{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2108 <br>KARAR NO: 2025/614<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/10/2019<br>NUMARASI: 2017/441 Esas -  2019/390 Karar<br>DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/05/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin mermer ihracatı yaptığını, yurt dışındaki ülkelere ihraç ettiği tüm mermerlerin alıcıya teslimine kadar nakliyede oluşacak hasarlar için sigorta yaptırdığını, davalı sigorta şirketi ile 01/01/2015 - 01/01/2016 tarihlerini kapsayan bir yıllık nakliyat abonman sigorta sözleşmesi yaptırdığını, sözleşmeye göre ihraç malın liman ya da gemi yüklemesinden alıcı ülke limanına kadar nakliyesi ve boşaltma dahil hasar sigortasının yaptırıldığını, davalı şirketin muhtelif ülkelere yapılan ihracaatlar için düzenlediği tüm poliçelerde sefer başlangıç limanını ve sefer bitiş limanının gösterdiğini, sigorta poliçe sorumluluk sınırını çizdiğini, Avusturyaya yapılan 20/04/2015 tarih ve ... nolu poliçe kapsamında sevkiyatta 10.106,00 USD.'lik hasar oluştuğunu, davalı ... Sigorta yapılan ihbarla hasarı kabul ettiğini, ancak 05/07/2015 tarihli yazısı ile \"satış FOB İzmir olarak gerçekleşmiş, diğer taraftan Avusturalya gümrüğüne verilen beyanda gümrük vergilerininin CİF bedel üzerinden hesaplandığını, alıcının navlun bedelini ve diğer masrafları kendisinin ödediği\" gerekçesi ile hasar ödenmesi taleplerini reddettiğini, sigorta tahkim kurulu kararında, FOB ve CİF satışlarının tanımlarınında gösterilmek üzere uluslararası ithalat/ihracat mevzuat, uygulama, sistem ve kuralların ışığında, CİF satışta satıcının navlun sigortası yaptıramayacağı, bu sigortadan alıcının sorumlu olduğu, satıcının böyle bir sigorta yaptırması halinde bile geçerli olamayacağını, zarar bedelinin karşılanamayacağının belirtildiğini, davalının müvekkili şirkete iyi niyetten uzak, bilgi vermeyerek dürüst davranmadığından bahisle 10/01/2014 ila 25/08/2015 tarihleri arasında davalı ile imzaladıkları 209 civarındaki poliçe nedeniyle ödediği primlerin iadesi ile Avusturya'ya yapılan sevkiyat kapsamında oluşan zararının tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacının sigorta tahkim komisyonu tarafından reddedilen hasar başvusuna konu hasar bedelini talep etmesi durumunun söz konusuysa kesin hüküm itirazlarının bulunduğunu, Sigorta Tahkim Komisyonunun 24/01/2016 tarih ve 2015/0017109 E. - 2016/1911 K.sayılı kararı ile zarar talebinin reddedildiğini ve kararın kesinleştiğini, davacı tarafından müvekkil şirket tarafından kandırıldığı iddiasının doğru olmadığından bahisle davanın kesin hüküm sebebiyle davanın reddini, davanın esastan reddini, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davacı tarafa tahmiline  karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"..davacının  dava dışı ...Ltd. Şirketine mermer satışının CIF satış esasına göre gerçekleştirildiği anlaşılmakla, yerleşik Yargıtay kararlarında CİF satışta, satıcının satış konusu malların taşıma yapılacak nakliye aracına usulüne uygun şekilde yükletildikten ve taşıma sırasında oluşacak hasarların da alıcı adına sigorta ettirilmesi gerektiği benimsenmekte olup, bu durumda satış konusu mallar üzerinde satıcının artık bir menfaati kalmayacağından bu malların satıcı lehine sigorta yapılması ve taşıma sırasında oluşacak hasarlardan dolayı sigortacının satıcıya ödeme yapmasının geçerli olmadığı ve bu sebeble de sigortalının talep hakkı bulunmadığı ilke olarak kabul edilmektedir. Davacının,  dava dışı alıcı ile arasındaki satışın faturalardaki kayda rağmen CİF satış şeklinde gerçekleştirilmediği, mal bedelinin vesaik mukabili ihracat esaslarına göre, teslimden sonra teslim edilen hasarsız mal miktarına göre ödeneceği Nakliyat Sigortası ile satış konusu malların satıcının kendi deposundan alıcının deposuna ulaşıncaya kadar oluşacak rizikolara karşı bu nedenle bizzat kendi adına sigorta ettirdiği, diğer bir ifade ile gerçekleşen dış satımda satış konusu malların dava dışı alıcıya teslimine kadar geçecek süre içerisinde davacı satıcının menfaati bulunduğu hususunun asıl ispat edilmesi gereken merciinin Sigorta Tahkim Komisyonu ve ilk açılan dava olması gerektiği anlaşılmış ve bu yöndeki davacı beyanlarına itibar edilmemiştir. Tacir olan davacı sigortalının basiretinin gerektirdiği şekilde sigorta himayesinin satın alınması ile ilgili sorumluluk kendisine ait olduğundan, poliçenin tüzel kişiliği haiz ve sigortalının seçtiği bir aracı acente  marifetiyle ve yine sigortalının öngörüsü doğrultusunda imzalanmış olduğundan ve sigorta primlerinin de bu kapsamda ödendiği nazara alınarak basiretli tacir olmanın bir sonucu T.T.K nun açık düzenlemesi karşısında davacının aldatılmış ya da yanıltılmış olduğu kanaati oluşmadığından davanın reddine ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ile Yurt dışındaki ülkelere, gönderilen mermerin nakliye sırasında oluşacak hasar için Nakliyat Abonman Sözleşmesi imzalandığını, davalının oluşan hasarı ödemediğini, Davalının hasar bedelini ödememe gerekçesini “ Satış FOB İzmir olarak gerçekleşmiş, diğer taraftan Avusturalya gümrüğüne verilen beyanda gümrük vergilerinin CİF bedel üzerinden hesaplandığı\" hususuna dayandırdığını, mahkemece, bu bağlamda hasarın alıcı firmanın sorumluluğunda olduğu sonucuna varılarak, istemin reddine karar verildiğini, hukuken davalı sigorta şirketinin, eyleminin geçersiz olduğunu, bu poliçeyle riskin karşılanmayacağını bilerek, müvekkilini aldatmaya ve yanıltmaya yönelik sözleşmeler ve yanıltmayı sağlayan yazışmalarla 207 kez aynı mahiyette sigorta poliçesi düzenlemesinin hukuka, dürüstlük kuralına, yasalara aykırı, haksız fiil olduğunu, mahkemenin davayı red gerekçesinin müvekkili sigortalının basiretli tüccar gibi davranmamış olması nedeniyle aldatılmış veya yanıltılmış olması kanaatine varılamaması olduğunu, Yargıtay 11. Huk. D.nin 2013/7847-13676 sayılı kararında “Sigorta şirketinin bilgilendirme, açıklama yükümlülüğüne ilişkin TTK ve sigorta genel şartlarına uyması, sözleşme yapılırken dürüst davranması, sigorta sözleşmesinin azami iyi niyet akti olması, TTK'nın sigorta ettireni koruma ve aydınlatılması ilkesinden hareketle, sigorta sözleşmesinin esaslı unsurlarına yönelik somut biçimde sigorta teminatının kapsamı hakkında sigortacının bilgi vermesi gerektiği” şeklinde hüküm verdiğini , eşyanın tabiatı, işin mahiyet ve bünyesi, sigortacılığın özel ihtisas gerektiren teknik bir alan olması, tarafların bilgi seviyesi, müvekkilin basiretsizliği kapsamında olamayacağını, bu yolda inceleme yapılarak, talepleri gibi karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE :Davacı, dava dilekçesinde emtia hasar bedelinin tazmini, aldatma iddiasına dayalı ödenen sigorta poliçesi primlerin iadesi ve tahkim masraflarının tahsilini talep etmişken, 08.10.2018 tarihinde sunduğu beyan dilekçesi ile dava dilekçesinde talep edilen 18.000 TL'nin ödenen primlerine iadesi istemine  yönelik olduğunu beyan ederek davasını prim alacağı istemine hasretmiştir. Buna göre dava, aldatma iddiasına dayalı ödenen sigorta poliçesi primlerin iadesi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, prim iadesi istemi yönünden davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır. Davacı, davalı sigorta şirketi ile aralarında imzalanan 20.04.2015 tarih ve ... nolu poliçe kapsamında Avustralya’ya yapılan sevkiyatta oluşan 10.106 USD hasar bedelinin tazmini amacıyla Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru yapmış olup, başvurunun reddine karar verilmesi üzerine davalı sigorta şirketinin, CİF satışta satıcının navlun sigortası yaptıramayacağı, satıcının böyle bir sigorta yaptırması halinde geçerli olamayacağı konusunda kendisine bilgi vermeyerek dürüst davranmadığını ileri sürerek 10.01.2014 ile 25.08.2015 tarihleri arasında imzalanan 209 sigorta poliçesi için ödenen primlerin iadesini talep etmiştir. Davalı ise davacının kandırıldığı iddiasının doğru olmadığını, davacının sevkiyat başlamadan önce kendilerine bildirilen sevkiyatlarla ilgili poliçe düzenleyip, prim tahakkuk ettirildiğini, bildirilen sevkiyatlarda emtianın satış biçimi bilgisinin yer almadığını, satış biçimine ilişkin bilgiler bildirimde yer alsa bile zararın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin önem arz ettiğini savunmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK)  aydınlatma yükümlülüğü başlıklı  1423. Maddesi “(1)Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar. (2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir. (3) Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler.” düzenlemesini haizdir. 04.02.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan \"Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik\" ile de TTK'nın 1423. maddesinde düzenlenen aydınlatma yükümlülüğünün usul ve esasları belirlenmiştir.TTK'nın 1423/2.maddesine göre aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya ait ise de somut olayda taraflar arasında 10.01.2014 ile 25.08.2015 tarihleri arasında imzalandığı belirtilen sigorta poliçelerine, poliçelerin düzenlenmesinden itibaren 14 gün içinde davacı tarafça itiraz edildiğine ilişkin iddia ve ispat bulunmamaktadır. Bu durumda TTK'nın 1423/2.maddesine göre itiraza uğramayan poliçelerin yazılı şartlar dahilinde yapıldığının kabulü gerekir. Diğer yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 36/1. Maddesine göre, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.  Anılan Kanunun  39. Maddesi uyarınca ise yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatmayı (hileyi) ispat yükü, aldatılan tarafa aittir. Hata, hile ve ikrah iddialarının senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukukî işlemlerdeki irade bozukluğu iddialarının tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür. Hiç kuşkusuz aldatma iddiasının tacirler arasında da ileri sürülmesi  hukuken mümkündür. Bununla birlikte, tacir, ticaretine ilişkin bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorundadır. Tacirin, ticarî işletmesini ilgilendiren hususlarda sözleşme yaparken ve bu sözleşmeler gereğince meydana gelen borçlarını ifa ederken, bu yükümlülüğe uygun davranması gerekmektedir. Basiretli davranma yükümlülüğü, tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerine inhisar eder. Tacirin faaliyet alanına ilişkin durumlarda, basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü katı bir şekilde uygulanmalıdır.  Somut olayda faaliyet alanı taşımacılık olan davacı, davaya konu sigorta poliçelerini, içeriğinde yazılı şartlarla  kabul ederek primlerini ödemiş,  daha geniş veya farklı bir sigorta himayesi tesisi yönünde davalıdan herhangi bir talepte bulunmamıştır. Dosya kapsamında yer alan ve davacı tarafından eksper firmasına gönderilen 05.06.2015 tarihli mailde, müşteriler tarafından mal kabulünün, ürünlerin sorunsuz bir şekilde teslimi ile yapılması nedeniyle, FOB veya CNF gözetmeksizin ürünlerin  hep kendileri tarafından sigorta ettirildiği beyan edilmiştir. 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesi uyarınca Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olup, 6100 sayılı HMK’nın 190/1. maddesi uyarınca ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Davacı her ne kadar davalının  aldatmaya ve yanıltmaya yönelik sözleşmeler ve yanıltmayı sağlayan yazışmalarla aynı mahiyette birçok sigorta poliçesi düzenlediğini iddia etmiş ise de  aldatmanın varlığına dair somut bir kanıt sunmamış ve dosya kapsamındaki delillere göre iddiasını ispatlayamamıştır. Bu durumda sigorta poliçeleri  davacı yönünden bağlayıcı ve geçerli nitelikte  olup, bu poliçelere istinaden ödemesi yapılan primlerin iadesinin talep edilemeyeceği anlaşılmakla mahkemece davacının ödenen pimlerin iadesi talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.08/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5ac0b83531d30b87","SID":"ebd8e813a42e4689"}}