{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İZMİR<br> 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>ESAS NO\t: 2025/108 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/551<br>DAVA\t: Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 04/02/2025<br>KARAR TARİHİ\t: 04/06/2025<br>Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... K. Sayılı dosyasında yapılan yargılamada;... Yapı tarafından kasko poliçesi kapsamında trafik kazası sonucu uğranıldığı iddia edilen hasar bedelinin tazmini talep edildiğini, ilk derece mahkemesinin 26/12/2017 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verdiğini, karara karşı müvekkilinin, istinaf kanun yoluna başvurduğunu, ilama istinaden aleyhe başlatılmış olan İzmir... İcra Müdürlüğünün... E. Sayılı dosyasına 90.071,85 TL nakit teminat yatırılarak tehiri icra kararı alındığını, İzmir BAM... HD... K. Sayılı dosyası ile yapılan istinaf incelemesi sonucu müvekkilinin ... Sigorta A.Ş'nin istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığını, kararın kesin olarak verildiğini, müvekkili şirket tarafından, kaldırılan ilama dayanılarak başlatılan icra dosyasında işlem yapılamayacağından nakit teminat bedelinin iadesinin talep edildiğini, ne var ki, karşı tarafça kesin karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulması nedeniyle dosyanın sürüncemede kaldığını, kötüniyetli olarak yargılamanın uzatılmasına neden olunduğunu ve müvekkilinin nakit teminat bedelini bu nedenlerle iade alamadığını, Yargıtay.. HD ... K. Sayılı ilamının 23/10/2024 tarihinde tebliğ edildiğini ve nakit teminat bedelinin de 06/11/2024 iade alınabildiğini, 13/06/2018 tarihinde müvekkili tarafından yatırılan 90.071,85 tl nakit teminatın,  06/11/2024 tarihine kadar davalı tarafın haksız olarak başlattığı dava ve kötüniyetli temyiz başvurusu nedeniyle depo edilen nakdin değer kaybetmesinden kaynaklı ciddi maddi zararı bulunduğunu belirterek, davanın kabulü ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL'nin (90.071,85 TL nakit teminat bedelinin 06/11/2024 tarihine kadar uğradığı reel değer kaybı yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasına) 06.11.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili firma tarafından açılan İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasıyla kasko poliçesi kapsamında trafik kazası sonucu uğranılan hasar bedelinin tahsilinin talep edildiğini ve Mahkemenin 26/12/2017 tarih ,... Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, kararın icraya konulması için kesinleşmesinin gerekmemesi nedeniyle ...Sigorta A.Ş 'ye karşı İzmir.... İcra Müdürlüğü'nün... Esas Sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunu,... İcra Müdürlüğü dosyasına 90.071,85 TL nakit teminat yatırılarak tehir-i icra kararı alındığını, İzmir BAM ... HD...Karar sayılı dosyası ile yapılan istinaf incelemesi sonucu 30/09/2021 tarihli kararı ile davacı tarafın istinaf başvurusu kabul edilerek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırıldığını, akabinde müvekkili firmanın yasal haklarını kullanarak İzmir BAM.... HD tarafından aleyhine verilmiş karara itiraz ederek temyiz yoluna başvurduğunu, temyiz dilekçesinde sunulan iddiaları doğrulayan Anayasa Mahkemesi'nin 30.01.2025 tarihli 32798 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 04.12.2024 tarihli ve E.... sayılı kararı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Ek m. 1/2'de yer alan ve kararlara karşı istinaf veya temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınacak parasal sınırın karar tarihine göre belirlenmesini öngören kuralın iptaline karar verildiğini, yapılan temyiz başvurusunun kötüniyetle davayı uzatmak amacıyla yapılmamış olduğunu, kararın anayasaya aykırı olması sebebiyle yapılmış bir başvuru olduğunu, davayı kabul etmek manasına gelmemekle birlikte davacı tarafın munzam zararını talep etmiş olup Türk Borçlar Kanunu 122. Maddesinde düzenlenmiş bulunan munzam zararın ispatının davacı tarafa ait olduğunu, günümüz koşullarında enflasyon olmasının munzam zararı talep edeceği anlamına gelmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLER:<br>İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... K. Sayılı dosyası<br>İzmir ... İcra Müdürlüğünün ...E. Sayılı dosyası,<br>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi.. Hukuk Dairesi. ... Karar sayılı dosyası, <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, İzmir... ATM'nin...Esas sayılı dosyasında verilen hükmün istinaf incelemesi sırasında hükmün icrasının geri bırakılmasına yönelik karar gereğince yatırılan teminattan dolayı ilgili dosyadaki davacının kesin olarak verildiği iddia edilen kararı temyiz etmesi nedeniyle sigorta şirketinin teminatın yatırıldığı tarih ile teminatı aldığı tarih arasında geçen zaman nedeniyle teminat bedelinin uğradığı reel değer kaybının davalıdan tahsili istemine ilişkin alacak davasıdır. <br>Davalı... Yapı... Ltd. Şti. tarafından davacı ... şirketine karşı hasar bedelinin tahsili istemine yönelik İzmir... ATM'nin ... Esas sayılı dosyasında dava açılmış, mahkemece yapılan yargılama sonucunda 26.12.2017 tarihli kararla davanın kısmen kabulüne karar verilerek, 53.429,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 26.10.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına istinaden İzmir... İcra Müdürlüğü'nün... Esas Sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlatılmış ve 13.06.2018 tarihinde ilgili dosya davalısı ...Sigorta A.Ş. tarafından mahkeme kararına konu borç fer'ileri ile birlikte nakit teminat olarak icra dosyasına yatırılmıştır. <br> İzmir .. ATM'nin 206.12.2018 tarihli,... Karar sayılı karar tehir-i icra istemli olarak ilgili dosyanın davalısı sigorta şirketi tarafından istinaf edilmiş, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesi'nin 24.07.2018 tarihli kararı ile ilam hükmünün icrasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve karar istinaf incelemesi sonucunda... Karar ve 30.09.2021 tarihli kararla davalı ... şirketinin istinaf itirazlarının kabulü ile İzmir ... ATM'nin 206.12.2018 tarihli,...Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla davanın reddine kesin olarak karar verilmiş, davacı tarafça tehir-i icra istemli olarak temyiz talebinde bulunulmuştur. Temyiz başvurusu sonucu İzmir Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesi'nin ...Karar ve 24.11.2021 tarihli ek karar ile davacı vekilinin temyiz başvurusunun hükmün kesinliği nedeniyle reddine karar verilmiştir.  <br>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi.. Hukuk Dairesi'nin... Karar ve 24.11.2021 tarihli ek kararı ilgili dosya davacısı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay ... Hukuk Dairesi'ni... Karar ve 04.03.2024 tarihli kararı ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesince verilen 24.11.2021 tarihli ek kararın onanmasına karar verilmiş ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin...Karar ve 30.09.2021 tarihli kararı doğrultusunda İzmir... ATM'nin 206.12.2018 tarihli, ... Karar sayılı kararı 23.10.2024 tarihinde kesinleşmiştir.<br>Mahkememiz davacısı ... Sigorta A.Ş. tarafından 13.06.2018 tarihinde İzmir ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı dosyasına depo edilen 90.071,85 TL nakit teminatın davalı tarafın haksız olarak açtığı dava ve kötü niyetli temyiz başvurusu nedeniyle döviz kurunda meydana gelen dalgalanmalardan ve yüksek enflasyon sebebiyle paranın değer kaybetmesinden dolayı, davacının munzam zarara uğradığı iddia edilerek bu zararın tahsili talep edilmiştir. <br>6098 Sayılı TBK'nın 120. maddesine göre; \"Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.\"<br>TBK'nın 121. maddesi uyarınca \"Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu hükümlerine tabi olur. Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.\" <br>Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde aşkın zarar düzenlenmiş ve buna göre; \" Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.\"<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarih, 2021/11-938 Esas ve 2022/401 Karar sayılı kararı gerekçesinde, \"15.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.<br>16.Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.<br>17.Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde  düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.<br>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. <br>Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.”  şeklinde düzenlenmiştir.<br>18.Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).<br>19.Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. <br>Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.<br>20.Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. <br>21.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.<br>22.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. <br>23.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. <br>24.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. <br>25.Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.<br>26.Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. <br>27.Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).<br>28.Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.<br>29.Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. <br>30.Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından 09.12.1999 tarihinde toplam 450.000TL’nin... Fatih Şubesi’ne yatırıldığı, anılan bedelin... Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarılması sonrasında davacı tarafından bu paranın tahsili için açılan davada yapılan yargılama sonucunda İstanbul... Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.02.2015 tarihli ve...K. sayılı  kararı ile 450.000TL’nin 09.12.1999 tarihinden itibaren işlemiş avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği,  anılan kararı müteakip davacı tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün... E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibi sonrasında 09.05.2016 tarihinde mahkemece hüküm altına alınan bedelin faiziyle davalıdan tahsil edildiği anlaşılmaktadır.<br>31.Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.<br>32.Her ne kadar bozma kararında,  ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.<br>33.Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.<br>34.Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.<br>35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. <br>36.Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir.\" şeklindeki gerekçelerle benzer nitelikli munzam zarar istemi hakkında açılan davanın reddine ilişkin kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına istinaden bozulması üzerine davanın reddine yönelik direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. <br>Somut olayda; davalı...Şömine Yapı Ür. Ltd. Şti'ne ait araçta oluşan hasarın Kasko Poliçe Genel Şartları'na uygun olmadığından davacı ... şirketine yapılan başvuru sonucu ödenme talebinin reddine karar verildiği, davalı tarafından kısmi dava ile fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 55.000,00 TL hasar bedelinin davacı ... şirketinden tahsili istemi ile İzmir ... ATM'nin ... Esasında dava açıldığı,  yapılan yargılama sonucunda 26.12.2017 tarihli karar ile davanın kısmen kabulü ile 53.429,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 26.10.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ilgili davanın davalıs... Sigorta A.Ş.'den tahsiline karar verildiği, ilgili davanın davacısı... Şömine Yapı Ür. Ltd. Şti tarafından İzmir.... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, ... Sigorta A.Ş. Tarafından dosya borcu nakit teminat olarak dosyaya yatırılarak sigorta şirketinin talebi doğrultusunda icra müdürlüğü tarafından Doksan günlük mehil verilmiş olduğu, kararın ... Sigorta A.Ş. tarafından icranın geri bırakılması talebi ile birlikte istinaf edildiği, ilgili istinaf dairesince ilamın icrasının geri bırakılmasına karar verildiği ve istinaf incelemesi sonucunda 30.09.2021 tarihli kararla istinaf isteminin kabulü ile davanın reddine kesin olarak karar verildiği,  davalı ...Şömine Yapı Ür. Ltd. Şti tarafından kararın temyiz edildiği, temyiz aşaması sonucu Yargıtay ... Hukuk Dairesi'nin 04.03.2024 tarihli kararı ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen 24.11.2021 tarihli ek kararın onanmasına karar verildiği ve  İzmir.... ATM'nin 26.12.2018 tarihli, ... Karar sayılı kararın 23.10.2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. <br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/401 Karar sayılı, 29.03.2022 tarihli kararı gerekçesinde belirtildiği üzere, aşkın zararın para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faizi ile karşılanamaması halinde söz konusu olan bir zarar olduğu, aşkın zararın varlığı için gerekli koşullardan birinin borçlunun temerrüde düşmesi olduğu, ayrıca borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faizi ile karşılanamayan alacaklının zararının bulunması gerektiği, bunların yanında borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması gerektiği, zira aşkın zarar sorumluluğunun temerrüt faizi sorumluluğundan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayandığı, kusurun varlığı asıl olduğundan temerrüde düşmede kusursuz olduğunun ispat yükünün davalıda olduğu, ayrıca aşkın zararla temerrüt arasında illiyet bağının bulunması gerektiği, aşkın zararın ayrı bir dava ile ayrı bir alacak olarak talep edilebileceği, aşkın zararı ispat yükünün zararın varlığını iddia eden alacaklıda olduğu, bu bağlamda aşkın zarar alacaklısının aşkın zararını kanıtlamak durumunda olduğu ve aşkın zararın somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlanması gerektiği, bu kapsamda yapılan değerlendirmede; bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek, bu zararın ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağının benimsenmiş olduğu ve TBK'nın 120. maddesi yollaması ile 3095 Sayılı Kanun'un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranlarının belirlendiği, buradan hareketle Kanun koyucunun tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranının Anayasa'dan aldığı yasa yapma yetkisine dayanarak temerrüt faizi olarak belirlemiş olduğu, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülerek sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğunun kabul edilemeyeceği, aşkın zararın istenilmesi halinde açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerektiği, alacaklı yönünden aşkın zararın açık ve somut bir biçimde ispatı gerektiği, bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın alacaklı yönünden aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi bu olguya dayanılarak zararın ispatının gerçekleştiğinin ileri sürülemeyeceği, belirli dönemlerde var olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın zarar talebinin zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği, zira belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan döviz kurlarındaki dalgalanma ve paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzlukların bir karine olarak kabul edilemeyeceği ve kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia edilen zararın ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, davacı tarafından aracında oluşan hasar bedelinin temerrüt tarihinden sonra geç ödendiği ve bu arada döviz kurları ve altın fiyatlarındaki yükselmeler nedeniyle paranın değerini yitirmiş olduğu belirtilerek aşkın zararın tahsilinin talep edildiği, bu kapsamda yapılan değerlendirmede davacının mahkeme veznesine tehir-i icra kararı uygulanması için yatırılan teminattan dolayı aşkın zararın oluştuğu iddiası dikkate alındığında davalının davacı ... şirketine bir borcunun bulunmadığı, yatırılan teminatın icranın geri bırakılması kararına istinaden mahkeme veznesine yatırıldığı, bu nedenle davacının davalıdan aşkın zarar talep edemeyeceği gibi yalnızca ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma nedeniyle geçmiş günler faizinden fazla zararının bulunduğu iddiası ile aşkın zarar talep edilemeyeceği kanaatine varılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davanın REDDİNE,<br>2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL peşin karar ve ilam harcı başlangıçta peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, <br>3-Davacı tarafından yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılmasına,<br>4-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihindeki AAÜT gereğince belirlenen 100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>5-7155 sayılı yasanın 19/12/2018 tarihinde yürürlüğe giren 23.maddesiyle eklenen 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince taraflar arasında yapılan arabuluculuk faaliyeti sonunda Hazine tarafından karşılanan 4.600,00 TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>6-Karar kesinleştiğinde ayrıca karar yazmaya gerek görülmeden kalan gider avansının yatırana iadesine,<br>Dair; davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık  süre içerisinde mahkememize yahut başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamını ödemek suretiyle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.<br> 04/06/2025        <br><br>Katip ...<br> E-imzalıdır. <br><br><br><br> <br> <br>Hakim ...<br> E-imzalıdır. <br><br><br> <br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"acbd56b5553f802b","SID":"555a181a8edb4a82"}}