{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS    NO\t: 2021/2173 <br>KARAR NO\t\t: 2025/744<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 10/06/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/1012 Esas  2021/506 Karar <br>DAVA\t\t: MENFİ TESPİT <br>KARAR TARİHİ            : 10/04/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ : 10/04/2025<br><br>İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1012 Esas ve 2021/506 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>\t<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı taraf vekili duruşmada tekrar ettiği dava dilekçesi ile özetle; müvekkili olan şirket ile davalı arasında cari hesabın tasfiyesi amacıyla 22/12/2015 günlü protokol yapıldığı, protokol gereği tüm taahhütleri yerine getirdiklerini, protokol gereği alacak tahsil edilirken çekleri iade etmesi gerekirken çeklerin bankaya ibraz edildiğini ve yaprak bedellerinin tahsil edildiğini, davalı tarafın bu çeklerden 15/12/2015 tarih ve 3361372 nolu 40.000,00.-TL tutarlı çeki İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2015/18862 sayılı dosyası ile takibe koyduklarını,davalıya ... 4. Noterliği 28/08/2017 tarih 30379 yevmiye sayılı ihtarı keşide edilmesine rağmen ilgili ödeme ve yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden dava açmalarının zorunluluğunun hasıl olduğunu, protokol gereğince davacı vekili müvekkilinin davalıya olan tüm borçlarını ifa ettiğini, bu nedenle çekin bankaca davalıya ve üçüncü kişilere ödenmemesi ve icra takibine konu edilmemesi için tedbir kararı verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı taraf vekili duruşmada tekrar ettiği cevap dilekçesi ile özetle; Davacının davasını sözleşmede ve yasal mevzuatta öngörülen sürelerde açmadığını, bu nedenle zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının iddialarını ve davasını kabul etmediklerini, davacı yanın ileri sürdüğü iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu, davalı müvekkili şirketin davacı şirketten alacağının bulunmadığını ve söz konusu alacağın davacı tarafından ödenmediğini, davacı dava dilekçesinde Menfi tespit davalarında ispat külfetinin davalı-alacaklıda olduğunu belirtmişse de söz konusu iddiaların usul ve yasaya aykırı olduğunu, tanık dinlemesine muvafakat etmediklerini, davacının davasında ileri sürdüğü tüm iddialarını reddeddiklerini, arz ve izah edilen nedenlerle, müvekkili şirketin, davacı şirkete ve diğer ilgililere karşı sahip olduğu tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla, hukuki dayanaktan yoksun iş bu davanın öncelikle usul yönünden reddine, sayın Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde davanın esastan reddine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>DELİLLER VE GEREKÇE:<br>İcra dosyası : İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2015/18862 esas sayılı dosyasında alacaklı ... ... Ltd. Şti tarafından borçlu ... ... AŞ aleyhine 15/12/2015 düzenleme 21/12/2015 ibraz tarihli 3361375 numaralı ... Bankası ... Şubesi'ne ait 40.000,000-TL tutarlı çek alacağından kaynaklı  40.000,00-TL asıl alacak, 34,52- TL asıl alacağın işlemiş faizi, 120,00-TL. %0,3 komisyon, 4.000,00-TL. %10 karşılıksız çek tazminatı, 77,40-TL. İhtiyati haciz gideri , 300,00-TL. İhtiyati haciz vekalet ücreti gideri olmak üzere toplam 44.531,92- TL alacağın tahsili için kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatıldığı, takibin derdest olduğu anlaşılmıştır.<br>Dava Konusu Çek:  Keşidecisi davacı .... Tic. A.Ş., lehtarı .... Tic. Ltd. Şti, 15/12/2015 düzenleme tarihli, 3361375 numaralı ... Bankası ... Şubesi'ne ait 40.000,00-TL bedelli çek olduğu, çekin lehtar şirket tarafından bankaya 21.12.2015 tarihinde ibraz edildiği, karşılıksız işlemine tabi tutulduğu görülmüştür.<br>Protokol: 22/12/2015 tarihli Protokol incelendiğinde; davalı olan satıcı .... Ltd. Şti. ile davacı alıcı ... .... AŞ arasında imzalandığı, 2. Maddesinde davalı satıcı şirketin 21/12/2015 itibariyle cari hesabı satıcı alacaklı olacak şekilde (vadesi gelmemiş çekler de dahil) 392.030,00-TL. olduğu, 3. Maddesinde alıcı tarafından satıcıya 142.030,00-TL. iskonto faturası kesileceği, 4. maddesinde yine alıcı tarafından 22/12/2015 tanzim tarihli satıcıya 50.000,00 TL bedelli 30/12/2015 vadeli, 50.000,00 TL bedelli 30/01/2016 vadeli, 50.000,00-TL bedelli  28/02/2016 vadeli toplamda 150.000,00 TL. bedelli müşteriye ait 3 adet senedin ciro edilerek teslim edildiği, 5. Maddesinde ... - ... ortak girişiminin ... ... projesinden alıcının doğmuş ve doğacak alacağının hakedişlerinin 100.000,00-TL.sinin satıcıya noterden temlik edileceği, 6. maddesinde bu haliyle cari hesap bakiyesinin sıfırlandığı, alıcının senedi tam bir nakit ödeme olarak kabul ettiği, senedin ödenmemesi halinde herhangi bir talepte bulunmayacağı ve hiçbir şekilde işlem yapmayacağın, 7. maddesinde temlikin ödenmemesi halinde satıcının yukarıdaki maddede belirtili senet hariç olmak üzere yedinde bulunan çekleri icraya koyma hakkı olduğu, 8. maddesinde ... - ... Ortak Girişiminin temlikin ödenmesine mukabil vadesi gelmiş ve gelmemiş satıcı yedindeki çeklerin alıcıya iade edileceği, yine temlikin ödenmesi halinde tarafların yekdiğerini en geniş anlamda bila kabili rücu ibra edeceğinin kararlaştırıldığı ve taraflarca hep birlikte imza altına alındığı görülmüştür.<br>Alacağın Devri Sözleşmesi: ... 3. Noterliği'nin 23.12.2015 tarih ve 44228 yevmiye numaralı alacağın devri sözleşmesi incelendiğinde, davacı .... Tic. AŞ tarafından  ... - ... Ortak Girişiminin ... Projesi işinden doğmuş ve doğacak alacak ve hak edişlerinden 100.000,00 TL'lik kısmının devir alan .... Tic. Ltd. Şti'ne olan doğmuş ve doğacak borçlarına mahsuben temlik edildiği görülmüştür.<br>28/08/2017 tarihli İhtarname : Keşidecisinin .... Tic. AŞ , muhatabın .... Tic. Ltd. Şti olduğu , ... 4. Noterliğinin 28/08/2017 tarihli 30379 yevmiye sayılı ihtarnamesinin konusunu emaneten teslim edilen ürünlerin ve çeklerin iadesinin oluşturduğu anlaşılmış, dava konusu çeklerin en geç 7 gün içinde iade edilmesi, takiplerden feragat edilerek dosyaların kapatılması, hacizlerin kaldırılması, dosyalarda yapılan tahsilatların da 7 gün içinde taraflarına ödenmesini aksi halde savcılığa suç duyurusunda bulunulacağının, muhatabın, müvekkili şirketin imalatını tamamladığı ... Ltd. Şti.'ne yapılan işin 80.000,00-TL ödemesini aldığının da öğrenildiğini ve bu bedelin de 7 gün içinde ödenmesinin noter kanalı ile ihtar edildiği anlaşılmıştır.<br> ... - ... Ortak Girişiminin 03.01.2019 tarihli cevabi yazısında; ...'in ... Projesi için yaptığı işin karşılığında kendilerinden olan 254.524,44 TL toplam hak eiş tutarının, 152.114,98 TL'lik kısmının ...'e ödendiği, bakiye 102.409,46 TL'lik kısmının ise 30.12.2015 tarihinde tebliğ aldıkları, ... 3. Noterliği'nin 23.12.2015 tarih ve 44228 yevmiye numaralı Alacağın Devri Sözleşmesi uyarınca .... Tic. Ltd. Şti'ne ödendiği bildirilmiştir. <br>Dava; icra takibinden sonra açılan kambiyo senedinden kaynaklanan İİK'nun 72. Maddesindeki menfi tespit davasıdır. <br>Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü davalı (alacaklı) tarafa aittir. Ancak, dava konusu somut olayda menfi tespit davasını açan davacı borçlu çekteki imzayı inkar etmemekte, dava konusu çekin davalı şirket ile aralarındaki 22.12.2015 tarihli protokol şartları gerçekleştiğinden, bu protokol kapsamında iadesi gereken çeklerden olduğunu ve bedelsiz kaldığını iddia  etmiştir. İmzası ikrar edilmiş senet karşısında borçlu olunmadığının ve çekin bedelsiz kaldığının HMK.nın 200.maddesi nazara alındığında yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir. Davacı tarafından sunulan, yazılı delil niteliğindeki 22.12.2015 tarihli protokol içeriği ve altındaki imza davacı tarafından inkar edilmemiştir. Söz konusu protokolün 5. Maddesi uyarınca davacı şirketin ... - ... ortak girişiminin ... ... projesinden alıcının doğmuş ve doğacak alacağının hakedişlerinin 100.000,00-TL.sinin satıcıya noterden temlik edildiğinde ve 8. Maddesi uyarınca ... - ... Ortak Girişimi tarafından temlikin ödenmesi halinde, davalı şirketin yedinde bulunan vadesi gelmiş ve gelmemiş tüm çeklerin davacıya iade edileceği kararlaştırılmıştır. Dava konusu çek de davacı keşideci şirket tarafından , davalı lehtar şirket keşide edilen çek olup, protokol kapsamında kalmaktadır. Davacı şirket protokol gereği, ... 3. Noterliği'nin 23.12.2015 tarih ve 44228 yevmiye numaralı alacağın devri sözleşmesi ... - ... Ortak Girişimi ... Projesi işinden doğmuş ve doğacak alacak ve hak edişlerinden 100.000,00 TL'lik kısmını davalı şirkete temlik etmiştir. Temlik üzerine, dava dışı ... - ... Ortak Girişimi tarafından temlik bedeli davalı şirkete ödenmiştir. Taraflar arasındaki protokolün 8. Maddesi uyarınca davalı yedindeki çeklerin iadesi koşulu gerçekleşmiştir. Dolayısıyla çekin anılan protokol gereği bedelsiz kaldığı sabit olduğu...\" gerekçesi ile; 1-Davacının davasının KABULÜ ile, Davacının, İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2015/18862 Esas sayılı icra dosyasında takibe konulan ... Bankası A.Ş. ..../... Şubesine ait, 3361375 seri numaralı, 15.12.2015  keşide tarihli 40.000,00.TL bedelli çek ile ilgili olarak davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, 2-Takip konusu asıl alacak miktarı üzerinden hesaplanacak %20 oranındaki kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br><br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın dava açma ehliyetinin bulunmadığını, davacı Anonim şirketin 3 yıllık sürede genel kurulunu yapmadığı için temsil yetkisinin düştüğünü, davacının iddialarının soyut ve gerçek dışı olduğunu, müvekkili davalı şirketin davacı şirketten alacağı bulunduğunu, taraflar arasında yapılan protokolde İzmir 11. İcra Müdürlüğü'nün 2015/18862 Esas sayılı dosyası ile işleme konulan 40.000.TL’lik çekin cari kayıtlarda gözüktüğüne dair bir hüküm olmadığını ayrıca açıkça 40.000.TL’lik çekin protokolle hükümsüz kalacağına dair bir maddenin de olmadığını, davacının iddiasını yazılı belge ile ispat etmesi gerektiğini, davacının iyiniyetli olmadığını, protokolün aslının dosyaya ibrazından sonra imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait olup olmadığı yönünde beyanda bulunabileceklerini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br><br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.<br>Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).<br>Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.<br>Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).<br>Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.<br>Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).<br>Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.<br>Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.<br>Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.<br>Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.<br>Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir.<br>Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 25.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı İlamı)<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle somut olaya uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin geçerli kesin delillerle ispatlanmasının gerekmesine, davacı tarafından dava konusu çekin bedelsiz kaldığının taraflar arasında düzenlenen yazılı protokol ile ispatlanmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  <br>1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/06/2021 tarihli, 2018/1012 Esas  2021/506 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 3.041,97.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 760,50.TL harcın mahsubu ile bakiye 2.281,47.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,  <br>3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br>\t<br>\t\t\t<br><br> <br><br> <br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f4e57c7c76853d0e","SID":"02fc3a49a2dd0c2b"}}