{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/25 <br>KARAR NO\t: 2025/980<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t              :11/09/2023<br>NUMARASI\t:2022/390 Esas - 2023/824 Karar<br><br>DAVACI\t:....<br>VEKİLİ\t:....<br>DAVALI\t:....<br>\t:....<br>VEKİLİ\t:....<br>DAVA\t:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t:17/05/2022<br>KARAR TARİHİ\t:20/05/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t:16/06/2025<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br><br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı  ile davalı şirket arasında ürün satışına dayalı ticari ilişki bulunduğunu, davacı şirketin davalı şirkete sattığı ürünlere ilişkin olarak 09.11.2021 tarihinde ... numaralı 87.261,00-TL bedelli, 17.12.2021 tarihinde ... numaralı 33.925,00-TL bedelli, 07.01.2022 tarihinde ... numaralı 20.650.00-TL bedelli 3 adet fatura gönderdiğini, davalı şirketin, davacı tarafından 09/11/2021 tarihinde gönderilen ... numaralı faturanın bedelini 2 ay vadeli çekle ödediğini, davacının sipariş üzerine davalı şirkete yeniden ürün yolladığını ve bu ürünlere ilişkin olarak da 17.12.2021 tarihinde ... numaralı, 07.01.2022 tarihinde ... numaralı faturaları gönderdiğini, stoğundaki ürünleri eritemeyen davalı şirketin davacıya ödeme yapamadığı için hiçbir şekilde makul ve hukuki olmayan bir gerekçe öne sürdüğünü ve 09.11.2021 tarihinde gönderilen ve bedeli ödenmiş olan ürünlerin ayıplı olduğunu, bu ürünlerin iade edileceğini, dolayısıyla bu ürünler için yapılmış olan ödemenin de 17.12.2021 ve 07.01.2022 tarihinde gönderilen ürünlerin bedelinden mahsup edilmesi gerektiğini ifade ederek ödemeden imtina ettiği, davalı şirketçe usulsüz ve hukuksuz biçimde davacıya iade edilen, bir çoğunun kolisi dahi açılmamış olan ürünlerin davalı şirkete iadesine, fatura bedellerinin ödenmeyen kısmı olan 56.000,00-TL'nin fatura kesim tarihlerinden işleyecek olan ticari faiziyle birlikte ödenmesine, davacı şirkete usulsüz biçimde gönderilmiş olan ürünlerin davalı şirkete iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin, Akhisar/Manisa'da kurulu fabrikasında mobilya üretim işi ile iştigal ettiğini, üretimini yapmadığı bir kısım ürünleri ise tedarikçilerinden temin ettiğini, davalı şirketin 2020 yılı Eylül ayından itibaren ticari ilişki içerisinde olduğu davacı şirketten deri kaplamalı kumandalıklar satın almakta olduğunu, davalı şirketin gerek üretimini yaptığı gerekse diğer firmalardan tedarik ettiği ürünleri perakende satış yapan zincir marketlere sattığını, davalı şirketin doğrudan nihai tüketiciye satışı olmadığını, davalı şirketin davacı şirketten her biri ambalajlanmış kapalı kutu içerisinde temin ettiği kumandalıkları perakende satış yapan zincir marketlere sattığını, bu ürünlerin davalı şirket tarafından ambalajlı kapalı kutu içerisinde davalı şirkete teslim edilmesi nedeniyle davalı şirketin söz konusu ürünleri muayene etme gibi bir imkanı bulunmadığını, bu nedenle davalı şirketin ancak ve ancak ürünü sattığı perakende satış yapan zincir marketlerden gelen geri bildirimler üzerine ayıplı olup olmadığını öğrenebildiği ve bu durumu derhal üründeki ayıbı da gösterir görsel ile birlikte davacı şirket yetkilisi ...'a yazılı olarak bildirdiğini, davalı şirketin söz konusu ürünleri esasen perakende satış yapan zincir mağazalara sattığını ancak alıcıları tarafından ayıplı olduklarının tespiti üzerine ürünlerin davalı şirkete iade edildiğini, davalı şirketin bu ürünlerin ayıplı olduğunu öğrenir öğrenmez durumu üründeki ayıbı da gösterir şekilde yazılı olarak davacı şirkete bildirdiğini, sonrasında kendilerinin de kabulü olduğu üzere ürünleri iade faturası ile birlikte davacı şirkete iade ettiğini, bu nedenle davacı şirketin, davalı şirketten herhangi bir alacağı bulunmadığını, dava konusu uyuşmazlığın çözüm yerinin İstanbul Anadolu Adliyesi Mahkemeleri olduğu yönünde yetki itirazı olduğunu, kötü niyetli ve hukuki dayanaktan yoksun davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... <br>1-Davanın KISMEN KABULÜNE,  54.575,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine<br>...<br>8-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca 9.200,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince 20/11/2023 tarihli tavzih kararı ile; \"... Mahkememizin 25/09/2023 tarih ve 2022/390 Esas, 2023/7824 Karar sayılı kararının hüküm kısmının 8. fıkrasının \"Davalı kendini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan, yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 1.425,00.-TL vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,\"  şeklinde düzeltiltiği tasdik olunur ...\" şeklinde kararın düzeltildiği,<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İlk derece mahkemesince 06/11/2023 tarihli karar ile; \"... Mahkememizce verilen karar miktar itibari ile kesin nitelikte karar olması sebebiyle davacı vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN YAPILMAMIŞ SAYILMASINA... \" şeklinde hüküm kurulduğu,<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından süresinde ileri sürülen yetki itirazının dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemenin davanın kabulüne gerekçe olarak süresinde ayıp ihbarında bulunulmamasını gerekçe gösterdiğini ancak bu gerekçenin yerinde olmadığını, dava dosyasına sunulan e-posta yazışmaları ile davalı şirketin ayıbı süresi içerisinde bildirdiğinin sabit olduğunu, davacı satıcının, binlerce ürünün arasına kasıtlı olarak bir miktar ayıplı ürünü kamufle ederek yerleştirdiğini, kasıtlı olarak ayıplı ürün sattığı gibi ayıbını da hile ile gizlediğini, bu sebeple davalının esasen ayıp ihbarında bulunma yükümlülüğü dahi bulunmadığını, yerel mahkemece ödemezlik definin hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, bu haliyle kararın açık şekilde haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili istinaf ve davalının istinaf başvurusuna cevap dilekçesinde özetle; gerekçe kısmında davacı şirketin \"dava tarihi itibari ile 55.436,10-TL alacaklı oldugunun tespit edilmesine\" ifadesine rağmen kararda 54.575,00-TL alacağa hükmedildiğini, davalıya gönderilen faturaların tarihlerinin, davalının ödeme tarihleri olması gerektiği halde dava tarihinden itibaren isleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalı şirket tarafından faturaların hiçbirisine yasal süresi içinde itiraz edilmediğini, hiçbir ürüne ilişkin yasal süresi içinde ayıp ihbarında bulunulmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.<br>Davacı vekili 06/11/2023 tarihli karara ilişkin istinaf dilekçesinde özetle; gerekçe kısmında davacı şirketin \"dava tarihi itibari ile 55.436,10-TL alacaklı oldugunun tespit edilmesine\" ifadesine rağmen kararda 54.575,00.-TL alacağa hükmedildiğini, davalıya gönderilen faturaların tarihlerinin, davalının ödeme tarihleri olması gerektiği halde dava tarihinden itibaren isleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/09/2023 tarih, 2022/390 Esas - 2023/824 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; bakiye fatura alacağı nedeniyle alacak istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalı şirket arasında ürün satışına dayalı ticari ilişki bulunduğunu, fatura bedellerinin ödenmeyen kısmı olan 56.000,00-TL'nin fatura kesim tarihlerinden işleyecek olan ticari faiziyle birlikte ödenmesini, davacıya iade edilen, birçoğunun kolisi dahi açılmamış olan ürünlerin davalı şirkete iadesini  talep ettiği, davalı şirketin gerek üretimini yaptığı gerekse diğer firmalardan tedarik ettiği ürünleri perakende satış yapan zincir marketlere sattığını, davalı şirketin davacı şirketten her biri ambalajlanmış kapalı kutu içerisinde temin ettiği kumandalıkları perakende satış yapan zincir marketlere sattığını, bu ürünlerin davalı şirket tarafından ambalajlı kapalı kutu içerisinde davalı şirkete teslim edilmesi nedeniyle davalı şirketin söz konusu ürünleri muayene etme gibi bir imkanı bulunmadığını, bu nedenle davalı şirketin ancak ve ancak ürünü sattığı perakende satış yapan zincir marketlerden gelen geri bildirimler üzerine ayıplı olup olmadığını öğrenebildiği ve bu durumu derhal üründeki ayıbı da gösterir görsel ile birlikte davacı şirket yetkilisi ...'a yazılı olarak bildirdiğini, sonrasında kendilerinin de kabulü olduğu üzere ürünleri iade faturası ile birlikte davacı şirkete iade ettiğini, bu nedenle davacı şirketin, davalı şirketten herhangi bir alacağı bulunmadığını, yetki itirazı olduğunu, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etiği, Mahkemece; davalı defter kayıtlarına göre davacının kestiği faturalar karşılığı davalıdan toplamda 54.575,00-TL alacaklı olduğunun tespit edilmesine göre davacının davasının kısmen kabulü ile 54.575,00-TL alacağın, davacı tarafça davalının dava tarihinden önce temerrüte düşürdüğüne dair dosyaya sunulmuş bir delil bulunmadığı gözetilerek dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verildiği, karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davacı vekili açısından reddedilen kısım istinaf sınırının altında kalması nedeniyle mahkemece davacı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği, bu karara karşı da davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.<br>Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;<br>6100 sayılı HMK’nın Hükmün Kapsamı başlıklı 297. maddesinin 2. fıkrasına göre “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” Kanunun aradığı bu şekil, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetine sebep olabilecek, kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir. (HGK 2013/9-1989 Esas 2014/657 Karar sayılı ilamı)<br>Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetiminin yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.<br>     Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. <br> 6100 sayılı HMK'nın 298. maddesi uyarınca kararını gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren yasa yolu açık olan son kararlardandır. Bu kararla, mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur.<br>Ayrıca  ilamların infaz edilecek kısmı, hüküm bölümü olup, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. Gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili İcra Mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/12-517 E. -1997/776 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/12-92 E.-2006/85 K.; 25.06.2008 gün ve 2008/12-451 E.- 2008/453 K. sayılı ilamları) <br>HMK'nın \"Taleple Bağlılık İlkesi\" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında; \"Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir\" hükmüne yer verilmiştir.  <br> HMK'nın 297/2. maddede; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir.<br>Anayasa'nın 141/3. maddesindeki düzenleme gereğince \"bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır\" kuralı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesi kapsamında, taraflardan biri hakkında hüküm kurulmaması ve gerekçenin yazılmaması durumunda adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edeceği düzenlenmiştir. <br>Davacı dava dilekçesi ile 56.000,00-TL'nin fatura kesim tarihlerinden işleyecek olan ticari faiziyle birlikte ödenmesine, davacı şirkete gönderilmiş olan ürünlerin davalı şirkete iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş,  davacı şirkete usulsüz biçimde gönderilmiş olan ürünlerin davalı şirkete iadesine karar verilmesi talebi ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05/02/2014 tarih, 2013/595 Esas, 2014/82 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere \"...Tefhim edilecek hüküm HMK'nın 297/2.maddesindeki unsurları taşımakla birlikte, HMK m. 321 uyarınca gerekçeli olmak zorundadır. Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği olup, aksi halin hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ile barışını olumsuz etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/14-778 Esas, 2007/611 Karar, 01/04/2008 tarih, 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamları).\" kararda gerekçenin bulunmasının yasal zorunluluk olduğu gibi, kamu düzenini ilgilendiren bir durum olduğu da belirtilmiştir. HMK m. 355 kapsamında \"istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.\" şeklindeki yasal düzenleme gereğince ve yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda; davacı vekilinin davacı şirkete gönderilmiş olan ürünlerin davalı şirkete iadesine karar verilmesi talebi ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği anlaşılmakla ve bu husus kamu düzenine ilişkin bulunmakla bu yöndeki yanlışlık nedeniyle kamu düzeni sebebiyle davalı vekilinin  istinaf itirazının yerinde olduğu görülmüştür. <br>Davalı vekilinin yetkiye ilişkin istinaf itirazı değerlendirildiğinde; davaya konu para borcunun götürülecek borçlardan olduğundan, dolayısı ile davacının ikametinde dava açılabileceği TBK'nın 89/1 maddesi uyarınca anlaşıldığından, Mahkemece davalının yetkiye yönelik itirazının reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık yoktur.<br>Kabule göre de taraflar arasında takibe konu edilen faturalardaki malların davalıya teslim edildiği noktasında  uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davacı tarafından davalıya teslim edilen malların ayıplı olup olmadığı, davalı tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı, davalı tarafından davacıya iade edilen mallar ile ilgili olarak sözleşmeden dönme iradesi olup olmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır.<br>Davacı ve davalı  tacir olup taraflar arasında  ticari nitelikte satım sözleşmesi olduğu sabittir.<br>Uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya  sayılı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.<br>Türk  Borçlar Kanununun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1-c hükmü de uygulanacaktır.<br>6098 sayılı Türk  Borçlar Kanununun 207 ve devamı maddelerinde satım sözleşmesine dair hükümler düzenlenmiştir.<br>Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır.  Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.<br>\"Alıcının bildiği ayıplar\" başlıklı 222. maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen  ayıplardan sorumlu  olmadığı,  yine satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak  böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir.<br>6098 sayılı  TBK'nın 223. maddesinde ise \"Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse,bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.\" hükmü düzenlenmiştir.<br>\"Satıcının ağır kusurunun sonuçları\" başlıklı 225. maddesinde;<br> Ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde  bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hükümlerin geçerli olduğu düzenlenmiştir.<br>Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. Maddesi incelendiğinde;<br> Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: <br>1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.<br>2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.<br>3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.<br>4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.<br>Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.<br>Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.<br>Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.<br>Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. \"Düzenlemesi mevcuttur.<br>Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta  ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.<br>Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 225. maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.<br>Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da \"ayıba karşı tekeffül\" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.<br>Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.<br>Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti ... tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1-c. maddesinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Türk Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.  Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün  uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.<br>Bilirkişiler tarafından incelenen taraf defterlerinde; her iki tarafın ticari defterlerinin usule uygun tutulduğu ve delil niteliğine haiz olduğu, davacı tarafından düzenlenen faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı defter kayıtlarına göre; davacı şirketin, davalı şirketten 17.05.2022 dava tarihi itibari ile 55.436,10-TL alacaklı olduğu, davalı defter kayıtlarına göre ise 17.11.2021 tarihli, 33.925,00.-TL bedelli, 07.01.2022 tarihli 20.650,00.-TL bedelli faturaların, fatura tarihlerinde davalı tarafın ticari defterlerine işlenmiş olduğu, davacının kestiği faturalar karşılığı davalıdan toplamda 54.575,00.-TL toplam alacağının bulunduğu, ancak davalının davacıya 11.02.2022 tarihli 28.231,50.-TL bedelli ve 18.02.2022 tarihli 19.824,00.-TL bedelli iade faturalarını düzenleyerek davacıya ürün iadesi yapıldığı tespit edilmiştir.<br>Somut olayda; Mahkemece ayıplı olduğu iddia edilen ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmadan, tarafların kabulünde olduğu üzere davacıya iade edilen malların ne şekilde teslim alındığı araştırılmadan sadece ticari defterlerdeki kayıtlara göre davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır.<br>Mahkemece yapılacak iş; ayıplı olduğu iddia edilen ürünler üzerinde alanında uzman  bilirkişi tarafından incelemesi yapılarak ne kadarının ayıplı olduğu tespit edilmeli, davacıya iade edilen malların ne şekilde teslim alındığı, davacının ihtirazi kayıt koyup koymadığı, taraflardan sormak suretiyle araştırılmalı, bu araştırmalar neticesinde taraflar arasında sözleşmeden dönme iradesi olup olmadığı da değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi, yapılacak yargılama sonrasında da davacı vekilinin davacı şirkete gönderilmiş olan ürünlerin davalı şirkete iadesine karar verilmesi talebi ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekir.<br>Mahkemece, gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adreslerinin yazılmamış olması, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve bu hususa eleştiri getirilmekle yetinilmiştir.<br>Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kısmen kabulüne, reddedilen kısım açısından ilk derece mahkemesi kararı, miktar ve karar tarihi itibarı ile HMK'nın 341/2 maddesinde düzenlenen kesinlik sınırının altında olup,istinaf kanun yolu kesinlik nedeniyle kapalı olduğundan davacı vekilinin ek karara karşı yapmış olduğu istinaf itirazının reddine, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br><br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KISMEN KABULÜNE,<br>2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/09/2023 tarih, 2022/390 Esas ve 2023/824 Karar sayılı kararının  KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,<br>5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından  yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,<br>6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br><br>8-İİK'nın 36/5 maddesi gereğince Gebze İcra Dairesinin 2023/27137 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın yatıran tarafa iadesine,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.20/05/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7468969ebda0cc42","SID":"363401700f47197c"}}