{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"> <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2021/1839 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1074<br>KARAR TARİHİ\t: 22/05/2025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 18/03/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/436 Esas 2021/253 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İpotek (Terkin İstemli)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 22/05/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 22/05/2025<br><br>Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkilinin akaryakıt istasyonu işi için davalı şirket ile bayilik sözleşmesi imzaladığını, ilgili sözleşme gereğince aile konutu üzerine davalı lehine 150.000-TL bedelle ipotek tesis ettirdiğini, sözleşmenin kurulmasından bir süre sonra müvekkilinin edimlerini yerine getirmesine rağmen davalı tarafın üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkili tarafından bayilik sözleşmesinin fesh edildiğini,  feshin noter ihtarnamesi ile davalı tarafa bildirildiğini, ayrıca bedelsiz kalan ipoteğin kaldırılması için de davalı tarafa ihtar gönderildiğini, bunun üzerine davalı tarafça müvekkili aleyhine afaki borç miktarlarını içeren yazı ve fatura gönderildiğini, müvekkilinin bu alacaklara itiraz ettiğini, davaya konu ipoteğin de aile konutu üzerine konulmuş bir ipotek olduğunu ve müvekkilinin eşinden muvafakat alınmadan yapılan bu ipotek işleminin aslen geçersiz olduğunu beyan ederek müvekkilinin davalıya borcu olmadığının ve bayilik sözleşmesi feshedildiğinden... Mah. ... ada ...parselde kayıtlı taşınmazda davalı lehine tesis edilen 150.000-TL bedelli 1.derece ve 1. Sırada yer alan ipoteğin fek edilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Haksız, dayanıksız ve usule aykırı davanın reddi gerektiğini, davayı görmeye Bakırköy Asliye Hukuk  Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacının ikame etmiş olduğu davada esasen iki ayrı dava ihtiva ettiğini, davacının talebi olan ipoteğin fekki öncelikle davacının lehine ipotek verilen müvekkili şirkete borçlu olmadığının tespitine bağlı olduğunu, yani menfi tespit davasının huzurdaki davanın esası olduğunu, bu nedenle menfi tespit davalarında uygulanacak yetki kuralının somut olayda da uygulanması gerektiğini, ayrıca taraflar arasında akdedilmiş sözleşmelerde de Bakırköy Mahkemeleri'nin yetkili olduğunun görüldüğünü, gerek 17/12/2010 tarihli Bayilik Sözleşmesinin İhtilafların Hali başlıklı 17. Maddesi, gerekse de 27/12/2010 tarih 24456 yevmiye numaralı İpotek Resmi Senedinin 8. Maddesinde \"Bakırköy Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkilidir.\" hükmünün yer aldığını, müvekkili şirketin tarafı olduğu Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/986E. 2014/478K. Sayılı ipoteğin fekkine dair açılan davada yerel mahkemenin davanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğinden dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verdiğini, kararın temyiz edildiğini ancak Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/12263E. 2016/3283K. Sayılı kararı ile görevsizlik kararının onandığını, bu kararın emsal olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davacı ile müvekkili şirket .... arasında 17/10/2010 tarihinde Bayilik Sözleşmesi akdedildiğini, işbu sözleşme ile davacı sözleşme süresince gerek motorlu araç sahiplerine gerekse şantiyeler, deniz araçları, kooperatifler, nakliye firmaları, fabrikalar, sanayi kuruluşları vasfındaki toplu tüketim merkezleri ve benzeri nihai tüketicilere satacağı siyah malı (fuel-oil no 6, kalorifer yakıtı v.b.), otogaz, madeni yağlar ve konusuna uygun diğer malları tamamen şirketten veya şirketin göstereceği kaynaklardan satın almayı ve şirket de işbu sözleşmedeki şartlar dairesinde talep edilen malı temin etmeyi karşılıklı olarak kabul ve taahhüt ettiklerini, taraflar arasındaki ticari ilişki ve sözleşmeden kaynaklanan edimlerin yerine getirilmemesi halinde teminat olmak üzere davacından ipotek teminatı talep edilmiş bunun üzerine işbu dava ile müvekkili şirket tarafından bildirilinceye kadar süreli olmak üzere müvekkili lehine ipotek tesis edildiğini, tesis edilen ipoteğin her ne sebep ve suretle olursa olsun borçlu bulunduğu ve ileride borçlanacağı meblağların azami 150.000,00TL kısmının teminatını teşkil ettiğini, davacının kendisine ürün verilmediği yönündeki iddiasının tamamen asılsız olduğunu, bayilik sözleşmesini haksız nedenlerle süresinden evvel fesheden davacının taraflar arasındaki sözleşmelere ve taahhütlerine uymaması nedeniyle borçları bulunmadığını, davacının Bayilik Sözleşmesi akdederken her bir sözleşme yılında asgari 400m3 beyaz mal (benzin grubu, motorin, gaz yağı) satın almayı, bu taahhütlerine uymaması halinde beyaz mal için beher eksik ton başına 80USD ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, sözleşme dönemlerindeki taahhütlerinden kaynaklanan cezai şart alacaklarının ve fazlaya ilişkin hal ve alacakları saklı kalmak üzere davacının Bayilik sözleşmesi süresince ve fesih sonrası döneme ait satış taahhütlerine uymaması neticesinde 129.157 USD'lik cezai şart borcu doğduğunu beyan ederek fazlaya ve taraflar arasında imzalanmış sözleşmelere dayalı hak ve alacaklarımız saklı kalmak kaydıyla davanın esasının davacının müvekkiline borçlu olmadığını tespitine dayalı olması nedeniyle menfi tespit davalarında uygulanacak HMK 6. Madde ve taraflar arasında geçerli Bayilik Sözleşmesi uyarınca görevli ve yetkili mahkemenin  Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemelerinin olduğuna, davacının müvekkili şirkete Bayilik Sözleşmesi ve eklerinden kaynaklanan borçlarının bulunması nedeniyle yasal dayanağı \tbulunmayan ve haksız davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>MAHKEMECE: \"...,Dava; bayilik sözleşmesi nedeni ile davalı lehine tesis edilen ipoteğin fekkine  ve davalıya borçlu olmadığının tespitine yöneliktir.<br>Toplanan deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı eldeki davada, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesine göre davalının kendisine mal teslim etmediğini bu nedenle sözleşmeyi haklı  olarak feshettiğini ileri sürerek sözleşme gereğince davalı lehine tesis edilen ipoteğin fekkine  ve ipoteğe dayanak borcun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş, davalı sözleşmenin haklı nedenle feshedilmediğini, ayrıca davacının satış taahhütlerine uymaması neticesinde cezai şart borcu doğduğunu ve otomasyon sistemi sözleşmesinden doğan borcu olduğunu savunmuştur.<br>TBK'nun 117. Maddesinde yer alan'' muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtari ile temerrüde düşer.'' düzenlemesine  amir olup  davacının,  davalının sözleşmeden kaynaklanan ürün teslim etme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiası karşısında davalıya TBK'nun 123. Maddesine göre ihtar çekip süre vermediği, somut olayda esasen  TBK 124. Maddesi'nde yer alan süre verilmesini gerektirmeyen durumlar arasında değerlendirilmesini gerektirir bir iddianın ileri sürülmediği gibi tanık beyanlarından da bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektirir bir husus tespit edilemediği, ayrıca her ne kadar davacı davalının dava dışı diğer bayiilere de mal teslim etme yükümlülüğünü yerine getirmediğini iddia etmiş ise de söz konusu iddiaların bu dava yönünden davalıyı bağlar nitelikte olmadığı kanaatine varılmış, davacının ihtar çekmeksizin sözleşmeyi haksız olarak feshettiği anlaşılmış, taraflar arasında düzenlenen Asgari Mal Alım Taahhütnamesi ve Cezai Şart başlıklı belgeye göre sözleşmenin haksız olarak fesh edilmesi halinde, fesih tarihinden sonra geriye kalan sözleşme süresince de satın alınması gereken malın, alınmaması sonucu satış taahhüdüne göre belgede yazılı miktar üzerinden hesaplanacak cezai şartın hiçbir itirazda bulunmaksızın herhangi bir mahkeme kararı veya ihtarı gerek kalmaksızın ödeyeceği hususunda davacının taahhüdü olduğu, bu anlamda davacının davalıya sözleşmenin haksız olarak fesh edilmesinden dolayı cezai şart borcu olduğu anlaşıldığından davacının borçlu olmadığının tespitine yönelik davasının reddine karar verilmiş, ipoteğin fekkine konu taşınmazın ise alacaklının ... Bankası, borçluların ... ve ... olduğu  İzmir 26.İcra Müdürlüğünün 2016/8396 E.sayılı dosyasında 36.918,73 TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan takip neticesinde 26/08/2019 tarihinde ihale olunduğu, bu nedenle ipoteğin fekki davasının konusuz kaldığı anlaşıldığından bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur,\"  gerekçesi ile;<br>\"Davacının ipoteğin fekkine yönelik talebi yönünden dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, <br>Davacının menfi tespite yönelik davasının reddine,\"  şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme ilamının şeklen bir gerekçeye sahip gözükse de esasen gerekçesiz olup, yerel mahkemece delillerin hukuka uygun bir şekilde değerlendirilmediğini, nitekim, yerel mahkeme ilamının 9 sayfadan ibaret olduğunu, ancak, söz konusu ilamın detaylı bir şekilde incelendiğinde 8,5 sayfasının dosyada bulunan evrakların tekrarından ve hüküm kısmından ibaret olduğunu, bunun dışında 8. sayfada yer alan yarım sayfalık gerekçenin de gerekçe niteliğinde olmadığı gibi, bu kısımda da dosyaya ibraz etmiş oldukları delillerin hiçbirisinin tartışılmadığını, sonuç olarak, yerel mahkemenin 9 sayfalık ilamında esasen salt kanaat bildirmekle yetinildiğini, bu durumun T.C. Anayasası’nın 141. maddesine ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğunun açık olduğunu, yerel mahkemenin davayı -TBK madde 123’te yer alan- ihtar çekip süre verilmediğinden bahisle reddetmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, zira davalı şirketin aylar boyunca -müvekkili dahil- bayilerine akaryakıt temin edemediği sabit bir olgu olup, bu hususun dava dilekçelerinde vurgulandığını ve bu durumu gösterir -dava dışı şirketler tarafından keşide edilen ihtarname ve delil tespit dosyaları- delillerin yerel mahkemeye sunulduğunu, ancak mahkemenin söz konusu dosyaları, evrakları ve ihtarnameleri celp etmeyerek emsal olguları incelemediğini, diğer yandan, diğer bayiler tarafından keşide edilen ihtarname, dava ve şikayet dilekçelerinin açık bir şekilde davalı şirketin aylar boyunca akaryakıt temin edemediğini gösterdiğini, davalı tarafın akaryakıt satın temin edememesinin bu sektörde faaliyet gösteren kurumlarca bilinen bir olgu olduğunu, dolayısıyla bu olgunun her somut durumda yeninden ispat edilmesinin usul ekonomisine aykırı olup ayrıca, davalı şirketin akaryakıt temin edemediği ve bayilerine satamadığı olgusunun, ihtar süresi vermenin etkisiz kaldığını gösterdiğini, dolayısıyla müvekkilinin fesihten önce davalıyı temerrüde düşürmesine gerek bulunmadığını, kaldı ki, müvekkilinin  tanıklar huzurunda defalarca davalı şirket ile görüşerek akaryakıt istemiş olmasına rağmen davalının edimini ifa edememiş olup, davalının edimini ifa etmesinin zaten mümkün de olmadığını, söz konusu tanık beyanlarının, davalı şirketin aylar boyunca müvekkiline ve diğer bayilere akaryakıt göndermediğine, davalın acze düştüğüne, defalarca davalı şirket akaryakıt talep edildiğine ve davalının zaten ihtar edildiğine, tanıkların bizzat işbu görüşmelere şahit olduğuna, taraflar arasındaki sözleşmenin bu nedenle (haklı nedenle) müvekkili tarafından feshedildiğine ve otomasyon bedelinin müvekkili tarafından ödendiğine ilişkin iddialarını açık bir şekilde desteklediğini, davalı şirketin müvekkili ile olan bayilik sözleşmesini fesih gününden önce Türkiye genelindeki tüm bayilerine akaryakıt tedarik edemediği ve bu nedenle davalı şirketin bayilerinin bayilik sözleşmelerini haklı nedenle feshettikleri hususunun T.C. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun kayıtlarından dahi açık bir şekilde anlaşıldığını, davalı şirketin cevap dilekçesinde 2012 yılından bu yana müvekkilinden alacaklı olduğunu iddia etmişse de o tarihten bu yana hiçbir takip yapmadığını veya dava açmamış olup, taşınmazın icradan satışına kadar beklediğini, bu durumun bile davalı şirketin hiçbir alacağının bulunmadığını gösterdiğini, zira neredeyse işyerini kapatmak ve batmak üzere olan bir şirketten azami meblağ ipoteği ile temin edilmiş 150.000,00-TL gibi bir alacak iddiasını tahsil etmemesinin, bu alacağının tahsilini bekleterek faiz yönünden kayba uğramasının hayatın olağan akışına ve ticari teammüllere  aykırı olduğunu beyanla ve açıkladıkları diğer nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulü ile müvekkilinin dava konusu ipoteğe dayanak davalı şirkete borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.  <br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava,  bayilik sözleşmesi kaynaklı menfi tespit ve taşınmaz üzerindeki ipoteğin  kaldırılması istemine ilişkindir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>    (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>Davacı taraf, akaryakıt istasyonu işi için davalı şirket ile imzalanan  bayilik sözleşmesi gereği aile konutu üzerine davalı lehine 150.000-TL bedelle ipotek tesis ettirdiğini, davalı tarafın üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğininden müvekkili tarafından bayilik sözleşmesinin fesh edildiğini, bunun üzerine davalı tarafça müvekkili aleyhine afaki borç miktarlarını içeren yazı ve fatura gönderildiğini, bu alacaklara itiraz ettiğini,  müvekkilinin eşinden muvafakat alınmadan yapılan bu ipotek işleminin aslen geçersiz olduğunu beyan ederek  davalıya borcu olmadığının tespiti ve bayilik sözleşmesi feshedildiğinden taşınmazda davalı lehine tesis edilen ipoteğin fek edilmesi talebiyle dava açmıştır. Davalı taraf davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ipoteğin fekkine yönelik talep yönünden dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına,  menfi tespite yönelik davanın reddine karar verilmiştir.<br>Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, feshin ihtarname gönderilmeden yapılması nedeniyle davacı tarafça bayililik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmediğinden taleple bağlı kalınmak suretiyle menfi tespit talebinin reddine karar verilmesinin ve taşınmazın icra kanalıyla satılması nedeniyle ipoteğin fekki talebinin konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmesinin isabetli olduğunun anlaşılmasına  göre davacı vekilinin  tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM  : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/03/2021 tarih, 2018/436 Esas ve 2021/253 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 615,40 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 556,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,<br>4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, <br>5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere  karar verildi. 22/05/2025<br>\t\t\t\t <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b0e5fc6f519fa739","SID":"19cc57c7a6da5c9c"}}