{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2188 <br>KARAR NO:2025/947<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ:22.9.2021<br>NUMARASI:2017/742 Esas - 2021/939 Karar <br>DAVA:Tazminat (Hekim sorumluluk sigortasından kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki  tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktorlar tarafından takip edildiğini, doktorların tıbbi kötü uygulaması sonucu down sendromunun teşhis edilmediğini, davacının   yeterince aydınlatılmadığını, dikkat ve özen göstermediğini, gebelikte özrün tespitinin mümkün olmasına rağmen teşhisin yapılmadığını,bebeğin durumunun tespiti açısından yapılması gerekenle işlemlerin yapılmadığını, yaptırılması gereken testler ile ilgili davacıya bilgilendirme yapılmadığı, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktorun kusurlu olduğunu, davacıların çocuğunun down sendromlu olark doğması nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradıklarını belirterek, sigorta tazminatı talebinde bulunmuşlardır.Davalı ... Sigorta Şirketi vekili, savunmasında özetle,  sigortalı hekimin gebelik takibini gereği gibi yapmadığını iddia etmekte ise de; sigortalı hekimin hastayı kaçıncı haftalarda gördüğü; hastanın düzenli şekilde gebelik takiplerine devam edip etmediği, hekim tarafından istenen test ve tetkikleri yaptırıp yaptırmadığı detaylı şekilde incelenmelidir. Ayrıca, takibin yapıldığı tarihlerde, sigortalı hekimin çalıştığı hastanede amniyosentez / kordosentez yapılıp yapılmadığı; hekimin hastayı bu tür invazif işlemler için başka bir hastaneye yönlendirip yönlendirmediği gibi hususların değerlendirilmesi gerekmekte olduğu,Kaldı ki; CVS (Koryon Villus Biyopsisi), amniyosentez, kordosentez gibi tanı amaçlı invaziv işlemler; gerek gebe gerekse de bebek yönünden ciddi riskler taşıdığı, Amniyosentez, bebeğin doğum öncesi içinde bulunduğu sıvıdan cerrahi müdahale ile bir miktar sıvı alınmasıdır. CVS (Kordon Villus Biyopsisi) ve kordosentez ise gelişmekte olan plasentaya bir iğne sokularak plasenta dokusundan örnek alınmasıdır. Kişiye, amniyosentez veya CVS işlemlerinin yapılabilmesi için; hastada amniyosentez veya CVS endikasyonunun bulunması zorunludur. Bu işlemler, her hastaya standart yapılabilecek bir kan tahlili değildir, bir anlamda cerrahi prosedürdür.Konuya ilişkin akademik literatür aminiyosentez işleminde 1/100 oranında bebeğin kaybedilmesi riski bulunduğunu; bu riskin CVS'de daha yüksek (2/100) olduğunu açıkça bildirdiği, dava konusu olayda, müvekkil sigortalısı hekimin kusurlu olduğu iddialarının kabulü mümkün olmadığı, zira hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için, gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olması gerektiği, Tıbbi standartın uygulandığı yerde, hekimin müdahalesi tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekimin/hastanenin kusur veya sorumluluğundan söz edilemeyeceği, üstelik, maddi ve manevi tazminat hakkının doğabilmesi için, hukuka aykırı eylem, bu eylem sonucu ortaya çıkmış zarar, illiyet bağı ve kusur unsurlarının bir arada bulunması gerektiğini,Halbuki dava konusu olayda davalı hekimin herhangi bir kusuru bulunmadığı gibi iddia edilen zarar ve gerçekleştirilen tedavi arasında illiyet bağı da bulunmadığını, davacı yan tarafından talep edilen maddi tazminatın hangi zarara ilişkin olduğu açık  olmadığı,  nitekim talep konusunun açıklatılmasında tarafımızın hukuki yararı açıktır; zira müvekkil şirket yalnızca poliçede belirlenen şartlar ve teminat kapsamıyla sorumlu tutulabileceği,  haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;\"...Özetle hekim, görevini yüksek özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır. Somut olayda, alan uzmanı hekimin anne karnındaki bebekteki down sendromunu teşhise yönelik bir hatası veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı yeteri kadar aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağı  izahtan varestedir.Davacı anne, dava dışı hekimlerin kusurlu davranışı sebebiyle, anne karnındaki bebekte var olan down sendromunun tespit edilemediğini, yapılan testlerin sonuçları ve diğer tanı ve tetkik metotları konusunda aydınlatılmadığını, bunun sonucunda riskli gebeliği sonlandırma hakkının elinden alındığını ileri sürmektedir.Dava dışı hekimler, mecvut tarama testlerinin sonuçlarının ne ifade ettiği, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin  risklerini, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce davacı anneye açıklamalı, onu aydınlatmalıdır.Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükü ise davalı taraftadır.Davacı anne ve babanın, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri  konusunda, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde aydınlatma yükümlülüğünün sigortalı hekimler tarafından, mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirildiği davalı tarafça ispat edilememiş olduğundan, sigorta poliçesi kapsamında rizikonun gerçekleştiği tazminat sorumluluğunun koşullarının oluştuğu kanaatine varılmıştır.Dosya kapsamında alınan maluliyet raporu ile davacı ...'in poliçe limitinin üstünde maluliyet zararı belirlenmiş olup, davacılar vekilinin talep artırım talebindeki tutar gözetilerek maddi tazminat talebinin kabulüne dair karar verilmiştir.Manevi tazminat istemi yönünden ise, davacıların ömür boyu sürecek bir ızdırap içinde bulundukları, manevi tazminatın bir taraf için zenginleşme aracı diğer taraf için fakirleşme sebebi olamayacağı buna karşı manevi tazminatın, zarara uğrayan davacılarda huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiği, duyulan eylem ve ızdırabın kısmen de olsa ve imkan dahilinde giderilmesine yönelik olduğu...\" gerekçesiyle, maddi tazminat istemi yönünden davanın kabulü ile 1.560.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ( davalı sigorta, her iki sigortalısı yönünden  ayrı ayrı 800.000 TL teminat limiti ile sorumlu olmak üzere) davalıdan tahsili ile davacı ...'e verilmesine, manevi tazminat istemi yönünden davanın kabulü ile ve davalı sigorta, her iki sigortalısı yönünden  ayrı ayrı 800.000 TL teminat limiti ile sorumlu olmak üzere; 20.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan  tahsili ile davacı ...'e verilmesine, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan  tahsili ile davacı ...'e verilmesine, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan  tahsili ile davacı ...'e verilmesine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; :: Gebelik takibini bu yönden 4 aşamaya ayırmanın mümkün olduğunu, bunların, tarama testleri ve risk grubu tespiti, yüksek risk tespit edilen gebelerde perinatoloji muayenesi, prinatoloji muayenesi sonrası amnitosentez-kordosentez, gebeliğin sonlandırılması olduğunu, her aşamada farklı ihtimaller söz konusu olabildiğini,Birinci aşamada, hastalara tarama testi yapıldığını ve hastanın risk grubunun tespit edildiğini, hastanın takibi ve yapılacak sonraki işlemler hastanın risk grubuna göre yapıldığını, her hasta aynı süreçte ilerlemeyeceği gibi, her hastaya ilgili-ilgisiz, yapılması mümkün olan-olmayan tüm testlerin bilgisi verilmediğini, yapılmayacak bir işlemin onamının alınmasından söz edilemeyeceğini, ancak önemli olan hususun,  hasta yüksek risk grubunda ise perinatolojiye yani ileri tetkiklere yönlendirileceğini, düşük risk grubunda olanların ise endikasyon olmadığından amniyosentez vs. işlemi için perinatolojiye yönlendirilemeyeceğini, ayrıca; tarama testleri yönünden yapılacak işlem herhangi bir risk içermediğinden, basit kan tahlili ve radyolojik tetkikle gerçekleştirilebileceğinden, tarama testleri için yazılı onam şartı bulunmadığını, tarama testlerinin istatistiksel bilgi içerdiği ve kesin sonuç teşkil etmediği hususundaki bilgi ise, tarama testi sonuçlarında yazılı olarak yer aldığını, dolayısıyla hastanın somut durumuna ilişkin bilgilendirme zaten yapılmış durumda olduğunu,Davacı tarafından düşülen yanılgının temeli bu noktada olduğunu, davacının  hastaya \"amniyosentez bilgilendirmesi yapılmadığı\", gebeliği sonlandırma seçeneği sunulmadığından bahisle bilgilendirme kusuru verilmesini talep ettiğini,  halbuki düşük risk grubunda olduğu tespit edilen hastada amniyosentez endikasyonu olmadığından ileri tetkike yönlendirme yapılamayacağı gibi, amniyosentez işlemi de uygulanamayacağını, bu yönüyle amniyosentez uygulanması mümkün olmayan ve bu cihetle kesinleşmiş bir down tanısı olmayan hastaya \"gebeliği sonlandırma\" seçeneği, evleviyetle sunulamayacağını, zira gebeliği sonlandırma seçeneği, yalnızca kesinleşmiş down sendromu tanısı bulunan hastalara sunulabildiğini,Davacı tarafından düşülen ikinci yanılgı ise, \"amniyosentez onam formu\" noktasında olduğunu, önemle belirtmek gerekirse ki bu onam formu yalnızca yüksek risk grubunda olduğu belirlenen gebelere; perinatoloji muayenesi sonrasında perinatolog veya tıbbi genetik uzmanı tarafından imzalatılabildiğini, davacıda ileri tetkikler için endikasyon olmadığından, hasta perinatoloji muayenesi olmadığını, bu cihetle perinatolog olmayan sigortalı hekimden \"amniyosentez onam formu\" alması zaten beklenemeyeceğini, zira amniyosentez onam formu her gebeye rutin imzalatılacak bir evrak olmadığını, bilgilendirmenin hastanın somut durumuna göre yapıldığını, rutin bilgilendirmenin Yargıtay tarafından da kabul edilmediğini,Ekte sundukları istinaf direnme kararında bu husus vurgulandığını, hastaya amniyosentez bilgilendirmesinin ancak perinatolog tarafından yapılabileceği ifade edildiğini, rutin gebelik takibini yapan hekimin, amniyosentez onam formu alma yükümlülüğü ve yetkisi bulunmadığı ifade edildiğini,  kaldı ki yukarıda izah ettikleri üzere,1. aşamada düşük risk grubunda olduğu belirlenen hastaya zaten amniyosentez önerilemeyeceğinden, hastaya amniyosentez onamı sunulması da mümkün olmadoığını Davacı tarafından, hiçbir detaya girilmeksizin \"down sendromu konusunda\" bilgilendirme yapılmadığından bahsedilmekte; hastanın mevcut durumu; somut test sonuçlarına göre bir sonraki aşamada hangi tetkiklerin önerilebileceği; dolayısıyla bilgilendirmenin ne şekilde yapılabileceği ve sonucu hiçbir surette irdelenmediğini,Nitekim, yukarıda izah edildiği üzere, tarama testleri \"düşük risk\" grubunda gelen hastaya down sendromu açısından yapılabilecek bilgilendirmenin; \"testlerin düşük risk geldiği ancak kesin sonuç içermediği\"nden ibaret olduğunu,  kaldı ki bu bilgilendirme tarama test sonuçlarının alt kısmında yazılı olduğunu, tarama test sonuçlarını hekime getiren hasta olduğunu, dolayısıyla hastanın somut durumuna ilişkin bilgilendirme yapılmadığı iddiası, dosyada mübrez bilgi ve belgelerle dahi bağdaşmadığını,Burada davacı yanın gözden kaçırdığı husus; down sendromu açısından yüksek risk saptanan bir hastayla düşük risk saptanan bir hastaya yapılacak bilgilendirme ve önerinin farklı olduğu hususu olduğunu, down sendrom riski düşük ise tarama testinin düşük risk geldiği; kesin sonuç içermediği; ancak mevcut durum itibariyle rutin takiplere devam edileceği bilgisi verildiğini,Down sendrom riski yüksek ise tarama testi sonuçlarının yüksek riskli geldiği; hastanın down sendromlu bebek dünyaya getirme ihtimalinin yüksek olduğu bilgisi verildiğini, daha detaylı bilgi ve kesin teşhis için hasta perinatolojiye (3. basamak) yönlendirildiğini,Ancak ve ancak hasta 3. basamak bir sağlık kurumunda perinatoloji (veya tıbbi genetik) muayenesine gittiğinde tekrar değerlendirildiğini, perinatolog tarafından amniyosentez-kordosentez gibi teşhis seçenekleri sunulacağını, bu işlemlerin (bebeğin kaybı olasılığı dahil) riskleri izah edilir ve hastanın kabulü halinde onam formu imzalatılarak amniyosentez işlemi yapıldığını, ne zaman ki hastanın amniyosentez-kordosentez sonucuyla down sendromu tanısı kesin olarak konulduğunu, gebelik sonlandırma seçeneği de ancak bu halde sunulabileceğini,Davacı iddialarında, aradaki tüm aşamalar; hastanın test -tetkik sonuçları; invazif işlem için endikasyon olmaması gibi hastaya yapılacak bir sonraki işlemin belirleyici unsurları göz ardı edildiğini, tarama testi düşük risk gelen hastaya \"gebeliği sonlandırma seçeneği\" sunulmadığından bahisle hekime kusur iddiası ileri sürüldüğünü, hlbuki gerek yukarıda izah edildiği; gerekse de konuya ilişkin tüm tıbbi litaratür ve emsal bilirkişi raporlarında yer aldığı üzere, tarama testleri düşük risk gelen bir hasta, ileri tetkiklere yönlendirilemeyeceğini, işin bu halde hekim, down sendromunu teşhis etme ihtimalinin 30 katı kadar sağlıklı bebeğin vefatına yol açmış olacağını, bu durumun, tıp ilminin senelerce süren çalışmalarla geldiği nokta itibariyle down sendromunu teşhis-sağlıklı bebeği yaşatma ikilemi arasında 30 kat fazla sayıda sağlıklı bebeğin ölümüne yol açılması pahasına, her gebeye amniyosentez önerilmesi anlamına gelir ki dosyaya sunulan emsal raporlarda görüleceği üzere dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir uygulamanın mümkün olmadığını, mevzuatımız kapsamında hastası için en risksiz yöntemi seçmekle yükümlü hekimlerin, hukukumuzda, endikasyonu bulunmayan bir tetkik veya invazif işlemi hastaya önermesi; gerek hastaya, gerekse de bağlı bulunduğu bakanlığa karşı hem tazminat, hem de cezai sorumluluğunu doğuracak nitelikte olduğunu,Dolayısıyla; davacı iddialarının aksine; her gebelik takibinde hekim hastada yapılacak bir sonraki işlemi, önceki test sonuçları, mevcut durumu, bulguları, riskleri çerçevesinde tek tek değerlendirdiğini, gelen her hastadan apar topar amniyosentez onam formu almak; hiçbir risk faktörü göstermeyen hastaları endikasyonu bulunmayan bir teste yönlendirerek haksız kazanç sağlamak ve dahi sağlıklı bebeklerin kaybına yol açmak; hekimlik meslek etiği uyarınca mümkün olmadığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE: Dava,  tıbbi kötü uygulamaya ilişkin mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminatın sorumluluk sigortacısı davalıdan tahsili istemine  ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı davalı  vekilince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacılar vekili; davacı anne ...'nın gebelik takibinin davalının sigortalısı doktorlar  tarafından gerçekleştirildiğini, davacı Seda  ve diğer davacı baba ...'nin ortak çocukları ...' ün gebelik sonunda down sendromlu olarak doğduğunu, bu konuda davalının sigortalısı hekimlerin aydınlatma  ve diğer yükümlülüklerini yerine getirmediğini, yaptığı tarama testleri, down sendromu ve benzeri hastalıkların teşhis ve tespitleriyle ilgili seçenekler konusunda bilgilendirmediğini, ileri testleri önermediğini, konsültasyon istemediğini, CVS/Amniyosentez yapmadığı gibi bilgilendirme de yapmadığını, bu sebeple davacı anne, baba ve çocuğun  manevi zarara uğradığını, davacı küçüğün  ise engelli  doğması sebebiyle  bakıma muhtaç olduğunu ve  maddi zarara uğradığını  iddia ederek tazminat talebinde bulunmuştur.Davalı vekili; sigortalı doktorun kusurunun ve kötü tıbbi uygulamasının bulunmadığını, davacı annenin gebeliğinin riskli olmadığını, herhangi bir risk saptanmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, davalıların sigortalısı doktorların aydınlatma ödevini yerine getirdiklerini ispatlayamadıkları gerekçesiyle davanın kabulüne  karar verilmiştir. Her ne kadar mahkemece davanın kabulüne  karar verilmiş ise de mahkemece eksik inceleme  ile karar verildiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki;Dosyanın incelenmesinde davalının sigortalısı hekimlerin somut olayda kusurluluk durumları yönünden bilirkişi raporu alınmaksızın, bu konuda taraflarca sunulan uzman görüşleri kapsamında hekimlerin hafif kusurlarından dahi sorumlu olacakları kabulü ile ve alınan maluliyet raporu ile hesap raporu doğrultusunda sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.Uzman görüşleri takdiri delil olmakla birlikte somut olayın çözümünün  tıbbi ve teknik bilgiyi gerektirdiği tartışmasızdır. Davalı vekili de yargılama  sürecinde davacının tüm tıbbı tedavilerinin yapılıp takip edildiği hastane kayıtlarının celbinden sonra bu hususta kusur raporu alınması talebinde bulunmuştur.Öncelikle hastanın hangi haftalarda hekim tarafından görüldüğü, yapılan işlem ve uygulanan edavilerin tıbbi standartlara uygun olup olmadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğü bulunup bulunmadığı bilimsel olarak ortaya konulmalı, eğer aydınlatma yükümlülüğünün mevcut olduğu bilimsel olarak ortaya konulursa bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediği üzerinde durulmalı, tüm bu hususlar aşıldıktan sonra  öncelikle davalı sigorta şirketinin poliçe kapsamında dava dışı sigortalı doktorun mesleki işlemlerinden dolayı sorumlu olup olmadığının  ve  davacı küçük ... ' ün  iş güç kaybı ve bakıma muhtaç olup olmadığına dair önceden alınan raporlarının da  değerlendirileceği İstanbul Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak ve gerekirse sigorta bilirkişisinden de alınacak rapor sonuçlarına göre bir karar verilmesi gerekir iken dosya  kapsamı ile uygun düşmeyecek gerekçelerle ve davalının kusura yönelik itirazları değerlendirilmeksizin verilen karar usul ve yasaya uygun görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, işin esası incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 29.05.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0740eb725e58d496","SID":"09b5c5431629d78b"}}