin reddi gerektiği hukukun gereği olduğunu, buna rağmen ve itirazımızın bir kısmının haklılığı (49.865,97-TL gayrinakdi alacağa ilişkin talebin reddine karar verilmiştir) dahi mahkemenin kabulünde iken müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi hukuken kabul edilebilir olmadığını,Yargılama sonunda itirazlarının haklı görüldüğünü ve davacının güven kuruluşu olan bir banka olmasına rağmen reddedilen 49.865.97-TL üzerinden kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı banka kayıtları üzerinde araştırma yapmaktan dahi imtina ederek ve güven kuruluşu olduğunu dahi hesap etmeyerek takibe yapılan itirazın ardından aynı rakam üzerinden itirazın iptali davası ikame etmekle açıkça kötü niyetli davrandığını, yine istemin reddine karar verilen 49.865.97 TL bedel yönünden müvekkili lehinde vekalet ücretine hükmedilmediğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın müvekkili yönünden reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın müteselsil kefil davalılardan  tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı,  davalılar ... ve ... vekillerince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı banka ile  kredi müşterisi dava dışı şirket arasında müteselsil kefiller  ..., ... ve muris ... arasında 10.02.2014 tarihli ve yine davacı banka ile asıl kredi borçlusu dava dışı şirket ile  müteselsil kefiller  ..., ... ve .... arasında 04.01.2017  tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmeleri imzalandığı anlaşılmaktadır.İlk derece mahkemesince sunulu deliler ile banka kayıtlarında yapılan inceleme sonucu düzenlenen bankacı bilirkişi kök ve taraf itirazlarını gidermek üzere ek rapor alınıp, bilirkişi kök ve ek rapor içeriğindeki tespit ve hesaplamalar ışığında sonuca gidilip hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Hükme esas alındığı anlaşılan bilirkişi kök raporunun 12. sayfasında asıl borçlu şirket lehine verilen meri teminat mektuplarından doğan ve depo edilmesi gereken tutar belirlenmiş, bu kapsamda teminat mektuplarının düzenleme tarihi ve teminat mektubu bedelleri de tablo olarak belirtilmiştir.Yine kök raporun 16. sayfasında davalı kefil ... mirasçısı sıfatıyla davalı... yönünden yapılan değerlendirmede, ...'ın kefil müteveffa...'ın kefaleti ve sözleşmenin 10.13 madde hükmüne göre kredi türü-sözleşme ayrımı gözetilerek dava ve takibe konu nakde dönüşen toplam 1.400.000,00 TL tutarlı teminat mektubu, işleyen faizi ve faizin ...'sinden sorumlu görülebileceğinin tespit edildiği, davacı banka tarafından da davalı ... ...'ın tazmin olan meri teminat mektupları nedeniyle  1.465.450,82 TL'den sorumlu olduğu işaret edilerek takip başlatıldığı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporuna göre davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile itirazın 1.461.193,00 TL yönünden  iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. Ancak davalı ... ... gerek  ilk derece mahkemesi gerekçesinde  ve gerekse bilirkişi rapor içeriğinde de işaret edildiği üzere, sözleşmelerde kefil olmayıp, kredi sözleşmesinde kefil olarak imzası bulunan murisi...' ın kefaleti ve mirasçı olması nedeniyle sorumlu görülebilecektir. Dosya kapsamından müteselsil kefil...' ın 13.05.2016 tarihinde vefat ettiği, onun vefatından sonra  davacı banka ile asıl kredi borçlusu dava dışı şirket ile  müteselsil kefiller  ..., ... ve .... arasında 04.01.2017  tarihli yeni bir  Genel Kredi ve Teminat Sözleşmeleri imzalandığı anlaşılmaktadır. Davalı ... vekilince bu davalının sorumlu olduğu teminat mektuplarının hangi kredi sözleşmesi uyarınca dava dışı şirkete kullandırıldığı, veriliş tarihleri ile tanzim tarihleri itibarıyla önceki sözleşme kapsamında mı yoksa sonraki sözleşme kapsamında mı asıl borçluya kullandırıldığının tespit edilmediği ileri sürülerek istinaf nedeni yapılmış, yapılan inceleme de  ilk derece mahkemesince hükme esas alınan  bilirkişi kök ve ek rapor içeriğinden de bu hususun tereddütsüz bir şekilde belirlenip açıklanmadığı anlaşılmıştır.Bu durumda, müteselsil kefil müteveffa...' ın, 10.02.2014 tarihli genel kredi sözleşmesine kefil olduğu, daha sonra 13.05.2016 tarihinde vefat ettiği, kaldı ki müteselsil kefil ...' ın vefatından sonra davacı banka ile asıl borçlu şirket ve diğer davalıların müteselsil kefil olduğu  04.01.2017 tarihli yeni bir genel kredi ve teminat sözleşmesi imzalandığı da dikkate alındığında, davalı ...' ın mütevaffa kefil... mirasçısı sıfatıyla sorumluluğuna gidildiği de gözetildiğinde, davalı ...' ın sorumluluğu bulunduğu ileri sürelen ve nakde dönüşen teminat mektuplarının müteveffa ... ın kefaleti bulunduğu anlaşılan  10.02.2014 tarihli sözleşme uyarınca kullandırılıp kullandırılmadığı, bu minvalde    hangi kredi sözleşmesi kapsamında verildiği, veriliş tarihi de gözetilerek, davalı ...' nin hukuki sorumluluğunun  belirlenmesi gerekecektir. Ancak bu hususun gerek hükme esas alınan bilirkişi rapor içeriğinden anlaşılamadığı gibi denetlenememekte, gerekse de ilk derece mahkemesi gerekçesinde de  değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.Buna göre ilk derece mahkemesince,  takibe konu ve nakte dönüştüğü gerekçesiyle muris davalı ... ...' ın sorumlu  olacağı belirtilen teminat mektuplarının hangi kredi sözleşmesi uyarınca dava dışı şirkete kullandırıldığı, bu kapsamda hangi tarihte verildiği ve tazmin edildiği yönünde gerekirse bilirkişiden ek rapor alınarak sonuca gidilmesi gerekeceğinden, davalıların diğer istinaf başvuru nedenleri bu aşamada incelenmeksizin ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince, yatıranlara iadesine,4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 12.06.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"547334a721677925","SID":"50f832321a8be9aa"}}