{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                          \t      K A R A R <br><br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 09/09/2019<br>NUMARASI\t\t: ....<br><br>DAVANIN KONUSU\t: FSEK'e Dayalı Telif Tazminatının Tespiti ile Tazminat<br><br>\tDairemizden verilen 23/09/2021 tarih ve 2019/1743 Esas, 2021/1119 Karar sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23/05/2023 tarih ve 2021/8909 Esas, 2023/3204 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş olmakla, dava Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br> TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin davalı ile grup şirket olan ....ait dersane ve temel lisede matematik öğretmeni olarak 12/08/2003-21/07/2017 tarihleri arasında çalıştığını, aynı zamanda zümre başkanı görevini yürüttüğünü, müvekkilinin, davalı şirket adına ... Kurulundan onay almış “12. Sınıf ...” kitabının yazarı olduğunu, söz konusu eserin en az %70’inin müvekkili, kalan kısmının ise 5 öğretmenin yardımıyla oluşturulduğunu, davalı adına ... Kuruluna onaya sunulmadan önce müvekkilinin telif talebinin davalı tarafından reddedilerek, telif alacağını aldığına dair bir belge imzalatılmaya çalışıldığını, müvekkilinin bu belgeyi imzalamayı reddetmesi üzerine kitaptan adının çıkarılarak, iki yazarlı olarak ... Kuruluna onaya sunularak onay alındığını ve yayınlandığını, müvekkiline hak sahipliğinden doğan tazminatların ödenmediğini, bunun üzerine davalı ihtarname keşide edildiğini, ihtarnamenin davalıya 17/11/2017 tarihinde tebliğ edilmesine ve 3 günlük sürede ödeme yapılmaması nedeniyle davalı şirketin 21.11.2017 tarihinde temerrüde düştüğünü ileri sürerek FSEK madde 68 kapsamında müvekkilinin hak sahibi olduğu eserlerle ilgili üç katı telif tazminatı alacağının belirlenmesi, belirsiz alacak olarak 1.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili, davacının hizmet akdiyle çalışmış olması nedeniyle, FSEK18/2. maddesi gereğince herhangi bir hak talebinin hukuka uygun olmadığını, davacının 2003 yılından itibaren yaklaşık 14 yıl müvekkilinin de içinde bulunduğu grup şirketlerden olan ... Ltd. Şti. bünyesinde matematik öğretmeni olarak çalıştığını, öğrencilerin sınava hazırlık çalışmalarına katkıda bulunduğunu, bu işin gereği olarak diğer öğretmenlerle birlikte bir takım ders anlatım dokümanları hazırladığını, soru derlemeleri yaptığını, bu dokümanların FSEK kapsamında eser sayılamayacağını, davacı tarafında ortaya çıkarılmış ve müvekkili tarafından basılmış, yayınlanmış bir bilimsel ve/veya akademik çalışma bulunmadığını, davacı tarafından yapılan çalışmaların işinden ve işinin gerekliliğinden kaynaklanan çalışmalar olduğunu, davacının yalnızca hizmet ilişkisinden kaynaklı işleri yürüttüğünü, davacının 14 senelik çalışma süreci boyunca işin gereği ortaya çıkardığı ders ekipmanının kendi rızası hilafına müvekkili tarafından basıldığı, yayıldığı hususunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, FSEK’in 18. maddesi kapsamında, davacının görevini yerine getirirken meydana getirdiği eserler üzerindeki hakların kendisine ait olacağına dair taraflar arasındaki sözleşmelerde bir hüküm bulunmadığı, davacının eser sahibi olduğunu iddia ettiği dava konusu yayınları, davalı yanında iş sözleşmesi kapsamında çalışırken görevi gereği meydana getirdiği, dolayısıyla mali hakları kullanma yetkisinin davacıda olmadığı, hayatın olağan akışına göre  ve  mesleği de öğretmen olan kişiye  görev  yaptığı sürede çalıştığı işyerinde görevinin kapsamı dışına çıkarılıp  eser yazdırılması ve bunun  da görev yaptığı okulda yayınlatılmasının  mümkün olamayacağı, 5846 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında da bu eserin, eserde davacı dışında başka kişilerin de adının ayrıca yer alması nedeniyle mali hak sahibinin bizzat davacıya ait olduğuna kanaat getirilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkili ile davalı Şirket arasında bir iş ilişkisi mevcut olmadığını, dava dışı Şirket ile müvekkili arasındaki iş ilişkisinin de 5580 Sayılı Yasa kapsamsında akdedilen ve tip sözleşme olarak düzenlenen belirli süreli iş sözleşmesi olup, bu sözleşme kapsamında müvekkilinin üstlendiği edim sözleşme koşullarında matematik dersi vermek olduğunu, müvekkilinin dava dışı Şirkette matematik öğretmeni olarak çalıştığını, görev tanımında, görevi kapsamında soru yazılması, kitap yazılması veya davalı adına eser oluşturulması veya üçüncü kişi adına eser oluşturulması gibi bir edim bulunmadığını, bilirkişi heyeti tarafından \"okul yönetimince verilecek diğer görevleri itirazsız kabul eder\" hükmünden yola çıkılarak, söz konusu eserlerin sahibinin davalı olduğu, iş ilişkisi kapsamında söz konusu eserlerin oluşturulduğu kanaatine ulaşıldığını, bilirkişi raporu çoğunluk görüşünün, hukuki zeminden çok uzak olduğunu, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna göre karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu, eser oluşturulmasını içeren ne bir eser sözleşmesi ne bir istisna akdi taraflar arasında mevcut olmadığını, müvekkili tarafıdan oluşturulan dava konusu eserlerin bu iş sözleşmesi kapsamında meydana getirildiğini ileri sürmenin mümkün olmadığını, müvekkili tarafından dava konusu olarak yaratılan eserin ... Bakanlığından onay almak üzere ders kitabı olarak yazıldığını, müvekkili tarafından oluşturulan eser ile iş görme borcu arasında maddi bir bağ kurmanın olanaklı bulunmadığını, emsal olabilecek bir davada Yargıtay Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.01.2014 tarih 2013/17768 Esas sayılı ve 01/10/2018 tarih 2017/376 Esas ve 2018/5871 Karar  sayılı ilamının olduğunu, manevi tazminatın tamamen reddedildiği durumlarda, hükmedilecek vekalet ücretinin avukatlık asgari ücret tarifesinin ikinci kısım, ikinci bölümüne göre yani maktu olarak hükmedilmesi gerektiğini, oysa nispi vekalet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br><br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava konusu ettiği eseri kendisi ile beş öğretmenin birlikte oluşturduklarını iddia etmesine rağmen, sunulan kitap kapağında yazar ismine yer verilmediği, dava konusu eserin basım yeri, yılı, fiyatı ve bandrol bilgilerinin dosya kapsamında bulunmadığı, davacının dava konusu eser üzerinde hak sahipliği bulunduğunun dosya kapsamında bulunan delillere göre ispatlanamadığı, davacının manevi tazminat talebi tamamen reddedildiğinden davacı aleyhine manevi tazminat yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine, manevi tazminat talebi yönünden davacı aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir. <br><br>YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN 23/09/2021 TARİH VE 2019/1743 ESAS, 2021/1119 KARAR SAYILI İLAMININ ÖZETİ: Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yerinde görülmediği, ancak davanın eser sahipliğinin tespiti ile mali ve manevi hakların tazmini istemine ilişkin bulunduğu, mahkemece davacının işi gereği yazdığı kitabın eser sahipliğinin davalı şirkete ait olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmişse de; dosya içinde bulunan sözleşmelerde davacının aylık ücreti karşılığında yapacağı iş tanımlanmış olup, bu tanımın içinde davacının kitap yazma gibi bir görevinden söz edilmediği, yine dosyada bulunan ve davacının da isminin yazılı olduğu kitapta başka öğretmenlerin de katkısıyla eser oluşturulduğunun anlaşıldığı, o halde davaya konu eserin 5846 sayılı Kanun'un 18 inci maddede belirtilen davacının görevini yerine getirirken meydana getirdiği eser kapsamında olmadığı ve taraflar arasındaki sözleşmedeki \"Okul Yönetimince verilen görevleri yapmayı itirazsız olarak kabul eder\" kapsamında da olmadığı anlaşılmakla söz konusu kitabın eser sahipliğinin davalıya ait olmadığının kabulü gerektiği, ancak 5846 sayılı Kanun'un 9 uncu ve 10 uncu maddesi gereğince birlikte oluşturulan esere ilişkin düzenlemeler gözetilerek ayrıştırılabiliyorsa, ayrıştırılan kısım için davacının tek başına dava hakkı bulunduğunun kabulü ile tazminat talebinin değerlendirilmesi, ayrıştırılamayan bir eserse diğer eser sahiplerinin de davaya muvafakatı alınarak tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddinin doğru olmadığı gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.  <br><br>GEREKÇE\t: Dava, FSEK'e dayalı telif tazminatının tespiti ile tazminat istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, ilk derece mahkemesince; FSEK’in 18. maddesi kapsamında, davacının görevini yerine getirirken meydana getirdiği eserler üzerindeki hakların kendisine ait olacağına dair taraflar arasındaki sözleşmelerde bir hüküm bulunmadığı, davacının eser sahibi olduğunu iddia ettiği dava konusu yayınları, davalı yanında iş sözleşmesi kapsamında çalışırken görevi gereği meydana getirdiği, dolayısıyla mali hakları kullanma yetkisinin davacıda olmadığı, hayatın olağan akışına göre  ve  mesleği de öğretmen olan kişiye  görev  yaptığı sürede çalıştığı işyerinde görevinin kapsamı dışına çıkarılıp  eser yazdırılması ve bunun  da görev yaptığı okulda yayınlatılmasının mümkün olamayacağı, 5846 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında da bu eserin, eserde davacı dışında başka kişilerin de adının ayrıca yer alması nedeniyle mali hak sahibinin bizzat davacıya ait olduğuna kanaat getirilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, bu kararın davacı tarafça istinafı üzerine, Dairemizce, davacının dava konusu ettiği eseri kendisi ile 5 öğretmenin birlikte oluşturduklarını iddia etmesine rağmen, sunulan kitap kapağında yazar ismine yer verilmediği, dava konusu eserin basım yeri, yılı, fiyatı ve bandrol bilgilerinin dosya kapsamında bulunmadığı, bu bağlamda davacının dava konusu eser üzerinde hak sahipliği bulunduğunun dosya kapsamında bulunan delillere göre ispatlanamadığı gerekçesi ile davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurularının esas yönünden reddine karar verilmiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine de Yargıtay 11. Hukuk Dairesince; söz konusu kitabın eser sahipliğinin davalıya ait olmadığının kabulü gerektiği, ancak 5846 sayılı Kanun'un 9 uncu ve 10 uncu maddesi gereğince birlikte oluşturulan esere ilişkin düzenlemeler gözetilerek ayrıştırılabiliyorsa, ayrıştırılan kısım için davacının tek başına dava hakkı bulunduğunun kabulü ile tazminat talebinin değerlendirilmesi, ayrıştırılamayan bir eserse diğer eser sahiplerinin de davaya muvafakatı alınarak tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasına karar verilmiştir. <br>\tDairemizce Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23/05/2023 Tarihli, 2021/8909 Esas ve 2023/3204 Karar sayılı ilamına uyulmasına karar verilmiştir. <br>\tDavacı vekiline Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda diğer yazarlarla birlikte oluşturduğu eserin davacının yazdığı kısmının ayrıştırılabilir olup olmadığı ve diğer yazarların hak sahipliğine ilişkin beyan ve delillerini sunmak üzere süre verilmiş, davacı vekilince bu yöndeki belge ve bilgiler ile diğer yazarların muvafakatleri Dairemize sunulmuştur. <br>\t... Bakanlığı Talim Terbiye Kuruluna müzekkere yazılarak davacı ... ile dava dışı yazarlar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından yazıldığı ancak iki yazarlı olarak basıldığı ileri sürülen \"Ortaöğretim ileri düzey matematik ders kitabı 12\"nin bir örneğinin, davalının bu kitaba ilişkin başvurusunun, bu kitaba ilişkin davalıya yapılan ödemenin ve baskı adetlerinin araştırılarak Dairemize bildirilmesinin istenilmesine karar verildiği, bu yazıya verilen yanıtta; \"... ... ... Şirketine ait farklı dönemlerde 2adet (5797 ve 7483 kodlu) Ortaöğretim İleri Düzey Matematik 12. Sınıf taslak ders kitabı başvurusu bulunduğu, ilk başvurunun 2016 Yılı (Ocak) I. Döneminde 5797 kodlu ... ... ... Şirketine ait ..., ..., ..., ..., ... yazarlı Ortaöğretim İleri Düzey Matematik 12. Sınıf taslak ders kitabi olarak yapıldığı, taslak ders kitabının ön incelemeden uygun bulunarak panel sürecine dahil edildiği, 12.9.2012 tarihli ve 28409 sayil ... Bakanlığı Ders Kitapları ve ... Araçları Yönetmeliği'nin 19'uncu maddesinin 5 numarali bendine göre taslak kitabın her bir kriterden en az 2 (iki) ve toplamda en az 8 (sekiz) puan alamadiğı için ders kitabi olarak kabul edilmediği, bu kapsamda 5797 kodlu taslak ders kitabının 31.05.2016 tarihinde RET olarak başvuru sahibine bildirildiği, ikinci başvurunun ise 2017 Yılı (Ocak) I. Döneminde 7483 kodlu ... ... ... Sirketine ait ..., ... yazarlı Ortaöğretim Íleri Düzey Matematik 12. Sınıf taslak ders kitabı olarak yapıldığı, taslak ders kitabının ön incelemeden uygun bulunarak panel sürecine dahil edildiği, 12.9.2012 tarihli ve 28409 sayılı ... ... Bakanliği Ders Kitaplari ve ... Araclari Yönetmeliği'nin 19'uncu maddesinin 5 numaralı bendine göre taslak kitap, her bir kriterden en az 2 (iki) ve toplamda en az 8 (sekiz)puan aldiği icin 31.05.2017 tarih ve 58 sayth Kurul Karari ile 2018-2019 ... öğretim yılından itibaren 5 (beş)yil süreyle ders kitabi olarak kabul edildiği, bu kapsamda 7483 kodlu taslak ders kitabı biçim, içerik, görsel tasarim ve yazim ile ilgili düzeltme gerektiren tespitler varsa, bu tespitlerin gereğinin bildiriminden itibaren 30 gün icinde yerine getirilmesi sartiyla 29.05.2017 tarihinde KABUL olarak basvuru sahibine bildirildiği, ancak 17.07.2017 tarihli ve 92 sayih Kurul Kararinca Ortaöğretim Matematik Dersi (9, 10, 11 ve 12.Siniflar) Öğretim Programınin 2017-2018 ... ve öğretim yılından itibaren 9. sınıflarda; 2018-2019 ... ve ögretim yilından itibaren tüm sınıf düzeylerinde uygulanmasına karar verildiği, bu cerçevede kabul edilen 7483 kodlu ders kitabı Tebliğler Dergisi'nde yayımlanmadığı ve gerçekleştirilen baskı ve dağıtım ihale süreçlerine dahil olmadığının\" bildirildiği görülmüştür. <br>\tBozma kararına uyulmasından sonra Dairemizce“... taraf vekillerinin iddia ve savunmaları  doğrultusunda davacının talep edebileceği telif ücretinin tespiti ...” yönünde Doç. Dr. ...'den alınan 06.05.2024 tarihli bilirkişi raporunda;  davacının eser sahibi olduğunu iddia ettiği dava konusu yayının, davacının, davalı yanında iş sözleşmesi kapsamında çalışırken görevi gereği meydana getirilmediği, sözleşmede yer alan “Okul Yönetimince verilen görevleri yapmayı itirazsız kabul eder” hükmünün yaratıcı, özgün bir iş olan eser yazımının bu hususiyeti dolayısya ayrı bir kanunla korunması dikkate alınarak kitap yazarlığı için geçerli olamayacağı, kitap yazımı konusunun münhasıran sözleşmede ve iş tanımı içinde açıkça belirtilmesi gerektiği görüşü esas olmakla birlikte; davacının telif hakkı ve tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kitabın yazarı olduğunun, hangi bölümleri yazdığının, bu yazımın özgün, yazarın kendi birikimine has bilgilerden oluştuğunun kanıtlanması gerektiği, davacı tarafın ders kitabı olarak kabul edildiği iddiasına rağmen ... ... tarafından davacı tarafından yazıldığı ileri sürülen 5797 kodlu kitap taslağının yayına uygun olmadığının belirtilmesi hususu da göz önünde bulundurulduğunda, dosyada mevcut deliller ışığında davacının dava konusu kitabın yazarı olduğunu açıkça kanıtlayamadığı için telif hakkı ve manevi, maddi tazminat taleplerinin yersiz olduğu bildirilmiştir. <br>\tDairemizce ayrı bilirkişiden alınan ek bilirkişi raporunda ise, üzerinde farklı isimler yazılı olsa ve kendi ismi basılı nüshalarda görünmese de, dava konusu kitapların ve kitap taslaklarının tümünün, .. yanı sıra davacı ... de dahil olduğu yazarlar grubu tarafından ortak bir çalışma olarak yazıldığı, ancak hangi yazarın hangi bölümü yazdığı, kitaba katkısının ne oranda olduğunun belirlenemediğini, FSEK 9 ve 10. Madde kapsamında birden fazla kişi tarafından yazılmış olan eser olarak değerlendirilmesi gereken dava konusu kitapta hangi bölümlerin hangi yazar tarafından yazıldığı belli olmadığı için FSEK 10. Madde mucibince tüm yazarların beraber eser sahibi sayılması gerektiğini, diğer yazarların beyanı doğrultusunda Davacı ... de FSEK 10 ve 11. Maddeler mucibince yazarlar arasında yer aldığı ve mezkûr kitaba katkıda bulunduğu noktasında ciddi bir karinenin oluştuğunu, dolayısıyla “eser sahibi” olarak sayılması durumunun ortaya çıktığı, bunun doğal sonucu olarak telif hakkı, maddi ve manevi tazminat talebi için şartların oluşacağı bildirilmiştir. <br>\tDairemizce alınan 31/01/2025 bilirkişi raporunda ise; dava konusu kitabın 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 2. maddesi bağlamında ayrı ayrı ilim ve edebiyat eseri olduğu, anılan eserin eser sahiplerinden birisinin de davacı olduğu, davacının iş tanımı itibariyle FSEK 18. madde hükmünün uygulama şartlarının oluşmadığı, davacının adın belirtilmesi salahiyetinin ihlal edildiği, eserin çoğaltılmaması karşısıdna FSEK 68. maddede uyarınca tazminat talebi şartlarının oluşmadığı, davacının FSEK’ten doğan manevi hakkının ihlal edildiği kanaatleri bildirilmiştir. <br>\tDosyada bulunan bilgi ve belgeler ve alınan bilirkişi raporları ile Yargıtay bozma ilamı sonucu oluşan hukuki durum dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun “Tanımlar” başlığını taşıyan 1/B maddesinin a bendinde, eserin, “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tanımlandığı, davacı tarafından dosyaya sunulan ve üzerinde davacının adının yazdığı ancak herhangi bir basım yılı, yayınevi, ISBN ve bandrol bulunmayan kitabın, sahiplerinin hususiyetini yansıtacak biçimde şekillendiği, FSEK’de öngörülen eser türlerinden birinin içine girmesi ve fikri bir çabanın ürünü olması nedeniyle FSEK anlamında “ilim ve edebiyat eseri\" vasfında olduğu anlaşılmıştır. <br>\tFSEK’in eser sahipliğine ilişkin olarak benimsemiş olduğu temel ilke “yaratma ilkesi” olup, Kanunun “Eser Sahibi” başlıklı 8. maddesi “Bir eserin sahibi onu meydana getirendir. Bir işlemenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir. Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde, animatör de eserin birlikte sahipleri arasındadır.” hükmünü amirdir. Eser sahibi sıfatının kazanılabilmesi için eser niteliğinde bir fikri ürünün meydana getirilmesi gerekli ve yeterli olup Kanun Koyucu, 11. ve 12. maddelerde eser sahipliği ile ilgili birtakım karineler de getirmiştir. Tanımlanan bu karinelere göre; yayımlanmış eser nüshalarında veya güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır. Somut olayda ise, dosyada bulunan kitap üzerinde yazar olarak davacı ve bir takım başka kişilerin isimlerinin bulunduğu, yine bozma sonrası dosyaya sunulan muvafakatnamelerde kitabın davacı ile birlikte yazıldığının bildirilmiş olması, dosyadaki tüm materyallerin ufak farklılıklar hariç aynı olması karşısında davacının eser sahiplerinden birisi olduğu anlaşılmıştır. Dosyada bulunan bilgi ve belgelere ve uyulan Bozma ilamına göre, üretilen fikri ürün üzerindeki hakların kullanma yetkisinin davalı üzerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.<br>\tEser sahibinin FSEK’ten kaynaklanan mali ve manevi haklarının bulunduğu,  eser sahibinin manevi haklarının, umuma arz salahiyeti (FSEK md.14), adın belirtilmesi salahiyeti (FSEK md.15), eserde değişiklik yapılmasını menetme salahiyeti ( FSEK md.16) ve eser sahibinin zilyet ve malike karşı haklar (FSEK md.17 ) olduğu, mali haklarının ise işleme hakkı (FSEK md.21), çoğaltma hakkı (FSEK md.22), yayma hakkı (FSEK md.23), temsil hakkı (FSEK md.24) ve işaret ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı (FSEK md.25) olduğu görülmektedir.<br>\tDosyada mübrez bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere, davalı tarafından Talim ve Terbiye Kuruluna sunulan 5797 ve 7483 numaralı taslak ders kitaplarında davacının adı yer almamaktadır. Bu taslaklarda yapılan değişikliklerin ise, Kurulun talebi üzerine yapılan zorunlu değişiklikler olduğu görülmektedir. Bu kapsamda vaki eylemin, davacının adın belirtilmesi salahiyetinin ihlali anlamına geleceği kanaatine varılmıştır.<br>\tÖte yandan, T.C. ... ... Başkanlığının müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere, 5797 sayılı taslak kitabın onay alamadığı, kabul edilen .... kodlu ders kitabının ise Tebliğler Dergisi’nde yayımlanmadığı ve Bakanlığın Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce gerçekleştirilen baskı ve dağıtım ihale süreçlerine dahil olmadığı görülmektedir. Ancak buna rağmen davacının eserinin davalı tarafça kamuya sunulduğunun kabulü gerekmektedir.  \tBu kapsamda davacının mali haklarından çoğaltma hakkı ile manevi haklarından isim belirtilmesi hakkının ihlal edildiği anlaşılmaktadır. <br>\tFSEK'in 68. maddesi, \"Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir.\" hükmünü içermektedir. Anılan hüküm kapsamında, sözleşme yapılmış olması halinde istenebilecek bedelin (varsayımsal sözleşme bedeli) ne şekilde tespit edileceği konusunda HGK'nın 20.03.2002 tarih ve 2002/11-176 E.-2002/214 K. sayılı ilamı yol gösterici niteliktedir. Anılan kararda, varsayımsal sözleşme bedelinin, eser sahibinin bilimsel/sanatsal yeteneği, üretim kapasitesi, eserin beğeni ölçüsü, sayfa sayısı, estetik görünümü, nitelik ve niceliği, ihlal edilen mali hakkın türü, coğrafi kapsamı, ihlal süresi, ihlalin yapıldığı vasıta gibi kriterler dikkate alınarak eser sahibinin tecavüzde bulunanla sözleşme yapması halinde isteyebileceği bedele göre belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır. Varsayımsal sözleşme bedeli belirlenirken, varsa ihlal konusu mali hakkın devrine ilişkin önceki sözleşmelerden yararlanılabilir. Bu tür sözleşmeler emsal alınırken, sözleşmenin dava konusu olaya ne ölçüde uyduğunun, aradaki farklılıkların ve benzerliklerin neler olduğunun gözetilmesi zorunludur.  <br>\tBorçlar Kanunu'nun 50/2. maddesine göre de, uğranılan zarar miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri gözönünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. Zira Yargıtay 11. HD'nin 21.03.2014 tarih, 2012/15759 E,2014/5575, 10.06.2019 tarih, 2018/2580 E., 2019/4210 K. sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere, zarar miktarının tam olarak tespit edilemediği hallerde, dava sırasında yürürlükte bulunan TBK'nın 50. (818 sayılı BK'nın 42. maddesi) maddesi uyarınca zararın miktarının hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerekmektedir. <br>\tYasal bu düzenlemeler karşısında, somut uyuşmazlığın özellikleri, bu kapsamda davacının eşit pay sahibi yazarlardan bulunması, eserin yayınlanmamış olması ve kamuya sunulduğu sayılan eserin sunum sayısı gözönünde bulundurulduğunda FSEK 68 kapsamındaki tazminat miktarının TBK'nın 50. maddesi kapsamında belirlenmesi gerektiği ve buna göre de tazminat miktarının 400 TL olabileceği, FSEK'in 68. maddesi uyarınca bu miktarın üç katının 1.200 TL edeceği kabul ve takdir edilmiş, FSEK'in 68. maddesi uyarınca bu miktarın istenebileceği kanaatine varılmıştır. Ancak davacının talebinin 1.000 TL olması nedeniyle bu miktar üzerinden hüküm kurulmuştur. <br>\tDiğer yandan, davacının eser sahibi olduğu kitapta, davalının, eser üzerinde davacının adını belirtmemesi, başlı başına davacının adın belirtilmesi manevi hakkının ihlali niteliğinde bulunduğundan, somut olayda davacının belirtilen manevi hakkının ihlali söz konusudur. davacının, FSEK'in 15. Maddesi kapsamında adın belirtilmesi salahiyeti (FSEK md.15) bulunmasına rağmen somut uyuşmazlıkta bunun yerine getirilmediği anlaşıldığından manevi hakkının da ihlal edildiği anlaşılmıştır. Özel durumlar göz önünde tutularak hükmedilecek manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. Bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut uyuşmazlıkta  olayın oluş şekli, ihlalin boyutu, olay tarihindeki paranın satın alma gücü gözetildiğinde, Dairemizce 3.000 TL manevi tazminat dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun bulunmuştur. <br><br>\tÖte yandan Anayasa Mahkemesince verilen, 25/12/2024 Tarih, 2024/29 Esas ve 2024/226 Karar sayılı karar ile 6100  sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun \"Yargılama giderlerinden sorumluluk\"  kenar başlıklı  326/2. maddesindeki \"Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.\" hükmünün “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine  aykırı  olduğu tespitinde  bulunularak hükmün iptaline karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin anılan kararında, manevi tazminat davasının kısmen reddedilmesi halinde, davayı açan kişinin yargılama giderlerinin bir bölümünden sorumlu tutulmasının, davacı üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle bu hakkı sınırladığı, ödenecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinin tamamen hakimin takdirinde olduğu, HMK’nın 326/2. maddesi ile mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın “manevi tazminat davaları” yönünden kanunilik şartını sağlamadığı tespitlerinde bulunulmuştur.<br>\tHer ne kadar iptal hükmünde ilgili kararın Resmi Gazete'de yayım tarihi olan 14/03/2025 tarihinden itibaren 9 ay sonra yürürlüğe gireceği kararlaştırılmış ise de, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği hüküm altına  alınmış olup, Anayasa Mahkemesinin, Hulusi Yılmaz [GK B. No:2017/17428, 1/12/2022] kararında, Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğuna, kamu gücü kullanan makamların her türlü iş ve işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmek zorunda olduklarına, mahkemelerin Anayasa'ya aykırılığı açık olan bir  kanun hükmüne dayalı olarak uyuşmazlığı çözmesinin Anayasa'nın 152. maddesine aykırı bulunduğuna, hükmün bireysel başvuruya konu edilmesi hâlinde Anayasa ile korunan temel hak ve hürriyetlerin de ihlaline sebebiyet verebileceğine işaret edilmiştir.<br>Dairemiz tarafından da Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararının somut uyuşmazlıklara etkisi irdelenmiş ve manevi tazminat isteğinin kısmen reddi nedeniyle davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin Anayasa Mahkemesi'nin ilgili kararı gereğince mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır (Dairenin 20/3/2025 tarih, 2023/403 Esas - 2025/575 Karar, 21/03/2025 tarih, 2023/377 Esas - 2025/586 Karar). Somut olayda anılan kararlardaki tespitlerden ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmadığı anlaşılmakla, Dairemizce manevi tazminat isteğinin kısmen reddi nedeniyle davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir. <br>\tBu gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair aşağıda gösterilen şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davanın KISMEN KABULÜ ile FSEK 68. maddesi uyarınca 1.000,00 TL maddi tazminatın 21/11/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t2-3.000,00 TL manevi tazminatın 21/11/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat yönünden fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>\t3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, peşin olarak alınan 1.724,83-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, <br>\t4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre kabul edilen maddi tazminat tutarı yönünden hesaplanan 1.000,00.TL ve kabul edilen manevi tazminat tutarı yönünden hesaplanan 3.000,00.TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t \t\t\t\t \t5-Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024 Tarih, 2024/29 Esas, 2024/226 Karar sayılı kararı uyarınca reddedilen manevi tazminat talebi yönünden vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,  <br>\t6-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 1.800,00-TL bilirkişi ücreti, 106,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf ve temyiz aşamasında yapılan 214,1‬0-TL posta ve tebligat masrafı, 8.000,00-TL bilirkişi ücreti, 121,30-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 10.241,4‬0-TL'ye, 35,90-TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan 10.277,30-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t7-Davalı tarafça herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),\t<br>\t9-Davacıdan peşin olarak alınan 44,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine,<br>\t10-İstinaf aşamasında duruşma açıldığından ve birden fazla duruşma yapıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 32.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t11-İstinaf aşamasında duruşma açıldığından ve birden fazla duruşma yapıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 32.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>\tDair, duruşmaya katılan taraf vekillerinin yüzlerine karşı, yapılan açık yargılama sonucunda 28/05/2025 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/06/2025<br>\t\t\t\t<br><br><br>Başkan<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cf3b72658c602f46","SID":"8069e52aa1d38d5c"}}