{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2186 <br>KARAR NO: 2025/584<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/07/2021<br>NUMARASI: 2018/625 Esas -  2021/554 Karar<br>DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/05/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının ortağı ve tasfiye memuru olduğu ... San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne karşı 08.08.2016 tarihinde işçilik alacaklarına karşı dava açtığını, taraflarının söz konusu şirkette 20.03.2008-22.04.2016 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin haksız bir şekilde fesih edilmesiyle İstanbul 2. İş Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde 19.12.2017 tarihinde davalarının kabulüne karar verildiğini, İş Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında Ticaret Sicil ve Vergi Dairesinden gelen müzekkere cevaplarında şirketin akdin feshi tarihinden hemen sonra tasfiyeye başladığının anlaşıldığını, taraflarınca şirketin tasfiye sonu tescilinde dikkate alınabilmesi için şerh verilmesi talebi ile 02.12.2016 tarihinde dilekçe verildiğini, İş Mahkemesi tarafından bu taleplerinin 08.12.2016 tarihli celsede kabul edildiğini, tasfiye edilen şirketin ortaklarından ...’ın 01.07.2016 tarihli genel kurul kararı ile tasfiye memuru olarak atandığını, borç ve alacakların bildirimi için 26.07.2016, 02.08.2016 ve 09.08.2016 tarihlerinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan yapıldığını, taraflarının işçilik alacaklarının hükme bağlandığı İstanbul 2. İş Mahkemesi’nin 2016/787 Esas, 2017/372 Karar sayılı ilamı İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasının takibe konulduğunu, borçlu şirketin şirket ortağı ve aynı zamanda tasfiye memuru olan ...’a gönderilen taahhütlü yazı ile “davacının alacağının tasfiye kararı alınmasından önceki döneme ait olduğunu, bu alacağın tasfiye sırasında notere tevdi edilmesi gerekirken bu işlemin yapılmamış olmasından dolayı tasfiye memuru görevinin suiistimal edildiği, tarafların zarara uğratıldığı bu sebeple alacaklarının 3 gün içerisinde ödenmesi” istenildiğini, ancak tasfiye memurunun 3 farklı adresine yazı gönderilmiş olmasına rağmen tamamının iade olduğunu, tüm bunlardan sonra İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı icra dosyasından 18.04.2018 tarihinde dava dışı şirketin İ.T.O. kaydında belirtilen adresine hacze gidildiğini, gidilen adresin boş olduğunun tespit edildiği ve zapta da yazıldığını, Türk Ticaret Kanunu’na gereğince davalı tasfiye memurunun, alacaktan haberi olmasına rağmen noterde depo edilmemesi mutlak sorumluluğu olan bir durum olduğu, dava konusu alacağın aynı zamanda dava dışı şirketin ortağı olan tasfiye memuru davalı tarafından bilinmemesine imkan olmadığı, davalının alacağı bilmesine rağmen yasa hükümlerini tatbik etmeyerek alacağı tasfiyenin dışında bıraktığını, gerçeğe aykırı tasfiye bilançoları düzenlediğini, alacağın ödenmemesinden ötürü sorumlu durumda olduğunu belirterek; açılmış olan işçilik alacaklarından kaynaklı davada alacağın görmezden gelinerek notere depo edilmemesi sebebiyle davalı tasfiye memurunun mutlak sorumluluğu olduğunu iddia ederek; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla 10.000,00 TL’lik alacaklarına 19.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekilince sunulan 02/04/2021 tarihli dilekçe ile dava değeri 89.595,92 TL olarak ıslah edilmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin taraflarının mernis adresine 11.08.2018 tarihinde usulsüz olarak TK 21/2. maddesine göre tebliğ edildiğini, taraflarının davadan 03.10.2018 tarihinde tesadüfi olarak e-devlet vasıtasıyla haberdar olduklarını, dava dilekçesinin tebligatının Tebligat Kanunu 21./2 maddesine göre yapılmış olmasına rağmen tebliğ mazbatasında kanunun gerektirdiği hususların yer almadığını, tebligat öncesi aynı adrese gönderilen bir tebligat olmadığını, tebligatı yapan posta memurunun taraflarının adreste bulunmaması nedenini araştırmadığını, adreste kimin bulunduğunun tespitini yapmadığını, komşulara haber vermediğini, tebligat parçasına bu hususlar ile alakalı hiçbir not düşmediğini dolayısıyla yapılan tebligatın geçersiz sayılması gerektiğini, davacının işçilik alacaklarına ilişkin İstanbul 2. İş Mahkemesi’nin 2016/787 Esas, 2017/372 Karar sayılı dosya ile ikame ettiği dosyanın kabulüne karar verildiğini ifade etmesine rağmen söz konusu dosya ile ilgili taraflarından Bölge Adliye Mahkemesine istinaf başvurusunda bulunulduğunu, dolayısıyla dosyanın halen derdest olduğunu, üst mahkemede verilen kararın bozulma ihtimalinin olduğunu, karar henüz kesinleşmeden dosya üzerinde bir hak doğduğunun kabulünün mümkün olamadığını, taraflarına ait adreslerin halen kullanımda olan adresler olduğunu, davacının tebligat yapılamadığı yönündeki iddialarının yersiz olduğunu, dosya içerisinde yapılamayan tebligatlara ilişkin tebligat parçalarını göremediklerini, eğer gerçekten tebligat yapılamadıysa neden yapılamadığının taraflarından anlaşılamadığını, taraflarınca tasfiye evraklarına davacının alacağının işlendiği, tasfiye sürecinin henüz bitmediği halen devam ettiğini, davacının iddiasının işçilik alacağının tasfiye evraklarına işlenmediği yönünde olduğu ancak taraflarından İstanbul 2. İş Mahkemesi’nin 2016/787 Esas, 2017/372 Karar sayılı dosyasında hükmolunan alacakların tasfiye bilançosuna eklendiğini, yargılamanın devam etmesine ve alacağın kesin olmamasına rağmen taraflarınca kesin olmayan bu alacağın herhangi bir hak kaybı olmaması adına tasfiye bilançolarına işlendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekilince sunulan 14/04/2021 tarihli dilekçe ile, ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunulmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Somut olayda; davacı tarafından İstanbul 2. İş Mahkemesi'nde açılan dava tarihi 08/08/2016'dır. Şirketin tasfiyeye kararının tescil tarihi ise 13/07/2018'dir. Bu davada vekil aracılığı ile temsil edilen dava dışı şirketin tasfiye öncesi ve sonrasında yetkilisi olan ... davadan haberdardır. Nitekim anılan vekalet şirket yetkilisi sıfatıyla ve şirket adına davalı tarafından verilmiştir. Davalı tarafça tasfiyenin tescilinden sonra, 31/12/2017 tarihine kadar şirketin nakit olmayan aktifinin nakde çevrildiği ve tüm pasiflerinin kapatıldığı, bu pasiflerin içerisinde banka kredileri, borç senetleri, vergi ve SGK borçları ile ortaklara olan borçlar(250.000,00-TL) kalemlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Alınan ek bilirkişi raporunun 3. Sayfasında detaylandırılan tabloda şirketin tasfiyenin tescili tarihindeki alacak ve borç durumu tespit olunmuştur. Davacı tarafından İş Mahkemesi'nde açılan davanın tarihi tasfiye kararının tescil tarihinden 25 gün sonradır. Başka ifade ile İş Mahkemesi'nde dava açıldığı tarihte, davacının işçilik alacağını davalı şirketten tahsil imkanı bulunduğu anlaşılmaktadır. TTK'nun 541/1 maddesi uyarınca, davalı tasfiye memuru alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen alacaklıları taahhütlü mektupla alacaklarını bildirmeye davet etmek durumundadır. Davalı tarafça, davacı tarafından açılan işçilik alacağı davasından haberdar olunmasına, şirkete dava dilekçesi tebliğ olunmasına rağmen davacıya TTK'nun 541/1 maddesine uygun bildirimde bulunduğunu ispatlayamamıştır. Yine TTK'nun 541/3 fıkrası uyarınca tasfiye memurunca şirketin, hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda paranın notere depo edilmesi zorunluluğu mevcuttur. Bunun istinası bu gibi borçların yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olması halleridir. Somut olayda davalı tarafça davacıya bildirimde bulunulmadığı gibi, nizalı işçilik alacağına dair tasfiye bilançosuna herhangi bir kayıt girilmemiş, mahkemece 21/12/2021 tarihinde davalı vekilinin de yüzüne karşı tefhim ile hüküm altına alınan tutarın notere depo edilmesi sağlanmamıştır, bu tarih itibariyle dahi tasfiye bilançosuna alacak kaydı yapılmamış, bunun yerine alacakların tasfiyesi sonucu elde edilen tutardan SGK, kredi, senet ve vergi borçları ödendiği gibi, devam eden işçilik alacağı yargılamasının varlığına rağmen, şirketin ortaklarına olan borçları toplamı 250.000,00-TL'de ödenmiş, 31/12/2017 tarihinde deftere tasfiyenin sonlandırılması kaydı düşülmüştür. Davalı tarafça davacı alacağının tasfiye bilançosuna kaydı ancak 23/01/2018 tarihinde mümkün olmuş, aynı tarihte ve davacı alacağı ile aynı tutarda ortaklardan olan alacaklar kaydı girilmiştir. 23/01/2018 tarihli bu kayda göre; dava dışı şirketin ortaklardan 89.595,32-TL alacağı mevcut olmasına rağmen(davacının işçilik alacağı ile aynı tutarda), şirkette aynı zamanda %90 oranında pay sahibi olan davalı tasfiye memurunun, bu alacağı tahsil etmeden ortaklara olan tüm borçları daha önceki tarihte ödediği anlaşılmaktadır. Kayıt tarihi itibariyle, dava dışı şirketin kasasında ve bankada bulunan nakdi varlığı; satılan ilk madde malzemeleri, taşıt, ticari mal, tesis, makine ve cihazlar ile demirbaşlardan  elde edilen tüm gelir tüketilmiş, bu tutar içinden davacı alacağını teminat altına alacak tutar depo edilmediği gibi, TTK'nun 541/2 fıkrasının ikinci cümlesinde belirtildiği şekilde temin de edilmemiş, tasfiye bilançosunda aktif olarak sadece \"ortaklardan olan alacak\" kaydı kalmıştır. Böylece davacı tarafından başlatılan ilamlı takip tarihi itibariyle, davacı alacağının şirketten tahsil imkanı ortadan kaldırılmıştır. Nitekim 18/04/2018 tarihinde takip borçlusu şirket adresinde hacze gidilmiş, haciz mahallinde adresin boş ve kilitli olması nedeniyle haciz işlemi yapılamamıştır. Şirketin tüm malvarlığı tasfiye sırasında elden çıkartıldığı için,  fiilen veya kayden haczedilebilecek başkaca bir malvarlığı da bulunmamaktadır. TTK'nun 553/1 fıkrası uyarınca; kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Tasfiye memurlarının sorumluluğu ile amaçlanan; zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Sorumluluğu düzenleyen 6102 sayılı TTK'nun 553.maddesi hükmüne göre tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Tasfiye memurlarının Türk Ticaret Kanununa istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi; zarar, hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. Yukarıda yapılan tüm saptamalar karşısında; davalı tasfiye memurunun TTK'nun 541/1,3 fıkralarına kusuru ile aykırı davranarak davacının alacağını tahsil imkanını ortadan kaldırarak davacının zararına sebep olduğu, bu zarardan TTK'nun 553/1 fıkrası uyarınca sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce 18/02/2019 tarihli celsede davacı vekilinden,  davasını belirsiz alacak davası olarak mı kısmi alacak davası olarak mı açtığı sorulmuş, davacı vekilince; \"Biz davamızı belirsiz değil, kısmi alacak davası olarak açtık, dava konusu ettiğimiz husus ilama dayalı işçilik alacağıdır,\" denilerek, davanın kısmi alacak davası olduğu açıklanmıştır. Davacı vekili tarafından ibraz edilen 02/04/2021 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesinde özetle;  10.000,00-TL olan netice-i taleplerini 79.595,92 TL arttırarak toplam 89.595,92-TL alacaklarının  takip tarihi olan 19.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte  davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Islah dilekçesi davalı yana tebliğ edilmiş, davalı vekilince ıslaha karşı beyan dilekçesi ile ıslah edilen kısım yönünden zamanaşımı def'i ileri sürülmüştür. TTK'nun 560/1 maddesi uyarınca; TTK'nun 553 maddesi uyarınca sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır. Somut olayda iki yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı tarih, İstanbul 26 İcra Müdürlüğü'nün 2018/2004 esas sayılı takip dosyasında, takip borçlusu şirket adresinde hacze gidildiği, haciz mahallinde adresin boş ve kilitli olması nedeniyle haciz işleminin yapılamadığı 18/04/2018 tarihidir. Zira davacı tarafça, dava dışı şirketten alacağın tahsil imkanının bulunmadığının, takibin semeresiz kaldığının, dolayısı zararın ve tasfiye memurunun sorumluluğuna gidilebileceğinin öğrenildiği tarih bu tarihtir. Bu tarih ile dava tarihi olan 29/06/2018 tarihi arasında iki yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Ancak kısmi davada,  ıslah ile talep  edilen 79.595,12-TL'lik tazminat talebi  yönünden, 02/04/2021 ıslah tarihi itibariyle iki yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. İzah edilen bu gerekçeler ile; davacının dava dilekçesi ile talep ettiği 10.000,00 TL'nin kabulüne karar verilmiştir. Haksız fiilin özel bir türü olan sorumluluk davasında temerrüt tarihi haksız fiil tarihidir. Haksız fiilin gerçekleşmesi için zararın ortaya çıkması gerekmektedir. İşte somut olayda zararın ortaya çıktığı tarih,  takibin semeresiz kaldığı 18/04/2018 tarihidir. Hükmedilen tutara  temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir. Davacının ıslah ile talep ettiği toplam alacak tutarının 79.595,92 TL'si ise zamanaşımı nedeniyle  reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Söz konusu dava bir hukuk davası olup; davalının süresi içerisinde ileri sürmediği beyanlarının dikkate alınmasının mümkün olamayacağını, davalının, süresi içerisinde cevap vermediğinden zamanaşımı itirazını dikkate alınması hukuka aykırı olduğunu, Davalı tarafından süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediğini, tarafımızca süresi içerisinde verilmeyen cevap dilekçesi ve zamanaşımı itirazına karşı muvafakat edilmediği açıkça belirtilmesine rağmen, Mahkeme tarafından davalının savunmayı genişletici kapsamındaki beyanları dikkate alınarak bir hüküm tesis edildiğini, davalı tarafından, ıslah yolu ile zamanaşımı itirazında da bulunulmadığını, yargıtay içtihatları gereğince davalı süresi içerisinde cevap vermediğinden, zamanaşımı itirazı dikkate alınması mümkün olamayacağından, talep artırım talebinin reddine karar verilmesi açıkça Yargıtay İçtihatlarına aykırı olup mahkemece tazminat davasında ilgili kanun maddesinde belirtilen zamanaşımı sürelerinin dikkate alınmadığını, söz konusu tasfiye memurunun sorumluluğunun tespiti ve ticari defterlerde yapılan inceleme sonucunda sorumlu olduğu miktarın belirlenmesine ilişkin olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda verilen karara göre davalının cevap dilekçesini süresi içerisinde vermediğinden; ıslaha karşı ileri süreceği bir zamanaşımı itirazı mümkün olmamakla birlikte; bir an için bu itirazın dikkate alınacağı kabul edilse bile davalı tasfiye memurunun davacıyı uğrattığı zarar işbu dava açılmadan önce bilinemeyeceğinden, haksız fiilden kaynaklı davalarda uğratılan zararın da tam olarak öğrenilme tarihi işbu davada alınan rapor ile mümkün olduğundan Mahkemenin uyguladığı ve başlattığı zamanaşımı süresi de hatalı olup verilen karar her haliyle hukuka aykırı olduğundan kaldırılması gerektiğini <br> beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kısmen ret kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmaksızın, eksik inceleme neticesinde karar verildiğini, kanun tasfiye memurunun sorumluluğuna gidilebilmesi için \"haksız ödemeyi\" şart koşmasına rağmen mahkeme tarafından bu husus göz ardı edildiğini, davacının alacağını tahsil edememesinin nedeninin davalının kusurlu davranışta bulunup haksız ödemeler yapması değil, şirketin icra takibine başlanıldığı tarih itibariyle herhangi bir mal varlığı bulunmaması olup davalının olmayan bir alacağı davacıya zarar vermek için ödemediği, haksız ödemelerde bulunmadığı veya hayali alacaklar türetmediği açık olmakla davalıya TTK 553 gereğince atfedilecek kusur bulunmadığını, bu hususun dosyaya ibraz edilen mahsup fişinden de anlaşılmasına rağmen mahkeme tarafından kusurun varlığına hükmedildiğini, devam eden bir işçilik alacağı davasından taraf olarak haberdar olmak ile, işçilik davası kararına dayanılarak başlatılmış icra takibinde icra emrini tebliğ almak arasında hukuk nazarında fark bulunduğunu, aynı şekilde bir alacağın hukuken doğması başka, alacağın mahkeme ilamıyla hüküm altına alınması başka ve en nihayetinde alacağın alacaklı tarafından talep edilmesi başka hukuki olaylar olduğunu, tasfiye memurunun sorumluluğuna gidilebilmesi için yasal olarak aranan kusur şartı oluşmamış olmasına rağmen, mahkeme tarafından bu husus göz ardı edilerek koşullar oluşmuş gibi karar verildiğini, davalının  depo etmesi gereken alacağın belli olmadığını, görüldüğü üzere dava konusu alacağın aslını teşkil eden ve tasfiye kararından sonra açılan İstanbul 2. İş Mahkemesinin 2016/787 E. sayılı dosyasında, dava açıldığında talep edilen rakam 19,300.00 tl olduğunu bu rakam davanın devamında 67,983.00- TL'ye çıkarılmış, davalı tarafından ticari defterlere işlenen icra takip dosyasında ise 89,595.00-TL talep edildiğini, mahkemece notere gerekli miktarı depo etmediği için kusurlu görülen davalının dava açıldığı tarihte ve devamında depo etmesi gereken rakamın belli olmadığını, bu nedenle davalıya atfedilecek bir kusur bulunmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kısmen kabul kararın kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, limited şirket tasfiye memurunun sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının şirketten olan alacağının ödenmemesinden davalı tasfiye memurunun sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.Davacının, ... Tic, Ltd. Şti.'ne karşı 08.08.2016 tarihinde işçilik alacaklarına yönelik açılan davada, İstanbul 2.İş Mahkemesinin 19.12.2017 Tarih ve 2016/787 E. - 2017/372 K. Sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilerek işçilik alacakları hüküm altına alınmıştır.19/07/2016 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan ... San ve Tic, Ltd. Şti.'nin 01/07/2016 tarihli genel kurul kararı ile şirketin tasfiye haline girmesine ve tasfiye memuru olarak ...'ın atanmasına karar verilmiştir. Tasfiye kararı 13/07/2016 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiştir.Davacı tarafça, davalının ortağı ve tasfiye memuru olduğu ... Peyzaj İnş. San ve Tic, Ltd. Şti.'ne karşı 08.08.2016 tarihinde işçilik alacaklarına yönelik açtığı davayı kazandığı, buna rağmen bu alacağın tasfiye dışı bırakıldığı ve davacının zarara uğratıldığı iddiasıyla bu zararın tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 644/1-a maddesinde, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü; denetçilerin sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddelerinin limited şirketlere de uygulanacağı düzenlenmiştir. TTK'nın 553/1. Maddesi ise, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar, şeklindedir.Şirketin alacaklıları, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal etmeleri sonucunda doğrudan zarara uğramaları durumunda anılan kişileri dava edebilir ve tazminatın kendilerine ödenmesini isteyebilirler.TTK'nın 643. Maddesinin atfı ile limited şirket hakkında da uygulanacak olan TTK'nın 541/3. Maddesine göre, şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir; meğerki, bu gibi borçlar yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun. Anılan maddenin dördüncü maddesine göre ise, yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur. ... San ve Tic. Ltd. Şti.'nin 01/07/2016 tarihli genel kurul kararı ile tasfiyesine karar verilmiş, 08.08.2016 tarihinde ise davacı tarafından işçilik alacaklarına ilişkin dava açılmış olmasına rağmen, tasfiye sırasında söz konusu nizalı alacakla ilgili tutar ayrılmamıştır. Davalı tarafça, alacak miktarının süreç içerisinde belli olduğu, depo edilmesi gereken alacağın belli olmadığı ileri sürülmüş ise de, iş mahkemesine açılan davada talep edilen dönemler belli olup, bu dönemler itibariyle ortalama bir alacağı belirlemek mümkün olduğundan davalının bu savunmasına itibar olunmamıştır. Bilirkişi raporuna göre,  ... San ve Tic. Ltd. Şti.'nin bir kısım alacaklarının tahsil edildiği, mallarının satılarak nakde çevrildiği ve kasasında ve bankada bulunan para da dahil olmak üzere bunlarla şirketin diğer borçları ödenmiş ancak davacı alacağı için bir pay ayrılmamıştır. Bu durum TTK'nın 541/3. Maddesine aykırılık teşkil ettiğinden davacının şirketten olan alacağının ödenmemesi nedeniyle oluşan doğrudan zararından davalı tasfiye memuru sorumludur. Dava konusu tazminat isteminin dayanağı İstanbul 2. İş Mahkemesinin 2016/787 Esas sayılı dava dosyası olup, bu dava süreç içerisinde ilama bağlanmış ve alacak hakkında ilamlı icra takibi yapılmıştır. Bu halde, zararın eldeki dava dosyasında alınan bilirkişi raporu ile öğrenildiğinin kabulü mümkün değildir.Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir(HMK m. 109/1). Kısmi dava açılması halinde, zamanaşımı sadece dava açılan kısım için kesilir. Dava konusu edilmeyen kısım yönünden zamanaşımı süresi kesilmez, işlemeye devam eder. Kısmi olarak açılan davaya cevap verilmemiş olması, ıslaha karşı cevap verilmesine engel değildir. Davanın ıslahı halinde ıslaha karşı, zamanaşımı def'inde bulunulmasını engelleyen herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır.  Davalı tarafça, ıslah edilen tutara ilişkin olarak süresinde zamanaşımı define bulunmuş olup, ıslah edilen miktara ilişkin  olarak, TTK'nın 560. maddesinde düzenlenen iki yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince 10.000,00 TL yönünden davanın kabulüne, ıslah ile arttırılan kısım yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 178,00 TL harcın, alınması gerekli olan 683,10 TL harçtan mahsubu ile bakiye 505,1‬0 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.02/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c97fdbb819daa464","SID":"c9666237bbe850d5"}}