{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BAM   5. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2025/952 - 2025/952<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  5. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2025/952<br>KARAR NO\t: 2025/952<br>KARAR TARİHİ\t: 18/06/2025<br>KARARIN  YAZILDIĞI TARİH : 18/06/2025<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVA TARİHİ\t: 08/08/2024<br>KARAR TARİHİ\t: 10/04/2025<br>NUMARASI\t : 2024/508 Esas -  2025/217 Karar<br><br><br>DAVA\t: Maddi Zarar Tazmini Talebi (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>HÜKÜM\t: Kararın kaldırılması-Gönderme<br>İSTİNAF  EDEN\t: Davacı vekili <br><br>Taraflar arasındaki Maddi Zarar Tazmini Talebi (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince dava şartı yokluğundan usulden red kararı  verilmiştir.<br><br>İlk derece mahkemesinin kararı davacı vekili tarafından istinaf edilmekle; kesinlik, süre, istinaf şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, istinaf dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Üye Hakim tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br><br>I. DAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalı Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş (SEDAŞ) ile aralarında düzenlenen 20.02.2018 tarihli abonelik sözleşmesine istinaden davalı SEDAŞ'tan elektrik hizmeti aldığını, davalı SEDAŞ tarafından sağlanan elektrik enerjisinde abonelik sözleşmesinin kurulduğu 20.02.2018 tarihinden itibaren  birçok kez elektrik voltajının düşüp yükseldiğini ve aynı  zaman da kesintiye uğradığını, söz konusu voltaj değişiklikleri nedeniyle müvekkilinin işletmekte olduğu otelde bulunan eşyaların ciddi şekilde zarar gördüğünü, eşyaların bir kısmının kullanılamaz hale gelerek yenisiyle değiştirildiğini, bir kısmının ise tamir ettirildiğini, bu duruma bağlı olarak da müşterilere verilen hizmette aksaklıklar yaşandığını, davalı SEDAŞ'ın ayıplı hizmet sunduğunu, dolayısıyla müvekkillerinin uğramış olduğu zararı karşılaması gerektiğini,  yukarıda belirtilen hususlar dışında 15/07/2023 tarihinde planlı olmayan bir elektrik kesintisi yaşanmış olup davalı şirket tarafından 5 gün boyunca bu sorunun giderilemediğini,  15/07/2023 tarihi yaz döneminde olup bir otel için de oldukça önemli olduğunu, dolayısıyla bu dönemde yaşanan arıza nedeniyle müvekkili şirket müşteri kaybetmiş olup 5 gün boyunca hizmet veremediğinden dolayı zarar gördüğünü, davalı SEDAŞ ile işbu hususlarda defalarca görüşme yapıldığını ancak bir sonuç alınamadığından müvekkillerinin ticari hayatının olumsuz etkilendiğini, müvekkillerinin ciddi maddi kayıpları bulunmakta olup söz konusu zararların davalı SEDAŞ'ın kusuru nedeniyle meydana geldiğini, müvekkili şirketin müşteri ve itibar kaybının bilirkişi marifetiyle tespitinin mümkün olduğunu belirterek 10.000 TL zararın arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren  ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br><br>II. CEVAP<br>Davalı vekili  cevap dilekçesinde; davalı müvekkili ile davacı yan arasında imzalanan abonelik sözleşmesinin başlangıcını 20.02.2018 tarihi olduğunu, söz konusu tarihten itibaren meydana gelen zararların tazminine ilişkin taraflarına  karşı açılan iş bu davada ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler üç yıllık zamanaşımına tabi olduğu için  davalı yanın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davalı müvekkili ile davacı arasında imzalanan abonelik sözleşmesinin başlangıç tarihi olan 20.02.2018 tarihinden  itibaren meydana gelen zararların tazminine ilişkin açılan iş bu davada; meydana geldiği ileri sürülen zarara ilişkin zararı öğrenme tarihinden itibaren 2 yıllık süre geçmiş olduğu için davacı yanın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davaya konu yerde ve tarihte voltaj dalgalanmasından kaynaklı uğranılan zararların tazminine ilişkin müvekkili şirkete herhangi bir başvuru yapılmadığını, müvekkili SEDAŞ tarafından sağlanan elektrik enerjisinde abonelik sözleşmesinin kurulduğu tarihten itibaren bir çok kez elektrik voltajı düştüğü, yükseldiği ve aynı zamanda kesintiye uğramış olduğunun gerçek olmadığını, iddia edildiği üzere söz konusu voltaj değişiklikleri nedeniyle davacı şirketin işletmiş olduğu otelde bulunan eşyaların zarar görmüş olmasının müvekkili şirket SEDAŞ'ın sorumluğu kapsamına girmediğini davacı tarafından salt yetkili servis raporuna dayanılarak müvekkili şirketin sorumlu olduğunu kabul etmenin hukuka aykırı olacağını, ayrıca davacı şirketin yüksek gerilimlere karşı koruma görevi yapan cihazın çalışmadığı veya bulunmaması nedeniyle cihazların yüksek gerilimden dolayı zarar görme ihtimali olduğunu, davacı şirketin gerekli özen ve tedbiri göstermeyerek söz konusu zararın ortaya çıkmasına sebebiyet verdiğini  belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına göre;...<br>1-Davacının elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zarar yönünden davanın, 6102 Sayılı Yasanın 5/A -1 ve HMK'nın 115/2 Maddeleri gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden REDDİNE,<br>2-Davacının cihazlarda meydana geldiği iddia olunan zararın tazmini yönündeki davasının, ispatlanamadığından esastan REDDİNE, karar verilmiştir.<br><br>IV. İSTİNAF<br>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili  istinaf  isteminde bulunmuştur.<br><br>B. İstinaf  Sebepleri<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki talepleri ile arabuluculuk dosyasındaki taleplerinin birbirinden ayrı olmadığını, bu nedenle yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu,  dava dilekçesinin ekinde imzalı arabuluculuk son tutanağının sunulduğunu, arabuluculuk tutanağında \"başvurucunun talep ettiği SEDAŞ’tan alınan elektrik hizmetinin olması gerektiği gibi verilmemesi iddiasıyla eşyaların ve cihazların zarar görmesi nedeniyle yaşanan maddi kayıpların tazmini istemli uyuşmazlık konusunda anlaşmaya varamadılar.\" denildiğini, son tutanak incelendiğinde taleplerinde \"maddi kayıpların tazmini\" şeklinde genel bir alacağın vurgulandığının görüldüğünü, bu talebin içine aynı zamanda dava dilekçesinde olduğu gibi elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zararın tazmini talebinin de girdiğini, talebin lafzına baktığımızda mahkemenin yanlış bir yorumlama yaptığı ve birbirinden bağımsız birden fazla istemin aynı davada (davaların yığılması) durumunun oluşmadığının da görüleceğini,  kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, dava öncesi arabuluculuğa başvurulması yeterli olunup, dava dilekçesinin talep kısmındaki hususların belirtilmemesinin usulden ret sebebi olamayacağını, eldeki davanın talepleri  doğrultusunda aynı mahkemede aralarında bağlantı bulunan Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/604 E. Sayılı dosyası ile birleşmesi gerektiğini, birleşecek dosyanın arabuluculuk sürecinde davanın reddine sebep olan tüm başvuruların yapıldığını, dosyalar birleştirildiğinde görüleceği üzere mahkemenin usulden ret kararı verdiği durumun meydana gelmediğinin görüleceğini, taleplerin somutlaştırılmadığı iddiası hatalı olup, bilirkişi tarafından hasarlar ve zararlar tespit edilmeden  davanın reddinin kabul edilemeyeceğini, mahkemenin talebi doğrultusunda müvekkili tarafından somutlaştırma işleminin olması gerektiği gibi yapıldığını, ayrıca mahkemenin bilirkişi ve keşif delilleri  uyarınca bilirkişiye başvurup, bilirkişi tarafından da zararlarının tespitini yapması  gerekirken doğrudan ispatlanamadığı gerekçesi ile dosyayı karara çıkartması hak ihlali olup, hukuka aykırı olduğunu, elektrik kesintisi ve voltaj dalgalanmalarının her birinin kayıtlarla sabit olduğunu, müvekkili bunun neticesinde tüm zararların dayandığı vakıaları somut olarak sunmuş olup, bilirkişi incelemesi ve keşif yapılması halinde zararın boyutlarının ortaya çıkacağını da bildirdiğini beyanla;  arz ve izah edilen nedenlerle; fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla, istinaf başvurularının  kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin vermiş olduğu hukuki dayanağı olmayan ve soyut iddialarına ilişkin istinaf dilekçesinin esastan reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>C. Gerekçe<br>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br>Uyuşmazlık, Maddi Zarar Tazmini Talebi (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) istemine  ilişkindir. <br><br>2. İlgili Hukuk<br>6100 Sayılı HMK, 6102 sayılı TTK, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu<br><br>3. Değerlendirme<br> Dava; elektrik hattındaki dalgalanma nedeniyle davacının işletmesindeki cihazlardaki arıza nedeniyle  oluşan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince kamu düzeni yönünden ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>İlk derece Mahkemesince, davacının elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zarar talebi yönünden davanın, 6102 Sayılı Yasanın 5/A-1 ve HMK'nın 115/2 Maddeleri gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine; davacının cihazlarda meydana geldiği iddia olunan zararın tazmini yönündeki davasının ispatlanamadığından esastan reddine dair verilen karar davacı vekilince istinaf edilmiştir.<br>1-Davacının elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zarar talebi yönünden davanın, 6102 Sayılı Yasanın 5/A-1 ve HMK'nın 115/2 Maddeleri gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine dair karar yönünden yapılan incelemede;<br>  HMK'nın 115/2 maddesi gereğince Mahkemece, dava şartı noksanlığının  tespiti halinde   davanın  usulden  reddine  karar  verileceği; 140/3 maddesinde de, ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edileceği,  tutanağın altının duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanarak tahkikatın bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütüleceği hüküm altına alınmıştır. <br>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'un 17/2 maddesi:         \"Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle  sadece  arabulucu  tarafından  imzalanır.\", 17/3 maddesi: \"Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir. Arabulucu, bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapar.\" <br>Öte  yandan  T.C. Anayasası'nın  141/son  maddesi  ile  \"Davaların  en  az  giderle          ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu\" belirtilmiş, 6100 sayılı HMK'nın usul ekonomisi ilkesi başlıklı 30. maddesi ile de \"Hâkim, yargılamanın  makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını  sağlamakla  yükümlüdür.\" hükmüne  yer  verilmiştir. <br>Yasa koyucunun, arabuluculuk kurumunu düzenleme altına almadaki amacının, taraflar arasındaki  uyuşmazlıkları  mahkemeye  başvurmadan, gereksiz  masraf  yapmadan,  barışçı  yollarla  ve  kısa  zamanda  çözüme  kavuşturmak  olduğu  tartışmasızdır. <br>Anılan düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde ve arabuluculuk kurumunun amacı gözetildiğinde dava açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması yeterlidir.  Önemli olan husus, dava açılmadan önce dava şartının yerine getirilmesi, yani usulünce arabulucuya başvurulması olduğundan, dava dilekçesi ile talep edilen alacak kalemlerinin  arabuluculuk tutanağında hiç yazılmamış olması veya kısmen yazılmış olması hallerinde tutanakta yazılı olmayan alacak kalemleri yönünden dava şartının yerine getirilmediğinden söz edilemez ve davanın usulden  reddi  gerekmez.<br>Dava konusu isteklerin tümü  veya  tutanakta  yer  almayan  sadece  bir  kalem  istek  için  davadan  önce  arabulucuya zaten gitmiş olan tarafı tekrar arabulucuya göndermenin yasa koyucunun amacı, Anayasa     ve yasa hükümleri ile bağdaşmadığı, usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğu, uyuşmazlığın çözüm sürecinin daha da uzamasına ve masrafların artmasına yol açacağı da ortadadır.  Öte yandan hakimin buradaki görevi sadece dava açılmadan önce arabulucuya başvurulup  başvurulmadığını  gözetmekle  sınırlı  olduğundan, dava  dilekçesi  ile  istenen  alacakların,  arabuluculuk  tutanağında  tek  tek  sayılıp  sayılmadığını  veya  bir  veya  birkaçının  eksik  yazıldığını  kendiliğinden  nazara  alarak  dava  şartı  yokluğu  nedeniyle  davanın  usulden  reddine  karar  vermemesi  gerekir. <br>Sonuç olarak dava öncesi arabulucuya başvurulduğunun belgelenmesi yeterli olup, dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerinin tümünün veya bir ya da birkaçının  arabuluculuk tutanağında ismen yazılı olmadığı bu nedenle dava şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın, tamamen veya arabuluculuk tutanağında adı zikredilmeyen alacak     kalemi yönünden ayırma kararı verilerek o kalem veya kalemler yönünden dava şartı   yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmamıştır.<br>2-Davacının cihazlarda meydana geldiği iddia olunan zararın tazmini yönündeki davasının ispatlanamadığından esastan reddine dair verilen karar yönünden yapılan incelemede;<br>Somutlaştırma yükü HMK'nın 194. Maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında, \"Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların  ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi sözkonusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır.\" şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.<br>6100 sayılı Kanun'un 119/1-e. maddesi uyarınca da, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde yer alması zorunludur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesi gereğince de hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları ve söylemediği bir şeyi dikkate alamaz, hatırlatmada dahi bulunamaz ve hâkimin kendiliğinden delil toplaması da mümkün değildir. Kanunda vakıaların açık ve somut olarak gösterilmesi yeterli görülmemiş, 6100 sayılı Kanun’un 119/1-f. hükmünde ayrıca, açık ve somut olarak gösterilmesi gereken her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin de belirtilmesi aranmıştır. Keza, bu durum, yukarıda açıklanan 194. maddenin ikinci fıkrasının da tereddüt uyandırmayacak derecede açık hükmünün bir gereğidir.<br>Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, davacı, dilekçesinde talebinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmek durumundadır. Bu eksiklikleri gidermenin yolu, 119/2. fıkrasındaki süre vermek değildir. Zira, 6100 sayılı Kanun'un 119. maddesinde dilekçedeki eksiklik halinde ne yapılması gerektiği maddenin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Bu fıkraya ve maddenin gerekçesine bakıldığında, Kanun koyucunun, dilekçedeki bazı eksikliklerin bir haftalık süre verilerek tamamlanması, tamamlanmadığı takdirde de davanın açılmamış sayılması gerektiğini kabul ettiği görülmektedir. Bunlar, 119. maddenin 1. fikrasının (b), (c), (ç), (ğ), (h) bentlerindeki hallerdir. Bunun dışındaki hallerde ne yapılacağı 119. maddede belirtilmeyip ya ilgili özel kanun hükmüne (örneğin, dava değerinin gösterilmemesi halinde Harçlar Kanunu hükümleri) veya diğer hükümlere başvurulması gerekmektedir. Dilekçede vakıaların hiç ya da somut olarak gösterilmemesi ve delillerle bağlantı kurulmaması halindeki özel düzenleme ise 194. maddedir. Dolayısıyla bu hükümden hareketle sorun çözülmelidir.<br>Daha önce doktrinde ve kısmen yargı kararlarında zikredilen somutlaştırma yükü, 6100 sayılı Kanun ile birlikte açık bir kanunî düzenlemeye kavuşmuştur. Ancak, bu noktada iddia yükü ile somutlaştırma yükünü birbirinden ayırdetmek de gerekir. Dilekçede hiçbir vakıaya veya hukukî nitelikte vakıa sayılacak iddialara yer verilmemişse, o zaman \"iddia yükünün\" yerine getirilmemesinden; belirli vakıa iddiaları mevcut olmakla birlikte, bunların somut ve açık şekilde gösterilmemesi (ve delillerle bağlantı kurulmaması) halinde ise, somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilir. Bu her iki yük de usûlî yükler olmakla birlikte, sonuçları ayrı değerlendirilmelidir. İddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, gerçek anlamda bir vakıa iddiası mevcut değildir ve 6100 sayılı Kanun'un 25. maddesi gereğince hâkimin mevcut olmayan bir vakıaya dayanması, hatta bunu hatırlatması mümkün olmayacaktır. İddia edilmeyen bir şeyin ispatına yönelik faaliyetten de söz edilemez. Kısaca, iddia yoksa, ispat da yoktur. Bu sebeple, iddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, dilekçeler teatisi aşamasında bu eksiklik tamamlanmamışsa, bu aşamadan sonra başkaca bir inceleme yapmadan, işin esasına girmeden, davanın \"iddia yükü yerine getirilmediğinden usûlden reddi\" gerekir. Çünkü, esasa girip ne ön inceleme ne tahkikat konusu yapılacak bir vakıa mevcuttur.<br>Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür. Çünkü, karşı tarafın hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur (m. 27). Keza, hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesi gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların, tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c). Somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir.<br>Davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilebilir. Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. Yargıtayın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. Taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. Unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, Kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (HMK m. 107). Çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.<br>Somutlaştırma yükü de iddia yükü gibi usûlî bir yük olmakla birlikte, sonucu iddia yükünden farklıdır. İddia yükünde ortada bir vakıa yokken, somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut değildir. Bu durumda, özellikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ile ön inceleme hükümleri (HMK m. 320, 137, 140) dikkate alınmalıdır. Çünkü, \"maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili\" hususlarda hâkim davayı aydınlatmak durumundadır. Somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. Bu belirsizlik dilekçelerin verildiği aşamada giderilebileceği gibi, özellikle gerek 6100 sayılı Kanun madde 320 gerekse madde 137 ve 140 hükümleri gereğince, hâkim tarafından bu konuda çaba gösterilmesi gerekir. Çünkü, ön ncelemede tarafların iddia ve savunmalarının tespit edilmesi, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaların tek tek belirlenmesi gerekli  ve  zorunlu  olup  bu  aynı  zamanda  hâkimin  ödevidir.  Bu  çerçevede  hâkimin ön incelemede mutlaka somutlaştırmayı sağlaması gerekir. Bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. Bu, mahkemenin yargılamayı yürütmesi bakımından sağlıklı olmayacağı ve Kanuna aykırı olacağı gibi, Yargıtay denetimine elverişli bir durum da oluşturmayacaktır. Bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddi, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez. Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.<br>Eğer somutlaştırma yükü, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevine rağmen, davacı tarafından yerine getirilmemişse, o zaman bu yüke bağlanan yaptırım ortaya çıkacaktır. Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir. Böyle bir durumda, somutlaştırma yükü ve dolayısıyla ispat yükü yerine getirmediğinden, ispat edilemeyen davanın reddi sonucu doğacaktır ki, bu da davanın esastan reddi olup işin esası bakımından kesin hüküm oluşturacaktır.<br>Sonuç olarak dava dilekçesinde, gerek 6100 sayılı Kanun madde 119/1-e. gerekse madde 194 gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini (yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmesi gereklidir.<br>Öte yandan, itirazın iptali davasında davacının talebi itirazın iptali olmakla birlikte icra takibinden birden çok alacak kalemi talep edildiğinde hangi alacak kalemi için ne kadar talep edildiğinin açıklanarak neticei talebin belirli hale getirilmesi zorunluluktur.<br>Anılan Kanun'un 90. maddesi; ”Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri  artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.\"<br> 94. maddesi ise;\" Kanun'un belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.\" düzenlemesini içermektedir.<br>Dosya içeriğine göre somut dosyada; davacı, işletiminde olan Otelde, açıklama dilekçelerinde yer verdiği tarihlerde meydana gelen elektrik dalgalanmasından kaynaklanan zararlarının tazminini talep etmektedir. Mahkemece, verilen süre içerisinde sunulan açıklama dilekçeleri ile tesiste zarar gördüğü iddia olunan cihazların tamiratı için yapılan masraflara ilişkin faturalar sunulmuş, elektrik dalgalanmasına dair tarih aralıkların bildirilmiş, bunun dışında keşif, bilirkişi incelemesi ve yemin deliline dayanılmaktadır. Böylece, davacı, değerlendirilmesi yapılan bu alacak kalemi yönünden talebini somutlaştırmış olup, Mahkemece davanın reddi isabetsiz olmuştur<br>Mahkemece davanın esasına girilerek tarafların delillerinin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararının  kaldırılmasına  ve  dosyanın  geri  çevrilmesine  karar  verilmesi  gerekmiştir.<br><br>V. KARAR<br>Açıklanan sebeplerle;  davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a.4 ve 6. Maddeleri gereğince kaldırılmasına ve dairemiz kararına uygun şekilde karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair  aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>Davacının  istinaf başvurusunun KABULÜNE,  <br> 1-KOCAELİ 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'nin 02/07/2020 tarih, 2019/377 E - 2020/100 K sayılı   kararının KALDIRILMASINA,<br> 2-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden karar verilmek üzere  mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,   <br>3-Davacı tarafça yatırılan istinaf  maktu karar harcının (615,40 TL) istek halinde iadesine, <br> 4-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>5-İstinaf kararının  ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,    <br> Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6, maddesi gereğince KESİN  olmak üzere 18/06/2025  tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br><br><br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"38d29bab1dc26168","SID":"7c3cb879bc9cbf3b"}}