{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>\tT.C.<br>\tKONYA<br>. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t               TÜRK MİLLETİ ADINA <br>                                                                                        GEREKÇELİ KARAR<br>ESAS NO\t: <br>KARAR NO\t: <br><br>BAŞKAN\t: ...  ...<br>ÜYE\t: ...  ...<br>ÜYE\t: ...  ...<br>KATİP\t: ...  ...<br><br>DAVACI \t: ... - ... ...<br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI \t: 1- ... - ... ...<br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI \t: 2- ... -  ...<br>TASFİYE MEMURU\t: <br>DAVA\t: Alacak<br>DAVA TARİHİ\t: <br>KARAR TARİHİ\t: <br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH \t: <br><br>Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,<br>HEYETİMİZCE GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:<br>TALEP :<br>Davacı vekili 12/12/2011 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkete 53.102EURO para yatırdığını, müvekkiline para yatırırken istediği zaman paranın geri çekilebileceği ve yüksek oranda faiz verileceği taahhüdünde bulunulduğunu, müvekkilinin yatırmış olduğu parayı geri çekmek istediğini ancak sonuç alamadığını, kendisi gibi birçok kişinin bu şekilde mağdur edildiğini, davalı şirket tarafından yürütülen faaliyetlerin en başından beri Bankacılık Kanunu'na aykırı olduğunu bu nedenle müvekkiline parasının iade edilmesi gerektiğini, davalıların SPK'ya aykırı şekilde izinsiz aracılık faaliyetinde bulunduğunun da tespit edildiğini, davalıların basiretli bir tacir gibi davranmadıklarının da açık olduğunu, müvekkili ile davalı şirket arasında hukuken geçerli bir ilişki kurulmadığını, davalı şirketin yönetim kurulu başkanının diğer davalı ... olduğunu ve bu davalının da müvekkilinin mağduriyetinden sorumlu olduğunu, davalı şirket defterlerinin usulsüz tutulduğunu, davalı şirketin kanunun yüklediği vazifeleri kasten yerine getirmediğini, hisse bedeline ilişkin yapılan kar ödemelerinin gerçeği yansıtmadığını, davalı şirket benzeri para toplama işlemleri yapılan şirket ve holdingler hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan davalar çete suçu kapsamında değerlendirildiğini beyanla öncelikle davalıların mal kaçırma ihtimaline istinaden tedbir kararı verilerek davalıların malları üzerine tedbir konulmasına, müvekkilinin alacağı olan 53.102EURO karşılığı olan 131.390,28TL'nin fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davacı vekili 24/04/2012 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ortağı olmadığını, bu durumun mümkün olmadığını, davalı şirketin yüksek faiz getirisi vaadi ile yüksek miktarlarda para topladığının açık olduğunu, bu durumun uzman bilirkişilerce yapılacak inceleme ile de ortaya konulabileceğini beyanla dava dilekçesindeki taleplerini tekrarla  davanın talepleri gibi kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalılar vekili 13/02/2012 tarihli cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını öncelikle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, davacı tarafın tacir olmadığını dosyaya bakmakla görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olmadığını göreve ilişkin de itirazlarının olduğunu, davacı tarafın talep konusunun belli olmadığını bu nedenle de davanın reddine karar verilmesini, dava konusunun açıkça belirlenmediğini, dava dilekçesinin yasal şartları taşımadığını, müvekkillerinden şirketin tasfiye olduğunu bu nedenle husumet yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın dava dilekçesindeki beyanlarını kabul etmediklerini, müvekkili şirketin para toplama gibi bir faaliyetinin bulunmadığını, davacının müvekkili şirketten alacaklı olmadığını, şirkete ortak olarak katıldığını, davacının sunmuş olduğu makbuzun sahte ve uydurma olup müvekkili tarafından sadır olmadığını, davacının şirketteki ortaklık hisselerini ve tüm alacaklarını 01/04/2009 tarihinde ... devrettiğini, davacının şirketten bir alacağının kalmadığını, müvekkillerinden ...'un ise tüm bu işlemlerle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, davacının dava dilekçesindeki paranın istenildiği zaman geri çekilebileceği, yüksek faiz getirisi olacağı iddialarının soyut iddialar olup davacının bu iddialarını ispat etmekle zorunlu olduğunu, müvekkili şirketin faaliyetleri yönünden hiçbir idari ve hukuki yaptırıma uğramadığını, müvekkilinin para toplama faaliyetinde bulunduğu iddiasını da kabul etmediklerini, müvekkili şirketin böyle bir eyleminin olmadığını, müvekkili şirketin tüm mal varlığını değerlendirerek ortaklarına hisse hakları oranında dağıttığını, müvekkili şirketin basiretsizlikle suçlanamayacağını beyanla açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLER<br>Konya . Asliye Ticaret mahkemesinin ... sayılı dosyası, Konya Ticaret Sicil Müdürlüğündün davalı şirkete ait bilgi ve belgeler, Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası, SPK'dan davalı şirkete ait bilgi ve belgeler, Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası celp edilip incelenmiş, SGK Konya İl Müdürlüğünden ... davalı şirket çalışanı olup olmadığı araştırılmıştır.<br>DAVANIN NİTELİĞİ, DEĞERLENDİRİLME VE GEREKÇE :  <br>Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ve şirkete yatırılan paraların iadesi istemine ilişkindir.<br>Davalı şirket yönünden yapılan değerlendirme;<br>Davalı şirketin ticaret sicilinden terkin edilerek tasfiye edilmiş olması sebebiyle şirketin ihyası için açılan davanın neticesi beklenilmiştir.<br>Konya. Asliye Ticaret mahkemesinin 15/11/2012 tarih, ... esas ... karar sayılı kararı ile, ...'nin mahkememiz dosyasındaki ihtilafla sınırlı olmak üzere yeniden ihyasına karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay . Hukuk Dairesinin 17/04/2013 tarih, ... esas, ... karar sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verildiği, mahkemece verilen ihya kararının Yargıtay karar düzeltme kararın reddedilmesi ile 25/09/2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.<br>Davalı şirket için verilen ihya kararında şirkete tasfiye memuru atanmaması sebebiyle tasfiye memuru tayini için açılan davanın da neticesinin beklenilmesi gerekmiştir.<br>Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas ... Karar sayılı 15/03/2023 tarihli kararı ile davalı şirkete tasfiye memuru olarak ...'in atanmasına karar verilmiş, bu kararın tasfiye memuru tarafından istinafı üzerine verilen Konya BAM . Hukuk Dairesinin 22/09/2023 tarih ve ... esas, ... karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince verilen karar sadece tasfiye memuruna takdir edilen ücretin depo edilmesi gereken yere ilişkin olarak kaldırılarak esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davalı şirketi iş bu dosyada temsil etmek üzere eski tasfiye memuru ...'in tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmiş ve kararın 26/11/2024 tarihi itibariyle kesinleştiği anlaşılmıştır. <br>Neticesi beklenen dosyaların kesinleşmesi ile birlikte davalı şirket ihya edilerek şirkete bir tasfiye memuru tayin edilmiştir. Ancak istinaf mahkemesinin az önce belirtilen kararı doğrultusunda tasfiye ücretlerinin, tasfiye memuru tayini kararı verilen dosyaya depo edilmesi için Mahkememizce davacı tarafa yapılan ihtaratlardan sonuç alınamıştır. Böylelikle tasfiye ücretlerinin davacı tarafından karşılanmaması sebebiyle tasfiye memuru göreve başlatılamamıştır.<br>Bu durum karşısında dava ve taraf ehliyeti dava şartlarının öncelikli olarak değerlendirmesi gerekmiştir<br>Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usuli hukuki ilişkinin sujesi olabilme yeteneğidir. Medeni (maddî) hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekil olan taraf ehliyetini haiz olup olunmadığı hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre belirlenir. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her gerçek (TMK md. 8) ve tüzel (TMK md. 46) kişi davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (HMK md. 50). Her gerçek kişi sağ doğmakla, yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahip olur. Tüzel kişiliğin ve buna bağlı olarak taraf ehliyetinin ne zaman kazanılacağı ise maddi hukuk normlarıyla belirlenir. Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmamaktadır.<br>Dava ehliyeti ise; HMK’nın 51 inci maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, kişinin kendisi veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapma ehliyetini ifade eder. Dava ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki TMK’nın 9 uncu maddesinde düzenlenen medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Buna göre; medeni hakları kullanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi dava ehliyetine sahip kabul edilmelidir.<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun  114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere taraf ve dava ehliyeti dava şartlarındandır. Bu düzenlemeye göre husumet ya da başka bir anlatımla taraf sıfatı dava şartları arasında sayılmamıştır. Taraf sıfatının özelliği, tıpkı dava şartı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır.<br>Taraf sıfatı, bir başka ifadeyle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini; davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti; davalı sıfatı da pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyorsa o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının belirlenmesinde olduğu gibi maddi hukuka göre tespit edilir. Sıfat dava şartı değil, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esası incelendikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Diğer bir ifadeyle bir davada taraflardan birinin, aktif ya da pasif husumet ehliyetinin (davacı veya davalı sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık uyuşmazlığın esastan çözülmesine geçilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen ilk itiraz ya da davalı tarafından ortaya konulması gereken def’i niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur (Hukuk Genel Kurulu'nun 02.11.2022 tarihli ve ... Esas,  ... Karar sayılı kararı). <br>Somut olayda, davalı şirket ihya edilmiş ise de şirket için tayin edilen tasfiye memuru davacıdan kaynaklanan sebeplerle göreve başlatılamamıştır. Şirket, tasfiye organından yoksun kaldığından bir davada temsil edilebilme imkanına da erişememiştir. Bu sebeple şirket yönünden açılan davanın, dava ehliyeti, dava şartı eksikliğinden usulden reddi gerekmiştir.<br>Davalı ... Yönünden yapılan değerlendirme:<br>Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunmuş ve yeniden başlanan yargılamada bu def'isini yinelemiştir.<br>6100 Sayılı HMK'nun 142. Maddesi: \"Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar\" hükmünü içermektedir. Buradan hareketle öncelikle davalı vekilinin zamanaşımı defisi üzerinde durmak gerekli olmuştur.<br>Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (... Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)<br>Hukukumuzda zamanaşımı, uyuşmazlığın niteliği ve vasıflandırmasına göre farklı sonuçlara ve sürelere bağlandığından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesi gerekmektedir.<br>Somut olayda davacı vekili, müvekkilinden yüksek kar vaadi ve her an iade edilebileceği garantisiyle para tahsil edildiğini, müvekkilinin geçersiz belgelerle şeklen şirket ortağı gibi gösterildiğini, tahsil edilen paraların muhasebe kayıtlarına yansıtılmadığını, para iade taleplerinin reddedildiğini, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını iddia ettiğinden, uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklı olduğu neticesine varılmıştır.<br>Uyuşmazlığın nitelemesi kadar kuşkusuz zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespiti de somut olayda önem arz etmektedir.<br>Yargıtay . Hukuk Dairesi benzer bir davaya ilişkin olarak 13.03.2023 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı emsal ilamı ile; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir... Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir...\" şeklinde karar vermiştir.<br>Yukarıda yer verilen Yargıtay ilamında özellikle belirtildiği üzere, içtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı ve yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı kararlardır. Bu bakımdan eldeki davada, dosyaya sunulan ortaklık durum belgesi, SPK kayıtları, tahsilat makbuzları ve taraf vekillerinin dilekçe içerikleri dikkate alındığında taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, dolayısıyla zamanaşımı süresinin, davacının davalı şirkete para yatırdığı tarihte başladığı neticesine varılmıştır.<br>Somut olayda, zamanaşımı bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmünü içermektedir.<br>818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ile ayrıca uzamış ceza zamanaşımı süreleri düzenleme altına alınmıştır. Genel kural, davanın, zararın ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl içinde açılması gerektiğidir. Ayrıca ilgili kanun maddesinde üst sınır olarak 10 yıllık süre tayin edilmiştir. Söz konusu 10 yıllık sürenin başlangıcı ise eylem günüdür. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.<br>Davalılara isnat edilen eylemin eylem tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. Maddelerine göre zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır.<br>Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (... , s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.  (Yargıtay . Hukuk Dairesi ... E. ... K.)<br>Nitekim Konya Bam . Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki davaya ilişkin olarak verdiği 26/12/2023 tarih ve ... Esas  ... Karar Sayılı  kararı: \"..davacının, şirkete 30/06/2000 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 19/01/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra  açıldığı, bu nedenle davalılar ... A.Ş ve ... yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi  gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı ... Holding A.Ş ve ... istinaf  taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; ... Holding A.Ş ve Ali Baloğlu'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,..\" şeklindedir.<br>Söz konusu İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay . Hukuk Dairesince verilen 29/04/2024 tarih, ...  Esas, ... Karar sayılı karar ise: \"... Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca  5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir...\" şeklindedir.<br>Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının, davalı şirkete en son para yatırdığı 30/09/1999 tarihinden itibaren 7.5 yıllık  zamanaşımı süresi geçtikten sonra eldeki davanın açıldığı, bu sebeple davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği netice ve kanaatine varılmıştır.<br>Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti Yönünden Yapılan Değerlendirme; <br>Yargıtay ilgili hukuk dairelerinin benzer davalara ilişkin önceki kararlarında, ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olması sebebiyle zamanaşımı def'ileri reddedilmekte iken, özellikle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararı üzerine Yargıtay uygulamasında değişikliğe gidilerek, yukarıda yer verilen yakın tarihli Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere; bu davaların haksız fiilden kaynaklı tazminat davası olduğu, zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin şirkete para yatırılan tarih olarak belirlenmesi gerektiği ve para yatırılan tarihten dava tarihine kadar uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin dolduğu gerekçeleriyle davaların zamanaşımından reddinin gerektiği görüşü benimsenmiş ve bu görüş İstinaf Mahkemelerince de benimsenerek uygulamada istikrar kazanmıştır. Mahkememizce de bu görüşe itibar edilerek davanın zamanaşımından reddine karar verilmiştir.<br>Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin  06/10/2020 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi; \"...Yargılama harç ve giderleri, kural olarak davada haksız çıkan tarafa, eş söyleyişle aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir (HMK m.326/1). Bu cümleden olarak, davayı kazanan taraf, davayı bir vekil aracılığı ile takip etmişse, haksız çıkan taraf, yargılama gideri olarak vekalet ücreti ödemeye de mahkum edilir (HMK m.323/ğ). <br>Bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata veya içtihat durumuna göre davasında veya savunmasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış olması halinde, yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği kuşkusuzdur. <br>Burada önemle vurgulanmalıdır ki, bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. İşte bu nedenledir ki, dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında meydana gelen mevzuat değişikliği sonucu haksız duruma düşmesi halinde yargılama giderlerinden, dolayısıyla karşı tarafın vekalet ücretinden sorumlu tutulması olanaklı değildir (HGK’nın 18/11/2009 tarihli ve  ... E. ... K. sayılı kararı da aynı yöndedir).\"<br>İş bu davanın, Yargıtay'ın benzer davalardaki zamanaşımı uygulamasında  içtihat değişikliğine gittiği tarihten önce açılması ve Yargıtay . Hukuk Dairesinin yargılama giderlerine ilişkin yukarıda yer verilen emsal içtihadı gözetildiğinde; davalının yapmış olduğu yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesinin hukuki güvenlik ilkesi ile adalet ve hakkaniyete uygun düşmeyeceği vicdani kanaatine varıldığından davalı ... lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edilmeyerek, aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davanın davalı ... A.Ş. yönünden  DAVA ŞARTI EKSİKLİĞİNDEN USULDEN REDDİNE, <br>2-Davanın davalı ... yönünden ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE, <br>3-Peşin alınan 1.915,15TL harçtan alınması gereken 615,40TL harcın mahsubu ile fazla alınan 1.299,75TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine, <br>4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>5-Davalı ... tarafından yapılan masrafların kendisi üzerinde bırakılmasına, lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,<br>Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince (2) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.18/06/2025                 <br>    <br>Başkan ...               \t    Üye ...                    Üye ...                        Katip ...<br>e-imzalıdır                          e-imzalıdır                 e-imzalıdır               e-imzalıdır  <br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"462d78a8fe799e70","SID":"3e3e27a27058a92f"}}