{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/2311 Esas<br>KARAR NO: 2025/1106 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2021/447 Esas - 2022/561 Karar<br>TARİHİ: 30/06/2022<br>DAVA: Genel Kurul Kararının İptali İstemli<br>KARAR TARİHİ: 26/06/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 20.05.2021 tarih ve 2021/01sayılı genel kurul kararı ile; şirket ortağı olan müvekkilinin şirkette mevcut 37.500,00-TL'lik hissesini ...'a devrederek, müvekkilinin davalı şirket ortaklığından azline karar verdiğini, yargılamaya konu pay devri ve ortaklıktan azil işleminin, Ticaret Kanunu'nun aramış olduğu geçerlilik şartlarına açıkça aykırı olduğunu, esas sermaye payının geçiş halleri TTK'nun 595. (Eski TTK md 520/5) Maddesinde düzenlendiğini, anılan maddeye göre limited şirketlerde hisse devrinin; noterde düzenlenen devir sözleşmesi ile yapıldığını,  somut olay incelendiğinde, müvekkili ile  devralan şahıs arasında hisse devrine ilişkin yazılı ve noter tasdikli herhangi bir sözleşme bulunmadığını,  yapılan bu usulsüzlük dahi işlemin hukuka aykırılığını açık bir şekilde ortaya koyduğunu, noter aracılığıyla yapılan hisse devir sözleşmesinin bir hukuki nitelik kazanabilmesi için ortaklar genel kurulunun onayı gerektiğini, TTK'da açıkça devrin bu onayla geçerli olacağının belirtildiği için \"onay\" geçerlilik şartı olarak mülahaza edildiğini, bu itibarla, noter aracılığıyla yapılan hisse devir sözleşmesinin bir hukuki nitelik kazanabilmesi ve devir sonucunda oluşan yeni sermaye dağılımının resmileşebilmesi için şirket ortaklar kurulu hisse devir ve temlik sözleşmesine istinaden karar almaları gerektiğini, alınan kararın, hisse senedini devredenin ortak imzalaması gerektiğini ve noter tasdikli bir örneğinin ticaret sicil memurluğuna verilmesi gerektiğini,  pay devrinin onaylanacağı genel kurula devralan değil, devreden ortağın katılmasının gerektiğini,  taraflar arasında yazılı ve noter tasdikli devir sözleşmesi bulunmadığını, davalı şirketin, bu yönde bir sözleşmenin bulunmadığı bir durumda, yargılamaya konu pay devrine müvekkilinin çağrılmadığı ve bu nedenle de katılamadığı genel kurul kararı ile hayata geçirmeye çalıştığını, müvekkilin genel kurula çağrılması ve hisse devri hususunda imzalı onayının alınması gerekirken, davalı şirketin tüm bu hususları bertaraf ederek hukuka aykırı genel kurul kararı ile pay devrini gerçekleştirmesinin TTK'nun ilgili maddeleri uyarınca yapılan işlemin hukuka aykırılığını açık bir şekilde ortaya koyduğunu, limited şirketlerde ortaklıktan çıkarmanın iki durumda gerçekleştiğini, bunlardan ilkinin ortağın iflas etmesi halinde başvurulan yöntemken diğeri \"haklı sebeplerin varlığı halinde azil\" başlığında düzenlendiğini,  haklı sebeplerden dolayı bir ortağın şirketten çıkarılmasına karar verilmesi mahkemeden istenebileceğini, müvekkilinin çağrılmadığı ve bu nedenle iştirak edemediği hukuka aykırı bir genel kurul kararının varlığının tek başına şirketten azil için yeterli olmadığını, dolayısıyla şirketten azle ilişkin genel kurul kararının da hiçbir hukuki bağlayıcılığının bulunmadığını, davalı şirketin daha önce de müvekkili aleyhine \"haklı sebeple ortaklıktan çıkarılma\" hukuki sebebine dayanarak İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/569 Esasında bir dava ikame ettiğini, anılan davanın 19.04.2021 tarihinde müvekkili lehine sonuçlandığını ve davanın reddine karar verildiğini, belirterek  davalı şirketin pay devri ve ortaklıktan azle ilişkin 20.05.2021 tarih ve 2021/01 sayılı genel kurul kararının iptaline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ortaklıktan azil ve pay devri işlemlerinin hukuki açıdan tam ve usuli açıdan tüm kurallara uygun olarak gerçekleştiğini, davacı tarafın , davalı şirkete karşı sermaye ödemesi taahüdünü yerine getirmediğini ve kendisine usule uygun şekilde tebliğ edilen ihtarname ve verilen süreye rağmen bu hukuki eksikliği tamamlamadığını, bunun neticesinde davacı şirket yetkilisi ... ve diğer şirket ortağı ...'ın oy birliği ile almış oldukları  genel kurul kararı ile davacı ... 'ın ortaklıktan çıkartılmasına ve pay devrinin gerçekleşmesine karar verildiğini, Bakırköy .... Noterliğinin 18.03.2021 tarih ve ... yevmiye nolu İhtarnamesi ile müvekkili şirket tarafından davacıya 24 ay içerisinde ödemesi gereken 27.110,00 TL 'lik sermaye payı borcunun halen ödenmediği ve 1 ay içerinde ödenmediği taktirde ortaklıktan çıkarılacağının usule uygun bir şekilde ihtar edildiğini, davacı taraf kendisine tebliğ edilen ihtarnameye ve verilen süreye rağmen şirket ana sözleşmesinde taahhüt ettiği sermaye payı borcunu ödemediğini ve bunun neticesinde şirket yetkilisi ... ve diğer ortak ...'ın oy birliği ile aldıkları genel kurul kararı neticesinde davacının ortaklıktan azline karar verildiğini ve davacının hissesinin tamamının şirket ortaklarından ...' a devredildiğini, buna ilişkin genel kurul kararının 20.05.2021 tarih ve 2021/01 karar sayısı ile alındığını,  azil ve sermaye payının devri işlemleri davacı tarafın şirket ana sözleşmesinde taahhüt ettiği sermaye payı borcunun ödememesinden kaynaklandığını, Türk Ticaret Kanununun Pay Bedelini İfa Borcu ve İfa Etmemenin Sonuçları kısmında 482 ve 483 maddelerinde açıkça düzenlendiğini ve davacı şirketin bu kapsamda hukuka ve yasaya uygun olarak azil ve devir işlemlerini gerçekleştirdiğini,  İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemenin 2019/569 Esas sayılı dosyasından \"haklı sebeple ortaklıktan çıkarılma \" davası açıldığını ancak davada her ne kadar aleyhe karar verilmiş olsa da kararın taraflarınca istinaf edildiğini ve henüz kesinleşmediğini, kaldı ki İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemenin 2019/569 Esas sayılı dosyasında verilen karardan bağımsız olduğunu, tamamen davacı tarafın, davalı müvekkili şirkete karşı T.T.K 480 maddesi ve devamı ile diğer ilgili amir hükümleri gereğince bir numaralı yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmasına dayanılarak ıskat kararı verildiğini, davacı tarafın müvekkili şirket ortaklığı sırasında müvekkili şirketi zor durumda bırakacak, ticari geleceğini olumsuz etkileyecek, piyasadaki saygınlığını zedeleyecek eylemler içerisinde bulunduğunu ve müvekkili şirketin ticari varlığını tehlikeye attığını, karar alma süreçlerine tüm çağrılara rağmen katılmadığını, müvekkili şirkete bir gün bile uğramadığını ve hatta piyasada müvekkili şirkette ortaklığı devam ederken müvekkili şirkete rakip olabilecek başka şirketlerde çalıştığını böylece iyi niyet kurallarına ve T.T.K'nın sadakat ve yükümlülükleri ile ilgili hükümlerine aykırı davrandığını belirterek davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/06/2022 tarih ve 2021/447 Esas - 2022/561 Karar sayılı kararında; \"Dava, davalı şirketin pay devri ve ortaklıktan azline ilişkin 20.05.2021 tarih ve 2021/01 sayılı genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. ...Davalı şirket tarafından davacıya gönderilen Bakırköy ... Noterliğine ait 18/03/2021 tarih ... yevmiye nolu ihtarname incelendiğinde, ...Ltd. Şti ünvanlı şirketteki 37.500 TL olan sermaye payının 24 ay içerisinde TTK'nın ilgili maddeleri gereğince ödenmesi gerekirken bu tutarın 27.110 TL'sinin halen ödenmediği, ihtarname tebliğ tarihinden itibaren 1 ay içerisinde ödenmesi , aksi takdirde ortaklıktan çıkartılacağı ve bu hususun tescil ettirileceği hususunun ...'a ihtar edildiği, söz konusu ihtarnamenin ...'a 22/03/2021 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, 20/05/2021 tarihli müdürler kuruluna ait 2021/01 nolu karar incelendiğinde , ...'ın 75 adet payına karşılık gelen 37.500 TL sermayenin 10.390 TL'sini ödediği, geri kalan 27.110 TL'nin ise 24 ay içerisinde ödenmediği, 18/03/2021 tarihinde Bakırköy ... Noterliğinin ... yevmiye ile taahhüt ettiği sermaye ödemesi için kendisine ihtar çekildiği, tebligatın 22/03/2021 tarihinde alınmasına rağmen 1 ay içerisinde sermaye taahhüdünün yerine getirmediğinden dolayı ortaklıktan çıkartılmasına karar verildiği görülmüştür.  .... Raporda da belirtildiği gibi limeted şirket ortağının taahhüt etmiş olduğu sermaye bedelini ödememiş olması hali TTK'da açıkça düzenlenmemiş, bu hususta Anonim Şirketlerle ilgili düzenlenen maddelerin kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. (TTK 585.Maddesi) Pay bedelinin ifa borcu ve ifa etmemenin sonuçları TTK 480, 481, 482, 483. Maddesine düzenlenmiştir. TTK'nın 480. Maddesinde \" Kanunda öngörülen istisnalar dışında, esas sözleşmeyle pay sahibine, pay bedelini veya payın itibarî değerini aşan primi ifa dışında borç yükletilemez. Kayıtlı sermaye sistemini kabul eden anonim şirketlerde esas sözleşme ile yönetim kuruluna primli pay çıkarma yetkisi tanınabilir. Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; tasfiye payına ilişkin hakları saklıdır. Pay devirlerinin şirketin onayına bağlı olduğu hâllerde, esas sözleşmeyle pay sahiplerine sermaye taahhüdünden doğan borçtan başka, belli zamanlarda tekrarlanan ve konusu para olmayan edimleri yerine getirmek yükümlülüğü de yüklenebilir. Bu ikincil yükümlülüklerin nitelik ve kapsamları pay senetlerinin veya ilmühaberlerin arkasına yazılabilir.\" denilmektedir. TTK'nın 481. Maddesinde \" Payların bedelleri, yönetim kurulu tarafından, esas sözleşmede başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, pay sahiplerinden ilan yoluyla istenir. İlanda, ödenmesi istenen sermaye borcunun oranı veya tutarı ile ödeme tarihi ve ödemenin nereye yapılacağı açıkça belirtilir. İkincil yükümlülükler hakkında, esas sözleşmede, sözleşme cezası da öngörülebilir.\" denilmektedir. TTK'nın 482. Maddesinde \" Sermaye koyma borcunu süresi içinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara gerek olmaksızın, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Ayrıca, yönetim kurulu, mütemerrit pay sahibini, iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakmaya ve söz konusu payı satıp yerine başkasını almaya ve kendisine verilmiş pay senedi varsa, bunları iptal etmeye yetkilidir. İptal edilen pay senetleri ele geçirilemiyorsa iptal kararı 35 inci maddede yazılı gazetede ve ayrıca esas sözleşmenin öngördüğü şekilde ilan olunur. Esas sözleşmeyle, pay sahipleri, temerrüt hâlinde, sözleşme cezası ödemekle zorunlu tutulabilirler. Şirketin tazminat hakları saklıdır.\" denilmektedir.  TTK'nın 483. Maddesinde \"Kanunun 482 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının uygulanabilmesi için, yönetim kurulu tarafından, mütemerrit pay sahibine, 35 inci maddede yazılı gazete ile esas sözleşmenin öngördüğü şekilde ilan yoluyla şirketin internet sitesinde de yayımlanacak bir mesajla ihtarda bulunulur. Bu ihtarda, mütemerrit  pay sahibinin  temerrüde konu olan tutarı bir ay içinde ödemesi, aksi hâlde, ilgili paylara ilişkin haklarından yoksun bırakılacağı ve sözleşme cezasının isteneceği belirtilir. Nama yazılı pay senetlerinin sahiplerine bu davet ve ihtar, ilan yerine, iadeli taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajı ile yapılır. Bir aylık süre, mektubun alındığı tarihten başlar. Mütemerrit pay sahibi, yeni pay sahibinin ödemelerinden açık kalan tutar için şirkete karşı sorumludur.501 inci madde hükmü saklıdır.\" denilmektedir.  Sermaye taahhüdünün kalan kısmını yerine getirmeyen ortağın iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakılması TTK'nın 482. Maddesine istinaden mümkündür. Bununla birlikte ortağın ıskatı emredici olmayıp şirket bu konuda yetkili ama zorunlu değildir. Iskat kararı almak tamamen yönetim kurulu yetkisindedir. Somut olayda davalı şirketin  kalan sermaye borcunu yerine getirmeyen ortağı noter vasıtasıyla ihtarda bulunduğu, ihtarnamenin bizzat davacıya tebliğ edildiği ancak davacı tarafından kalan sermaye borcunun ödenmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda şirketin ıskata yetkili karar organı olan müdür tarafından bir ıskat kararı verilmesi mümkün ve yeterlidir. Şirket ortaklarından ve aynı zamanda münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür ... tarafından alınan 20/05/2021 tarih 2021/01 sayılı müdürler kurulu kararı ile ortaklıktan çıkarılmasına karar verildiği görülmektedir. Davacının iştirak taahhüdünden yoksun bırakılması sonucunda ortaklık sıfatı ve buna bağlı tüm hakları sona erer. Somut olayda şirketin genel kurulunun aynı gün toplanarak payların ortaklarından ...'a devrine karar verildiği anlaşılmakla her ne kadar bu hususta müdür tarafından alınmış ayrı bir karar bulunmasa da aynı zamanda ortak ve müdür sıfatını bir arada bulundurması nedeniyle pay devrine ilişkin ortaklar kurulu kararının müdürün iradesini de içinde barındırdığını dolayısıyla pay devrinin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Davacı  taraf noter ihtarnamesinin yeterli olmadığını, TTK 483. Maddesi gereğince pay sahibinin 35.maddede yazılı gazete ile esas sözleşmenin ön gördüğü şekilde ilan yoluyla şirketin internet sitesinde de yayınlanacak bir mesajla ihtaratta bulunması gerektiğini iddia etmiş ise de, yukarıda da belirtildiği üzere limited şirketlerde ıskata ilişkin ayrı bir düzenleme olmayıp anonim şirketlerle ilgili hükümlere atıf yapılmaktadır. TTK 483. Maddesi de özü itibariyle anonim şirketlere hitap eden bir maddedir. Anonim şirketlerdeki hisse çeşitleri; nama yazılı, hamile yazılı, çıplak pay şeklinde olup, anonim şirketlerde genelde hissedar sayısının fazla olması ve pay senetleri itibariyle de hamile yazılı senetlerin kimde bulunduğu belli olmadığından TTK 483. Maddesine göre ilan yoluyla bildirim yapılması gerektiği belirtildikten sonra , nama yazılı pay sahiplerinin kim olduğunun tespiti mümkün olduğundan bu pay türünde ayrıca bir düzenleme yapılarak TTK 483/2 fıkrasında \"nama yazılı pay senetlerinin sahiplerine bu davet ve ihtar ilan yerine, iade taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajıyla yapılır\" denilmektedir. Limited şirketlerde ise pay defterinden paydaşın kim olduğu , pay oranı, adresinin tespiti mümkün olduğundan , somut olayda da davalı şirket iki ortaklı olup pay sahibi, pay miktarı, adresinin belli olması nedeniyle noter ihtarnamesi ile bu tebligatın yapıldığı, davacı tarafından bizzat teslim alındığı dikkate alındığında geçerli bir tebliğ olduğu, süresinde pay bedelinin ödenmediği anlaşılmakla yapılan işlemlerin ve alınan kararların usulüne uygun olduğu sonucuna varılarak davacının davasının aşağıdaki şekilde reddine karar vermek gerekmiştir....\"gerekçesi ile,  ''1-Davacının davasının reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki dava konusunun davalı şirketin \"sermaye pay bedelini ifa etmeme\" gerekçesiyle yapmış olduğu ıskat ve pay devri işleminin TTK'nun aradığı şartları ihtiva edip etmediği noktasında açığa çıktığını, bilindiği gibi \"pay bedelini ifa borcu ve temerrüt\" hükümlerinin TTK'nun 482 ve 483. maddelerinde düzenlendiğini, söz konusu maddelerin içeriği bir bütün olarak incelendiğinde, anılan maddelerin ıskat ve pay devrine ilişkin sıkı şekil şartlarını aradığının görüleceğini, her iki maddenin içinde taşıdığı sıkı şekil şartları göz önüne alındığında, davalı tarafın yapmış olduğu ıskat ve sonucunda gelişen pay devri işleminin açık bir şekilde yasanın aradığı sıkı şekil şartlarına uygun bulunmadığını, Sermaye koyma taahhüdü süresi içinde yerine getirilmeyen payların bedellerinin, TTK’nın 482. maddesi kapsamında öncelikle müdürler tarafından şirket sözleşmesinde başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, ortaklardan ilan yoluyla isteneceğini, ilanda, ödenmesi istenen sermaye borcunun oranı veya tutarı ile ödeme tarihi ve ödemenin nereye yapılacağının açıkça belirtileceğini, belirtilen bu şekil şartına yasanın 483/2 maddesi ile bir istisna getirildiğini, anılan maddeye göre; nama yazılı pay senetlerinin sahiplerine bu davet ve ihtar ilan yerine, iadeli taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajı ile yapıdığını, bir aylık süre mektubun alındığı tarihten başladığını, Somut olaya bakıldığında; davalı şirket TTK'nun 483/2 maddesine dayanarak; bakiye kalan sermaye payının ödenmesi için müvekkilie ihtarname keşide ettiğini, davalı tarafın bakiye kalan sermaye payının ödenmesi hususunda çekmiş olduğu bu ihtarnamenin kendisinin, tek başına ıskat işleminin gerçekleşmesi için yeterli olmadığını, Söz konusu çağrıya rağmen ödemenin yapılmaması halinde ortak hakkında ıskata başvurulabilmesi için TTK’nın 483. maddesinde öngörülen çağrı usulünün ayrıca uygulanması gerektiğini, sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortağın şirketten çıkarılabilmesi için anılan maddenin birinci fıkrası çerçevesinde müdürler tarafından mütemerrit ortağa, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirket sözleşmesinin öngördüğü şekilde ilan yoluyla ve şirket internet sitesi açmakla yükümlü ise internet sitesinde yayımlanacak bir mesajla ihtarda bulunulmasının şart olduğunu, bu hususa ilişkin yargıtay içtihadının dava dosyasına sunulduğunu, bu itibarla, birinci ilana (ihtara) rağmen ödemenin yapılmaması halinde, müdürler tarafından mütemerrit ortağa, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirket sözleşmesinin öngördüğü şekilde ilan yoluyla ve şirket internet sitesi açmakla yükümlü ise internet sitesinde yayımlanacak bir mesajla ihtarda bulunulmasının şart olduğunu, Görüleceği gibi davalı tarafın sermaye payının ödenmesi hususunda çekmiş olduğu ihtarnamenin ıskat işleminin oluşabilmesi için tek başına yeterli olmadığnıı, başka bir ifadeyle ihtarın kendisinin başlı başına temerrüt olgusunu yaratmakta olduğunu, ISKAT işleminin doğumu için tek başına yeterli olmadığını, dolayısıyla davalı tarafın ihtarnamede öngörülen 1 aylık süre sonunda yapması gereken İLAN işlemini gerçekleştirmediğini kaldı ki; davalı şirketin belirtilen 1 aylık süre sonunda, 20.05.2022 tarihinde müdürler kurulu kararı ile müvekkilin ortaklıktan çıkarılmasına oy birliği ile karar verdiğini, akabinde yine 20.05.2022 tarih ve 2021/01 sayılı genel kurul kararı ile müvekkilin şirket hisselerini ...'a devrederek, müvekkilin şirketten azlini karar altına aldığını, görüleceği gibi ne müdürler kurulu kararının müvekkile ihtar edildiğini, ne de genel kurul kararının yasanın aradığı şartlar uyarınca ticaret sicil gazetesinde İLAN edildiğini, belirtilen ilan işleminin yapılmamasının ıskat işlemini hukuken sakatladığını, dosya içindeki tüm delillerin bu işlemin (İLANIN) yapılmadığını, bu işlem atlanarak ıskat işlemine girişildiğini açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının sermaye borcunun ödenmemesi sebebiyle davalı şirket ortaklığından çıkarılmasına ilişkin müdürler kurulu kararının ve paylarının devrine ilişkin ortaklar kurulu kararının iptaline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, davacının ortaklıktan ıskatına ilişkin kararın TTK'nın 483 maddesinde öngörülen emredici usule göre yapılmadığı gerekçesi ile Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemece de gerekçeli kararda isabetli bir şekilde belirtildiği üzere TTK'nun 585 maddesi atfı uyarınca esas sermaye pay bedellerinin ödenmesi hususunda anonim şirketlere ilişkin TTK'nın 480, 481, 482 ve 483 maddeleri limited şirketler hakkında da uygulanacaktır. Sermaye borcunun ödenmemesi sebebiyle ortağın ıskatı hususunun 6102 sayılı TTK'nın 482 ve 483. maddelerinde düzenlenmiş olduğu, ıskat prosedürünü uygulama konusunda yetkinin  yönetim kuruluna, limited şirkette müdürler kuruluna ait olup, bu yetkinin  devredilemez yetkilerden olduğu, ıskatın uygulanması için sermaye borcunu yerine getirmeyen ortağın 6102 sayılı TTK'nın 481. maddesine göre temerrüde düşürülmesi, TTK'nın 483. maddesi uyarınca  gazete yoluyla ilan yapılarak bir ay içinde sermaye borcunu ödemesi ve aksi halde paylara ilişkin haklarından yoksun bırakılacağının  belirtilmesi gerekmektedir. Söz konusu hükümler dikkate alındığında sermaye borcunu ödemeyen bir pay sahibinin ıskat edebilmesi için öncelikle temerrüte düşürülmesi gerekir. Temerrütün söz konusu olabilmesi için de bakiye sermaye borcunun ödenmesi konusunda yetkili organın bir karar alması ve bunu sözleşmede öngörülen usul ve şekilde talep etmesi gerekir. Şayet anasözleşmede, sermaye borcunun ödeme süreleri ve miktarı duraksamaya neden olmayacak biçimde belirlenmiş ise pay sahibine ihtar gerekmeksizin temerrüt oluşur. Somut uyuşmazlıkta davalı şirket müdürler kurulu tarafından sermaye borcunun ödenmesi hususunda bir karar alınmamış ise de şirket ana sözleşmesine göre sermaye borcu miktarının ve tescilden itibaren 24 ay içerisinde ödeneceğinin açıkça kararlaştırıldığı, söz konusu süre dolmasına rağmen davacı tarafından sermaye borcunun ödenmediği ve davacının sermaye borcunu ödemede temerrüte düştüğü açık olduğundan karar alınmamasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. Yine TTK'nın 483 maddesine göre davacıya ıskatın ilan yoluyla yapılması gerektiği hüküm altına alınmış ise de,  davalı tarafından davacıya noter ihtarnamesi ile söz konusu ihtar yapılmış ve ihtarname davacıya tebliğ edilmiştir. Söz konusu noter ihtarnamesi ilandan daha kuvvetli bir bildirme yolu olması sebebiyle geçerlidir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/05/2015 tarihli, 2014/10338 esas ve 2015/6915 karar sayılı ilamı) Bu durumda davalı şirket tarafından alınan ıskat ve pay devri kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 26/06/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c8b63653541fa6bd","SID":"0b4ccd64cbffd464"}}