{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1370 <br>KARAR NO:2025/503<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:17/03/2021<br>ESAS NO:2018/87 <br>KARAR NO:2021/250<br>DAVA:İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ:07/05/2025<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı borçlu şirkete temizlik hizmeti sunduğunu, buna ilişkin takibe konu edilen faturayı düzenlediğini, ancak davalı tarafından ödeme yapılmadığını, müvekkili tarafından başlatılan takibe yönelik davalı tarafın borca itirazının haksız ve mesnetsiz olduğunu, davalı tarafın itirazında matbu ifadelerle faize itiraz ettiğini, tarafların tacir ve aralarındaki ilişkinin de ticari iş olması nedenleriyle ticari faiz uygulanması gerektiğini ve alacağın likit olduğunu beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında cari hesap mevcut olmakla TTK'nın 101. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, uyuşmazlığın davacının kısmi KDV tevkifatını faturalarında belirtmemesi nedeniyle müvekkilinin hem kendi hem de davacıya ait KDV borcunu ödemesi ve sonrasında KDV Kanunu ve ilgili...Seri No’lu Tebliğ uyarınca ödeme yükümlülüğü davacıya ait olan KDV borcunun 1/10’una tekabül eden meblağın müvekkili tarafından davacı alacağı ile takas edilmesinden kaynaklandığını, davacının müvekkilinin kendisi lehine ödemek durumunda kaldığı vergi borcunu kendi alacağı ile takas etmesini hukuka aykırı bir biçimde kabul etmeyerek takas edilen meblağı fatura borcu adı altında takip konusu yaptığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kısmi tevkifat kapsamında olduğunu ve müvekkilinin takas hakkını kullandığını, davacı tarafından borcun müvekkilinin takas hakkını kullanmasıyla sona erdiği gerçeğini saklaması nedeniyle kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, hukuki niteliği itibariyle icra müdürlüğünce yapılan icra takibine İİK'nın 67. maddesi uyarınca itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkin davada, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dayanak belgeleri üzerinde inceleme yapılması suretiyle düzenlenen denetime uygun olan ve benimsenerek hükme esas alınan rapor da dikkate alınarak, tarafların ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun olup karşılıklı uyum içinde olduğu, defterler arasındaki tek mutabakatsızlığın davalı adına tahakkuk etmiş olan 17.267,18 TL pişmanlık zammı nitelikli cezai yükümlülüğün davacı şirkete dekont ederek faturalara dayalı bakiye borcundan mahsup etmesinden kaynakladığı, ticari defterlerindeki kayıtları ve müstenidatları üzerinde yapılan inceleme sonucuna göre davacı şirketin 18.157,00 TL asıl alacak ve 6.113,19 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 24.270,19 TL talep üzerinden harçlandırarak açtığı itirazın iptali davasında; davacı şirketin davalı şirketten takip/dava tarihi itibarıyla 17.267,18 TL asıl alacağının bulunduğu, davalının tacir olduğu, sözleşmenin işgücü teminine yönelik olduğu, işgücü teminine yönelik hizmet alımlarında bedel üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden KDV tevkifatı yapılması gerektiğini davalının bilmesi gerektiği, davacının faturayı bu biçimde kesmemiş olmasının davalının sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, kanunun bilinmemesinin mazeret teşkil etmeyeceği, verginin sorumlusunun davalıda olmasına göre süresinde yapmadığı tevkifata davalı pişmanlık zammına dayalı olarak vergi dairesine yaptığı ödemeyi davacının cari hesap alacağından düşemeyeceği ve takip öncesi temerrüt ihtarı bulunmadığı gerekçesiyle Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile, Davalının ... sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 17.267,18 TL asıl alacak üzerinden takip şartlarındaki hali ile aynen devamına, Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, Asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %13,75 ve değişen oranlarda ticari faiz uygulanmasına, Davalının İİK 67/2.mad. gereğince 17.267,18 TL asıl alacak üzerinden %20 icra inkar tazminatına mahkumiyetine davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalının kötü niyet tazminatı talebinin şartlar oluşmadığından REDDİNE karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafın cari hesaplarına 31.05.2011 tarihinden geriye doğru bakıldığında en son ... no.lu 18.157,46 TL’lik faturanın müvekkilinin alacağı olarak 30.04.2011 tarihinde kaydedildiğinin görüleceğini, müvekkilinin anapara alacaklarına ilişkin olarak hak etmiş olduğu faiz alacaklarının söz konusu olduğunu, 12-26-27-31.05.2011 tarihlerinde yapılmış olan ödemelerin işbu fatura ve önceki faturalardan kaynaklı tahakkuk eden faiz alacaklarına mahsup edildiğini, davalı şirketin ... no.lu 18.157,46 TL’lik fatura anaparasına mahsup edilebilecek nitelikte bir ödemesinin bulunmadığını, dolayısıyla asıl alacak miktarı olarak 18.157,46 TL’nin kabul edilmesi gerektiğini, takibe dayanak faturada “fatura tutarı 10 gün içinde ödenmesi rica olunur. Aksi halde aylık %5 vade farkı uygulanır” yönünde bir kayıt mevcut olduğunu, taraflar arasındaki 03.11.2011 tarihli sözleşmenin ödeme başlıklı 7. maddesinde tarafların borcun ifa edileceği günü birlikte belirlediklerini, bu nedenle borçluya ayrıca ihtara gerek bulunmadığını, temerrüt şartının gerçekleştiğini, tarafların tacir olup aralarında hizmet alım sözleşmesi mevcut olduğundan TTK'nın 1530/3-4. maddesi hükümleri uyarınca da takibe geçene kadar işleyen süre için faiz talep edilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin hem davacı tarafa KDV ödediğini hem de devlete pişmanlık zammıyla birlikte KDV ödediğini, müvekkilinin cari hesap ilişkisi kapsamında hatalı düzenlenen faturalara ilişkin olarak fazla KDV ve pişmanlık zammı ödediğinden takas yoluyla alacağına kavuştuğunu, davacının faturada KDV tevkifatını gösterme koşuluna uymadığını, alıcıyı yanıltarak devlete ödenmesi gereken KDV'yi kendisinin tahsil ettiğini, bu nedenle zorunlu olarak KDV düzeltme beyannameleri verilerek davacıya ödediği KDV tevkifatlarını ayrıca devlete de ödemek zorunda kaldığını, fazla ödenen KDV ve pişmanlık zammının sorumluluğunun davacıya ait olduğunu, Yargıtay 19. HD, 2014/6210 E. ve 2014/10021 K. ve Yargıtay 15. HD 2018/2130 E. ve 2019/1560 K. sayılı kararınında bu doğrultuda olduğunu, iki bilirkişinin nihai raporları arasındaki çelişki giderilmeden ikinci bilirkişinin raporu doğrultusunda karar oluşturulduğunu, itibar edilen raporda itirazlarının incelenmediğini, davacı tarafça borcun davalının takas hakkını kullanmasıyla sona erdiği gerçeğini saklaması nedeniyle kötü niyet tazminatına mahkûm edilerek aleyhe icra inkar tazminatı verilmemesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddi ile kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Davaya konu ... sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısının ...A.Ş., borçlunun ise ... A.Ş. olduğu, 18.157,00 TL fatura ve 6.113,19 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 24.270,19 TL üzerinden başlatılan icra takibinde 18.157,00 TL fatura 20.04.2011 borcun sebebine dayanıldığı, ödeme emrinin takip borçlusuna 19.10.2017 tarihinde tebliğ edildiği, 20.10.2017 tarihinde borca itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davasının açıldığı tespit edilmiştir.Taraflar arasında 03.01.2011 tarihinde imzalanan şirket temizlik sözleşmenin 1. Taraflar maddesinde ... A.Ş.'nin \"Şirket\", ... A.Ş.,'nin ise \"Firma veya Deça\" şeklinde anılacağı bildirildikten sonra; 2. Sözleşmenin Konusu Ve Kapsama Dahil Hizmet Alanı başlıklı maddesi:\"Firma, Şirket'in Hizmetini üstlendiği departmanında çalışacak hizmetlilerin temininden sorumludur. Bu sorumluluk Kat hizmetleri, ... , ..., ..., ... temizlik personelleri temin etmek ve işin yükümlülüklerini yerine getirmektir.\",5. Ücret, Vergiler ve SSK İşlemleri başlıklı maddesi:\"Şirket tarafından yukarıda belirtilen faaliyetlerin karşılığı olarak 01.01.2011-31.12.2011 tarihleri arasında firmaya ... 3 kişi,... Görevlisi 3 kişi, Meydancı 13 Kişi ve Ordertaker 1 kişi, Fitness meydancısı 2 kişi olmak üzere toplam 22 kişi için aylık: 36.099,25 TL+ KDV ile (Ekstra eleman istenmesi durumunda ücret alınmayacaktır.) Kat görevlisi 10 kişi ve Kat Şefi 2 kişi için birim geceleme başına oda fiyatı 4.3.-TL+KDV/oda, (Oda sayısını belirlemede Şirket raporları baz alınır.) Steward Yardımcısı 1 kişi ve Steward elemanı 12 Kişi için toplam aylık 20,704,47.- TL+KDV (Ekstra eleman istenmesi durumunda ücret alınmayacaktır.) olarak ödenecektir.Ücret artışı sözleşmenin bitim sonunda TÜİK'in açıklayacağı yıllık TÜFE, ÜFE verilerinin ortalanması dikkate alınarak revize edilir, ancak karşılıklı mutabakat sağlanan fiyatlar uygulanacaktır. Ayrıca sözleşme süresi içinde Temmuz ayı içerisinde Asgari ücret ve SSK tabanında artış olduğu takdirde işçi ve işveren paylarından doğan artış farkı fiyatlara kişi başı olarak yansıtılacaktır.Firma, çalışanların aldıkları ücretlerin tamamı üzerinden tahakkuk eden ve bordroda gösterilen vergi ve primlerin zamanında ve eksiksiz ödendiğine dair makbuz fotokpilekini her ay Şirket'e vermekle yükümlüdür. Firma elemanlarının hizmet akdi gereğince İş kanunu hükümleri açısından hak edecekleri yıllık ücret, izin, diğer yasal izinler, kıdem ve ihbar tazminatları dâhil her türlü yükümlülük Firma'ya aittir Sözleşmeden doğan damga vergisi Firma ve Şirket tarafından eşit olarak paylaşılarak ödenecektir.\"7. Ödeme başlılklı maddesi:\"Firma aylık hizmet bedelini her ayın sonunda Şirket'e fatura eder. Faturalar tevdi tarihinden itibaren 1/2 si fatura dönemini takip eden ayın 10'una kadar kalan diğer 1/2 si de aynı ayın 25. günü ödenir...\" şeklindedir.İlk Derece Mahkemesince mali müşavir bilirkişiden aldırılan 24.04.2019 tarihli raporda:\" Davacı Şirketin tarafımıza sunduğu ve yukarıda detaylandırılan 2010-2011-2012 ve 2013 Yılı Ticari Defterlerinin, Açılış Noter Onamalarının Usulüne uygun ve yasal sürelerinde yaptırılmış olduğu, Kapanış Onamalarının ise yaptırılmadıkları belirlenmiş olup, Ticari Defterlerin HMK 222 Uyarınca Sahipleri lehine delil olma ve ispat kuvvetine sahip olup, olmadıklarının Takdirinin Yüce Mahkemeye ait olacağı Sonuç ve Kanaatlerine varılmıştır...Takip/Dava Tarihi İtibarıyla Davalı Şirketten Faturalara Dayalı Açık C/H Bakiyesinden kaynaklı 17.267,18 TL ASIL ALACAĞI bulunduğu iespit edilmiştir...Davalı Şirketin tarafımıza sunduğu ve yukarıda detaylandırılan 2010-2011 -2012 ve 2013 Yılı Yevmiye D.Kebir ve Envanter Defterlerinin, Açılış Noter Onamalacının Usulüne uygun ve yasal sürelerinde yaptırılmış olduğu, Kapanış Onamalarının ise 2012 Yılı Hariç yaptırılmadıkları tespit edilmiş olup, Ticari Defterlerin HMK 222 Uyarınca Sahi leri lehine delil olma ve ispat kuvvetine sahip olup, olmadıklarının Takdirinin Yüce Mahkemeye ait olacağı Sonuç ve Kanaatlerine varılmıştır...Davalı Şirketin İncelenen Ticari Defter ve Kayıtları muvacehesinde: Davacı Şirketle Hesap Bakiyesinin (0) Sıfırlanmış bulunduğu, diğer bir ifadeyle Borç/Alacak Bakiyesinin bulunmadığı tespit edilmiştir...Taraflar arasında Davacı Lehine, Davalı aleyhine 17.267,18 TL'lık Mutabakatsızlık bulunduğu tespit ve Hesap edilmiş olup, Tarafların Yukarıda yer verilen Ticari Defter Kayıtlarıyla uyumlu Muavin Hesap ekstrelerinin Mutabakatsızlığın Tespiti yönünden yapılan Karşılaştırmalı İncelemesinde; Davacı Şirketçe Davalı Şirket adına düzenlenmiş ve içeriğinde Takip Konusu yapılan Faturanın da yer aldığı Satış Faturalarının Tarafların Ticari Defter ve Kayıtlarında herhangi bir Mutabakatsızlığa sebebiyet vermeyecek şekilde ve Tam bir Karşılıklılık içerecek şekilde kayıtlı oldukları, Diğer bir ifadeyle Satış/Alış Fatura kayıtlarında bir mutabakatsızlığın söz konusu olmadığı, Davalı Şirketçe adına düzenlenen işbu Alım Faturalarına karşılık olarak Davacı Şirkete yapılan Çek Keşideleri/Ciroları ve Banka Ödemelerinin Tarafların Ticari Defter ve Kayıtlarında herhangi bir Mutabakatsızlığa sebebiyet vermeyecek şekilde ve Tam bir Karşılıklılık içerecek şekilde kayıtlı oldukları, Diğer bir ifadeyle Tahsilât/Tediye kayıtlarında bir mutabakatsızlığın söz konusu olmadığı,Davalı Şirketin KDV Tevkifatına ilişkin Mükellefi bulunduğu Vergi Dairesine 13.02.2011 Tarihli, 6111 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması... ilişkin Kanun Kapsamında KDV Düzeltme Beyanında bulunarak, adına ... Firması ile ilişkili olarak tahakkuk eden;9/10 KDV Tevkifat Vergi Asılı Tutarı 95.868,51 TL ve bu kapsamda tahakkuk eden Pişmanlık Zammı(1030) Tutarı olan 17.267,18 TL Tutarları,Ticari Defter Kayıtlarına 31.05.2011 Tarihinde Davacı Şirket adına BORÇ Kaydederek Davacı Şirkete olan Fatura Borçlarından Mahsup ettiği,Bu Kayıt nedeniyle 31.05.2011 tarihinden itibaren taraflar arasında bu kayıttan kaynaklı olarak oluşan Toplam 113.135,69 TL Mutabakatsızlığın 02.01.2013 tarihine kadar sürdüğü, Davacı Şirketin 02.01.2013 Tarihinde KDV Vergi Aslı olan 95.868,51 TL' yi Ticari defter Kayıtlarında Davalı Şirket lehine Fatura Alacağından Mahsup etmesi sonucunda taraflar arasındaki Mutabakatsızlığın yukarıda tespit edildiği üzere 17.267,18 TL'ye indiği, dolayısıyla taraflar arasındaki 17.267,18 TL Mutabakatsızlık bulunduğu, Bu Mutabakatsızlığın Davalı Şirketin adına tahakkuk etmiş bulunan 17.267,18 TL PİŞMANLIK ZAMMI nitelikli Cezai Yükümlülüğünü Davacı Şirkete Dekont ederek Faturalara dayalı Bakiye Borcundan Mahsup etmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir.Öncelikle söz konusu Özelge yayımlanmamış olsa bile, Davalı Şirketin Davacı Şirketten Satın almış olduğu Hizmet Faturalarında yer alan KDV Tutarının 9/10 Oranındaki kısmını Yasal yükümlülüğü gereği KDV Tevkifatı olarak 2 Nolu KDV Beyannamesiyle Beyan ederek Tahakkuk eden 9/10 Oranındaki KDV yi ödemekle yükümlü olup, Yasal Sorumluluğunun aksine hareket etmesi halinde ise Pişmanlık Zammı ve/veya Gecikme Bedeli gibi Cezai Sonuçlarından da kendi sorumlu tutulabilecektir. Takdiri Yüce Mahkemeye ait olmak üzere, Yukarıda yer verilen Özelge kapsamında, İhtilaf konusu Verginin Davacı satıcı tarafından beyan edilip, edilmediğini, ödenip, ödenmediğini tespit etmeksizin, Davacı satıcı tarafından Beyan edilmiş ve ödenmiş bulunan KDV'nin 9/10'una isabet eden kısmının Düzeltme Beyanına gerek olmadığı halde Davalı Şirketin Sorumlu Sıfatıyla Mükellefi bulunduğu Vergi Dairesine Düzeltme Beyanı vermek suretiyle Vergi Sorumlusu olarak adına tahakkuk ettirilen 17.267,18 TL Pişmanlık Zammından kendisinin sorumlu olacağı Sonuç ve Kanaatlerine varılmıştır...\" şeklinde kanaat bildirilmiş, aynı bilirkişinin 10/01/2020 tarihli ek raporunda aynı kanaatlerini tekrar ettiği anlaşılmıştır.İlk Derece Mahkemesince hesap uzmanı ve mali müşavirden oluşan bilirkişi heyetinden aldırılan 28.09.2020 tarihli raporda:\"...Davacı, faturalardaki KDV miktarını tevkifatını göstermemiş olsa bile, sorumlusu olan davalının tevkifatı ree'sen yapmakla yükümlü olduğu; Nitekim yukarıda verilen yüksek yargı kararında da belirtildiği üzere, davalının vergi tevkifatını süresinde ması ve beyan etmesi getirmediği; anılan düzenlemenin amacının vergi alacağının emniyet altına alınması ve düzenlemede objektif sorumluluk esası getirildiği; hal böyle olunca, pişmanlık zammı zararının oluşmasına davalının sebebiyet verdiği; Daha önce taraf ticari defterleri üzerinde yapılan incelemeye nazaran, davacının alacak bakiyesinin ticari defterinde 17.267,18 TL olarak yer aldığı görülmekle, bu kaydın kendi leh ve aleyhine delil teşkil ettiği..Davacı önceki rapora vaki itirazında “fatura tutarı 10 gün içinde ödenmesi rica olunur. Aksi halde aylık %5 vade farkı uygulanır” düzenlemesi bulunduğunu ileri sürmüş ise de, öncelikle faturada bu yönde kayıt görülemediği gibi varsayım olarak olsa bile, faturanın zorunlu içeriğine dahil olmayan bu tip kayıtların temerrüt sonucunu doğurmaya yeterli olmadığı; Bilindiği üzere, TBK.m.117/1 hükmü uyarınca, muaccel bir borcun borçlusunun alacaklının ihtarıyla mütemerrit olduğu; dosyada bu yönde ihtarnameye tesadüf edilemediğinden, mevcut delil durumuna nazaran, takipteki birikmiş faiz talebine iştirak edilmediği...\" şeklinde kanaat bildirilmiş, aynı bilirkişi heyetinin 03/11/2020 tarihli ek raporunda aynı kanaatlerini tekrar ettiği anlaşılmıştır. Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmede temizlik işine ait hizmet bedeli KDV dahil olarak belirlenmiştir. Dava konusu takipteki fatura yönünden alacak iddiasına yönelik olarak davalı taraf KDV borcunun 1/10’una tekabül eden meblağın davacı alacağı ile takas edilmesinden borcunun olmadığını savunmaktadır. Davalının takas savunması ve sözleme konusu hizmete yönelik takip konusu faturaya itirazının olmaması dikkate alındığında ispat yükünün davalı tarafa düştüğü anlaşılmıştır.3065 sayılı KDV Kanunu ve KDV Genel Uygulama Tebliği hükümleri uyarınca, \"iş gücü temini hizmeti alınması durumunda\", alıcıların satıcılara KDV tutarının tamamını ödemeyip, 9/10'luk kısmını tevkif etmesinin ve bu kısmı kendi vergi dairesine beyan edip ödemesinin, buna karşılık 1/10'luk kısmının ise satıcıya ödenmesinin, satıcının da bu 1/10'luk kısmı kendi vergi dairesine beyan ederek ödemesinin gerektiği anlaşılmıştır. Davalı tarafından yukarıda bahsedilen KDV kuralından ayrı olarak Vergi Dairesine Düzeltme Beyanı verdiği ve 17.267,18 TL miktarında tahakkuk ettirilen pişmanlık zammını ödediği, davalının hem davacıya hem de Vergi Dairesi'ne ayrı ayrı ödeme yaptığı, KDV bedelininde davacının sorumluluğunda bulunduğunu belirtmiş ise de, davalı tarafın vergisel yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya geç yerine getirmesi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı pişmanlık zammına ilişkin tutarın davalının sorumluluğunda olduğu ve sözleşmenin 5. maddesi uyarınca hizmet bedellerinde KDV dahil olarak anlaşma yapıldığı, davacının bu anlaşmadaki miktara uygun olarak fatura düzenleyerek davalıdan alacak talebinde bulunabileceği anlaşılmakla davacı alacağından davalı tarafça takasa konu edilebilecek bir bedel bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebine itibar edilmemiştir. Davacı defter ve kayıtlarına göre denetime elverişli şekilde hesaplama içeren bilirkişi raporu uyarınca davacı asıl alacağının takip tarihi itibariyle davalı tarafça yapılan ödemeler de dikkate alınarak 17.267,18 TL olmasına göre İlk Derece Mahkemesince bu bedel üzerinden asıl alacağı hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebine itibar edilmemiştir. 6102 sayılı TTK'nın 1530/4 maddesinde; \"Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır:a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda,b) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda...\" düzenlemesi yer almaktadır.  Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.03.2025 tarih ve 2025/323 E., 2025/995 K. sayılı ilamı:\"Temerrüt faizi başlangıç tarihi yönünden; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle;  borçlu temerrüde düşmüş olur (TBK'nın 117. madde). Kesin vade olmadığı gibi temerrüde düşüren ihtarname de çekilmeden icra takibi yapılmış ise takip tarihinde temerrüt gerçekleşir (11.12.1957 tarih, 17/29 sayılı İBK). Temerrüde esas icra takibi de bulunmuyorsa dava tarihinde temerrüt gerçekleşir.Kesin vadeden söz edilebilmesi için taraflarca  kararlaştırılan ifa gününün takvime bakıldığında tarih olarak açıkça belirli olması veya kesin olarak hesaplanabilir olması gerekir. Sözleşmede hakedişlerin hangi aylarda ve tarihlerde düzenleneceği açıkça belirtilmediğinden, belirli olmayan hakediş tanzim tarihleri başlangıç alınarak belirlenen ödeme süresi de kesin vade sayılamaz. Sözleşmede kararlaştırılan süre, borcun ifa edileceği günü (kesin vadeyi) değil, borcun muaccel (istenebilir) hale geldiğini gösterir.Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki sözleşmenin 11. maddesinde ödeme yeri ve şartları düzenlenmiş olup 12.1. maddede \"Ödemeler aylık hakedişler tahakkuka bağlandıktan sonra 90 takvim günü içerisinde yüklenicinin banka hesabına EFT yoluyla aktarılacaktır\" hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm takvim olarak belli bir tarihi göstermediğinden belirtilen ödeme tarihi kesin vade niteliğinde değildir. Kesin vade bulunmadığı için 90 günlük süre sonunda temerrüt gerçekleşerek  temerrüt faizi işlemeye başlamış değildir. Mahkemece sözleşmenin 8. maddesine göre Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin daha öncelikli olduğu ve şartname hükmü nedeniyle 30 günlük ödeme sürelerinin dışında kalan ödemelerin gecikmiş ödeme olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiş ise de bu süre de belli bir tarihi göstermediğinden kesin vade değildir.Kaldı ki şartname sözleşmenin eklerinden olan sözleşme tasarısına göre daha öncelikli ise de taraflar arasında imzalanan sözleşmeye göre daha öncelikli değildir. Bu durumda uyuşmazlığın sözleşme hükmüne göre çözümlenmesi gerekir.\"şeklindedir.Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 06.12.2012 Tarih ve 2012/12679 E., 2012/18618 K. ilamı:\"Taraflar arasındaki uyuşmazlık vade farkı faturasından kaynaklanmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel  Kurulu’nun 27.06.2003 tarih, 2001/1 Esas, 2003/1 karar sayılı  kararına göre, vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bu sözleşme ya da teamül haline gelmiş fiili  bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekmektedir. Taraflar arasında vade farkı ile ilgili yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davacının vade farkı talep edebilmesi için taraflar arasında bu konuda teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız ödenmiş olması gerekmektedir. Dairemizin  istikrarlı uygulaması da bu yöndedir...\"şeklindedir. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşmenin yukarıda yer alan 7. maddesinin faturaların tevdi tarihinden itibaren ayın belirli günleri için ödeme yapılmasını içerdiği, takipteki borcun sebebi faturanın ise hangi tarihte davalıya tevdi ediliğinin sabit olmadığı anlaşılmakla bu kapsamda kesin bir vade ile bu vadeye bağlı davalının temerrütünden söz edilemeyecektir. Fatura üzerindeki davacı tarafça tek taraflı eklenen vade farkı uygulanacağına yönelik kaydın da taraflar arasında bu yönde bir sözleşme ve teamül olmaması nedeniyle geçerli olmayacağı anlaşılmıştır. Bu kısımlar yönünden davalının temerrüte düşürülmediği anlaşılmıştır. Davacı tarafça istinaf dilekçesinde bu kısımlar haricinde TTK'nın 1530. maddesi uyarınca faiz talep edilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu bildirilmiş ise de TTK 1530/4 maddesi uyarınca davalının mütemerrit sayılması için, faturaların düzenlenmesi değil davalıya ulaşması veya hizmetin teslim alındığı tarihin tespiti gerekmektedir. Ancak söz konusu farklı tarihlerdeki KDV alacaklarının toplamını içeren faturaya dayanak önceki tarihli faturalardaki hizmetin davacıya teslim tarihine ilişkin herhangi bir bilgi, belge dosyaya sunulmadığı, davalının takip öncesinde temerrüde düştüğü ispatlanamadığından davacı vekilinin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Dava konusu fatura alacağının sözlemeye bağlı alacak niteliği dikkate alındığında likit nitelikte olduğu ve reddedilen kısım yönünden davacı tarafın kötü niyetle icra takibi başlattığının kanıtlanamadığının anlaşılması karşısında İlk Derece Mahkemesince kabul edilen kısım üzerinden icra inkar tazminatına hükmetmesi ile reddedilen kısım yönünden kötü niyet tazminatına hükmetmemesinde isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebine itibar edilmemiştir. Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanunun 353/1.b.1 alt bendi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Tarflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf başvurma harçlarının Hazineye irat kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının davacı tarafından yatırılan 162,10 TL 'nin mahsubu ile bakiye 453,30 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının davalı tarafından yatırılan 293,55 TL 'nin mahsubu ile bakiye 321,85 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,5-İstinaf yargılama giderlerinin tarafların üzerinde bırakılmasına, 6-Yatırılan gider avansından kalan kısmın ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine,7-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Kanunun 362/1.a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 07/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0f6314e1c7effab3","SID":"9dde8d1e8225759c"}}