{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ..... - .....<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: .....<br>KARAR NO\t: .....<br>KARAR TARİHİ\t: 25/06/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: .....     (...)<br>ÜYE\t\t: .....     (...)<br>ÜYE\t\t: ..... \t(...)<br>KATİP\t\t: .....     (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 19/02/2025<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar<br>DAVACILAR \t: 1-........  (Kendi adına asaletin diğer yaşı küçük davacılar ........, ........, ........, ........ ve ........ adına velayeten)<br>\t:  2-........ <br>\t   3-........  <br>\t   4-........ <br>\t  5-........ <br>\t   6-........<br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVALI : ........  <br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 25/06/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 25/06/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacılar 03/04/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; 29/05/2022 tarihinde meydana gelen trafik kazasında müvekkillerinin murisi olan ........'ün vefat ettiğini, kazada davalı araç sürücünün tam kusurlu olduğunu, kazada araç içinde bulunan diğer müvekkillerinin de yaralandığını, kaza nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde açılan Konya.... Ağır Ceza Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında alınan kusur raporunda da davalı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, bu durumun mahkememizce yapılacak inceleme ve alınacak kusur raporu ile de ortaya çıkacağını, davalı ........'nın  araç sürücüsü ve araç maliki olarak diğer davalı sigorta şirketinin de araç sigortacısı olarak sorumluluklarının olduğunu, dava öncesinde müvekkillerinin davalı sigorta şirketine yapmış oldukları başvurudan ve arabuluculuk görüşmelerinden netice alınamadığını, muris ........'ün müvekkillerinden ........'ün eşi, diğer müvekkillerinin de babası olduğunu, murisin ailesinin geçimini hayvancılık ve tarımsal faaliyetlerle sağladığını, murisin ölümü ile müvekkillerinin murisin desteğinden yoksun kaldığını, ailesinin geçimi sağlayan ........'ün vefat etmesi ile ailede derin bir boşluk ve üzüntü oluştuğunu, müvekkillerinin destek alacaklarının mahkememizce alınacak bilirkişi raporları ile tespit edilmesini, açılan davanın bu aşamadan belirsiz alacak davası olarak açıldığını beyanla öncelikle davalı tarafın mal kaçırma ihtimali olduğundan mahkeme sonucunda doğacak alacaklarının semeresiz kalmaması için teminatsız olarak aksi kanaat olursa takdir edilecek teminat bedeli karşılığında davaya karışan araçla ilgili olarak tedbiren ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkillerinin içinde bulunduğu durumda dikkate alınarak TBK 76 maddesi uyarınca müvekkili ........ için 100.000,00TL geçici ödeme yapılmasına, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması ve mahkememizce alınacak bilirkişi raporları ile tespit edilen bedeller üzerinden ileride arttırılmak üzere şimdilik müvekkili ........ için 250,00TL, ........ için 250,00TL, ........ için 250,00TL, ........ için 250,00TL, ........ için 250,00TL ve ........ için 250,00TL olmak üzere toplam 1.500,00TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinin poliçe limiti ile sınırlı olması kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davacılar vekili 20/09/2024 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; dava dilekçelerinde her bir müvekkili için 250,00TL olarak talep ettikleri tazminat bedellerini alınan hesap raporu doğrultusunda müvekkili ........ için 3.926.811,39TL'ye, müvekkili ........ için 239.610,78TL'ye, müvekkili ........ için 321.683,45TL'ye, müvekkili ........ için 422.348,04TL'ye, müvekkili ........ için 904.819,00TL'ye ve müvekkili ........ için 1.049.564,14TL'ye yükselttiklerini, bu bedelleri üzerinden talepleri gibi davanın kabulünü karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacılar vekili mahkememiz 19/02/2025 tarihli duruşmadaki beyanında; \"bize göre dosya tamamlanmıştır, bedel arttırım dilekçemizdeki taleplerimiz doğrultusunda davamızın karara bağlanmasını istiyoruz, her ne kadar aktüerya hesap uzmanı bilirkişinin raporu 2024 yılı verilerine göre düzenlenmiş ise de yeniden rapor alınması talebimiz bulunmamaktadır, fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydıyla ıslaha bu aşamada başvurmayacağız\" şeklinde beyanda bulunmuştur. <br>Davalı ........ Sigorta vekili 19/04/2023 tarihli beyan dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davacılar vekili arasında yapılan görüşmeler neticesinde sulh olduklarını, müvekkili şirket tarafından davaya konu kaza nedeniyle davacı tarafa asıl alacak, faiz, vekalet ücreti, yargılama gideri ve diğer masraflarla ilgili olarak toplamda 524.737,57TL tazminat ödemesi yapıldığını, buna ilişkin taraflar arasında düzenlenen ibraname ve feragatname protokolünün dilekçe ekinde sunulduğunu, davanın müvekkili yönünden feragat nedeniyle reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücreti taleplerinin olmadığını beyan etmiştir. <br>Davalı ........'ya usulünce yapılan tebligata rağmen dosyaya süresi içinde cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmakla davalı ........ vekili 25/06/2024 tarihli beyan dilekçesinde özetle; açılan davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğunu, müvekkili yönünden yapılan ve sonuçlanan bir arabulucuk dosyası olmadığını bu nedenle öncelikle müvekkili yönünden arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesini, diğer davalı sigorta şirketi tarafından tazminat ödemesi yapıldığını, davalı sigorta şirketinin davacı tarafın uğramış olduğu gerçek zararı ödemeyi üstlendiğini, mahkememizce kusur oranları tespit edilerek gerçek zararın belirlenmesi gerektiğini, gerçek zarar belirlenirken davacı tarafça davaya konu eylemin gelir elde etmelerini engellediğinin ispat edilmesi gerektiğini, desteklik ilişkisinin gerçek destek ve farazi destek olmak üzere ikiye ayrıldığını, farazi destek süresinin belirlenmesindeki kıstaslara ilişkin yargıtay içtihatları doğrultusunda erkek çocukların iş hayatına geçme yaşı ve kız çocuklarında evlenme yaşı hususlarının önemli paya sahip olduğunu, bu hususlara dikkat edilerek hesap raporu alınması gerektiğini, ayrıca kusur oranı belirlenirken müterafik kusur durumunun da dikkate alınması gerektiğini, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemelerin mahsup edilmesi gerektiğini, mahkemece dinlenen tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere murisin çocuklarıyla birlikte tarlada çalışarak haneye gelir geldiğinin açık olduğunu bu durumda hane gelirinin murisle birlikte ailenin diğer bireyleri tarafından ortak olarak kazanıldığını, bilirkişi hesap raporlarında hane gelirinin yalnızca muris tarafından elde edilmesi yönünde kanaat belirlenmemesi gerektiğini, bu durumun dikkate alınması gerektiğini, ceza davasının halen derdest olduğunu ve bekletici mesele yapılması gerektiğini beyanla açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; \"Hükme esas alınan Adli trafik bilirkişisi tarafından mahkememize sunulan 12/07/2024 tarihli kusur raporunda özetle; <br>\"........... plaka sayılı otomobilin sürücüsü ........” nın; 2918 Sayılı KTK” nun Mad, 54. \"Geçme yasak ve kuralları” başlığı altında sayılan trafik kurallarını, ilgili KTY” nin Mad. 137. \"Manevraları düzenleyen genele kurallar” başlığı altında trafik kurallarını ihlal ettiği, kusur durumu oran olarak istendiğinden dolay ........ nın %90 “Yüzde Doksan” oranında kusurlu olduğu,<br>........... ... sayılı aracın sürücüsü ........” ün ise; 2918 Sayılı KTK” nun Mad. 55. “Geçilecek araçlara ait kurallar” başlığı altında sayılan trafik kurallarını ihlal ettiği, kusur durumu oran olarak istendiğinden dolayı sürücü ........” ün “%10 (Yüzde on) oranında kusurlu olduğu...\" kanaatleri bildirilmiştir. <br>Kusur raporunun olayın oluş şekline ve dosyadaki mevcut delillere uygun olması sebebiyle hükme esas alınması gerekmiştir. <br>Müterafik kusur yönünden yapılan değerlendirmede ise;<br> 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin ... E ... K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır.<br>Davalı vekili, müteveffa ........'ün kaza sırasında emniyet kemerinin takılı olmaması sebebiyle müterafik kusur indirimi yapılması talebinde bulunmuştur. <br>Somut olayda, kaza tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemerinin takılı olup olmadığının belirsiz olarak işaretlenmesi, ceza dosyası içerisinde bunun aksi yönde bir beyan ve delilin bulunmaması dikkate alınarak müterafik kusur durumunun bulunmadığı anlaşılmıştır. <br>Müteveffanın kaza tarihinde tarım işiyle uğraşması sebebiyle dosyadaki tanık anlatımları ve diğer belgeler dikkate alınarak müteveffanın vefatından önce yaptığı işe şahsi katkısının ve bu işte başkasının çalıştırılması halinde ona ödenecek ücretin tespit edilmesi için ziraat mühendisi bilirkişiden rapor alınması ihtiyacı doğmuştur. <br>Ziraat Mühendisi bilirkişisi tarafından mahkememize sunulan 25/02/2024 tarihli raporunda özetle; <br>\"...Mütefveffa ........’ün dosya içerisindeki bilgi belgelerden Derbent Kaymakamlığının (İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü) 24/10/2023 tarih ve E-... sayılı yazıları ekinde sunulan 2022 yılı ÇKS kaydında beyan edilen ve tarımsal faaliyet yürütülen taşınmazın yüzölçümü, üretim deseni mevkileri, tanık beyanları, yürütüldüğü belirtilen tarımsal faaliyet çeşitliliği, iklim kuşağı ve bölgede uygulanmakta olan geleneksel tarım yöntemleri ve adına kayıtlı işletmedeki hayvan sayısı dikkate alındığında olay tarihi olan  29.05.2022 tarihi itibar ile yerine çalıştırılacak bir tarım işçisine (kahya, çiftçi başı, çavuş vb.) ödenecek ücret tutarının aylık 13.000,00 TL/ay ve 13.000,00 TL x 12 (Ay) = 156.000,00 TL/yıl olabileceği...\" kanaatleri bildirilmiştir. <br>Ziraat mühendisi bilirkişinin tespit etmiş olduğu miktarlar üzerinden aktüerya hesap uzmanı bilirkişiden hesap raporu alınmıştır. <br>Aktüerya hesap uzmanı bilirkişisi tarafından mahkememize sunulan 26/07/2024 tarihli hesap raporunda özetle; <br><br>\"...1-)MAHKEMECE PMF-1931 YAŞAM TABLOSUNA GÖRE YAPILAN HESAPLAMAYA İTİBAR EDİLMESİ HALİNDE;<br>a-)Davacı desteğin eşi ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 4.201.517,14-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 274.705,75-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (4.201.517,14-274.705,75)=3.926.811,39-TL;<br>b-)Davacı desteğin eşi kızı ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 257.610,86-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 18.000,08-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (257.610,86- 18.000,08)= 239.610,78-TL;<br>c-)Davacı desteğin eşi kızı ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 343.730,23-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 22.046,78-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (343.730,23- 22.046,78)= 321.683,45-TL;<br>d-)Davacı desteğin eşi kızı ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 449.065,50-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 26.717,46-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (449.065,50- 26.717,46)=422.348,04-TL;<br>e-)Davacı desteğin eşi oğlu ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 949.876,41-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 45.057,41-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (949.876,41- 45.057,41)=904.819,00-TL;<br>f-)Davacı desteğin eşi oğlu ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 1.100.782,52-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 51.218,38-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (1.100.782,52- 51.218,38)=1.049.564,14-TL;<br>2-)MAHKEMECE TRH 2010 YAŞAM TABLOSUNA GÖRE YAPILAN HESAPLAMAYA İTİBAR EDİLMESİ HALİNDE;<br>a-)Davacı desteğin eşi ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 4.795.349,69-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 274.705,75-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (4.795.349,69-274.705,75)=4.520.643,94-TL;<br>b-)Davacı desteğin eşi kızı ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 257.610,86-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 18.000,08-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (257.610,86- 18.000,08)=239.610,78-TL;<br>c-)Davacı desteğin eşi kızı ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 343.730,23-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 22.046,78-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (343.730,23- 22.046,78)=321.683,45-TL;<br>d-)Davacı desteğin eşi kızı ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 449.065,50-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 26.717,46-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (449.065,50- 26.717,46)=422.348,04-TL;<br>e-)Davacı desteğin eşi oğlu ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 895.049,79-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 45.057,41-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (895.049,79- 45.057,41)=849.992,38-TL;<br><br>f-)Davacı desteğin eşi oğlu ........'ün destekten yoksun kalma tazminat hesabının 1.026.624,95-TL olup ........ Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 51.218,38-TL ödemenin mahsubundan sonra kalan bakiye miktarın (1.026.624,95- 51.218,38)=975.406,57-TL olduğu...\" kanaatleri bildirilmiştir. <br>Destek zararı tazminatının hesaplanmasında hükme esas alınması gereken yaşam formülünün TRH 2010 ya da PMF 1931 yaşam formüllerinden hangisinin olması gerektiğine ilişkin olarak yapılan değerlendirmede; <br>Konuya ilişkin Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Bölge Adliye Mahkemeleri kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine ilişkin olarak vermiş olduğu, 30/05/2024 Tarih, ... Esas, ... Karar sayılı kararında; <br>\"...<br>KTK'nın 85 inci maddesinin birinci fıkrasında; bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi hâlinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı, 91 inci maddesinin birinci fıkrasında; işletenlerin, bu Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmalarının zorunlu olduğu, yine 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında ise; zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların bu Kanunda öngörülen usul ve esaslara tabi olduğu ve 2918 sayılı Kanun'da düzenlenmeyen hususlar hakkında 6098 sayılı Kanun'un haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı şeklinde düzenleme getirilmiştir. <br><br>TBK'nın 49 ilâ 51 inci maddelerine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlü olup zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla mükelleftir. Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.<br><br><br>TBK'nın \"Bedensel zararlar\" başlıklı 54 üncü maddesinde bedensel zararlar \"özellikle\" ifadesine yer verilmek suretiyle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak örnekseme yoluyla açıklandıktan sonra, \"Tazminatın belirlenmesi\"  başlıklı 55 inci maddenin birinci fıkrasında ise; \"Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır.\" hükmüne yer verilmiştir.<br> Açıklanan düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere tazminatın hesaplanmasına yönelik somut kurallar bulunmadığından tazminatın (uğranılan gerçek zararın) belirlenmesine yönelik ilkeler, somut olayın özelliği gözetilmek suretiyle yeksenak uygulamaların ortaya konulabilmesi amacıyla ilgili Kanunlar çerçevesinde oluşturulan içtihatlarla belirlenmiştir. <br><br> Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.<br><br> Sürekli iş göremezlik oranı tespit edilirken uygulamada yeksenaklığın oluşturulabilmesi amacıyla Dairemizin istikrar kazanmış kararlarında; kaza tarihine göre 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik uyarınca sağlık kurulu raporu düzenlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. <br><br> Gerçek zararın belirlenmesine yönelik ilkeler (yukarıda açıklandığı üzere somut tazminat hesabına ilişkin belirlemeler) istikrar kazanan Dairemiz içtihatlarıyla belirlenmiş ve uygulamaya yön verilmiştir.<br> Buna göre haksız fiilden kaynaklanan zararın tespitinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri dikkate alınarak hesaplama yapılmaktadır. Oluşan zararın tespit edilmesinde aynı konuya yönelik aynı tarihlerde farklı düzenlemeler bulunmasının da genel ilkelerden ayrılmak için bir gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira aksinin kabulü hukuki güvenlik ve istikrar ilkesine de aykırı düşmektedir. (Hukuk Genel Kurulu'nun 28.02.2024 tarihli, 2022/(17)4-655 E, 2024/133 K sayılı kararı ile Hukuk Genel Kurulu'nun 28.02.2024 tarihli, 2022/4-299 E, 2024/132 K sayılı kararı da bu yöndedir.)<br><br> <br>Trafik kazası sonucu bedensel zarara uğrayan ve buna dayalı olarak iş gücü kaybı tazminatı ile ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunan hak sahiplerinin gerçek zararının belirlenmesi için bakiye ömrün belirlenmesi gerekmektedir. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir tespit olduğundan gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle yapılan bilimsel çalışmalar sonucu “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi ve yargı mercileri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından Dairemizce de tazminata esas bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu’nun kullanılmasının uygun olacağına dair içtihat değişikliğine gidilmiş olup istikrarlı şekilde bu yönde kararlar verilmeye devam edilmektedir. Uyuşmazlığın giderilmesine konu edilen iki husus hakkında da hem sürücü, hem işleten, hem de sigorta şirketleri açısından Daire uygulaması aynı şekildedir.<br><br>Dolayısıyla uyuşmazlığın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararlarına göre giderilmesi gerekir. <br>\t<br>KARAR: Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; sürekli iş göremezlik oranının tespitinde kaza tarihi 11.10.2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında ise Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasına; tazminata esas bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu’nun kullanılmasına; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi'nin kesin kararları arasındaki görüş ve uygulama UYUŞMAZLIKLARININ BU ŞEKİLDE GİDERİLMESİNE... \" şeklinde karar verilmiştir. <br>Yukarıda yer verilen Yargıtay içtihadında da değinildiği üzere, Trafik kazasından kaynaklı tazminat davalarında esas alınan bakiye ömür daha önceki yıllarda Fransa'dan alınan 1931 tarihli \"PMF\" cetvellerine göre saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi'nin çalışmalarıyla \"TRH 2010\" adı verilen \"Ulusal Mortalite Tablosu\" hazırlanmıştır. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerekmektedir. Bu durumda tazminat davalarında zarar hesabında birliğin sağlanması ve yine bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi göz önüne alındığında TRH 2010 Tablosu'na göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesi, güncel verilere ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olacaktır. Dava konusu olayda da, aktüerya bilirkişisi tarafından TRH 2010 Tablosu'na göre belirlenen muhtemel bakiye ömür süresi ve %1,8 teknik faiz uygulanmadan, bilinmeyen/işleyecek devre hesabı yapılırken, bilinen son gelirin her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi yöntemi kullanılarak hesap edilen zarar miktarına göre davacıların destek zararlarının belirlenmesi gerekmiştir. \" şeklinde davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, davacı ........ için 3.926.811,39TL, davacı ........ için 239.610,78TL, davacı ........ için 321.683,45TL, davacı ........ için 422.348,04TL,  davacı ........ için 849.992,38TL, davacı ........ için 975.406,57TL olmak üzere 6.735.852,61‬TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 29/05/2022 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ........'dan alınarak adı geçen davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; taraflarınca hem yargılamayı yürüten mahkemenin hem de Konya istinaf mahkemelerinin emsal ve güncel kararlarının dikkate alınarak bedel artırım talebinde bulunduğunu ancak aksi yönde verilen kısmen ret kararı ile müvekkilleri aleyhine hükmün kurulduğunu, müvekkilleri aleyhine vekalet ücreti takdir edilmesinin de usul, yasa ve hukuka aykırı olduğunu beyan ederek Yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Aktüeryaya  itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;\t<br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>\tZira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>\tT.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>\tBu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>\tYine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>\tGörüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>\tAnayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>\tTürk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  Aynı kaza ile ilgili olmak üzere   İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>Bu halde<br> AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak  01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>\t\t   Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre KARAR  verilmesi gerekerken trh 2010 uygulanması yanlış olup itirazlar yerindedir.<br> HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.<br>\tYukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;<br>1-DAVANIN TAM KABULÜ  İLE, <br>Davacı ........ için 3.926.811,39TL, <br>Davacı ........ için 239.610,78TL, <br>Davacı ........ için 321.683,45TL, <br>Davacı ........ için 422.348,04TL, <br>Davacı ........ için 904.819,00TL, <br>Davacı ........ için 1.049.564,14 TL,<br>Olmak üzere 6.864.836,80 ‬TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 29/05/2022 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ........'dan alınarak adı geçen davacılara verilmesine, <br>İlk Derece Yargılaması Yönünden;<br>2-Alınması gereken 468.937,00 TL harçtan peşin alınan 23.621,63 TL harcın mahsubu ile bakiye 445.315,37 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>3-Davacılar tarafından yapılan 1.079,40TL başvuru harçları, 179,90TL peşin harç ve 23.441,73TL ıslah harcı olmak üzere toplam 24.701,03TL harç gideri, 25,60TL vekalet suret harcı, 7.900,00TL bilirkişi ücretleri ve (tefrik edilen dosya yönünden yapılan masraflar düşüldükten sonra) 255,50TL posta-tebligat gideri olmak üzere toplam 33.178,53 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine,<br>4-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>5-Davacı ........ kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 458.144,91 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine,<br>Davacı ........ kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 38.337,72 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine,<br>Davacı ........ kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 51.469,35 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine,<br>Davacı ........ kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 67.352,21 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine, <br>Davacı ........ kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan 138.674,66 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine,<br>Davacı ........ kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan 158.938,98 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine,<br>6-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara  iadesine,<br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>7-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine,<br>8-Davacılar tarafından yapılan 3.366,20 TL istinaf başvuru gideri ile 60,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 3.426,20 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine,<br>9-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 25/06/2025<br><br>\t\t\t\t<br>        .....\t      \t    .....\t       \t\t .....     \t\t  .....        <br>           <br>   Başkan\t       \t   Üye\t\t\t   Üye\t  \t  Katip<br>         ...\t                 ...\t           \t\t  ...\t \t  ...<br>    E imza                        E imza                         E imza             E imza<br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1e06bd37e7d734cb","SID":"bd489e8172a66093"}}