{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1883 Esas<br>KARAR NO:2025/980 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2020/254 Esas- 2022/499 Karar<br>TARİH:29/06/2022<br>DAVA:Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:12/06/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin tarım makinelerinin alım satımı ve satış sonrası hizmetleri alanlarında faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ilk olarak 15.12.2010 tarihinde ... markalı tarım makinelerinin <br>münhasıran satış ve pazarlaması amacıyla bayilik sözleşmesi ve 01.01.2013  tarihinde... markalı biçerdöverlerin satış ve pazarlaması amacıyla bayilik sözleşmesinin akdedildiğini, ... sözleşmesi ile ilk olarak “Kocaeli ili ve ilçeleri, Yalova ili ve ilçeleri, Edirne iline bağlı İpsala, Enez, Meriç, Keşan, Uzunköprü ilçeleri ile İstanbul ilinin Anadolu Yakası’nda” bu ürünlerin satış ve pazarlamasının münhasır olarak müvekkili şirkete bırakıldığını, daha sonra bu bölgenin davalının tek taraflı beyanı ile 28.07.2015 tarihinde “Edirne iline bağlı İpsala, Enez,  Meriç, Keşan, Uzunköprü ilçeleri ile İstanbul ilinin Anadolu Yakası” olarak değiştirildiğini, ticari ilişkinin ilerleyen safhalarında müvekkili şirket ile davalı arasında bu  sözleşmelerin yerine geçmek üzere bu kez davalının piyasaya sunduğu... ... markalı ürünlerle birlikte yedek parçalarının da  münhasıran satış ve pazarlanmasını konu alan 11.10.2016 tarihli Tarım Makineleri Bayilik Sözleşmesi akdedildiğini, nihai sözleşmeyle, Edirne iline bağlı İpsala, Enez, Meriç, Keşan, Uzunköprü ilçeleri ile İstanbul İlinin Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kartal, Kadıköy, Maltepe,Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar ilçelerinde ürünlerin münhasır satış ve pazarlamasının müvekkili şirkete bırakıldığını, müvekkilinin bu bölgelerde satış ve pazarlama faaliyetlerini sürdürürken 27.12.2017 tarihinde <br>davalı tarafından müvekkili şirkete bırakılan münhasır bölgenin tek taraflı olarak Balıkesir İline bağlı <br>Bandırma, Gönen, Manyas ve Erdek ilçeleri  olarak değiştirildiğini,  müvekkili şirketin yeni bölgede satış ve pazarlama faaliyetlerini sürdürürken 08.04.2019 tarihinde davalının bir çalışanı tarafından yönetim toplantısında müvekkili şirketin bayilik ilişkisini sonlandırma kararı alındığı ve söz konusu e-posta ekinde gönderilen fesih protokolünün imzalanması gerektiği yönünde bir e-postanın kendilerine iletildiğini, müvekkili şirketin söz konusu e-postaya kendilerinin süresinden önce tek taraflı feshi kabul etmediklerini, söz konusu e-postanın nihai sözleşme ile kararlaştırılan fesih usulüne uygun olmaması ve davalının e-postayı gönderen çalışanın fesih yetkisini gösteren bir belge sunulmamış olması sebebiyle işlemin derhal fesih etkisi doğurmaya elverişli olmadığını davalıya ihtar ettiğini ve davalının tek taraflı derhal fesih iradesinin varlığı halinde bunun usulüne uygun olarak kendilerine iletilmesini talep ettiğini, ancak usulüne uygun bir yazılı fesih beyanının müvekkili şirkete ulaştırılmadığını, müvekkili şirket tarafından yapılan ürün siparişlerinin davalı tarafından “taraflar arasında mevcut durum” sebep gösterilerek kabul edilmediğini, bunun üzerine müvekkili şirketin ürün siparişlerinin kabulü ile müvekkili şirkete teslim edilmesi, aksi halde fiilen nihai sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı feshedilmiş sayılacağının 18.06.2019 tarihinde davalıya ihtar edildiğini, davalının söz konusu ihtara, 27.06.2019 tarihinde cevap vererek nihai sözleşmenin herhangi bir şekilde feshedilmediğinin belirtilerek aynı ihtarname ile nihai sözleşme döneminin sonunda sözleşme süresini uzatmama yönündeki iradesini kullandığı, nihai sözleşmenin 10.10.2019 tarihi itibarı ile süresinin bitmesi sebebiyle son bulacağının belirtildiğini, son olarak 11.10.2019 tarihinden itibaren verilen siparişlerin reddedildiğini ve bu tarihten sonra ürün tedarikinin tamamen kesildiğini, nihai sözleşmenin davalı tarafından süresinin dolması sebebiyle sonlandırılması dolayısıyla davalı tarafından müvekkili şirkete hakkaniyete uygun bir denkleştirme tazminatı ve karşılanamayan yatırım giderinin ödenmesini talep etme gereğinin  hasıl olduğunu,, müvekkili şirketin 30 yıla yakın bir süredir ürünlerin ticaretini yapıyor olması ve davalı ile 10 yıla yakın ticari ilişkisi bulunmasının müvekkili şirkette ticari ilişkinin devam edeceği yönünde haklı beklenti oluşturduğunu, bu nedenle davalının talepleri doğrultusunda çok yüksek tutarlı yatırım harcamaları yaptığını belirterek, amortisman bedelleri henüz dolmamış ve ikamesi mümkün olmayan yatırımlar ile diğer bayi çalışanlarına verilen eğitim ücretlerine karşılık <br>16.841,71 TL ve 4.750.377,69 TL denkleştirme tazminatının fesih tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile birlikte davalı tarafından müvekkili şirkete ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava  etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2008 yılında kurulmuş olup 2009 yılının Mayıs ayından bu yana ... markalı ürünlerin, 2012 yılından itibaren de... markalı ürünlerin Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olduğunu, müvekkili şirketin bayileri aracılığıyla satış yaptığını, doğrudan son kullanıcıya satış yapmadığını, 2015 yılında davacı şirketin sözleşmeye konu ürünler ile rekabet eden <br>ürünleri doğrudan veya dolaylı olarak stoklamamak, tedarik etmemek, talepte bulunmamak, ilgi <br>belirtmemek, sipariş etmemek yükümlülüğüne aykırı hareket ederek başka marka tarım makinelerini <br>sattığının tespit edilerek bu hususun davacıya Beyoğlu 35. Noterliği’nin 18.05.2015 tarihli ve ...<br>yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bildirildiğini ve sözleşmeye aykırı faaliyetlerine son vermesinin ihtar <br>edildiğini, davacının Gebze 6. Noterliği’nin 05.06.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile <br>rakip ürün satışını başka bir şirket adı altında yaptığını belirterek rakip ürün faaliyetinde ısrar iradesini <br>bildirdiğini, davacı tarafından kurulan diğer şirketin davacı ile aynı ortak ve yöneticilere sahip olduğu gibi sıklıkla yan yana işyerlerinde faaliyet gösterdiklerini, başka bir şirket kurulmuş dahi olsa müşteriler açısından bakıldığında aynı logoyu kullanan showroomlarda davalı müvekkiline ait ürünlerle birlikte aynı zaman ve mekânda rakip ürünlerin satılmakta olmasının her iki kardeş şirkete ait kartvizitlerde ve tanıtım materyallerinde davalı müvekkiline ait markalarla rakip markaların bir arada kullanılması nedeni ile Beyoğlu 35. Noterliği’nin 28.07.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı şirketin bölgesini “Edirne iline bağlı İpsala, Enez, Meriç, Keşan, Uzunköprü ilçeleri ile İstanbul ilinin Anadolu yakası” olarak tadil edildiğinin bildirildiğini, 11.11.2016 tarihinde taraflar arasında Tarım Makineleri Bayilik Sözleşmesi ile Sözleşmeye ek Satış Hüküm ve şartlarının imzalandığını ve davacı şirket “Edirne iline bağlı İpsala, Enez, Meriç, Keşan, Uzunköprü, ilçeleri, İstanbul ilinin Anadolu yakası” ilçeleri bölgesinde faaliyet gösterirken 27.12.2017 tarihli tadil ihbarnamesi ile davacının bölgesinin Balıkesir iline bağlı Bandırma, Gönen, Manyas ve Erdek ilçelerinin münhasır faaliyet bölgesi olarak karşılıklı imzalanarak belirlendiğini, davacının bölge değişikliğini kabul ettiği halde 2018 yılından itibaren sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bayi alım ve satış hedeflerini birden fazla defa tutturamadığını, bayiliğini yaptığı ürünlerin Sözleşme uyarınca taahhüt ettiği gibi satışını artırmak amacı ile gerekli çabayı göstermediğini, defalarca uyarılmasına rağmen Bandırma’da kuracağı şubenin açılışını gerçekleştirmediğini, bu hususların zaman zaman sözlü ve e-posta yolu ile hatırlatılmış olmasına rağmen sözleşmeye aykırı tutumun devam ettirildiğinden nihayet Kadıköy 15. Noterliği’nin 15.05.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacıya sözleşme ihlallerini 15 gün içinde gidermesinin ihtar edildiğini, davacının Gebze 6. Noterliği’nin 24.05.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı cevabı ihtarnamesi ile sözleşme ihlali iddialarını genel olarak reddettiğini, Bandırma’da şube açma taahhüdünü yerine getirmediğini ise kabul ettiğini, bölge değişikliğinin üzerinden geçen 1 yıl 5 aylık dönemde halen bölgesinde şube açmayan davacının sözleşme ile üstlenmiş olduğu ürünlerin satışını artırmak için faaliyette bulunma, pazar payını artırma, tüm enerjisini ve yatırımlarını sözleşme kapsamındaki ürünlerin pazarlanması için kullanma, satış hedeflerine uygun şekilde alıp yapma edimlerini yerine getirmesinin fiilen imkânsız olduğunun açık olduğunu, davalı müvekkilinin bütün bu hususları ve taraflar arasındaki bayilik ilişkisini değerlendirdiğini ve sözleşme döneminin sonunda süre uzatımına gitmemeye karar verdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin beş yıl içinde bir yıllık sürelerle ve bir yılsonunda süre uzatılmayacağı ihtar edilmediği takdirde otomatik olarak yenilenen bir sözleşme olduğunu, davacının sözleşmeye aykırı davranışlarında ısrar etmesi ve geleceğe dönük umutsuz durumun müvekkili şirketin çıkarlarını olumsuz etkilemekte olmasının müvekkilinin süre uzatımına gitmeme kararının haklı gerekçeleri olduğunu, davaya konu sözleşmede bir acentelik ilişkisi değil davacının münhasır bir bölgede davalı şirkete ait markaları haiz ürünlerin tek satıcı kimliği ile yeniden satışının düzenlendiği düşünüldüğünde davalıya denkleştirme istemi ödenmesinin kanundan kaynaklanan tartışmasız bir mecburiyet olmayıp aksine davalıca bunun hakkaniyete uygun olduğunun ispatı ile mümkün bir talepten ibaret olduğunu, TTK m122 uyarınca tek satıcı tarafından haklı bir denkleştirme isteminde bulunmak için tek satıcı tarafından kazanılan yeni müşteriler bulunması, bu yeni müşterilerin süreklilik arz etmesi, süreklilik teşkil eden yeni müşteriler sayesinde menfaat elde edilmesi ve bu koşullara ek olarak denkleştirme isteminin hakkaniyete aykırılık teşkil etmemesinin şart olduğunu, davacının kendisine hasredilen faaliyet bölgelerinde kayda değer yeni bir müşteri kazanımı gerçekleştirmediğini gösterdiğini, yeni müşteri kazanmaktansa davacının ürünlerin tanınmış marka olma özelliğinden faydalandığını,  davacı tarafın vermiş olduğu biçerdöver <br>siparişlerinin müvekkili tarafından ithal edilip Türkiye’ye getirildikten sonra siparişler iptal edildiği için <br>müvekkilinin zararına da sebebiyet verildiğini, davacının eğitim giderlerini talep etmesinin geçmiş dönemde ... için ödediği kira bedellerini talep etmesi ile benzer nitelikte olduğunu, davacının tacir olup imzaladığı sözleşme uyarınca işin yürütülmesi için gerekli masrafları yaptığını, yatırım ve eğitim giderlerinin davalı müvekkilden talep edilmesinin mümkün olmadığını, davacının diğer bayi çalışanlarına eğitim verdiğini ileri sürdüğünü, bu durumun davacının kendi yetkili servisini kurmayıp bir servis ile anlaşma yapmasından kaynaklandığını,davacının kendi verdiği ticari kararın sonucu olduğunu, müvekkilinin hiçbir zaman bayisinden başka bayi çalışanlarının eğitim giderlerini ödemesini talep etmediğini, yapılacak eğitimlerin bayilere bildirildiğini,bayiler tarafından eğitime katılacakların listesinin müvekkiline iletildiğini ve eğitimlerin bu şekilde gerçekleştirildiğini, 2012-2018 yılları arasında davacı şirket çalışanlarının 10 farklı eğitime katıldıklarını,bu eğitimlere katılan kişi sayısının 98 olduğunu, bir kısım eğitimin müvekkili şirket tarafından ücretsiz olarak verildiğini, özellikle yurtdışında yapılan bazı eğitimler için bayilerin katkı payı ödemesi yaptığını,davacının yürütmekte olduğu ticari faaliyetin bir parçası olarak çalışanlarına eğitim verdirmiş olmasından kaynaklanan eğitim giderlerinin müvekkilinden talep edilemeyeceğini, davacı tarafın amortisman bedelleri henüz dolmamış olan ekipman bedellerinin de müvekkili tarafından ödenmesini talep etmekte olup bu talebin Sözleşmesel ve hukuksal bir dayanağı bulunmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 29/06/2022 tarih 2020/254 Esas- 2022/499 Karar sayılı kararında;\"Dava, taraflar arasında münhasır satıcılık sözleşmesinin feshi dolayısıyla davacı tarafça istenen denkleştirme tazminatı ile karşılanmadığı belirtilen yatırım ve bayi çalışanlarına verilen eğitim giderlerinin istemine ilişkindir. Davacı taraf, 4.750.377,69TL denkleştirme tazminatı ile 16.841,71 TL karşılanamayan yatırım gideri ile diğer bayilerin çalışanlarına verilen eğitim giderleri toplamı 4.767.219,40TL'yi fesih tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsilini talep etmektedir.Davalı taraf ise, fesih koşulunun gerçekleştiğini, tazminat ödeme koşullarının oluşmadığını, davacının sözleşmeye aykırı davrandığını ileri sürerek davanın reddini talep etmektedir.Taraflar arasında 15/12/2010 tarihinde ... markalı makineler için ilk sözleşme yapıldığı, 01/01/2013 tarihinde ise... marka makine ile 11/10/2016 tarihinde ürün sözleşmesi yapıldığı, 27/12/2017 tarihinde ise hem ürün hem de bölge değişikliği sözleşmesinin imzalandığı ve Balıkesir ilinin Bandırma, Gönen, Manyas ve Erdek ilçeleri ile sınırlandırıldığı, sözleşmenin 11/10/2019 tarihinde sona erdiği anlaşılmıştır.Davalının sunduğu belgelerden, davacının rakip markaların benzer ürünlerini de teşhir ettiği ve sattığı görülmüştür.Davalının ürünlerinin satışında 2019 yılında düşüş yaşadığı ve fesih ile bayi değişikliği sonrası  2020 yılında ciddi artış gösterdiği görülmüştür.Bilirkişi tarafından sunulan kök ve ek raporda, en fazla 5.421.787,19TL denkleştirme tazminatı hesaplanmış, eğitim ve yatırım giderine ilişkin hesaplamaya esas belge olmadığı bildirilmiştir.Davacının, 27/12/2017 tarihli sözleşmeye göre Bandırma ilçesinde açması gereken bayi işyerini açmadığı anlaşılmıştır. Davaya konu sözleşmeyle bayilik verilen ürünlerin genelde 10 yıl gibi kullanım ömrü verilen uzun ömürlü ürünler olduğu, sürekli bir müşteri portföyünün oluşturulmayacağı, ancak davacının bir marka tanınırlığı sağlayabileceği anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki sözleşmeye rağmen davacının başka bayilere sattığı veya aldığı ürünlerin de denkleştirme kapsamında olması gerektiği davacı tarafça ileri sürülmüş ise de, bunun davalıya yeni bir müşteri kazandırmayacağı anlaşıldığından mahkememizce bu iddiaya itibar edilmemiştir.Taraflar arasındaki sözleşme devam ederken, davacının başka marka ürünleri sattığı, fesihten sonra da bu müşterilerin önemli bir kısmını portföyünde tutmaya çalıştığı cirolardan ve sunulan belgelerden anlaşılmıştır. Bu nedenle de davalı ürünlerinin satışında 2019 yılında ciddi düşüş olduğu değerlendirilmiştir.Taraflar arasındaki sözleşme süresi, müşteri devamlılığı ve tipi, karlılık oranı, davacının başka markalarla aynı sektörde işine devam etmesi nazara alındığında, feshin haklı olduğu ve tazminat gerektirmediği, TTK'nın 122. Maddesindeki önemli bir menfaat, bayinin kusurlu olmaması, hakkaniyet gerektirmesi gibi şartların gerçekleşmediği, davacının Bandırma'da bayi açmayarak sözleşmeye de aykırı davrandığı, bu nedenle feshin haklı olduğu ve davanın reddi gerektiği anlaşılmış, oluşan vicdani kanaate göre aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile\" Davanın Reddine\" karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece yapılan değerlendirmelerin ciddi bir hukuki hataya dayandığını ve işbu kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalı şirketin sözleşmeyi haklı sebeple feshetmediğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun denkleştirme tazminatını düzenleyen 122/3 hükmünde denkleştirme tazminatı talep edilebilmenin şartlarından sözleşmenin sona erme biçiminin düzenlendiğini, Yerel Mahkemece verilen kararda müvekkili şirketin denkleştirme tazminatına hak kazanmadığına gerekçe olarak gösterilen en önemli ve ilk hususun da, davalının feshinin haklı olduğu hususu olduğunu;Ne var ki, Yerel Mahkemenin bu değerlendirmeyi yaparken büyük bir hataya düştüğünü, zira davalı şirketin taraflar arasındaki nihai sözleşmenin, haklı sebeple feshedilmediğini, zira ortada fesih dahi olmadığını, davalının da ne işbu davada sunduğu dilekçelerde ne de nihai sözleşmenin sona erdiğini ihbar ettiği 27.06.2019 tarihli ihtarnamede bu yönde bir iradeden söz etmediğini, tam aksine davalı şirket vekilinin, 27.06.2019 tarihli ihtarnamede nihai sözleşme bakımından “süre uzatımına gitmemeye karar verildiğini” açıkça belirttiğini, buna rağmen Yerel Mahkemece hangi saiklerle ortada bir fesih olduğuna ve üstelik “haklı fesih” olduğuna karar verildiğinin hiçbir şekilde anlaşılamadığını, zira görüleceği üzere davalı şirketin sona erme bildiriminde sona erme sebebinin haklı fesih değil “süre uzatmama yoluyla” sona erme olduğunu açıkça ifade ettiğini;Davalının işbu davada nihai sözleşmeyi haklı sebeple feshettiğini hiçbir zaman ileri sürmediğini, Yerel mahkemece şaşırtıcı biçimde davalının nihai sözleşmeyi haklı sebeple feshettiği ileri sürülmesine karşın davalı şirketin dava sürecinde de hiçbir zaman  sözleşmeyi haklı sebeple feshettiğini ileri sürmediğini, davalı şirket vekili tarafından esasen sözleşmenin herhangi bir tarafça fesih yoluyla değil, süresinin bitmesinin ardından yenilenmemesi nedeniyle sona erdiğinin 27.07.2020 tarihli davaya cevap dilekçesinin 3. sayfasında açıkça beyan edildiğini;Davalının apaçık beyanına rağmen Yerel Mahkemece ortada bir fesih olduğu, hatta bu feshin haklı bir fesih olduğunun iddia edilmesinin anlaşılabilir ve kabul edilebilir olmadığını, üstelik 27.06.2019 tarihli ihbarında açıkça “süre uzafımına gitmemeye karar verildiği”ni açıklayan davalı şirketin, bundan sonra işbu ihbarında belirttiği sona erme gerekçesini de değiştirip genişletemeyeceğini, aksi halde bir sözleşmeyi feshetmek isteyen akit tarafın sözleşmeye aykırı davranıldığını ileri sürerek sözleşmeyi feshedebilecek ve daha sonra bunlara tabir-i caiz ise “kılıf” uydurabileceğini, üstelik dosyada mübrez ...'nün 23. sayfasında Prof. Dr. ...'nın davalı tarafça bilinen, hiçbir şekilde itiraz edilmeyen ve hatta bir anlamda ödüllendirilen sözde rekabet yasağının ihlali iddiasının huzurdaki davada dinlenemeyeceğini de açıkladığını, Prof. Dr. ...'nın ...nün nihai sözleşmenin sona erme biçiminin ihtilafsız olduğunu belirtildiğini, dosyaya davalı tarafından sunulan Doç. Dr. ... tarafından hazırlanan ...'nün 3. sayfasında da, Nihai Sözleşme'nin sürenin sona ermesi suretiyle son bulduğunun açıkça ifade edildiğini:Bu sebeple somut olayda nihai sözleşmeyi “süre uzatımına gitmeme” suretiyle sona erdiren davalı şirketin haklı sebeple fesih iddiası bulunmadığı gibi, hukuken de buna olanak olmadığını, zira senet niteliğindeki 27.06.2019 tarihli ihtamamede sözleşme bakımından “süre uzatımına gitmemeye karar verildiği”ni açıkça belirten davalı şirketin yargılama süresince de bu iddiasının aksine herhangi bir iddiada bulunmadığını, somut olayda, davalı şirketin nihai sözleşmeyi haklı sebeple değil, süre uzatımına gitmemek suretiyle sona erdirdiğine ilişkin Kadıköy 15. Noterliği'nden keşide edilmiş 27.06.2019 tarihli ve ... yevmiye numaralı senet niteliğinde belge bulunduğunu;İkinci olarak Yerel Mahkemece ileri sürülen Bandırma'da şube açılmadığı, müvekkili şirketin davalı şirkete rakip markaların ürünlerini teşhir ettiği ve sattığı iddiası gibi iddiaların sözleşmeye aykırılık iddiaları olduğunu, bu iddialar doğru olmadığı gibi, bir sözleşmeye aykırılık halinde dahi karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmedeki borçlunun sözleşmeye aykırılığından ötürü diğer tarafın sözleşmeyi haklı bir şekilde feshedebilmesi için sözleşmenin devamının bu taraf açısından çekilmez hale gelmesi gerektiğini, öyle ki öğretide ve uygulamada da bu hususun kabul edildiğini;Somut olayda haklı sebebin mevcut olmadığını gösteren en önemli delillerden birisinin de davalı şirketin nihai sözleşmeyi sona erdirmeye ilişkin bildirimini 27.06.2019 tarihinde yapmasına rağmen sözleşmeyi 10.10.2019 tarihinde sona erdirmesi olduğunu, diğer bir deyişle, davalı şirketin 4 ay daha sözleşmeyi sürdürmeyi tercih ettiğini ve derhal fesih yoluna gitmediğini, bu nedenle de“sözleşmenin sonuna veya fesih bildirim süresi sonuna kadar, sözleşmeye devam etmeleri beklenemiyorsa” şartının gerçekleşmediğinin apaçık ortada olduğunu;Yerel mahkemenin taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerini açıkça ihlal ettiğini, davalı şirket tarafından sözleşmenin haklı sebeple feshedildiği hiçbir zaman iddia edilmemiş olmasına rağmen Yerel Mahkemece feshin haklı olduğunun ileri sürülmesinin, taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerini ihlal edici nitelikte olduğunu, zira, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 25. maddesinde “Taraflarca Getirilme İlkesi\"nin ve aynı Kanunun 26. maddesinde ise “Taleple Bağlılık İlkesi”nin düzenlendiğini, somut olayda ise, davalı şirket tarafından ne sona erme bildiriminde, ne de huzurdaki davada sözleşmenin haklı sebeple feshedildiği iddia edilmemiş olmasına rağmen Yerel Mahkemece ortada bir fesih olduğu ve hatta feshin haklı olduğu ileri sürülerek denkleştirme tazminatı koşullarının oluşmadığının ileri sürülmesinin anlaşılabilir olmadığını, Yerel Mahkemece verilen kararın en temel sözde gerekçesi “haklı fesih” olduğu yönünde hatalı bir değerlendirmeye dayandığından, kararın yalnızca bu sebepten dahi kaldırılması gerektiğini;Dosyaya sunulan uzman görüşünün değerlendirilmemiş olmasının tek başına bozma sebebi olduğunu, huzurdaki davada Yerel Mahkemece verilen kararın somut olaydaki maddi gerçeklere aykırı olması bir yana, dosyaya taraflarınca sunulan Prof. Dr. ... tarafından davalının iddialarına ve denkleştirme tazminatının koşullarının oluştuğuna dair 44 sayfalık uzman görüşünün adeta hiç dosyaya sunulmamışçasına bir karar verildiğini, Yerel mahkemenin sunulan uzman görüşlerinde yer alan görüşlerin hiçbirini tartışmadığını, değerlendirmediğini ve neden doğru ya da hukuken hatalı olduğu hakkında hiçbir kanaat bildirmediğini, oysa Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında görüleceği üzere, dosyaya sunulan uzman görüşlerinin gerekçeli kararda tartışılmasının mahkemenin en temel yükümlülüklerinden biri olduğunu, (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2019/2249 K. 2019/5266 T. 19.12.2019);Müvekkili şirketin nihai sözleşmenin feshine sebep olacak hiçbir davranışta bulunmadığını, Mahkemece ileri sürülen sözde yükümlülüklere aykırılıkların da maddi gerçeklere uygun olmadığını, müvekkili şirketin rakip markaların ürünlerini satmadığını, davalı tarafından müvekkili şirketin rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davrandığının ileri sürüldüğünü, öncelikle, davalının haksız rekabet iddialarının denkleştirme tazminatı talepli işbu davada hiçbir önemi olmadığını, zira, bir sözleşme tarafının, dönme beyanında bulunurken dönme gerekçesi olarak sadece belirli bir veya birkaç olguyu ileri sürmüş; buna karşılık, o sırada mevcut bulunan ve kendisi tarafından bilinen -feshe dayanak olabilecek- diğer olgulara dönme bildiriminde yer vermemişse; artık bildirimde yer almayan bu olguları dönme sebebi olarak görmediğini ortaya koymuş sayılacağını ve karşı tarafın buna olan güveninin korunacağını, zira güven ilkesinin, muhatabın içinde bulunduğu durum ve şartlar bakımından kendisine yapılan beyana dürüstlük kuralı çerçevesinde vermekte haklı olduğu anlamını esas aldığını ve buna hukuki sonuç bağladığını, o halde, dönme bildiriminin muhatabının, bildirimde gösterilen olgular dışında kalan olguların, dönmede bulunan tarafından bir dönme sebebi olarak görülmediğini varsaymakta haklı olduğunu, bu nedenle, bir dönme beyanında bulunulduktan sonra, bu dönme için sonradan yeni sebepler ileri sürülemeyeceğini, bu hususun yargı kararları ve doktrindeki görüşlerle de sabit olduğunu;Somut olayda ise davalı tarafın, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi sona erdiren ve esasen hukuki olarak dönme/fesih iradesi dahi içermeyen 27.06.2019 tarihli ihtarnamesinde rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlaline ilişkin hiçbir iddia ve/veya gerekçe ileri sürmediğini, bu durumda, müvekkili tarafından sözleşmenin uzatılmamasına gerekçe olduğu iddia edilen sözde “rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlali”ne karşı savunma yapılması ve eğer mevcut ise (ki değildir) bunun giderilmesinin mümkün olmadığını, bu sebeple, daha sonradan ikame edilen huzurdaki davada rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlalinin ileri sürülmesi ve Yerel Mahkemece bunun fesih sebebi olarak kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını;Haklı sebeple fesih için sözleşmenin devamının çekilmez hale gelmesi gerektiğini, somut olayda ise, rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlali iddialarına ilişkin ihtarnamelerin, 11.10.2016 tarihli sözleşme tarihinden önceki tarihlere ilişkin olduğunu, diğer bir deyişle, değil sözleşmenin devamının çekilmez hale gelmesinin, iddia ettiği olgulara rağmen davalı şirketin hür iradesiyle 11.10.2016 tarihinde yeni bir sözleşme dahi imzaladığını, bu durumda Yerel Mahkemece ticari ilişkinin çekilmez hale geldiğinin kabul edilmesinin anlaşılır olmadığını;Hukuken işbu iddianın ileri sürülemeyecek olması bir yana, Yerel Mahkemece yapılan bu değerlendirmenin esas bakımından da gerçeği yansıtmadığını, zira Karataş Traktör ile müvekkili şirketin hukuken ayrı tüzel kişilikler olduğunu, iki şirketin yönetim kurulunun tamamen farklı kişilerden oluştuğunu, kaldı ki kontrol hakkı sağlayacak seviyede olmayan bir sermaye sahipliğinin salt varlığının, kendi başına sadakat yükümüne aykırı davranılmış olduğunu ispata elverişli olmadığını, bu yönde bir iddianın ise salt sermayedar benzerliğinin ötesinde somut olarak hangi şekilde ve durumda sadakate aykırı davranıldığının gösterilerek ispatı gerektiğini, bunun ötesinde ve daha da önemlisi davalının eğer, başka hiçbir olgu ve delile dayanmaksızın bu nevi bir sermayedar benzerliğinin ihlal oluşturduğu iddiasında ise en başta bu iddiasında “samimi” olması gerektiğini ki ticari dürüstlük ve çelişkili işlem yasağı ilkelerinin bunu gerektirdiğini;Davalının diğer bayilerinde benzer durum söz konusuyken bu durum ticari ilişkinin devamını etkilememesine rağmen huzurdaki davada bu iddiaların ileri sürülmesinin iyi niyetten uzak olduğunu, öyle ki davalının ... Ankara bayisi olan ... Şti'nin ortağı ve yöneticisi olan ... ile ... traktörlerinin Bolu bayisi ... Şti'nin ortağı ve yöneticisi ... aynı aileye mensup olmasına rağmen, davalının bu hususa ilişkin hiçbir itirazda bulunmadığını ve bayilik ilişkisini uzun yıllardır sürdürdüğünü, belirtilen sebeple Yerel mahkemece görevi ve yetkisi olmamasına rağmen işbu olguyu gerekçe göstererek davalının feshinin haklı olduğunu ileri sürmesinin anlaşılabilir olmadığını;<br>Rekabet halinde olduğu iddia edilen ... ve ... marka traktörlerin beygir güçleri dikkate alındığında (traktörlerin beygir güçlerine göre kullanım amaçları farklı olduğundan beygir güçlerine göre farklı ürün pazarları oluşturmaktadır) pazarda veya tüketici gözünde rakip olarak da değerlendirilmediğini, rekabet teşkil ettiği iddia edilen ... makinelerinin ise yine ...Traktör tarafından ve 2020 yılından itibaren (Nihai Sözleşme'nin son bulma tarihinden sonra) satılmaya başlandığını, bunun da davalı tarafın rekabet etmeme yükümlülüğüne ilişkin iddialarının ne kadar gerçekten uzak ve gayri samimi olduğunun bir göstergesi olduğunu, ayrıca bu durumun rekabet yasağı ihlali iddialarının zaman bakımından da uygulanabilir olmadığını gösterdiğini;Tüm bu hususlar dikkate alındığında, ortaklık ve yönetim yapıları farklı, birbirlerinden tamamen bağımsız hareket eden bu iki şirket arasında organik bir bağdan söz etme ve böylelikle ''dolaylı olarak” rekabette bulunduğunu söyleme imkanının da bulunmadığını, nitekim dosyada mübrez ...'nün 19-20. sayfalarında Prof. Dr. ...'nın doğrudan ya da dolaylı hiçbir rekabet yasağı ihlali olmadığını gerekçeleriyle açıkladığını;Yerel Mahkemece işbu hukuki gerekçelerin hiçbir şekilde tartışılmadığını ve neden hukuki olarak yanlış olduğunun gerekçeli kararda açıklanmadığını, diğer taraftan, 05.06.2015 tarihli cevabi ihtarnamede de ifade edildiği üzere hem önceki süreçteki bayilik sözleşmeleri hem de nihai sözleşmenin imzalanması aşamasında söz konusu ...Traktör'ün varlığı ve faaliyetlerinin davalı tarafından bilindiğini, 2015 yılında müvekkili şirket ile hiçbir organik bağı bulunmayan ...Traktör'ün faaliyetleri dolayısıyla ihtarname gönderen davalı bakımından bu faaliyetler sözleşmeyi feshedecek kadar esaslı bir durum teşkil etseydi, davalının bir yıl sonra nihai sözleşmeyi imzalaması ve üç yıl daha bu ilişkiyi sürdürmesinin de söz konusu olmayacağını, diğer bir deyişle, ticari ilişkinin çekilmez hale geldiğini iddia etmenin mümkün olmadığını;Müvekkili şirketin Bandırma'da şube açma şeklinde sözleşmesel bir taahhütte bulunmadığını,Yerel Mahkemece, müvekkilinin Bandırma'da şube açma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu sebeple de nihai sözleşmenin feshinin haklı olduğu şeklinde hatalı ve hukuki temelden yoksun bir değerlendirme yapıldığını, sözleşme süresi boyunca müvekkilinin hâlihazırda münhasır bölgesi içerisindeki ...'de şubesi açılmış olup her türlü bayilik işlerinin buradan gerçekleştirildiğini, hal böyle olunca aynı il sınırları içerisinde hem de komşu ilçe olan Bandırma'da bir başka şube açmasının ticari bakımdan zorunlu ve hatta gerekli olmayıp nihai sözleşmede de şube açmaya ilişkin hiçbir yükümlülükten bahsedilmediğini;Nitekim müvekkili şirketin halihazırda ...'de kurduğu şube, her türlü müşteri taleplerini eksiksiz olarak karşılayabildiğinden bölgede bir başka şubeye ihtiyaç duyulmadığını, zira müvekkili şirketin kendi münhasır bölgesi dışında da pasif satış yoluyla tüm ülkeye satış yapabilme başarısının, fiziki olarak kurulu şubelerin sürümü artırma ve bölge içi satış için zorunlu, hatta gerekli olmadığını ortaya koyduğunu, aksi halde şubesi bulunmayan bu yerlerde satış yapma imkânı bulunamayacağını, bu halde halihazırda kurulu bir şube var iken komşu ilçede şube kurmamanın sürüm artırmaya ve diğer yükümlülükleri yerine getirmeye engel olduğunu ve bu durumun da sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini iddia etmek ve hatta bunun haklı sebep teşkil edecek ağırlıkta bir ihlal olduğunu ileri sürmenin abesle iştigal etmek olduğunu;Tüm bunlara rağmen müvekkili şirketin, davalının temelsiz bu talebini, herhangi bir zorunluluğu olmamasına karşın yerine getirmek üzere gerekli çalışmaları başlattığını ancak 2018'de yaşanan kur krizi sebebi ile tüm diğer bayiler gibi müvekkili şirket de  etkilendiğinden tamamen kendi inisiyatifinde olan bu planını gerçekleştiremediğini, nitekim kendileri tarafından dosyaya sunulan ...'nde Prof. Dr. ...'nın da, uzman görüşünde; Bayi İş Planında yer alan ifadeden müvekkili şirketin Bandırma'da şube açma taahhüdü verdiği anlamının çıkarılamayacağını ve Bayi İş Planının sözleşmenin şekil şartlarına da uymadığını açıkladığını;Diğer taraftan, bir an için Yerel Mahkemece iddia edildiği üzere müvekkilinin şube açma yükümlülüğü bulunduğu ve bu yükümlülüğün ihlal edildiği varsayılsa dahi, davalı şirketin cevap dilekçesinde ileri sürdüğü üzere Bandırma'da şube açılması talebini zaman zaman sözlü ve e-posta yoluyla müvekkili şirkete ilettiğinin anlaşıldığını, davalı şirketin bu durumda, müvekkili şirketin sözleşmesel bir yükümlülüğünü ihlal ettiğini varsaydığını, ancak buna rağmen uzun süre boyunca (1.5 yıl kadar) bu şekilde ticari ilişkiyi sürdürdüğünü, bu durumun, Bandırma'da şube açma sözde yükümlülüğünün davalı şirket bakımından haklı sebep teşkil edebilecek bir husus olmadığını, zira ticari ilişkinin çekilmez hale gelmediğini ortaya koyduğunu, gelinen noktada, davalı şirketin dahi böyle bir iddiası olmamasına rağmen Bandırma'da şube açma sözde yükümlülüğünün ihlalinin Yerel Mahkemece haklı fesih sebebi olarak kabul edilmesinin kabul edilemeyeceğini;Ürün satışına dair 2019 yılındaki düşüşün sebebinin kur krizi, 2020 yılındaki artışın sebebinin ise pandemi olduğunu, Yerel Mahkemece, davalının ürünlerinin satışında 2019 yılında düşüş yaşandığı ve fesih ile bayi değişikliği sonrası 2020 yılında ciddi artış gösterdiği, taraflar arasındaki sözleşme devam ederken müvekkili şirketin başka marka ürünleri sattığı, fesihten sonra da bu müşterilerin önemli bir kısmını portföyünde tutmaya çalıştığının cirolardan ve sunulan belgelerden anlaşıldığı, bu nedenle de davalı ürünlerinin satışında 2019 yılında ciddi düşüş olduğunun ileri sürüldüğünü, Yerel mahkemece yapılan bu sözde değerlendirmenin maddi vaktalar ve ülke gerçekleri ile bağdaşmadığını;2019 yılındaki düşüşün sebebinin, 2018 yılında ortaya çıkan kur krizi olduğunu, Yerel Mahkemece, davalı ürünlerinin satışında 2019 yılında düşüş yaşandığı, 2020 yılında ise artış olduğu, bu durumun müvekkili şirketin müşterilerinin önemli bir kısmını portföyünde tutmaya çalıştığını gösterdiğini ileri sürdüğünü, bu değerlendirmenin tamamen hatalı olduğunu, Mahkemenin, ülkenin konjonktürünü ve sektör gerçeklerini yok saydığını, denkleştirme tazminatının hesaplanmasına ilişkin 06.07.2020 tarihli dilekçede de ifade ettikleri üzere, 2019 yılının tarım sektörü açısından atipik bir yıl olduğunu, ülkemizde satışı yapılan tarım makineleri dövize dayalı üretilen makineler olup 2018 yılında Türk Lirasının Dolar karşısında aşırı değer kaybı neticesinde tarım makinelerinin maliyetlerinde artış olduğunu, bu durumun tarım makinelerinin satışını doğrudan etkilediğini, bunun yanında 2019 yılında davalının dosyada mübrez yazışmalardan da görüleceği üzere tamamen hakkaniyetsiz bir uygulama ile müvekkili şirkete mal vermeyi durdurması sebebi ile müvekkilinin siparişlerini zamanında tamamlayamamasının da 2019 yılındaki satışların düşmesinde ayrıca rol oynadığını;Tarım makinelerinin satışında meydana gelen düşüşün kur krizi nedeniyle ortaya çıktığının bir diğer kanıtının, tarım makinelerinin satışında düşüş meydana gelirken yedek parça satışında artış meydana gelmesi olduğunu, dolayısıyla Yerel Mahkemece iddia edildiği üzere, 2019 yılında tarım makineleri satışında meydana gelen ciro düşüşünün sebebinin müvekkili şirketin portföyünü kendisinde tutma çabası ise, yedek parça satışında meydana gelen artışın sebebinin açıklanması gerektiğini, zira bu durumun,Yerel Mahkemece yapılan değerlendirmenin yanlış olduğunu açıkça ortaya koyduğunu;<br>2020 yılında meydana gelen artışın sebebinin, pandemi sebebiyle tarıma verilen önemin artması olduğunu, Yerel Mahkemece, fesih ile bayi değişikliği sonrası 2020 yılında satışlarda ciddi bir artış görüldüğünün ileri sürüldüğünü, bunu müvekkili şirketin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna bağladığını, ne var ki, Yerel Mahkemece yapılan bu değerlendirmenin tamamıyla yanlış olduğunu, öyle ki, 2020 yılının başında ortaya çıkan Covid-19 pandemisinde birçok sektörde düşüş yaşanırken, tarım sektörünün anılan süreçten güçlenerek çıktığını, bu hususun Türkiye İhracatçılar Meclisi verileriyle de sabit olduğunu, buna göre salgına rağmen Türkiye'nin 2020 yılında 1 Ocak- 31 Ağustos tarih aralığında, bir önceki yılın aynı dönemine göre tarım ihracatını dolar bazında 944,5 oranında artırdığını, tarım sektöründe genel bir düşüş olmadığı gibi, ilgili sektör verilerine bakıldığında da Yerel Mahkemenin değerlendirmesinin gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığını, sektör bütününe bakıldığında 2020 satışlarının, bir önceki yılın aynı ayı satışlarının neredeyse üç katına çıktığının görüldüğünü, aynı şekilde marka bazında bir değerlendirme yapıldığında da 2020'deki satışların bir önceki yılın aynı ayına göre 3 kata yakın bir artışa konu olduğunun görüldüğünü, üstelik bu bilgilerin aynı şekilde daha önce öne sürülen bir başka savının yani 2018 ve 2019 yıllarında sektörün tamamını etkileyen genel bir olumsuz durum olduğunu da ortaya koyduğunu, hal böyle olunca, Yerel Mahkemece 2020 yılındaki artışın bayi değişikliğine bağlanmasının sektör ve ülke gerçekleriyle çeliştiğini, zira pandemi döneminde tarım sektörünün daha da güçlendiğinin aşikar olduğunu;Müvekkili şirketin sürekli bir müşteri portföyü oluşturduğunu ve davalıya devrettiğini, Yerel Mahkemece, nihai sözleşme ile bayilik verilen ürünlerin genelde 10 yıl gibi kullanım ömrü verilen uzun ömürlü ürünler olduğu, sürekli bir müşteri portföyünün oluşturulmayacağı, ancak müvekkili şirketin bir marka tanınırlığı sağlayabileceğinin ileri sürüldüğünü, ne var ki, Yerel Mahkemece yapılan bu değerlendirmenin de tarım sektörünün dinamiklerinden ve müşteri profilinden bihaber bir değerlendirme olduğunu;Traktör pazarına ilişkin yapılan anket ve analizlerin, traktör kullanıcılarının kullandıkları traktör markaları ile duygusal bağ kurma ve aynı markayı tekrar satın alma eğiliminde olduğunu ortaya koyduğunu, ek olarak, Yerel Mahkemece yapılan “verilen ürünlerin genelde 10 yıl gibi kullanım ömrü verilen uzun ömürlü ürünler olduğu, sürekli bir müşteri portföyünün oluşturulmayacağı” yönündeki değerlendirmenin, sektör gerçekleriyle de bağdaşmadığını, öyle ki tarımla uğraşan bir müşterinin beygir gücünü büyütmek istemesi , tarlasını büyüttüğü için traktör adedini artırmak istemesi, gelişen teknolojik imkanlarla üretilen traktörlerden faydalanmak istemesi ve uzun süre kullanılmış olan traktörün ikinci el değerinin katlanarak düşmesi sebebiyle, traktör çok eskimeden değiştirmek istemesi, devlet bankaları tarafından sunulan sübvansiyonlu kredi imkanından yararlanmak istemesi gibi sebeplerle kısa süre içinde aynı/ benzer ürünler için başvurduğunu, dolayısıyla Yerel Mahkemece yapılan değerlendirmenin hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığını; Bu durumda Yerel Mahkemece yapılan değerlendirmenin aksine, müvekkili şirket tarafından kazandırılan ve müvekkili şirketin satışı gerçekleştirdiği müşterilerin yeniden davalı şirketin ürünlerini alma eğiliminde olduğunu, nitekim işbu hususu ispatlamak üzere dava süresince Yerel Mahkemeye sunulan ve yalnızca Facebook gibi sosyal platformlar vasıtasıyla tespit edilen örnekler bulunduğunu, davalı şirketin müvekkili şirketin yarattığı portföyden kazanç elde etmeye devam ettiği hususunun yalnızca sosyal medyadaki paylaşımlardan dahi açıkça anlaşıldığını;Diğer taraftan, müvekkili şirket tarafından davalı şirkete çok daha fazla sürekli müşteri kazandırıldığını kanıtlamak adına kendileri tarfından davalının ...-... isimli sistemi içinde bayi odaklı arama yapılması ve dosyaya sunulmasının talep edildiğini, ancak davalı vekilinin dava sırasında ısrarla ...-... isimli sistem üzerinden bayi odaklı arama yapılamadığını ileri sürdüğünü ve bu talebi reddettiğini, ne var ki, bilirkişilerin de hazır bulunduğu yerinde inceleme sırasında, davalı şirket yetkilisi ... tarafından bayi odaklı arama yapılabildiğinin ağzından kaçırıldığını, bilirkişilerin de bayi odaklı arama yapılabildiğine şahit olduğunu, böylece tüm tarafların önünde bayi odaklı arama yapılabildiği, dolayısıyla davalı vekilinin beyanının doğru olmadığının görüldüğünü, bu hususun davalının müvekkili şirketin yarattığı portföyden yararlandığını gizleme iradesini açıkça gösterdiğini;Davalı şirketin önemli bir menfaat elde ettiğini ve etmeye devam ettiğini, Yerel mahkemece somut olayda denkleştirme tazminatının koşullarından olan “önemli menfaat” elde etme koşulunun gerçekleşmediğinin ileri sürüldüğünü, ne var ki bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, öğretide önemli menfaat koşulunun;“Kanım, denkleştirme talebine hükmedilebilmesi için, müşteri çevresinden elde edilen menfaatin, önemli olması koşulunu aramıştır (m. 122/1/a). Önemli bir menfaat elde edilip edilmediği, somut olayın özelliklerine göre tespit edilecektir. Bu tespitte, müşteri çevresinin büyüklüğü, müşteri çevresi ile kurulan ilişkilerin boyutu, üreticinin bu müşteri çevresi ile ne çapta bir ticari ilişki kurabileceği ve ne kadar ücret kazanabileceğine bakılır.” şeklinde açıklandığını, dolayısıyla önemli bir menfaat elde edilmesi koşulunu değerlendirirken, müşteri çevresinin büyüklüğü, kurulan ilişkilerin boyutu, üreticinin bu müşteri çevresi ile nasıl bir ilişki kuracağı ve bundan ne kadar ücret kazanacağının göz önüne alınması gerektiğini; Somut olayda ise, bu şartların fazlasıyla gerçekleştiğinin görüldüğünü, öyle ki, 06.07.2020 tarihli denkleştirme tazminatının hesaplanmasına ilişkin dilekçede açıkça ortaya koyulduğu üzere davalının, müvekkili şirketin oluşturduğu müşteri çevresinden elde edeceği menfaat asgari olarak hesap edildiğinde dahi 13.945.870,61 TL olduğunu, hal böyle olunca yalnızca parasal olarak değerlendirildiğinde dahi müvekkili şirketin beş yıllık kazanç ortalamasının üç katına yakın olan bu miktarın önemsiz bir kazanç olarak değerlendirilemeyeceğinin ortada olduğunu, nitekim Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan Uzman Görüşü'nün 38. sayfasında müvekkili şirket tarafından kazandırılan müşterilerin davalıya önemli bir menfaat sağlayacağının apaçık ifade edildiğini;Diğer taraftan, müvekkili şirket tarafından davalıya kazandırılan ... ve... müşterilerinin listesi kendileri tarafından daha önce sunulmuş  ve listelerdeki müşteri sayısı 200'lere varmakta olup her bir müşteriden on binlerce lira kâr edildiği düşünüldüğünde bu menfaatin önemli bir menfaat olmadığını ileri sürmenin mümkün olmadığını;Müvekkili şirkete denkleştirme tazminatı ödenmesinin hakkaniyet gereği olduğunu, Yerel mahkemece denkleştirme tazminatı talebinin hakkaniyete uygun olmadığının ileri sürüldüğünü, ancak bu değerlendirmenin somut olayın şartlarına kesinlikle uymadığını, müvekkili şirketin talebinin TTK 122/5 anlamında hakkaniyete uygun olduğunu, öncelikle, TTK 122/5 hükmünde yer alan “hakkaniyete aykırı düşmedikçe” ifadesini irdelemek gerektiğini, denkleştirme tazminatının TTK sistematiğinde acenteler için düzenlendiğini, tek satıcılar ve tekel hakkı veren diğer sözleşme tarafları için ise kıyasen uygulama öngörüldüğünü, kıyasen uygulamanın mevcut olması ve hangi sözleşmelerin denkleştirme tazminatına hak kazandıracağı TTK 122/5 hükmünde sınırlı olarak sayılmadığı için, kanun koyucunun hakimden hakkaniyet denetimi yapmasını istediğini, burada hakim tarafından yapılması gerekenin, somut olaydaki sözleşmenin acentelik sözleşmesine benzeyip benzemediğinin tespit edilmesi olduğunu, bu benzerlik için ise tek satıcının sağlayıcının satış-dağıtım ağına entegre olması ve müşteri çevresinin devredilmesi gerektiğini; Müvekkili şirketin davalının satış-dağıtım ağına entegre olduğunu, tek satıcının sağlayıcının satış-dağıtım ağına entegrasyonundan maksatın, tek satıcının sağlayıcıya bağımlılığı ve bu bağımlılığın ölçüsü olduğunu, müvekkili ile davalı arasında akdedilen nihai sözleşmenin basit bir alım-satım sözleşmesinden çok daha nitelikli bir sözleşme olduğunu ve müvekkiline oldukça önemli yükümlülükler yüklendiğini, öyle ki müvekkili şirketin nihai sözleşme ile bir çok şeyi taahhüt ettiğini, bu yükümlülüklerin, sözleşmenin sıradan bir alım-satım sözleşmesi olmadığını ve müvekkili şirketin böylece davalı şirketin dağıtım ağına entegre olduğunu ve bu ticari ilişkide davalıya sıkı sıkıya bağlı olduğunu ispatladığını;Müvekkili şirketin portföyünün davalıya devredildiğini, tek satıcının denkleştirme tazminatı talebinin hakkaniyete aykırı olmaması için tek satıcının oluşturduğu portföyü sağlayıcıya devretme borcu altında olması ve/veya fiilen devretmiş olması gerektiğini, somut olayda ise, müvekkili şirketin nihai sözleşmenin 4.6(e) hükmü uyarınca müşterilere ilişkin bilgileri davalı ile paylaşma borcu olduğunu, bu hüküm gereği müvekkili şirketin oluşturduğu portföyün davalıya devredildiğinin aşikar olduğunu;Müvekkili şirket tarafından oluşturulan müşteri çevresinin davalıya istisnasız tüm müşteri bilgilerinin paylaşılması suretiyle fiilen de devredilmiş olduğu hususunun izahtan vareste olduğunu, zaten davalının sistemi olan ...-... üzerinden müşteri adıyla arama yapıldığı beyanının, ithalatçı/imalatçı sıfatıyla satış sonrası ve garanti hizmetleri vermekle yükümlü olan davalının müşteri bilgilerine eksiksiz erişme zaruretinin de bu hususu ispat ettiğini;Müvekkili şirketin talebinin TTK 122/1-c anlamında hakkaniyete uygun olduğunu, tek satıcı bakımından TTK 122/5 hükmünde öngörülen hakkaniyete aykırı olmama şartının yerine getirildiğinin tespit edilmesinin akabinde, TTK 122/1-c hükmünde düzenlenen hakkaniyete uygun olma şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin dikkate alınması gerektiğini, bu hüküm bakımından sözleşmenin süresi, sözleşmenin sona erme biçimi, acentenin (veya tek satıcının) önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmış olması gibi hususların hakkaniyet değerlendirmesinde dikkate alındığını, somut olayda ise, müvekkili şirketin denkleştirme tazminatı talebinin hakkaniyete uygun olduğu ve hatta hakkaniyet gereği tazminata artırıma gidilebileceğinin sabit olduğunu;Sözleşme ilişkisinin 9 yıl sürdüğünü ve davalı tarafından herhangi bir haklı sebep olmadan sona erdirildiğini, denkleştirme tazminatına ilişkin değerlendirme yapılırken, sözleşmenin süresi ve nasıl sona erdiğinin hakkaniyete uygunluk konusunda değerlendirmeye alındığını ve hakimin takdirinde belirleyici bir unsur olduğunu, somut olayda ise, müvekkili şirketin 9 yıl boyunca davalının markasını en iyi şekilde temsil ettiğini, fakat davalı şirketin kendi menfaatleri için nihai sözleşmeyi herhangi bir haklı sebep olmadan süre uzatımına gitmemek suretiyle sona erdirdiğini bildirdiğini ve müvekkilini ciddi bir zarara uğrattığını, bu sebeple somut olayda hakkaniyet denetimi gerçekleştirilirken bu hususun mutlak surette göz önüne alınması gerektiğini; Müvekkili şirketin sözleşmeye aykırı davranmadığını tam aksine edimlerini layıkıyla yerine getirdiğini, denkleştirme tazminatı değerlendirmesinde, tek satıcının yükümlülüklerini ihlal edip etmediğinin göz önüne alındığını, somut olayda ise, davalı şirket tarafından müvekkili şirketin bölgesi değiştirilerek ticari mobbing uygulanmış olmasına rağmen ... ve... markasını en iyi şekilde son kullanıcıya ulaştırma adına tüm yükümlülüklerini layıkıyla yerine getirdiğini ve nihai sözleşmeye tam anlamıyla riayet ettiğini, yoğun reklam ve tanıtım gerçekleştirmiş olması sebebiyle hakkaniyet gereği denkleştirme tazminatı talebinin artırılması gerektiğini; Yerel mahkemenin gerekçeli kararında kendisiyle çeliştiğini, Yerel Mahkemenin “Taraflar arasındaki sözleşme süresi, müşteri devamlılığı ve tipi, karlılık oranı, davacının başka markalarla aynı sektörde işine devam etmesi nazara alındığında, feshin haklı olduğu ve tazminat gerektirmediği”ni ileri sürdüğünü, bu ifadenin kendi içinde birçok yönden çelişkili olduğunu,Yerel Mahkemece taraflar arasındaki sözleşme süresi nazara alındığında tazminatın gerekmediğinin ileri sürüldüğünü, somut olay bakımından bu ifade düşünüldüğünde, sanki müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişkinin çok kısa bir süreliğine gerçekleştiği ve müvekkili şirket tarafından bu süre içerisinde müşteri portföyü oluşturulması mümkün değilmiş izleniminin oluştuğunu, ne var ki bu izlenimin tamamıyla yanlış olduğunu, müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişkinin 9 sene sürdüğünü, bu süreçte milyonlarca liralık satış gerçekleştirildiğini,Yerel Mahkemece taraflar arasındaki sürenin kısa bulunmuş olmasının kabul edilemeyeceğini, 9 senelik bir çalışmanın, denkleştirme tazminatının şartlarının oluşması bakımından fazlasıyla yeterli olduğunu, zira uygulamada 1-1.5 senelik bir ilişki sebebiyle dahi denkleştirme tazminatına hükmedilebildiğinin görüldüğünü;Yerel Mahkemece davanın reddine gerekçe olarak ileri sürülen hususlardan bir diğerinin, müşteri devamlılığı ve tipi olduğunu, oysa kendileri tarafından tarım ürünleri müşterilerinin markaya bağlılığının diğer ürün müşterilerinden dahi fazla olduğunun bilimsel dayanaklarıyla açıkladıklarını,Yerel mahkemece bu hususun aksinin neye dayanılarak kabul edildiğinin açıklanmadığını ve gerekçelendirilmediğini, müvekkili şirket tarafından davalıya devredilen portföyde yer alan müşterilerin devamlı olmadığının bilimsel kanıtlarıyla ispatlanması gerektiğini, Yerel mahkemenin bunu yapmadığını, ayrıca müvekkili şirket tarafından davalıya devredilen portföyden elde edilen/ edilecek kazançların en önemli kaynaklarından birisinin yedek parça ve satış sonrası hizmetlerden kaynaklandığını, bunun da kendiliğinden müşterilerin devamlılığını sağladığını, müvekkili şirket tarafından satılan ürünlerin yedek parça ve satış sonrası hizmetlerinin yalnızca yetkili bayi ve servislerce veriliyor olmasının, uygun bir şifre okuyucu ve arıza tespit edici cihaz olmaksızın bu hizmetlerin verilemiyor olmasının müşterileri zorunlu olarak devamlı hale getirdiğini;Yerel Mahkemenin ayrıca kararında “davacının başka markalarla aynı sektörde işine devam etmesi nazara alındığında, feshin haklı olduğu ve tazminat gerektirmediği\"ni ileri sürdüğünü, bu ifadenin kendi içinde çelişkili olduğunu, zira müvekkili şirketin işine aynı sektörde devam etmesinin fesihten sonraki döneme ilişkin bir olgu olduğunu, fesihten sonraki döneme ilişkin bir olgunun feshi haklı hale getirmesinin anlaşılamadığını,Yerel Mahkemece ileri sürülen işbu sözde gerekçenin mantık kurallarıyla açıklanabilmesinin mümkün olmadığını beyanla İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/254 E., 2022/499 K. ve 29.06.2022 tarihli kararının istinafen incelenerek kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355.maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin davalı tarafça, süresinin dolması nedeniyle sonlandırıldığından bahisle denkleştirme tazminatı ve karşılanmayan yatırım giderlerinin tazmini talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile aralarında öncelikle 15/12/2010 ve 01/01/2013 tarihli bayilik sözleşmelerinin, ardından bu sözleşmelerin yerine geçmek üzere 11/10/2016 tarihli Tarım Makineleri Bayilik Sözleşmesinin imzalandığını ve tarafına sözleşmede belirtilen bölgede münhasır satıcılık yetkisinin verildiğini, davalı tarafından 27/06/2019 tarihli ihtarname ile sözleşmenin süresinin dolduğu ve bu nedenle sonlandırıldığının bildirildiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin denkleştirme tazminatı ödenmesi gereken sözleşmelerden olduğunu, sözleşmenin süre sonunda, davalının devam etmeme kararı ile ve tazminatı gerektirecek şekilde sona erdiğini, denkleştirme tazminatının koşullarının oluştuğunu, davalıya sözleşmeden sonra da önemli menfaatler elde edeceği bir müşteri portföyünün kazandırıldığını, davalı tarafından zorunlu tutulduğu için yapılan yatırımların maliyetlerinin, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle karşılanmadığını beyan ederek denkleştirme tazminatı ile karşılanmayan yatırım giderleri tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin değerlendirilmesi sonucunda, sözleşme döneminin sonunda süre uzatımına gitmeme kararı alındığını ve bu durumun davacıya 27/06/2019 tarihli Noter ihtarnamesi ile bildirildiğini, denkleştirme tazminatı koşullarının oluşmadığını beyanla davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri; bayilik sözleşmesinin haklı sebeple feshinin söz konusu olmadığı, davalı tarafından ne 27/06/2019 tarihli ihtarnamede, ne de cevap dilekçesinde sözleşmenin taraflarınca haklı sebeple feshedildiğinin savunulmadığı, sözleşmenin, sürenin sonunda davalının aldığı sonlandırma kararı nedeniyle sona erdiği, Mahkemece davalı tarafın ileri sürmediği bir iddianın incelendiği ve kararın gerekçesinin buna dayandırıldığı, taraflarınca dosyaya sunulan uzman görüşünün hiç  değerlendirilmediği, haklı fesih gerekçesi olarak ileri sürülen gerekçelerin hiçbirisinin gerçekleşmediği, sözleşmenin süresi, davalıya kazandırılan müşteri portföyü ve hakkaniyetin denkleştirme tazminatı ödenmesini gerektirdiğine ilişkindir. Acentelik sözleşmelerinin sona ermesi ile acenteler tarafından talep edilebilecek denkleştirme tazminatının koşulları TTK'nın 122. maddesinin birinci fıkrasında; \"müvekkilin acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi şeklinde\" düzenlenmiş, aynı maddenin son fıkrasında ise, denkleştirme tazminatının hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağı kabul edilmiştir. Belirli süreli acentelik sözleşmesinin süresinin sona ermesi veya belirsiz süreli acentelik sözleşmesinin, taraflardan birinin üç aylık ihbar süresine riayet ederek sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle sonlanması halinde acentenin denkleştirme tazminatı talep hakkı düşmemekte ancak müvekkil haklı nedenle sözleşmeyi feshetmiş ve haklı neden teşkil eden durum acentenin kusurundan kaynaklanmış ise, acentenin tazminat talep hakkı düşmektedir.Somut olayda; taraflar arasında ilk olarak 15/12/2010 tarihli ... Tarım Makineleri Bayilik Sözleşmesi, ardından 01/01/2013 tarihli ... Bayilik Sözleşmesi, son olarak da 11/10/2016 tarihli Tarım Makineleri Bayilik Sözleşmesinin imzalandığı, ticari ilişkinin imzalanan son sözleşme tahtında devam ettiği, \"sözleşmenin  süresi ve fesih\" başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasının; \"İş bu sözleşme, sözleşmenin tarihinde başlayacak ve ... tarafından o zaman mevcut olan sözleşme yılının bitiminin 1 ay öncesinde bayiye yazılı olarak veya bayi tarafından o zaman mevcut olan sözleşme yılının bitiminin 3 ay öncesinde ...'ya yazılı olarak bildirilmediği takdirde, 1 yıl süreyle tekerrür eden dönemlerde tam olarak yürürlükte kalacaktır. Bu prosedür izlenerek iş bu sözleşme zımnen 5. yılın sonuna kadar uzatılırsa taraflar 5. Yılın sonuna üç ay kala bir araya gelip sözleşmeyi değerlendirir. İş bu sözleşme tarafların mutabık kalması durumunda aynı hükümlerle imzalanıp, tamamlanabilir.\" şeklinde düzenlendiği, bu düzenleme uyarınca sözleşmenin, en az bir, en çok 5 yıl süreli olduğu, davalı tarafından davacıya gönderilen 27/06/2019 tarihli Noter ihtarnamesi ile; \"11/10/2016 tarihli sözleşmenin, 13.1. maddesi uyarınca taraflarca herhangi bir bildirimde bulunmaması sebebiyle yürürlükte olduğu ve mevcut süreçte bayilik ilişkisinin değerlendirilmesi neticesinde sözleşme döneminde süre uzatımına gitmemeye karar verildiği, sözleşmenin 13.1. maddesi uyarınca süresinin bitimine bir ay kala uzatılmayacağına dair yapılması gereken bildirimin iş bu ihtarname ile yapıldığı ve sözleşmenin sona ereceği 10/10/2019 tarihine kadar yürürlükte olduğu\"nun bildirildiği, taraflar arasında 10/10/2019 tarihi itibariyle sözleşmenin sona erdiği konusunda uyuşmazlık olmadığı, Mahkemece atanan bilirkişi heyetinden, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle kök ve ek rapor alındığı, kök raporda davacının, davalı tarafa ait makineler ve yedek parçaların satışından elde ettiği kar ile davacıya ödenen prim miktarı tespit edildikten sonra bulunan rakamın 5 yıllık ortalaması olan 4.540.273,67 TL'nin davacının yıllık gelir kaybı olduğu ve dava tarihi itibariyle karşılığının da 5.225.519,55 TL olduğunun tespit edildiği, taraf vekillerince sunulan itirazlar doğrultusunda bilirkişi heyetinden ek rapor alındığı ve nihayetinde;\"davalının ürünlerinin satışında 2019 yılında düşüş yaşanması ve fesih ile bayi değişikliği sonrası 2020 yılında satışlarda ciddi artış görülmesi, taraflar arasındaki sözleşme devam ederken, davacının başka marka ürünleri satması ve fesihten sonra da bu müşterilerin önemli bir kısmını portföyünde tutmaya çalışması, taraflar arasındaki sözleşme süresi, müşteri devamlılığı ve tipi, karlılık oranı, davacının başka markalarla aynı sektörde işine devam etmesi hususları nazara alınarak davalının sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğu ve tazminat ödemesinin gerekmediği, TTK'nın 122. maddesindeki önemli bir menfaat, bayinin kusurlu olmaması, hakkaniyet gerektirmesi gibi şartların gerçekleşmediği\" gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Mahkemece açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de; davacı tarafça, dava dilekçesinde sözleşmenin davalı tarafından haksız şekilde feshedildiği iddia edilmediği gibi, davalı tarafça da cevap dilekçesinde ne bu yönde ne de sözleşmenin taraflarınca haklı şekilde feshedildiği savunmasının ileri sürülmediği, hatta davalı tarafın dilekçesinde açık bir şekilde taraflar arasındaki sözleşmenin, taraflardan herhangi birisinin sözleşmeyi feshetmesi suretiyle değil, sözleşme süresinin sona ermesini müteakip yenilenmemesi suretiyle sona erdiğini beyan ettiği, taraflar arasında, sözleşmenin süresinin sona ermesi ile yenilenmeyerek sonlandırıldığı, fesih nedeniyle sona ermenin söz konusu olmadığı konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, buna rağmen Mahkemenin, HMK'nın 25. maddesinde düzenlenen taraflarca getirilme ilkesine aykırı şekilde, ihtilaf konusu dahi olmayan bir hususu inceleyerek, denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için sözleşmenin müvekkil tarafından, acentenin kusuru ve haklı sebeple feshedilmemesi koşulunun gerçekleşmediğinden bahisle verilen ve denkleştirme tazminatının diğer koşullarının da gerçekleşmediği kanaatine, hangi delillerin değerlendirilmesi ile ulaşıldığı konusunda herhangi bir gerekçe içermeyen kararının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmış, davacının istinaf başvurusu haklı bulunmuştur.Buna göre Mahkemece, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin, davalı tarafça, davacının kusurlu işlem ve eylemleri neticesinde feshedilmediği, sözleşmenin sona erme şekli ve sebebi itibariyle davacının denkleştirme tazminatı talep etmesine engel bir durumun söz konusu olmadığı kabul edilerek, bilirkişi heyetinden, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosya kapsamı üzerinde yapılacak incelemeye göre; davacının, sözleşme süresince hangi müşteriler ile çalıştığı, kendi gayreti ile davalıya kazandırdığı bir müşteri portföyünün bulunup bulunmadığı, davalının sözleşme ilişkisinin sona erdiği tarihten dava tarihine kadar davacının kazandırdığı müşteri portföyünden önemli bir menfaat elde edip etmediği, davacının sözleşmenin feshinden sonra bu müşteriler nedeniyle uğradığı ücret kaybının tespiti ve talep edebileceği tazminatın üst sınırının belirlenmesi konusunda rapor alınması, alınacak rapor ile birlikte denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için gereken diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, davacının tek firma-çok firma ile çalışıp çalışmadığı, ücret kaybı, sözleşmenin süresi gibi hususlar tartışılarak tazminat ödenmesinin hakkaniyet gereği olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/06/2022 tarih ve  2020/254 Esas ve 2022/499 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,<br>2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4a01e739c03e7715","SID":"b06bddcb0261a161"}}