{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2201 <br>KARAR NO: 2025/666<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/02/2021<br>NUMARASI: 2016/569 Esas -  2021/96 Karar<br>DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/05/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davacılardan anne ...'ın gebelik takibinin ve doğumunun davalının sigortalısı Kadın Doğum Uzmanı Dr. ... tarafından yaptırıldığını, davalının poliçe düzenlenerek mesleki mali sorumluluk sigorta poliçesi tanzim edildiğini, davalının sigortalısı doktor tarafından tıbbi kötü uygulama sonucunda down sendromunu hamilelikte teşhis edemeyip, davacılardan ...'ın down sendromlu doğmasına sebebiyet verdiği iddiasıyla tazminat ödenmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili, 29/01/2021 tarihinde sunduğu ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebinin 360.000,00 TL'ye arttırmıştır.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Dava dışı kamu görevlisi Dr ...'nun davacı ...'a yönelik gebelik takibinin mesleki hata içerdiğiyle açılan davada kamu görevli doktorların görevlerini ifa ederken gerçekleştirdikleri kusurlu uygulamalardan olan davaların yalnızca ilgili idare aleyhine idari yargıda açılabileceği, dolayısıyla davanın yargı yolu ve husumet yolundan reddi gerektiği dolayısıyla hastane kayıtları incelendikten sonra dosyada delil aranabileceği ve davacı tarafın tıbbi müdahalenin tarihini dahi dava dilekçesinde belirtmediğini, kendilerinin sorumlu olmayıp bu davada kamu kurumu niteliğinde olan sağlık bakanlığına bağlı Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesinde kamu görevlisi olan doktora ait davaların idareye açılması gerektiğini tekrarlayarak davalı sigorta şirketinin olay kamu hastanesine geldiği için, davalının davalıya bu davanın açılamayacağı ve bu husumetin ancak idareye yöneltilebileceği husumet yönünden davalıya açılan bu davanın reddi gerektiği,  Sigortalı ...'nun tüm gebelik takibinden sorumlu tutulamayacağını, çünkü davacı ...'ın başka doktorlara da gidip muayene olduğu yönünde duyumlarının olduğu ve Akhisar Mustafa KİRAZOĞLU Devlet Hastanesinin muayene evraklarının incelendikten sonra davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen rapor ve dava dosyası kapsamına alınan belgelere göre davacının yaşının yüksek olduğu belirtilmiş  ancak davacıya ultrasonografi ile esnse saydalığı, kombine test uygulaması  ve bu testlerin olumsuz çıkması durumunda amniyosentez yaptırılmasına dair  hekim tarafından her hangi bir aydınlatmanın dahi davacılara önerilmediği anlaşılmıştır. Gebeliklerin takibinde hastaya yapılacak/yapılması gereken tıbbi müdahaleler, tetkikler ve sonuçları hakkında gerekli açıklamaların yapılması ve gebelik süreci açısından oluşabilecek risklerin anlatılması büyük önem taşır. Down Sendromu (Trizomi 21) bir kromozom anomalisi olduğundan, hekim tarafından önlenmesi mümkün olmamakla birlikte, uygun prenatal tanılar ile tespiti mümkün olan, objektif bulgulara dayanan, gerekçeli raporlar ile hukuken gebeliğin sonlandırılmasına da olanak veren bir durumdur. Dosya içeriğinde, davacı anneden sadır bilgilendirme formu bulunmamaktadır. Yani, dosyadaki mevcut tıbbi kayıtlardan hastanın down sendromu konusunda davacı annenin bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma formu) düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı annenin,  uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri  konusundaki bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan dava dışı uzman doktor veya başka doktorlar tarafından, davacı hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığı, hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan ihbar olunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiği hususunu geçerli delillerle ispatlayamadığı, bu durumda davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve davacı ...'ın down sendromlu olarak doğumunda ağır kusurlu olduğu, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi genel şartları gereğince davalı şirketin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacı taraf da davasını poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere ıslah etmiş ve Mahkemece de poliçe limiti dahilinde (400.000 TL) karar verildiğini, oysaki süregelen yargılamada yargılama gideri ve karşı taraf lehine hükmedilen vekalet ücreti de düşünüldüğünde poliçe limitinin üstünde davalı sigorta şirketinin sorumluluğuna gidildiğinin görülmekte olduğunu, davacı tarafça başlatılan icra takibinde güncel hesap yaklaşık 830.000,00 TL'yi bulduğunu, mahkemece burada yapılması gereken (davanın reddine karar verilmediği takdirde) yargılama gideri, vekalet ücreti ve hükmedilecek tazminatın toplam tutarının 400.000 TL olacak şekilde karar verilmesi iken genel şartlara aykırı olarak ayrıca yargılama gideri ve faize hükmedildiğini, ıslah edilen miktara uygulanacak faiz, dava tarihinden değil, ıslah talep dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemesi gerektiğini, davacı küçüğün meslekte kazanma gücü kaybına ilişkin zararının ve manevi zararlarının tazmini kabul edilemeyeceğini, zira, mahkeme gerekçesinde testler hakkında anne ve babanın bilgilendirilmediği belirtilmesine rağmen bilgilendirmemeden kaynaklı olarak down sendromlu çocuğun uğradığı zarara ilişkin bir açıklama yapılamadığını, dosyada mübrez 15.04.2020 tarihli raporda hekime kusur atfedilmemesi yerel mahkeme kararının kaldırılması ve reddi için yeterli olduğunu, Kromozom anomalilerini, gerek USG ile gerekse de tarama testleri ile %100 ortaya koyabilecek bir yöntem henüz bulunmadığını ancak yapılacak tarama testleri ile hastalıkların olası riskleri tespit edildiğini, bu testler tıbben tanı değil tarama testi olarak kabul edildiğini, tüm hasta dosyası ve dosya kapsamında yer alan bilgiler incelendiğinde, sigortalı hekimin gerçekleştirmiş olduğu tıbbi uygulamada herhangi bir özensizlik yahut tıbbi uygulama hatası bulunmadığı gibi, sigortalı hekim eylemleri ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı bulunmadığının tespit edileceğini,. bilirkişilerce sigortalı hekimin bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiği açıkça belirtilmiş olup davacının zarar verenin kusurunu ispatla yükümlü olduğunu, hastanın, tüm ihtimalleri göze alarak test yaptırmayı reddettiğinden hastanın tercihlerinden hekim veya sigorta şirketi sorumlu tutulamayacağını, Mahkeme dayanağının aksine aydınlatmanın yazılı olması kuralı bulunmadığını, tam tersi sözlü olduğu kuralı mevcut olup aydınlatma ve onamın ispatına yönelik sistemin kurulması hastanelerin ve idarelerin sorumluluğunda olduğunu, uzmanlık derneğinin kamuoyuna duyurduğu tıbbi görüşü kararın hatalı olduğunu ortaya koyduğunu, kararda yasal mevzuatın hatalı yorumlandığını, sorumluluun hukukunun temel ilkeleri uyarınca, tıbbi müdahale nedeniyle meydana gelen zarardan müdahaleyi gerçekleştiren hekimin sorumlu tutulabilmesi, öncelikle hekimin “kusurlu bir davranışının varlığı” ve meydana gelen sonuç ile hekim uygulaması arasında “nedensellik bağının” kurulmasına bağlı olduğunu, davaya konu vakada hasta kayıtları ve mevcut Bilirkişi Raporu incelendiğinde sigortalı hekimin herhangi bir ihmal veya özen eksikliği olmadığı ispatlandığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini, davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, ihbar olunan hekimin tıbbi kötü uygulamada bulunup bulunmadığı noktasındadır. İhbar olunan-doktor ...'ya ilişkin olarak davalı tarafından 22/09/2015-2016 yılları arasında geçerli olmak üzere Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi düzenlenmiştir.Davacı-küçük ..., Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesinde 19/12/2013 tarihinde olarak doğmuş ve kendisine daha sonra down sendromu teşhisi konmuştur. Davacı tarafça, gebelik takibini yapan doktor tarafından bilgilendirme ve rıza alma yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davacı anne ...'ın 22/05/2013 tarihinde Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi kadın doğum polikliniğine müracaatı üzerine 4 haftalık gebelik tanısı konularak doğuma kadar aylık takipleri bu hastanede ihbar olunan doktor ... tarafından yapılmıştır. Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma(bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır.Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir.Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir.  Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydıtlatma(bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir.Davacı-küçük ..., down sendromlu olarak doğmuştur. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi, bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır.Davalının dosyaya sunduğu HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ufade edildikten sonra devamla \"Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır.\" şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. <br>Somut olayda, bilirkişi heyeti 15/04/2020 tarihli 2. Ek raporunda, küçüğe Down sendrom teşhisi konulduğunun anlaşıldığı, tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testin yapılması durumunda doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, dosyaya ekli Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi'nin 16/08/2013 tarihli kadın hastalıkları ve doğum polikliniği epikrizinde \"Sonuç:18 hafta, kalp atımları mevcut, hastaya 3'lü tarama testi önerildi. Yaptırmak istemedi.” kayıtlı olduğu, anne ...tan 3'lü test tetkikinin istendiği ancak yaptırmak istemediği anlaşılmakla; ilgili gebelik takibindeki uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu kanaati bildirilmiştir. Yukarıda anılan HGK kararında da açıklandığı gibi gebelik takibi yapan hekim tarafından gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması gereklidir. Kadın hastalıkları ve doğum polikliniği epikrizinde \"Sonuç:18 hafta, kalp atımları mevcut, hastaya 3'lü tarama testi önerildi. Yaptırmak istemedi.” şeklinde bir kayıt var ise de, epikriz hekim tarafından hastaya ilişkin ve sürece dair  hastalık, teşhis, tedavi gibi bilgilere dair hazırlanan bir belge olup, aydınlatmaya ilişkin bir belge niteliğinde olmaması nedeniyle söz konusu epikriz tek başına davalı anne Şenay Iğırcık'a bahsi geçen üçlü tarama testinin önerildiği ve davalının bu testi yaptırmak istemediğini ispata elverişli değildir.Hekimin sorumluluğunun  tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına göre belirlenmesi gereklidir. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan gebelik takibine ilişkin rehber, hastaya sunulan hizmetlerin genel çerçevesini oluşturmak üzere düzenlenmiş olup, bağlayıcı değildir.2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunu 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir.Down sendromunu anne karnında tespitine yönelik olarak gerekli olan tarama ve tanı testleri bakımından usulünce aydınlatıldığı ispatlanamadığından davacı anne ve baba'nın gerekirse gebeliği sonlandırma imkanı elinden alınmış olduğundan ihbar olunan-doktor Tibet Koyuncu tarafından tıbbi kötü uygulamada bulunulduğunun kabulü gerekir.1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek Madde 12 ile Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiştir. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.1. maddesi, \"Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar.\" şeklindedir. Genel şartların B.5. maddesinde de zarar görenin doğrudan dava hakkı düzenlenmiştir.Davalının sigortalısının tıbbi kötü uygulaması nedeniyle davacı anne ... ve davacı baba ...'a karşı manevi tazminat istemi bakımından TBK'nın 58. maddesi kapsamında sorumludur. Bu nedenle,  ilk derece mahkemesince davacı anne Şenay Iğırcık ve davacı baba ... yönünden manevi tazminat davasının kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Buna karşın, 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde kadının iznine bağlı olup, bu bakımdan doktorun, rahim tahliyesi gerektiren hususları açıklama ve aydınlatma yönünden anneye karşı yükümlülüğü bulunduğu nazara alındığında, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı bu bakımdan aydınlatma yükümlülüğü bulunmayan ihbar olunan-doktor ...'nun davacı küçük ... bakımından bir tıbbi kötü uygulaması bulunmamaktadır. Bu nedenle,  ilk derece mahkemesince davacı küçük ... yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince davacı küçük ... yönünden davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davacı ...'ın maddi ve manevi tazminat davasının REDDİNE, 2-Davacı ...’ın manevi tazminat davasının KABULÜ ile, poliçe limitleriyle sınırlı olmak üzere 10.000 TL manevi tazminatın  davanın açıldığı 29/04/2016  tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2/2. Maddesine göre avans esasına göre hesaplanan temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 3-Davacı ...’ın manevi tazminat davasının KABULÜ ile, poliçe limitleriyle sınırlı olmak üzere 10.000 TL manevi tazminatın  davanın açıldığı 29/04/2016 tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2/2. Maddesine göre avans esasına göre hesaplanan temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,4-Başlangıçta peşin olarak alınan 187,86 TL harç ile ıslah harcı 1.178,34 TL ile birlikte işin hitamında alınması gerekli olan 1366,2 TL harç alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 5- Davacı tarafın yargılama sırasında yapmış olduğu başvuru harcı 29,20 TL, posta ve tebligat gideri 348,20 TL, bilirkişi ücreti 4.200,00 TL olmak üzere toplam 4.577,40 TL yargılama masrafının, davacı yan davasında kısmen haklı çıktığından dava konusunun toplam değerinin kabulle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 228,87 TL yargılama masrafından, davalı tarafından yargılama sırasında yapılan posta ve tebligat gideri 401,00 TL yargılama masrafından kabul-ret oranına göre davacıya isabet eden 380,95 TL'nin mahsubu sonucu davalıya ödenmesi gereken 152,08 TL'ye  peşin harç 187,86 TL, ıslah harcı 1178,34 TL ile birlikte eklenerek sonuç olarak 1214,12 TL'nin davalı'dan alınarak davacı tarafa verilmesine, dava konusunun toplam değerinin redle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 4.348,53 TL yargılama masrafının davacı yan üzerinde bırakılmasına, davalının yapmış olduğu yargılama masrafından kalan 20,05 TL'nin davalının kendi üzerinde bırakılmasına,6-Davacı ...'ın maddi tazminat davası yönünden davalı  yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 30.000,00 TL avukatlık ücretinin bu davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davacı ...'ın manevi tazminat davası yönünden davalı  yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 20.000,00 TL avukatlık ücretinin bu davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Davacı ...'ın manevi tazminat davası yönünden davacı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 10.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak bu davacıya verilmesine, 9-Davacı ...'ın manevi tazminat davası yönünden davacı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 10.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak bu davacıya verilmesine, 10- Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı  tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine, 11-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak; a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri 75,90 TL olmak üzere toplam 238,00 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,c-Davacının avansından yapılan istinaf masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına,12-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  15/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"113010c9cf119ec3","SID":"a3689ee2ea32d796"}}