{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1931 Esas<br>KARAR NO:2025/769 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2018/1022 Esas-2022/519 Karar<br>TARİH:21/06/2022<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:08/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında takip öncesi devam eden ticari ilişkinin mevcut olduğu, davacı şirket unlu mamuller alanında faaliyet gösterdiği, davalı şirketin satış yaptığı başta ... marketleri olmak üzere birçok mağazasına ürün satışı yaptığı, davalı borçlu şirketin söz konusu fatura bedellerinin yasal süresinde ödenmediği, fatura bedellerinin tahsili amacıyla davalı borçlu aleyhine öncelikle 25/11/2016 tarihinde ... sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla icra takibinin başlatıldığı, davalı şirketin bu dosyada yetkiye ve borca itiraz ettiği, davalının yetki itirazı doğrultusunda dosyanın... gönderildiği, ... sayılı dosyadan 18/09/2017 tarihinde borçluya ödeme emri tebliği talep edildiği, ödeme emri, dosya borçlusu davalı şirkete 02/07/2018 tarihinde tebliğ olduğu, davalı borçlu şirket vekilinin icra müdürlüğüne verdiği 06/07/2018 tarihi itiraz dilekçesinde, ödeme emrine, takibe, borcun tamamına ve ferilerine itiraz ettiğini beyan ettiği ve takibin durduğu, görüleceği üzere davalı tarafın ödeme emrinde görünen borca itirazı haksız ve kötü niyetli olduğu, takibe konulan cari hesap ekstresi içeriği faturaların ve konusu hizmet ve işlerin yerine getirildiği, cari hesaba konu yukarıda izah edilen faturalardan başka davacı şirketin ticari defterleri de davalı şirketin davacıya olan borcu hususunda delil teşkil ettiği, davalı şirkete teslim edilen mallara ilişkin faturaların usulüne uygun olarak davacı şirkete ait ticari defterlere kaydedildiği, bu nedenle gerek görülmesi halinde ticari defterleri de incelenmek üzere sunacaklarını, borçlunun yapmış olduğu itirazın tamamen alacağın tahsilini geciktirmeye yönelik olduğu, davalı şirketin ve davacı şirket ticari defter ve kayıtları incelendiğinde davacının takip tarihinde alacaklı olduğunun tespit edileceği, kaldı ki, davalı şirket, her ne kadar borcu olmadığını iddia etmiş ise de borçlu olduğu icra dosyalarından kendisine tebliğ edilen 89/1 birinci haciz ihbarnameleri gereğince ödeme yapıldığı, bu ödemelerde davalı şirket ticari defterlerinde tespit edileceği, icra takibine konu alacak, fatura alacağından kaynaklanan likit bir alacak olduğu, borçlunun faturalardan kaynaklı alacağa yapmış olduğu itirazı haksız ve kötü niyetli olduğu, işbu nedenle davalı şirketin %20 sinden aşağı olmamak üzere davalı tarafın icra inkâr tazminatına mahküm edilmesine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacının açmış olduğu davada davacının talep ve iddialarının haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğu, taraflar arasında davacı tarafından da belirtildiği üzere bir ticari ilişki bulunduğunu, taraflar arasında 16.07.2014 tarihli ... Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereğince müvekkili şirkete  hizmet verilmiş  ve müvekkili şirketin de  sözleşme gereğince doğan tüm ödemeleri tam ve eksiksiz olarak zamanında yaptığını, davacı tarafından başlatılan icra takibinin neye dayanılarak başlatıldığının anlaşılamadığını,  davacı dava dilekçesinde icra dosyasına borçlu olmadığımızı söylerken diğer taraftan davacının borçlusu olduğu dosyalara 89/1 gereği ödeme yapıldığını beyan ettiğini, ancak burada davacının hataya düştüğünü,  icra takibine itiraz ediliği tarih ve 89/1 gelen dosyalara ödeme yapıldığı tarihler incelendiğinde ödemelerden sonra icra takibinin tebliğ alındığı görüleceğini, davacının icra inkar tazminatı talebinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 21/06/2022 tarih ve 2018/1022 Esas-2022/519 Karar sayılı kararında;\" Dava, hukuki niteliği itibari ile; İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... sayılı icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın İİK 67 maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir.İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin...sayılı dosyası celp edilip incelenmesinde; davacı-takip alacaklısı tarafından davalı-takip borçlusu aleyhine 20/03/2017 tarihinde  asıl alacak  + işlemiş faiz toplamı 106.691,91 TL tutarındaki alacağın,  fer'ileriyle birlikte tahsiline yönelik genel haciz yoluyla yapılan icra takibi olduğu, ödeme emrinin borçluya 02/07/2018 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu tarafından verilen 7 günlük süre içerisinde itiraz dilekçesi sunulduğu, itiraz dilekçesinde borca ve fer'ilerine itiraz edildiği; icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verilmiş olduğu, itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmediği görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama sırasında, taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 12/11/2020 tarihli rapora göre; \" verilen yetki ile, tacir olan tarafların ticari defterleri incelenmiş olup, davacı şirketin 2015 yılına ilişkin ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin T.T.K hükümlerine göre zamanında yapıldığı, 2016 yılına ilişkin açılış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, kapanış tasdiklerinin bulunmadığı, takip konusu alacağa ilişkin davacı defterleri incelendiğinde; davacının her ne kadar 106.691,91 TL tutarında takip başlatmış olsa da, kendi defterlerinde takip tarihi itibariyle 74.692,50 TL tutarında alacaklı gözüktüğü, davalı şirketin ticari defterlerinin incelenmesinde, 2015-2016 yılı ticari defterlerinin GİB onaylı beratlarının süresinde alındığı, TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu, 28.06.2018 takip tarihi itibariyle davalı şirketin kendi defterlerinde borç alacak bakiyesinin bulunmadığı, tarafların ticari defterlerinin karşılaştırılmasında farklılığın, davalının defterlerinde kayıtlı olup, davacı şirketin defterlerinde kayıtlı olmayan aşağıda detayı bulunan işlemlerden kaynaklandığı,  Sayın Mahkemenin talebiyle dava dosyasına gönderilen davalı şirketin bağlı bulunduğu Pendik Vergi Dairesi Müdürlüğünün müzekkereye cevap yazısında; davacı... Şti.” den, 2016 yılında 67 adet fatura toplamı 385.773,00 TL tutarında BA formu (Bilanço Alış) bildiriminde bulunduğu, aynı şekilde davalı şirketin 29 adet fatura (iade) toplamı 78.207,00 TL BS (Bilanço Satış) bildiriminde bulunduğu, taraflar arasındaki ihtilafa konu faturaların aslında davalı defterlerinde kayıtlı olup, davacı şirket defterlerinde kayıtlı olmayan işlemlerden kaynaklanmış olduğu, somut olayda, taraflar arasındaki ihtilafsız ticari ilişkide takip konusu açık hesap alacağını oluşturan faturaların her iki şirketin ticari defterlerinde de kayıtlı olduğu, davalının kendi vergi dairesine alımı gösteren Ba formu beyanlarının bildirdiğinin anlaşıldığı, davacı şirketin takip tarihi itibariyle 74.692,50 TL alacaklı gözükürken, davalı şirketin kendi defterlerinde borç, alacak bakiyesinin bulunmadığı, karşılıklı hesap hareketlerinin kontrol edilmesi neticesinde davalının kendi  defterlerine davacı aleyhine yapmış olduğu iade ve ödeme kayıtlarından toplam 74.692,50 TL kısmının davacıda bulunmadığı, ödemenin yapıldığı veya malların iade edildiğini ispat yükünün davalı tarafa ait olduğu, yapılan iade işleminin kendi defterlerinde kayıtlı olmasının tek başına davalı lehine değerlendirilemeyeceği, usulüne göre ispatlanması gerektiği, dosyadaki delil durumuna göre davacının defterlerinde kayıtlı olmayan davalı iade mal faturaları ile, çeşitli icra dairelerine yapılmış ödeme açıklamalı işlemlerin da davacı alacağına mahsuben yapıldığının somut delillerle ispatlanması gerektiği,  tarafların incelenen defterlerinde davacıya ait tüm faturaların davalının kayıtlarında itirazsız yer aldığı, böylelikle teslime ilişkin başlangıçta oluşan karinenin aksinin dosya kapsamında yer almamasına göre davacının takip konusu alacağını oluşturan fatura içeriği malı teslim ettiğini ispatladığı, davalının iade ve ödeme edimini ispatı yönünden; tarafların karşılıklı hesap hareketlerinin karşılaştırılması neticesinde davalının kendi defterlerine davacı aleyhine yapmış olduğu iade ve ödeme kayıtlarından toplam 74.692,50 TL kısmının davacıda kayıtlarında bulunmadığı, ödemenin yapıldığı veya malların iade edildiğini ispat yükünün davalı tarafa ait olduğu, yapılan iade işleminin kendi defterlerinde kayıtlı olmasının tek başına davalı lehine değerlendirilemeyeceği, karşı tarafın aleyhine yapılan işlemin usulüne göre ispatlanması gerektiği, dosyadaki delil durumuna göre davacının defterlerinde kayıtlı olmayan davalı iade mal faturaları ile, çeşitli icra dairelerine yapılmış “ödeme” açıklamalı, raporun genel değerlendirme bölümünde listelenmiş işlemlerin  davacı alacağına mahsuben yapıldığının somut delillerle ispatlanması gerektiği, dosyadaki delil durumuna göre davacı şirketin kendi defterlerinde alacaklı gözüktüğü, teslim ve tesellümü ispatlanan 74.692,50 TL tutarlık kısmını talep edebileceği,\"yönünde görüş bildirilmiştir. <br>İtirazlar üzerine ve dosyaya kazandırılan belgelerin incelenmesi amacıyla ek rapor aldırılmış özetle;  32.284,77 TL (12.621,04414.753,7844.909,95) tutarlı, kök rapor sonrası celp edilen icra dosyalarına yapılan ödemeler yönünden yapılan incelemede; işbu ödemelerin davalı şirket tarafından davacı şirketin borçlu olduğu icra dosyalarına haciz ihbarnameleri doğrultusunda davacı şirket adına yapılmış ödemelerin davalı lehine borcundan tenzil edilmesi gerektiği, 09.06.2016 tarihli 30.000,00 TL tutarlı ödeme kaydına ilişkin yapılan incelemede; bu kapsamda davalı şirket tarafından tarafıma sunulan ödeme dekontunun delil kabiliyetinin mahkemece araştırılması takdirine göre, ödemenin yapılmış olduğunun kabulü halinde işbu ödeme kaydının ispatlanmış olacağı ve davalının işbu itirazının yerinde olacağı, davalı şirket tarafından davacı şirket adına, taraflar arasında imzalanan sözleşme doğrultusunda düzenlenen “Mağaza Katılım Bedeli, ... Grubu İade” açıklamalı faturalar yönünden inceleme: taraflar arasında imzalanan ... Sözleşmesi kapsamında ilgili maddeler raporda yazılmış olup, davalı şirket tarafından, davacı şirket adına düzenlenen 448,58 TL tutarlı ciro primi, S.790,24 TL (398,56*5.391,68) iade faturası ve 236,00 TL tutarlı mağaza katılım bedeli faturalarının davacı şirket defterlerinde kayıtlı olmaması nedeniyle, toplam 6.474.82 TL'lik faturaların sözleşme hükümlerine göre davalı lehine değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine ilişkin hukuki değerlendirmenin Mahkemeye ait olduğunu, sunulan 30.000,00 TL tutarlı ödeme dekontunun Sayın Mahkemece araştırılması ve ödemenin yapılmış olduğunun kabulüne halinde; bilirkişi kök raporunda tespit edilen 74.694,06 TL tutarlı kayıt farklarından kaynaklı olarak bu tutarın içerisindeki 5.934,47 TL'lik kayıttan davacı şirketin sadece 21.04.2016 tarihli ... seri nolu faturadan kaynaklanan 2.556,46 TL'lik (14.140,98-11.584,52) fark tutarını talep edebileceği, takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, Mahkemece davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 6.474,82 TL tutarlı Mağaza Katılım Bedeli, ... Grubu İade açıklamalı faturaların davalı şirket tarafından istenemeyeceğine karar verilmesi halinde işbu tutarın da davacı şirket tarafından talep edilebileceği, (Bu durumda davacının talep edebileceği tespit edilmiştir.Davacı, davalıya mal/hizmet  teslim ettiğini/ifa ettiğinden bahisle alacaklı olarak icra takibinde bulunmuş olup,Türk Medeni Kanunu m:6 gereği icra takibinde talep etmiş olduğu alacağının varlığını ispatlamak ile yükümlüdür.6100 sayılı HMK 200. maddeye göre bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat edilemez.Faturaya dayalı alacak taleplerinde tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ve mal teslimini ispatlamaz. Yine faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olması da fatura içeriği malların/ hizmetin  teslimini/ ifasını kanıtlamaya yeterli değildir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 222. Maddesinde \" Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK m:222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK m:222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması ve defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK m:222/4).\" hükümlerine amirdir. Yukarıda verilen yasa maddeleri ve TTK 82. maddesi gözetildiğinde  ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür.İİK madde 67 gereğince, itirazın iptali davasının itirazın tebliğinden itibaren, 1 yıl içinde açılması gerekir. Hak düşürücü süreler, dava şartı olup taraflar ileri sürmese de mahkemece resen gözetilir.  Somut olayda icra  takibindeki, itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmemesi nedeniyle İİK'nun 67.maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü sürenin başlamadığı anlaşıldığından davanın süresi içinde açıldığı kabul edilmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılama ve yargılama sırasında bilirkişilerden alınan denetime elverişli rapor içeriklerine göre; davacı/takip alacaklısının davalı/takip borçlusu hakkında faturaya dayalı olarak takip başlattığı, davalı/takip borçlusunun tebliğ edilen ödeme emri üzerine takibe borca ve fer'ileri yönünden süresinde itiraz ettiği ve takibin durduğu, eldeki itirazın iptali davasının  süresinde açıldığı, taraflar arasındaki ihtilafın sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı, var ise takip dayanağı belgeye konu mal ve/veya hizmetin teslim edilip edilmediği ve/veya sunulup sunulmadığı hususundan kaynaklandığı, uyuşmazlığın halli ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin tespiti için defter incelemesine karar verildiği, taraflar arasında yufka tedarik ve dağıtım sözleşmesinin bulunduğu hususunun ihtilafsız olduğu, davacının ticari defterlerinde davalıdan takip tarihi itibariyle 74.692,50 TL alacaklı göründüğü, davalının ticari defterlerine göre davacıya borcunun bulunmadığının tespit edildiği, ihtilaf konusu miktarların incelenmesinde davalı tarafından davacı borçları için celp edilip incelenen üç farklı icra dosyasına toplamda 32.284,77 TL ödemenin bulunduğu davacı kayıtlarında yer almadığı, davalı tarafça 09/06/2016 tarihinde 30.000,00 TL ödemenin davacıya yapıldığı ve buna dair dekontun ilgili bankadan celp edildiği, davalı tarafından iadeye ilişkin davacı adına düzenlenen fatura içeriklerini ve sebebini ispatlamakla yükümlü olduğu, cevap dilekçesi içeriğinde iadeye ilişkin açıklama yapılmadığı, davalının delil listesinin 5. Bendinde bu hususa yer verildiği ancak davacının muvafakatinin bulunmadığından bu konuda işlem yapılmadığı, davalının iadelerle ilgili ispat yükünü yerine getirmediği, davalının davacı adına  mağaza katılım bedeli ve yufka ciro primi adı altında düzenlediği fatura miktarının davacıdan talebinin aradaki sözleşme uyarınca ( m: 3) yerinde olduğu, davacının 5.391,68 TL ve 398,56 TL ile 2.556,46 TL fark tutarını talep edebileceği anlaşılmakla  davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra-inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması ve alacağın likit ve belli olması gerektiği, bu nedenle alacağın likit olması ve diğer icra inkar tazminatına hükmedilebilme şartlarının olayda gerçekleşmesi nedeniyle, hüküm altına alınan asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile,''1)Davanın KISMEN KABULÜ ile, İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... sayılı dosyasında davalı/borçlunun 8.346,70 TL asıl alacak yönünden itirazının iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek avans  faizi ile birlikte icra takibinin DEVAMINA, 2)İptaline karar verilen  8.346,70 TL asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının  davalıdan alınarak davacıya verilmesine,....'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece yapılan değerlendirmede taraflarınca davacı adına mağaza katılım bedeli ve yufka ciro primi açıklamalarıyla düzenlenen fatura miktarının davacıdan talebinin taraflar arasındaki sözleşme uyarınca yerinde olduğunun belirtildiğini; işbu hüküm ile davacının gerçeği yansıtmayan taleplerinin bir kısmı da mahkemece reddedilmiş olup reddedilen kısım bakımından haklılıklarının kanıtlandığını,Buna karşın davacının 5.391,68 TL ve 398,56 TL ile 2.556,46 TL fark tutarını talep edebileceği kanaatine varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup 8.346,70 TL asıl alacak yönünden itirazın iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek avans faizi ile birlikte icra takibinin devamına, iptaline karar verilen 8.346,70 TL asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiğini,Yerel mahkemece tanzim edilen kısmen kabul kararı haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup Mahkemece yapılacak istinaf incelemesi sonucunda mezkur kararın yalnızca kısmen kabul kararı bakımından kaldırılması, nihayetinde davanın tümüyle reddedilmesi gerektiğini, Davacı tarafça ticari defterler usulüne uygun tutulmamış olmasına rağmen davacı şirket kayıtlarına itibar edilerek 21.04.2016 tarihli ... seri numaralı faturadan kaynaklanan 2.556,46 TL'lik fark tutarı bakımından davanın kısmen kabulünün hata ihtiva etmekte olduğunu,Görülen itirazın iptali davası her ne kadar davacı tarafça mezkur takip ve dava 106.691,91-TL üzerinden ikame edilmişse de, dosya kapsamında tanzim edilen 12.11.2020 tarihli kök bilirkişi raporunda davacı şirketin kendi defterlerinde alacaklı gözüktüğü, teslim tesellümü ispatlanan 74.692,50 TL tutarlık kısmını talep edebileceği görüş ve kanaatine varıldığını,22.12.2021 tarihli bilirkişi ek raporu kapsamında ise bir tespit yapılarak; davalı müvekkilce davacı şirketin borçlu olduğu icra dosyalarına haciz ihbarnameleri doğrultusunda  32.284,77-TL tutarlı ödeme yapıldığı, yine davacı şirkete 09.06.2016 tarihinde banka havalesi yoluyla 30.000,00-TL ödeme yapıldığı, bu meblağların davalı lehine borcundan tenzil edilmesi gerektiği, bu bakımından davacı tarafın müvekkil şirketten talepte bulunamayacağı kanaatine varıldığını,Ek bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere toplam tutarı 74.694,06 TL'yi bulan uyuşmazlığın davacı tarafın müvekkili tarafından yapılan ödemeleri kayıt altına almamış olmasından ileri gelmekte olduğunu,Ek bilirkişi raporunda bilirkişi tarafından \"Davacı şirket tarafından davalı şirket adına düzenlenen 21.04.2016 tarihli ... numaralı 14.140,98 TL tutarlı fatura, davacı şirket defterlerinde 14.140,98 TL, davalı şirket defterlerinde 11.584,52 TL olarak kayıtlı olup işbu 2.556,46 TL tutarlı farka ilişkin, davalı şirket tarafından tarafıma sunulan, kendilerine davacı tarafından fax ile gönderildiği söylenen 11.584,52 TL tutarlı düzeltilmiş fatura örneği ekte sunulmuş olup bu hususta fatura aslının kendilerinde olmaması ve davacı şirket tarafından gönderilen fatura tutarının 14.140,98 TL olması nedeniyle\"bu hususun davacı lehine değerlendirildiğinin ifade edildiğini,Ancak  21.04.2016 tarihli ... seri numaralı faturadan kaynaklanan 2.556,46 TL'lik fark tutarının davacı şirket lehine değerlendirilmesinin hatalı olduğunu; bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere müvekkili şirkete davacı tarafından 11.584,52 TL'lik düzeltilmiş tutarla gönderilen faturanın dosyaya sunulduğunu; bunun yanında davacı şirketin kayıtlarında bu husus düzeltilmeden 14.140,98 TL'lik kayıt bulunması davacı yanın hatası olup mezkur  2.556,46 TL'den davalı müvekkilin sorumlu tutulmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu,Dosya kapsamındaki diğer asılsız alacak iddiaları gibi bu durum da davacı tarafın ticari kayıtları hatalı tutmasından ileri gelmekte olduğunu; kanunda açıkça belirtilen usule aykırı olarak tutulan karşı taraf defteri esas alınarak ortaya konan bu hususun davacı taraf lehine değerlendirilmiş olmasının hatalı olduğunu; usulsüz tutulan defterlerin lehe delil teşkil edemeyeceğinin kanun ve Yargıtay kararlarında açıkça belirtildiğini,Usulüne uygun tutulmakta olan müvekkili şirket defterlerinde 11.584,52 TL olarak kaydedilmiş olan mezkur faturanın usulsüz davacı şirket defterlerine 14.140,98 TL olarak kaydedilmesi ve sonrasında bu tutarın da düzeltilmemiş olması davacı yanın ihmalkarlığından ileri gelmekte olduğunu,Ayrıca tarafların ticari defterleri arasında uyuşmazlık çıkması halinde müvekkili şirkete ait kayıtların esas teşkil edeceği taraflarca akdedilen 16.07.2014 tarihli ... Sözleşmesi’nin 12.4. maddesinde açıkça belirtildiğini; bir an için mezkur sözleşmenin hiç var olmadığı düşünüldüğünde kanundaki usule aykırı şekilde tutulan davacı ticari defterler lehe delil teşkil edemeyeceğinden karşı tarafın 2016 yılına ait ticari defterlerinin esas alınması tarafımızca kabul edilemeyeceğini,Dolayısıyla davacı tarafın düzeltme faturasına ilişkin kaydın ticari defterlere işlememesinden ileri gelen ihmalkarlığından kaynaklanan söz konusu 2.556,46 TL'lik farkın aleyhimize değerlendirilmesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olup istinaf taleplerine konu kısmen kabul kararının öncelikle bu yönden kaldırılması gerektiğini,Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/2310 E. 2017/2537 K. Ve 13.06.2017 tarihli kararında da belirtildiği üzere;\"...Bu kurallar birlikte değerlendirildiğinde ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK'nın 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir.Ticari işletmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklara ilişkin ticari davalarda her iki tarafında tacir sıfatını haiz olduğu durumlarda delil teşkil eden ticari defterlerin bu niteliği kazanması için bazı şartları sağlaması gerektiğini; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. Maddesinde ticari defterlerin ibrazı ve delil olması hususunun düzenlendiğini; buna ilgili maddenin 2. fıkrasında:\"Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.\" şeklinde hüküm altına alındığını,Dava konusu olayda kapanış tasdiki bulunmayan ticari defter açısından ise söz konusu maddenin m.222/4. fıkrası açık bir düzenleme getirmekte olduğunu:\"Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.\"Bu düzenleme ile de açıkça ifade edildiği üzere davacı tarafın usule uygun olarak tutulmamış defterleri kendileri lehine delil teşkil edemeyeceğini ancak bu hususun yerel mahkemece dikkate alınmamış olup sonuç itibarıyla haksız ve hukuki dayanaktan yoksun 21.06.2022 tarihli gerekçeli karar tanzim edildiğini,Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin  E: 1992/3112, K: 1993/3405  11.05.1993 Tarihli kararında: “.... defterlerdeki borç kaydının dayanağı olan tediye ve tahsil fişlerinin mevcut olmaması karşısında bu kaydın hukuken bağlayıcı olup olmayacağı irdelenmek ve incelenmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken eksik inceleme ile davanın kabulü doğru olmamıştır Kanun’a uygun bir surette tutulan ve birbirini teyit eden ticari defterler sahibi lehine delil olarak kullanılabilmektedir. Ancak kapanış tasdiki yaptırılmayan defterler, tam ve kanuna uygun olarak tutulmuş sayılmamakta, sahipleri tarafından kendi lehlerine delil olarak kullanılamamaktadır.” şeklinde hüküm tesis edildiğini, Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatlarından da anlaşılacağı üzere, açılış ve kapanış tasdiklerinin eksikliğinin ticari defterleri delil niteliğinden çıkaracağı açık olup davacı tarafça hangi amaçla defterin kapanışının yapılmadığının tam bir muamma olduğunu; bu durumda davacı yana ait 2016 yılı defterleri lehe delil teşkil edemeyeceğinden bu defter esas alınarak tanzim edilen bilirkişi raporu ve bilirkişi ek raporundaki görüşlerin hukuken geçerli bir değerlendirmeye konu olamayacağını; bu bağlamda usulüne aykırı tutulmuş davacı taraf defterleri ile usulüne uygun tutulmuş  müvekkili şirket ticari defterleri arasında bir uyuşmazlık söz konusu olduğunda müvekkili şirkete ait ticari defterlerin dikkate alınması ve  yerel mahkeme süresince sundukları somut ve hukuki delillere riayet edilerek hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde karar verilmesi ve istinaf taleplerinin kabulünün hukukun bir gereği olduğunu,07.07.2016 tarihli 5.391,68 TL bedelli ve 07.08.2016 tarihli 398,56 TL bedelli müvekkil şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenmiş 2 adet fatura taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak tanzim edilmiş olup karşı tarafın haksız iddialarına karşın faturaların temelinin taraflar arasında akdedilen sözleşme olduğunu,Yerel mahkeme kararının bu yönüyle de hatalı olup neticeten toplamda 8.346,70-TL tutarındaki kısmen kabul kararının mahkemece kaldırılması gerektiğini, Dosyada mübrez 22.12.2022 tarihli bilirkişi ek raporunda da ilgili sözleşme maddelerine yer verilmiş olup mezkur bilirkişi raporunda; 07.07.2016 tarihli 5.391,68 TL bedelli ve 07.08.2016 tarihli 398,56 TL bedelli iade faturalarının sözleşmenin 6.2. ve 6.3. Maddelerine istinaden düzenlendikleri tespit edilmiş durumda olduğunu; diğer bir deyişle, müvekkili şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 2 adet fatura taraflar arasında münakit Sözleşmeye uygun olarak tanzim edildiğini,Davacı yanın dava dilekçesinde ise 07.07.2016 tarihli 5.391,68 TL bedelli ve 07.08.2016 tarihli 398,56 TL bedelli iade faturalarının müvekkil tarafından re'sen dayanaksız bir şekilde düzenlendiği ifade edildiğini; davacı yanın iddiasının aksine, müvekkil şirketin müşterisi olan ... ve ...firmaları tarafından müvekkil adına iade faturaları tanzim edilmiş olup iade faturalarına ilişkin kayıtlar 12.01.2022 tarihli dilekçemiz ekinde  tarafımızca sunulmuş olmasına rağmen mezkur iade faturaları yerel mahkemece dikkate alınmamış, bu sebeple istinaf talebimize konu hatalı kısmen kabul kararı tanzim edildiğini,Konuyla alakalı olarak mezkur sözleşmenin 6.2. ve 6.3. maddelerinin:\"6.2. ..., sözleşme konusu işi yapan aracı, tedarikçi firmadır. Müşterileri olan ...Ticaret A.Ş., ...- ... A.Ş. Ve daha sonra hizmet vermeye başlayacağı diğer Müşterilerinden; Üstlenici tarafından mağazalardan; son tüketim tarihi dolan, birebir değişim yapılamadığı için mağazalarda kalan ve Üstlenici tarafından mağazalardan teslim alınmayan ürünler nedeniyle gelen ürün iadeleri irsaliye ve faturalarına istinaden Üstleniciye iade faturası kesecektir. Üstlenici bu faturalarda ilgili herhangi bir itirazda bulunmayacağını kabul, beyan ve taahhüt eder.\"6.3. ..., iade faturasına konu olan ürünlerin son tüketim tarihi geçtiği ve sağlık nedeniyle derhal imha edilmesi gerektiği için ve zaten ürün imhalarının müşteri mağazalarında yapılması sebebiyle bu iade konusu ürünleri Üstleniciye teslim etmek zorunda değildir. Herhangi bir ihtilaf halinde ..., müşterilerinden gelen iade irsaliyesi ve faturası delil niteliğinde olup yeterli kabul edilecektir. Üstlenici bu durumu kayıtsız, şartsız kabul ve beyan eder.\" şeklinde olduğunu; dolayısıyla söz konusu her iki fatura da taraflar arasında bağıtlanan sözleşme bakımından haklı nedene dayanmakta olduğunu,Tüm bu açıklamaların yanında düzenlendikleri tarihte davacı yanca söz konusu faturalara bir itirazda bulunulmadığını; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca;Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\"denilmekte olduğunu; Dolayısıyla söz konusu faturalar taraflarına gönderildiğinde itiraz etmeyip sonradan bu konuda bir icra takibi başlatılmış olması davacı tarafın kötü niyetli olduğunu,Yukarıda iki fatura için ayrıca açıklandığı üzere taraflar arasında bağıtlanan Sözleşme'nin çeşitli maddelerine ilişkin olarak haklı nedenlerle düzenlendiğini; davacı tarafça kötü niyetle açılan haksız davanın Mahkemece reddi gerektiğini, Davacı, dava konusu icra takibinde haksız ve kötü niyetli olup gerçeği yansıtmayan bir alacak talebinde bulunmuştur. ilk derece mahkemesince icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı oluduğunu, Davacı tarafça dava dilekçesinde gerçekle bağlantısı olmayan bir bedelin talebi ile  müvekkil şirket aleyhine yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı haksız bir şekilde talep etmiştir. Dava süresince ortaya çıktığı üzere herhangi bir alacak söz konusu değildir. Bilirkişi kök raporunda da bu durum ortaya konmuş ve usulüne uygun ticari defter tutmamakta olan davacı şirketin mesnetsiz talepleri salt kötü niyetli olup gerçekle bağdaşmadığını, Karşı tarafın söz konusu davaya temel olan icra takibini ve bu davayı kötü niyetli şekilde başlattığı iddialarının yargılama süresince dikkate alınmamış olup icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu; gerçeği yansıtmayan bir tutar üzerinden farazi şekilde açılmış olan söz konusu davada davacı tarafın başlattığı icra takibi ve ileri sürdüğü beyanları tutarlılık göstermediğini; dava süresince beyanlarının hatalılığı tek tek gözler önüne serilen davacı tarafın iddiaları hukuki dayanaktan yoksun olarak ileri sürülmüş ve kötü niyet içermekte olduğunu, Müvekkil şirketle içinde bulundukları iş ilişkisi süresince müvekkil şirket tarafından davacı adına düzenlenen faturalar gerçek mal ve hizmetlere dayanmaktadır ve ticari defterler de usulüne uygun şekilde tutulduğunu; buna karşı davacı tarafın ticari defterleri yukarıda açıklandığı üzere usulüne uygun tutulmadığını; dolayısıyla işbu ticari defterlerin hükme esas dayanak olarak alınması da mümkün olmayacağını,Varsayımsal ve keyfi alacak talepleri ile açılmış olan davada tüm iddiaları ile haklılıklarının  ve borçlu olmadı ispatlanmış olsa da İlk Derece Mahkemesince 3 adet fatura bakımından aleyhlerinde karar verildiğini; bu bağlamda yukarıdaki açıklamaları ile birlikte haklılıklarının ve istinaf taleplerinin kabulünün zaruri hale geldiğini; bunun yanında kötü niyet tazminatı taleplerinin Mahkemece kabulünün elzem olduğunu,2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67. Maddesinde: “Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkûm edilir.” şeklinde düzenlenen bu  alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklının, kötü niyetli kabul edileceğini,Yine Yargıtay 11. HD.'nin 2016/1072 E. ve 2016/9554 K. Sayılı kararında; \"Mahkemece, davanın reddine ve davalı lehine %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmiştir.Kötüniyet tazminatı, itirazın iptali davasına konu edilmiş bir alacağın mevcut olmadığının tespit edilmesi ve alacaklının da kötüniyetli olarak icra takibi başlatmış olmasının anlaşılması halinde borçlu lehine hükmedilebilecek bir tazminat olup, alacaklının icra takibinde kötü niyetli olduğunun iddia eden borçlu tarafça kanıtlanması gerekir.\" şeklinde hüküm kurularak kanun hükmü ve Yargıtay uygulamasının pekiştirildiğini, Müvekkili şirket aleyhine haksız şekilde açılan söz konusu davanın reddinin gerektiği açık olup mevcut olmayan alacağa dair olarak başlatılan icra takibinin de haksız ve kötü niyetli olduğu hem dava süresince hem de işbu dilekçeyle ileri sürdükleri gerekçelerle sabit olduğunu; netice itibarıyla yerel mahkemece her ne kadar 8.346,70-TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenlerden dolayı kısmen kabul kararının kaldırılması ve neticeten davanın reddine karar verilmesinin hukukun ve hakkaniyetin gereği olduğunu,İleri sürerek, yukarıda arz ve izah olunan ve re'sen takdir edilecek sebeplerle; Tehir-i İcra taleplerinin kabulü ile mezkur hüküm kesinleşene kadar icranın geri bırakılmasına, duruşma taleplerinin kabulü ile dosyanın duruşmalı olarak incelenmesine, istinaf  taleplerinin kabulü ile haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak tesis edilen  İstanbul Anadolu  6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1022 E. 2022/519 K.  21/06/2022 tarihli kısmen kabul kararının kaldırılarak davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa TAHMİLİNE karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen 16/07/2014 tarihli \"... Sözleşmesi\" kapsamında cari hesap alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında davacı tarafından davalıya sözleşme kapsamında düzenlenen faturalardaki ürünleri teslim ettiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı ve davalı tarafından davacı alacağının ödenip ödenmediği, Mahkemece hüküm altına alınan alacağa ilişkin hangi tarafın defter ve kayıtlarına itibar edileceği hususlarındadır. Davacı tarafından davalı aleyhine 106.691,91 TL cari hesap alacağının tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığı, Mahkemece tarafların defter ve kayıtlarının incelenmesi sonrası düzenlenen rapora göre davalı tarafından yapılan ödemeler ve davalı tarafından düzenlenen bir kısım faturalar dikkate alınmak suretiyle davacının 8.346,70 TL alacağı olduğu kanaatine varılmak suretiyle bu alacağın hüküm altına alındığı görülmüştür. Hüküm altına alınan alacağın ise tarafların defter ve kayıtları arasındaki farkın da sebebi olan davacı tarafından düzenlenen 14.140,98 TL bedelli faturanın davalı tarafından defterine 11.584,52 TL olarak kaydedilmesi sebebiyle aradaki farkın davacı lehine alacak olarak kabulü ve davalı tarafından düzenlenen 07/07/2016 tarihli 5.391,68 TL bedellli ve 07/08/2016 tarihli 398,56 TL bedelli yufka grubu iade faturalarının davacı defterlerinde kayıtlı olmamasından ve davalı tarafından dayanağının ispat edilememesinden kaynaklandığı kanaatine varılarak bu toplam bedel hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafından düzenlenen  14.140,98 TL bedelli faturanın davacı tarafından 11.584,52 TL olarak düzeltilerek kendilerine fax ile gönderildiği ve defterlerine işlendiği davalı tarafından savunulmuş ve savunmasına esas faturanın düzeltilmiş ve davacının kaşesinin bulunduğu fatura sureti gösterilmiş olup, söz konusu ayrıntılı bir şekilde düzeltme işleminin yapıldığı faturada davacının kaşesinin bulunduğu dikkate alındığında Mahkemece düzeltilmiş faturaya itibar edilmesi ve davacı alacağından mahsup edilmesi gerekmesine rağmen aksi gerekçe ile itibar edilmemesi yerinde olmamış ve davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 6.2. Maddesi; \"..., sözleşme konusu işi yapan aracı, tedarikçi firmadır. Müşterileri olan ...Ticaret A.Ş.,...- ... A.Ş. ve daha sonra hizmet vermeye başlayacağı diğer müşterilerinden; Üstlenici tarafından mağazalardan; son tüketim tarihi dolan, birebir değişim yapılmadığı için mağazalarda kalan ve Üstlenici tarafından mağazalardan teslim alınmayan ürünler nedeniyle gelen ürün iadeleri irsaliye ve faturalarına istinaden Üstleniciye iade faturası kesecektir. Üstlenici bu faturalarla ilgili herhangi bir itirazda bulunmayacağını kabul ve beyan eder.\" hükmünü, yine sözleşmenin 6.3. Maddesi; \"... iade faturasına konu olan ürünlerin son tüketim tarihi geçtiği ve sağlık nedeniyle derhal imha edilmesi gerektiği için ve zaten ürün imhalarının müşteri mağazalarında yapılması sebebi ile bu iade konusu ürünlerin Üstleniciye teslim etmek zorunda değildir. Herhangi bir ihtilaf halinde ..., müşterilerinden gelen iade irsaliyesi ve faturası delil niteliğinde olup, yeterli kabul edilecektir. Üstlenici bu durumu kayıtsız, şartsız kabul ve beyan eder.\" hükmünü içermektedir. Davalı tarafından müşterileri ...ve ... tarafından kendisine düzenlenen iade faturalarının dosyaya sunulduğu, söz konusu fatura tarihlerinden sonra davalının iade faturalarını düzenlediği ve tarihlerinin yakın olduğu dikkate alındığında davalının sözleşmenin yukarıda belirtilen maddelerine uygun olarak ihtilafa konu iade faturalarını düzenlediğinin anlaşıldığı, söz konusu maddelere göre davacının bu faturalara itiraz edemeyeceğinin ve müşterilerden gelen faturalar ve irsaliyeler delil olarak yeterli kabul edildiği gibi, ürünlerin davacıya tesliminin zorunlu olmadığının kabul edildiği gözetildiğinde Mahkemece söz konusu iade faturalarının kabul edilerek davacı alacağından mahsup edilmesi gerekmesine rağmen aksi gerekçe ile davacı alacağı olarak hüküm altına alınması isabetli olmamış ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmüştür.Sonuç olarak, davalının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler ile kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE,İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/06/2022 tarih ve 2018/1022 Esas - 2022/519 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2-Davanın REDDİNE, 3-Kötü niyet tazminat talebinin reddine, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:4-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.255,08-TL harçtan mahsubu ile bakiye 639,68‬‬‬-TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,6-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,7-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca red edilen miktar ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 8-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 10-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 11-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 12-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 13-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1e20efe0c88a8d72","SID":"1de4705b6c4b3e8f"}}