{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1136 <br>KARAR NO:2025/549<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:26/03/2021<br>NUMARASI:2019/141 Esas 2021/272 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Alacak (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:14/05/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 352. Maddesi uyarınca dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile;  davacı müvekkili ...'un ... Barosu'na kayıtlı bir avukat olduğunu, davalı... Sigorta A.Ş ile 05.03.2012 tarihinde ... poliçe numaralı \"Avukat Mesleki Sorumluluk Sigorta Poliçesi\" akdettiğini, söz konusu sözleşme ile müvekkilinin mesleki çalışmalarında kendisine karşı ileri sürülebilecek hak ve alacak taleplerine karşı koruma altına alındığını, müvekkilinin eski müvekkili ... tarafından azledildiğini ve uğradığını düşündüğü hak ihlalleri nedeniyle müvekkili hakkında Savcılığı suç duyurunda bulunduğunu, aynı zamanda ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/178 Esas sayılı dosyası ile zarar ziyan iddiasına ilişkin alacak davası açtığını, bu davada müvekkili ... tarafından üçüncü kişi konumunda olan ... Sigorta A.Ş'ye davanın ihbar edildiğini, bu süreçte davalı... Sigorta A.Ş'nin bilgilendirildiğini, şirket tarafından... dosya numarası ile hasar dosyası açıldığını, müvekkilinin ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/178 Esas sayılı dosyasına konu alacağı ile ilgili dava dışı ... ile anlaşma yoluna gitmek suretiyle 17.03.2017 tarihinde kendisine 150.000,00.-TL ödeme yapmak zorunda kaldığını ve anlaşma neticesinde ...'ün davadan feragat ettiğini, davalı şirket ile yapılan Avukat Mesleki Sorumluluk Sigorta Poliçesinde teminat limitinin olay başına 150.000,00.-TL ve her hasarda uygulanacak muafiyetin 1.000,00.-TL olduğunu, davalı ... ile akdedilen sigorta poliçesinde üçüncü şahıslar tarafından yapılan tazminat talepleri nedeniyle müvekkilinin uğrayacağı zararları sigorta şirketinin tazmin edeceği açıkça hüküm alına alınmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından bu yükümlülüğünün yerine getirilmediğini beyan ederek 149.000,00 TL tazminatın 17/03/2027 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesi ile; zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının tazminat talebinin reddinin haklı sebeplere dayalı olduğunu, TTK 1476/4 maddesi uyarınca talebin reddinin gerekeceğini, davacının yapmış olduğu ödemenin bir yargı kararına dayanmadığını, davacının huzurdaki davaya konu taleplerine dayanak olarak iddia ettiği zararlar poliçesinin tanzim edildiği sırada davacı sigortalı tarafından bilindiğini, davacının açıkça TTK. 1435, 1436 ve 1437. maddelerine aykırı hareket ettiğini bu sebepten dolayı müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, mesleki sigorta sigortası ile sigortacı, sigortalının sözleşme yapıldığı sırada henüz gerçekleşmemiş riziko ya poliçe düzenlendikten sonra gerçekleşmiş olsa bile sigorta süresi içinden gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat ödemeyi taahhüt edildiğini, sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar sözleşmenin değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise önemli kabul edileceğini, sigortacı tarafından sözleme öncesi düzenlenen formda yazılı olarak sunulmuş olan hususların önemli kabul edilmesi gerektiğinin izahta vareste olduğunu, davacının 2006 yılından beri müvekkili ...'e ait alacak dosyalarındaki mevcut ya da muhtemel hak kayıpları ile ilgili doğru beyan yükümlülüğünü ihlal etmemiş olsa idi bu durumda sigorta poliçesinde uygulanan teminat ve primlendirme şartlarının mevcut uygulanandan farklı olacağını, TTK. 1435, 1436, 1437 VE 1473 .maddelerinin sigortalının beyan yükümlülüğünü düzenlendiğini, poliçenin düzenlendiği sırada sigortalı tarafından bilinen mevcut gerçekleşmiş zararların artık muhtemel riziko olarak kabul edilemeyecek olmaları nedeniyle TTK madde 1458 uyarınca dava konusu poliçenin geçersiz olacağını, bu sebeple huzurdaki davadaki davacı taleplerinden müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunda gidilemeyeceğini, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/178 Esas sayılı dosyasından alınan rapora göre dava dışı ...'ün davacı sigortalıdan talep edebileceği zarar miktarı olarak toplam 304.159,47.-TL belirlenmesine rağmen müvekkili dava dışı ...'ün dava sigortalı olarak tam sigorta teminat limiti olan 150.000,00.-TL üzerinden sulh ve feragat yapmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, son derece şüpheli bir işlem olduğunu, meydana gelen olayın 3.kişi olan müvekkilini borç altına sokan bir anlaşma izlenimi uyandırdığını, bu durumun TMK'nun 2. maddesine açıkça aykırı olduğunu iddia ve beyan ederek davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddine, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, \"TTK'nin 1482. maddesine göre sorumluluk sigortalarında sigortacıya yöneltilecek tazminat talepleri sigorta konusu olaydan itibaren 10 yılda zamanaşımına uğradığından davalının zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir.Davacının eski müvekkili ... tarafından azledildiği ve davacı aleyhine ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/178 Esas sayılı dosyası ile zarar ziyan iddiasına ilişkin alacak davası açıldığı, dava dışı ... tarafından ... 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde görülen davaya ilişkin 17.03.2017 tarihinde ibraname düzenlendiği ve  dava dışı ... vekili tarafından tarafların sulh olduklarından bahisle davadan feragat edildiği, Mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine karar verildiği ve kararın 24/04/2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. TTK 1476.maddesi gereğince sigortacının onayını almadan sigortalının yaptığı sulh sözleşmesi, bildirimden itibaren onbeşgün içinde onay verilmemişse, sigortacıya karşı geçersizdir; sigortacı haklı olmayan sebeplerle sulhe onay vermekten kaçınamaz. Anılan husus poliçenin rizikoya ilişkin olarak sigorta ettirenin ve sigortalının yükümlülükleri başlıklı B.2-d bendi ile de tekrar edilmiş olup anılan madde hükmüne göre \"Sigortacının yazılı onayı olmadıkça, sorumluluğu veya tazminat talebini kısmen veya tamamen kabul etmemek, ödeme taahhüdünde bulunmamak, zarar görenlere herhangi bir tazminat ödemesinde bulunmamak\" hususu kararlaştırılmıştır. Dosya kapsamında 17.03.2017 tarihli ibraname ile ilgili onay alındığına ilişkin bir evrakın bulunmadığı anlaşılmaktadır.Davacının, davalı sigortacı bilgilendirilmeden ibraname ile tazminat ödemesinde bulunduğu, bu hali ile poliçe hükümleri uyarınca tazminat isteminin yerinde olmadığı ve TTK. Madde 1476 maddesinin 4.fıkrasına göre davalının sorumlu olmadığı\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde;dava dosyası kapsamında TTK'nın 1476. Maddesinin uygulanması için birtakım şartların birlikte bulunması gerektiğini, salt kanun maddesinin gerekçesi irdelenmeden veya kanun maddesinin amacı değerlendirilmeden lafzi şekilde hükme konu edilmesi hukuk devleti açısından kabul edilebilir bir durum olmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 'nun 313/1. Maddesinde \"Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir.\" denildiğini, buna mevcut bir sulh sözleşmesinin bulunması için bunun mahkeme huzurunda yapılması, aksi halde geçersiz olacağı ilgili madde hükümleri gereğince belirlendiğini, ayrıca konudan bağımsız bir şekilde karşımıza çıkabilecek savunmalara ilişkin şunu da belirtmek gerekir ki dava dışı sulh durumunda da dosyaya geçerli bir sulh sözleşmesinin sunulması, buna istinaden de dosya esasının sulh nedeniyle sonuçlanması gerektiğini, ancak ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/178 E. Sayılı dosyası feragat nedeni ile sonuçlandığını, gerek dosya içerisinde geçerli bir sulh sözleşmesinin bulunmaması, sulh sözleşmesinin kurallarının mevcudiyeti ve istisnai durumlara da dikkate alındığında dosya içerisinde TTK 1476/4. Maddesi içeriğinde yer alan \"sulh sözleşmesi\" ibaresini karşılayacak hükmün, belgenin ve içeriğin bulunmadığı da değerlendirilecek dosya kapsamının kanun metni lafzını karşılamadığı ortada olduğunu,Kabul anlamına gelmemekle TTK'nın 1476/4. maddesinin gerekçe yönünden de uygulanamayacağı açık olduğunu, maddenin gerekçesine bakıldığında söz konusu düzenleme ile sigortacının hakkının korunmasının amaçlandığı, sigortalı ile üçüncü kişi arasında yapılacaak muvazaalı ve kötü niyetli işlem ile sigortacının zarara uğramasının önüne geçilmesinin amaçlandığını, ancak müvekkili tarafından muvazaalı ve sigortacıyı zarara uğratmaya yönelik bir işlemin yapılmadığına ilişkin ...3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/352 E. Sayılı dosyası kapsamında müvekkil görevi kötüye kullanma suçundan yargılandığını ve hakkında HAGB kararı verildiğini, dolayısıyla müvekkilin dava süreci içerisinde kötü niyetle hareket ettiğine ilişkin hiçbir eylemi bulunmadığını, müvekkil mesleki tecrübesi ve dosya kapsamı gereğince 171.713,37 TL üzerinden tazminat hükmünü öngörmüş ve 150.000 TL üzerinden dosyanın kapanmasını sağladığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, mesleki sorumluluk sigortası ile sigortalı davacı avukatın mesleğini ifa ettiği sırada sebep olduğu ve tazmin ettiği zararın, sigortacı tarafından kendisine ödenmesi istemine ilişkindir.Dosya kapsamına göre; ... A.Ş. Tarafından 05/03/2012 tarihinde 05/03/2012-2013 tarihlerini kapsar şeklinde \"Avukat Mesleki Sorumluluk Sigorta Poliçesi\" düzenlendiği, teminat limitinin olay başına ve yıllık 150.000,00 TL ile sınırlı olduğu, geriye dönük teminat başlangıç tarihi; poliçe başlangıç tarihinden 5 yıl öncesi olup geriye dönük teminat, bir ihmal, hata ya da eksikliğin 05/03/2007 tarihinde ya da bu tarihten sonra gerçekleşmesi ve poliçe dönemi veya uzatılmış ihbar süresi içinde bir tazminat talebine yol açması gerektiği anlamına geleceği kararlaştırılmış olup poliçenin Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına tabi olduğu belirtilmiştir.Dosya kapsamına göre; dava dışı ...'ün,  ... ... Noterliği'nin 31/07/2012 tarih ... yevmiye nolu azilname ile davacı  avukatı, vekillikten azlettiği, ... ... Noterliği'nin   31/07/2012 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile tahsil edilmek üzere teslim edilen çeklerden dolayı başlatılan takiplerin, zamanaşımına uğraması ve takipsiz bırakılmasından dolayı düşmesi nedeniyle uğranılan zararların tazmini talep edildiği, akabinde uğranılan zararın tazmini amacıyla ... 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde görülen davada, davacı ... sunmuş olduğu ıslah dilekçesi ile son bilirkişi raporu doğrultusunda alacak talebini 171.713,37 TL'yı çıkardıktan sonra 17/03/2017 tarihli dilekçesi ile \" davalı tarafla anlaştığını, bu anlaşma neticesinde; davalı ...'dan 150.000,00 (yüzellibin) TL' yi teslim aldığını, başkaca bir alacağının ve talebinin bulunmadığını, iş bu sebeplerle davalılar aleyhine açmış olduğu davadan sulh olma sebebiyle feragat ettiğini\" bildirmesi üzerine açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği görülmüştür... 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/352 E. 2015/461 K. 17/12/2015 tarihli kararı ile; davacı avukat ile birlikte dava dışı avukat ... hakkında, bir kısım alacakların tahsili için, ... ... ve ..., ..., ..., ... (yenilenme sonrası ...) ... ve ... (yenilenme sonrası ...) ve aynı yer ... sayılı dosyaları ile ... sayılı dosyaları üzerinden yürüttükleri icra takipleri sırasında, gerçekleştirdikleri harici tahsilatlardan müvekkilleri müştekiyi haberdar etmeyerek tahsil ettikleri paraları uhdelerinde tuttukları gibi, bir kısım icra dosyalarını da yeteri kadar takip etmeyerek işlemden kaldırılmalarına sebebiyet verdiklerinden bahisle \"Görevi Kötüye Kullanma, Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma\" şuçlaması nedeniyle açılan kamu davasında; \"Sanıklar hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu açısından yapılan değerlendirmede, dosyaya celp edilen icra dosyaları iddia ve savunma ile müştekinin aynı yöndeki iddialarına dayalı olarak ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/178 esas sayılı dosyasında alınan olaya uygun yeterli bilirkişi raporu doğrultusunda tahsilat yapılan dosyalardan alacaklıya vekalet ücreti düştükten sonra bakiye kısmın teslim edildiği ve ibranamelerin alındığı, tüm dosya kapsamına göre sanıklar tarafından tahsil edilip davacıya ödenmemiş herhangi bir icra tahsilatının bulunmadığı anlaşıldığından sanıkların bu suçtan beraatlerine,Sanıklara atılı görevi kötüye kullanma suçu açısından yapılan değerlendirme de ise, sanıkların 2006 yılından itibaren katılanın vekili sıfatıyla katılanın alacaklarına ilişkin icra takip dosyalarını ve davalarını takip ettikleri, gerek mahkememizce yapılan dosya incelemeleri gerekse de ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesindeki yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dosyaları işlemsiz bırakarak işlemden kaldırılmalarına ya da kamu görevlisi olan borçlulara yönelik olarak maaş haczi yoluna başvurmayarak alacağın tahsilini sekteye uğrattıkları, katılanın her iki sanığa da vekaletname verip her iki sanıkla da işlerin takibi konusunda anlaşmış olması sebebiyle her iki sanığın da bu eylemlerden sorumlu olduğu, sanıkların icra takip dosyalarını işlemsiz bırakmaları, alacağın tahsiline yönelik olarak rutin hukuksal yollara başvurmamaları suretiyle görevlerini ihmal suretiyle kötüye kullandıkları anlaşıldığından ayrı ayrı mahkumiyetlerine\" karar verilmiştir.Mahkemece, davacının, davalı sigortacı bilgilendirilmeden ibraname ile tazminat ödemesinde bulunduğu, bu hali ile poliçe hükümleri uyarınca tazminat isteminin yerinde olmadığı ve TTK. Madde 1476 maddesinin 4.fıkrasına göre davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de TTK'nın sorumluluk sigortasına ilişkin hükümlerin düzenlendiği kısımda \"Bildirim Yükümlülüğü\"  başlıklıklı \"MADDE 1475- (1) Sigortalı sorumluluğunu gerektirecek olayları, on gün içinde, sigortacıya bildirir. (2) Sigortalı kendisine yöneltilen istemi, aksi kararlaştırılmamışsa derhâl sigortacıya bildirir. Bu bildirim üzerine veya zarar görenin sigortacıya doğrudan başvurması hâlinde 1427 nci madde uygulanır.(3) Bildirim yükümlülüğünün ihlali hâlinde, 1446 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri kıyas yolu ile  uygulanır.\"Sigortacının Yardımları\" başlıklı MADDE 1476- (1) Sigortacı, 1475 inci maddeye uygun olarak bildirimde bulunulması tarihinden itibaren beş gün  içinde, zarara uğrayanın istemleriyle ilgili olarak ve sigortalının adına, fakat sorumluluk ve tüm giderler kendisine ait olmak üzere, gerekli hukuki işlemlerin gerçekleştirilip, kararların alınmasını ve ayrıca savunmaya yardımda bulunmayı üstlenip  üstlenmeyeceğini sigortalıya bildirir; aksi hâlde bu maddenin dördüncü fıkrası uygulanır.(2) Birinci fıkrada belirlenen sürenin sonuna kadar yapılması zorunlu işlemleri sigortalı yürütür.(3) Sigortacı birinci fıkra anlamında üstlenmede bulunmuşsa, sigortalının hak ve menfaatlerini gözetir.(4) Sigortacı bildirimde bulunmamışsa, sigortalı aleyhine kesinleşen tazminatı öder. Ancak, sigortalının sigortacının onayını almadan yaptığı sulh sözleşmesi, bildirimden itibaren onbeş gün içinde onay verilmemişse, sigortacıya karşı geçersizdir; sigortacı haklı olmayan sebeplerle sulhe onay vermekten kaçınamaz.\"Riziko Gerçekleştiğinde' başlıklı MADDE 1446- (1) Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir.(2) Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin yapılmaması veya geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa, kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilir.(3) Sigortacı rizikonun gerçekleştiğini daha önce fiilen öğrenmişse, ikinci fıkra hükmünden yararlanamaz\"Tazminat ödeme borcu\" Genel Olarak\" başlıklı MADDE 1427- (1) Aynen tazmine ilişkin sözleşme yoksa sigorta tazminatı nakden ödenir.(2) Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya  verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde ... ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. ... sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez\"  hükümlerine yer verilmiştir. Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; TTK 1476/4 fıkrasında, davacı sigortalının kendisine yöneltilen davada, kendi sigortacısının onayını almaksızın sulh olarak yapmış olduğu ödemenin, davalı ... şirketini bağlamayacağı düzenlenmiştir. Aksi halde  gerçekleşen rizikodan dolayı ödeme yapılmayacağı anlamı taşımaktadır. Diğer bir ifade ile poliçede kararlaştırılan rizikonun meydana geldiği ve zararın oluştuğunun tespiti durumunda davalı sigortacının tazminat yükümlülüğü devam etmektedir. Söz konusu poliçede, Tazminat Talebi; sigortalının, poliçede tanımlı mesleki hizmetlerini ifa ederken gerçekleşen ya da iddia edilen ihmal ya da eksikliğinden doğan görev aksatma, hata, yanlış beyanda bulunma, hatalı veya yanıltıcı beyan verme, gizliliğin ihlali veya mesleki hizmeti yerine getirmeme nedeniyle meydana gelmiş, poliçe süresi içinde yapılmış ve sigortacıya poliçe süresi veya uzatılmış ihbar süresi içinden yazılı olarak ihbar edilmiş ve söz konusu ihmal hata ya da eksiklik ilk olarak geri dönük teminat başlangıç tarihinde ya da bu tarihten sonra ancak poliçe bitiş tarihinde önce meydana gelmiş ise; gerçek ya da iddia edilen yasal yükümlülükten doğan kayıp için Üçüncü Şahışlar tarafından sigortalıya yapılan herhangi bir tazminat talebiyle ilgili olarak sigortacı sigortalının zararının tazmin edeceği kararlaştırılmıştır. Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın \"A.1. Sigortanın Konusu\" başlıklı maddesinde; \"Bu sigorta sözleşmesi ile sigortalının poliçede belirtilen ve ilgili taraflarca konusu tarif edilerek sınırları çizilen mesleki faaliyeti ifa ederken; a) Sözleşme süresi içinde meydana gelen olay sonucu doğan ve sorumluluk hükümleri uyarınca tazmini sözleşme süresi içinde ya da sonrasında talep edilen zararlara karşı veya,b) Sözleşme yapılmadan önce veya sözleşme yürürlükteyken meydana gelen olay nedeniyle, sadece sözleşme süresi içinde sigortalıya karşı ileri sürülebilecek taleplere karşı, sözleşmede belirtilen miktara kadar isteme ilişkin makul giderleri de içerecek şekilde teminat verilir. Taraflar, (a) ve (b) bentlerinden birini içerecek şekilde sözleşme yapabilecekleri gibi, her ikisini içerecek şekilde desözleşme yapabilir.\",Yine Genel Şartların \"B.1. Rizikonun Gerçekleşmesi\" başlıklı maddesinde;\"Sözleşmenin;- A.1.'in (a) bendinde belirtilen şekilde yapılması halinde, sigortalının, sözleşme süresi içinde yürüttüğü mesleki faaliyeti dolayısıyla, gerek sözleşme dönemi gerekse sözleşmenin bitiminden itibaren iki yıl içinde başkalarının zarara uğraması sonucunda,- A.1.'in (b) bendinde belirtilen şekilde yapılması halinde bir yıldan az olmamak kaydıyla sözleşme yapılmasından önce veya sözleşme yürürlükteyken meydana gelen olaya bağlı olarak;a) Sigortacının bilgisi ve yazılı muvafakati dahilinde olmak koşuluyla sigortalı tarafından ödeme yapılması veya,b) Sigortacının, sigortalıya ayrıca hukuki yardımda bulunmayı da üstlendiği mesleki sorumluluk sigortalarında, tebligat ile davanın veya hukuki takibin öğrenilmesiyle,c) Zararın gerçekleştiğinin ve bu zararın sigortalının sorumluluğundan kaynaklandığının mahkeme tarafından karar altına alınması hallerinde riziko gerçekleşmiş olur.\" hükmü yer almaktadır. 6102 sayılı TTK'nın \"Sözleşmenin Konusu Ve Kapsamı\" başlıklı 1473/1.maddesi; \"Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder.\" şeklindedir.Poliçenin düzenlendiği tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 1279.maddesinde; \"Mukavelenin yapıldığı sırada sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimse, rizikonun gerçekleşmiş olduğunu yahut sigortacı rizikonun gerçekleşmesi imkanı kalmadığını bilmekte iseler sigorta mukavelesi hükümsüzdür; şu kadar ki; birinci halde sigortacı sigorta primini isteyebilir.\" hükmü yer almaktadır. 6102 sayılı TTK'nın \"Geçmişe Etkili Sigorta\" başlıklı 1458.maddesinde ise benzer şekilde; \"Sigorta, sigorta koruması sözleşmenin yapılmasından önceki bir tarihten itibaren sağlanacak şekilde yapılabilir. Ancak, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmış olduğu, sözleşmenin yapılması sırasında, sigortacı ile sigorta ettiren ve sigortadan haberi olmak şartıyla, sigortalı tarafından biliniyorsa sözleşme geçersizdir. Rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalktığının sigorta ettiren veya sigortalı tarafından bilinip sigortacı tarafından bilinmediği durumlarda, sigortacı sözleşme ile bağlı olmamakla birlikte, ödenmesi gereken primin tamamına hak kazanır.\" hükmüne yer verilmiştir. Kanun'da, mal sigortalılarına ilişkin getirilen bu hüküm, TTK'nın \"Sorumluluk Sigortalarına Uygulanacak Hükümler\" başlıklı 1485.maddesinin atfıyla sorumluluk sigortaları yönünden de aynen geçerlidir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/03/2021 tarihli 2020/11-655 E. 2022/1349 K. sayılı kararında; \"...Sorumluluk sigortaları, TTK’nın 1473 ve devamındaki maddelerde detaylı olarak düzenlenmiş ilk kısımda sorumluluk sigortalarına dair genel şartlar, ikinci kısımda ise zorunlu sorumluluk sigortalarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Sorumluluk sigortaları, sigorta ettirene veya başkası lehine sigorta hâlinde sigortalıya, zarar gören kişi tarafından tazminat istemi yöneltilmesine karşı koruma sağlayan sigortalardır. Sigortacı koruma sağlama edimi gereğince sigorta ettirenin mal varlığında gerçekleşen ve gerçekleştiği öne sürülen belirli bir sorumluluk sebebi dolayısıyla ortaya çıkmış olan parasal yükü karşılamaktadır. Başka bir deyişle zarar sigortası niteliğinde olan sorumluluk sigortalarında da sigortacı ancak sigorta ettirenin malvarlığında bir kötüleşmeye veya kötüleşme tehdidine maruz kaldığı takdirde koruma edimini yerine getirecektir.Tüm sigorta sözleşmelerinde olduğu gibi sorumluluk sigortası sözleşmesinde de riziko; gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan, ancak gerçekleşmesi hâlinde zarar veya ekonomik bir ihtiyaç doğuran olaydır. Rizikoyu teşkil eden olay, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olamaz (TTK m. 1404). Ancak sorumluluk sigortalarında rizikonun tespiti diğer sigortalara nazaran daha karmaşık bir yapıya sahiptir; zira sorumluluk sigortalarında riziko, sigorta koruması altına alınan kişinin sıfatı, etkinlikleri ve özellikleri gibi hususlar dikkate alınarak belirlenir. Bu yüzden sorumluluk sigortaları en fazla çeşidi bulunan sigorta olup, çok farklı gereksinimler için farklı ürünler ortaya çıkmıştır (Ünan, Samim: Türk Ticaret Kanunu Şerhi Sigorta Hukuku C. II, İstanbul, 2016, s. 267). Bütün sorumluluk sigortalarında sigorta teminatı belirli bir süre ve belirli bir coğrafya ile sınırlı olarak verilmektedir. Başka bir deyişle sigorta korumasından yararlanabilmek için rizikonun sözleşmede öngörülen süre zarfında ve yine sözleşmede öngörülen coğrafi sınır dâhilinde gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu kapsamda sorumluluk sigortaları alanında rizikonun zaman bakımından sigorta korumasına dâhil sayılmasına ilişkin değişik esaslar ortaya çıkmıştır. Bunların arasında ülkemizde de yaygın şekilde kullanılan “olay”, “zarar” ve “talep” esaslarına tabi sözleşmeler ön plana çıkmaktadır (Ünan, s. 268).Olay esasına göre kurulmuş sorumluluk sigortası sözleşmelerinde sigortacının koruma sağlama edimi olayın (sigorta ettirenin sorumluluğuna yol açan veya açtığı öne sürülen hukuka aykırı davranışın) sigorta süresi içinde meydana gelmiş olmasına; zarar esasına göre kurulan sözleşmelerde ise zararın sigorta süresi içinde ortaya çıkmış bulunmasına bağlıdır. TTK’nın 1473/1. maddesinde taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, sorumluluk sigortalarında riziko anı için olay esasını benimsemiştir. Anılan madde; “Sigortacı sorumluluk sigortası ile sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere olay esaslı sigortalarda zararın ne zaman gerçekleştiği önem taşımamakta, sadece zarara sebep olan olayın sözleşme süresi içinde (veya geçmişe etkili sigorta teminatı söz konusu ise olayı bilmemek kaydıyla bu süre içinde) meydana gelmesi aranmaktadır. Başka bir deyişle olay esaslı sorumluluk sigortalarında olay sözleşme süresi içerinde gerçekleşmiş ise zarar ve tazminat talebi sigorta sözleşmesinin süresinden sonra söz konusu olsa dahi teminat kapsamında kalmaktadır. Bu aşamada vurgulanması gerekir ki; sorumluluk sigortasında rizikonun gerçekleşme anı “olay”, “zarar” veya “talep” esaslarından biri üzerine kurulmuş olabileceği gibi karma şekilde de sözleşme içeriğine dâhil edilmiş olabilir.Talep esasına (claims made) göre kurulan sorumluluk sigortası sözleşmelerinde riziko, zarar gören tarafından sigorta ettiren aleyhine talepte bulunulduğu anda gerçekleşmiş sayılmaktadır. Bu sözleşmelerde sözleşme süresi içinde sigorta ettirene karşı ileri sürülmüş olan talebin sözleşme kurulmadan önce meydana gelen bir olay veya zararla ilgisi olması mümkündür. Bu sözleşmelerde yıllar önce gerçekleşen bir olaydan dolayı yıllar sonra ortaya çıkan zarar nedeniyle sigorta ettirenden sözleşme süresi içinde talepte bulunulması imkânı vardır. Bu durum sigortacı açısında öngörülemezlik içerdiği için bu tür sorumluluk sigortalarında zarar ve zararı doğuran olay bakımından “geçmişe etki tarihi” öngörülmekte ve sigortacı bu tarihten daha önceki olaylarla ilgili talepleri koruma dışında bırakmaktadır. Geçmişe etki tarihi, talep (yani burada riziko) bakımından değil sadece sorumluluğa yol açan olay veya zararlar bakımından rol oynamakta geçmişe etki tarihi içinde ve fakat sözleşme kurulmadan önce ileri sürülen talepler (rizikolar) koruma dışında kalmaya devam etmektedir. Bu açıdan sadece sorumluluğa yol açan olay ve zararlara ilişkin olarak geçmişe etkili tarihi içeren talep esasına dayalı sorumluluk sigortaları “geçmişe etkili sigorta” olarak nitelendirilemez (Ünan, Samim: İsteğe Bağlı Genel Sorumluluk Sigortasında Riziko, İstanbul, 1998, s. 32). Talep esasına göre kurulan bu sözleşmelerde zararın mutlaka sigorta ettirenden ihtar, icra takibi veya mahkeme yoluyla talep edilmesi gerekmemektedir. Zarar gören sözlü olarak da zararını talep edebileceği gibi, zarar görenin olayı ve zararı sorumlu olduğundan bahisle sigorta ettirene bildirmesi de zararın talep edildiği anlamına gelmektedir.Bununla birlikte TTK’nın 1486. maddesinde emredici niteliği vurgulanan aynı Kanun’un “Geçmişe Etkili Sigorta” başlıklı 1458. maddesinin ikinci cümlesi gereğince kural olarak sigorta sözleşmesinin yapıldığı sırada gerçekleşmiş olan ya da gerçekleşme ihtimali ortadan kalkmış olan riziko sigorta edilemez. Anılan düzenleme; “Ancak, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmış olduğu, sözleşmenin yapılması sırasında, sigortacı ile sigorta ettiren ve sigortadan haberi olmak şartıyla, sigortalı tarafından biliniyorsa sözleşme geçersizdir.” hükmünü haizdir. Buna göre sigorta ettiren, sigortadan faydalanan kimse ile sigortacı, sözleşmenin yapıldığı sırada rizikonun gerçekleştiğini veya gerçekleşme ihtimalinin olmadığını bilmiyorsa sözleşme geçerli olacak, aksi hâlde sözleşme geçersiz olacaktır. Başka bir deyişle sigorta ettiren sigorta yapıldığı sırada rizikonun gerçekleşmiş olduğunu biliyorsa kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım, sigorta sözleşmesinin bütünüyle geçersiz sayılmasıdır. Dolayısıyla burada “sözleşmenin konusunun objektif olarak imkânsız hâle gelip gelmediği” değil, “tarafların sübjektif bilgisi dâhilinde ifasının mümkün olup olmadığı” tek başına önem taşımaktadır. Ayrıca sigortacı veya acentesi rizikonun gerçekleşme ihtimalinin kalmadığını sözleşme kurulurken biliyorsa ve buna rağmen sözleşmeyi yapmış olsa dahi sözleşme yine de hükümsüz sayılmaktadır. Dolayısıyla sorumluluk sigortalarında da sözleşmenin kurulduğu esas (olay, zarar veya talep) itibariyle rizikonun gerçekleşme anı sözleşme süresinden önce ise ve sigorta ettiren de bu durumu biliyorsa sözleşme hükümsüz olacaktır. Sorumluluk sigortasının bir türü olan mesleki sorumluluk sigortası ile belirli bir öğrenim sürecinden geçerek meslek sahibi olmuş kişilerin mesleki faaliyetleri sırasında üçüncü kişilere verdikleri zarardan doğan sorumluluğu sigorta himayesi kapsamına alınmaktadır. Gerçekten de uzmanlık gerektiren meslekleri icra eden kişilerin icra ettikleri mesleğin mahiyeti ve türü ne olursa olsun, mesleğin icrası sırasında neden olunan zararlardan doğabilecek olan sorumlulukları dolayısıyla tazminat talebiyle karşılaşma rizikosunun, sorumluluk hukuku prensiplerinden taviz vermeksizin, sigorta himayesine alınması en uygun çözümdür. Mesleki sorumluluk sigortaları, sağlık ile ilgili meslekler, yapı ve yapım ile ilgili meslekler, hukukçular, ticari ve malî işlerle ilgili meslekler gibi geniş bir alana yayılmıştır. Avukatlık mesleki sorumluluk sigortası için de uygulanacak olan Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, tarafların anlaşmasına göre olay ve talep esasları gözetilerek iki farklı şekilde sigorta sözleşmesi yapılmasına olanak tanımaktadır. Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A.1.a. maddesinde olay esaslı yapılan sigorta sözleşmeleri ile “sözleşme süresi içinde meydana gelen olay sonucu doğan ve sorumluluk hükümleri uyarınca tazmini sözleşme süresi içinde ya da sonrasında talep edilen zararlara karşı” teminat sağlanmakta; A.1.b. maddesinde ise talep esaslı yapılan sigorta sözleşmeleri ile “sözleşme yapılmadan önce veya sözleşme yürürlükteyken meydana gelen bir olay nedeniyle, sadece sözleşme süresi içinde sigortalıya karşı ileri sürülebilecek taleplere karşı sözleşmede belirtilen miktara kadar isteme ilişkin makul giderleri de içerecek şekilde” teminat sağlanmaktadır. Taraflar bu iki durumdan birini içerecek şekilde sözleşme yapabilecekleri gibi her ikisini içerecek şekilde de sözleşme yapabilirler. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında ilk olarak 26.04.2011 tarihli Avukatlık Mesleki Sigorta Poliçesinin düzenlendiği, sigortanın başlangıcının 26.04.2011 günü ve saat 12:00, bitiminin ise 26.04.2012 günü ve saat 12:00 olarak belirlendiği, sözleşmenin talep esasına (claims made) dayalı olarak yapıldığının özellikle belirtildiği, bu itibarla sözleşmenin Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A.1.b maddesi kapsamında koruma sağladığı, ayrıca poliçe başlangıç tarihinden beş yıl öncesi için geriye dönüş tarihi olarak 26.04.2006 tarihinin belirlendiği ve beş yıl önce yapılan ihmal ve hatalı davranışlar neticesindeki olayların teminat kapsamına alındığı, anılan poliçe vadesinin 26.04.2012-26.04.2013 ve 26.04.2013-26.04.2014 şeklinde uzatılarak davacının aynı poliçe kapsamında sigortalılığının devam ettiği anlaşılmaktadır.Dava konusu sigorta poliçesinin “İstisnalar” başlıklı bölümünün“Önceden Edinilmiş Bilgiler/Olaylar” başlıklı maddesinde mevcut; “Önceden yapılmış veya hali hazırdaki bir Talep veya bir Talep’e neden olabilecek herhangi bir durumun poliçe başlangıç tarihinden önce Sigortalı tarafından makul olarak bilindiği haller istisna edilmiştir;” şeklindeki düzenleme tarafların kabulündedir. Bu itibarla taraflar arasındaki sözleşme talep esasına göre yapılmış, buna karşılık geriye dönüş süresi içinde gerçekleşen olayların sigortalı tarafından öğrenilmesi hâli teminat kapsamı haricinde bırakılmıştır. Başka bir deyişle geriye dönüş tarihi içerisinde olayın öğrenilmesiyle birlikte söz konusu olaydan kaynaklanan ve sözleşme süresi içerisinde talep edilen tazminat talepleri teminat kapsamına alınmamıştır. Öte yandan geriye dönüş süresi içerisinde olayın öğrenilmesiyle birlikte ayrıca zarar da sigorta ettirenden talep edilmişse, riziko sözleşme tarihinden önce gerçekleşmiş olacağından zaten sözleşme de TTK’nın 1458. maddesi gereğince hükümsüz olacaktır.Davacı tarafından dava dışı müvekkili adına 10.05.2010 tarihinde Eskişehir 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde önalım davası açıldığı, davacı tarafından hatalı olarak pay satışı yapan paydaşlardan biri hakkında önalım talebinde bulunulduğu, açılan dava sonrasında Eskişehir 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 21.09.2010 tarihli ve 2010/621 E., 2010/1281 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne dair kararın davalı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.03.2011 tarihli ve 2010/12541 E., 2011/3534 K. sayılı bozma kararı ile bahse konu hatanın tespit edildiği, bozma kararının davacı tarafa 25.04.2011 tarihinde tebliğ edildiği ve anılan bozma kararına karşı davacı tarafından 26.04.2011 tarihinde beyan dilekçesi sunulduğu, taraflar arasında aynı tarihte saat 16.39’da dava konusu sigorta poliçesinin düzenlendiği dosya kapsamı ile sabittir. Her ne kadar mahkemece, bozma ilamının davacı tarafa bu tarihte tebliğ edildiği ve davacı tarafından öğrenildiğine dair herhangi bir belge bulunmadığı, bu nedenle davacı tarafın bozma ilamını 26.04.2011 tarihinde öğrendiklerine dair beyanına itibar etmek gerektiğinden TTK’nın 1401. maddesi ve sigorta poliçesinde başlangıç tarihinin 26.04.2011 saat 12.00 olarak belirtilmesi nedeniyle sigorta sözleşmesinin yürürlüğünün 26.04.2011 günü saat 12:00'da başladığının kabul edilmesi gerektiği, bu hâliyle sigorta sözleşmesinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra düzenlendiği hususunun davalı tarafça ispat edilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; davacının hatasını tespit eden Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.03.2011 tarihli ve 2010/12541 E., 2011/3534 K. sayılı bozma kararının davacıya 25.04.2011 tarihinde tebliğ edilmiş olması, anılan bozma kararına ilişkin beyanları içeren dilekçenin dava konusu sigorta sözleşmesinin imzalandığı 26.04.2011 tarihinde mahkemesine sunulmuş olması ve sigorta poliçesinin 26.04.2011 günü saat 16.39’da düzenlenmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının, hayatın olağan akışı içerisinde tazmin talebine konu olayı sigorta poliçesinin düzenlenmesinden önce makul olarak bildiği/bilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu durumun aksinin, başka bir anlatımla sigorta sözleşmesinin düzenlenmesinden önce tazmin talebine konu olayın gerçekleştiğinin olağan akıştan farklı olarak davacı tarafından bilinmediği hususunun ispat yükü davacı üzerinde olup bu olgu, dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle davacı tarafından ispat edilememiştir.Öte yandan olayın davacı tarafından öğrenilmesi ile birlikte davacının gerekli olan tüm işlemleri yapması, kusurlu olduğunu baştan kabul etmesi ve nihayetinde daha sonra talep edilen tazminatı doğrudan ödemesi karşısında hatanın ortaya çıktığı Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.03.2011 tarihli ve 2010/12541 E., 2011/3534 K. sayılı bozma kararı ile davacının, ayrıca zararın da talep edilebileceğini bildiği/bilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Zira avukat olan davacının işinin niteliği gereği, yapılan hatanın sonucu olarak ortaya çıkan zararı kendisinin ödeyeceğini bilmesi gerekmektedir.Bu itibarla dava konusu sigorta sözleşmesinin akdedilmesinden önce, sözleşmenin geriye dönüş süresi içerisinde gerçekleşen tazmin talebine konu olaydan davacının, sözleşmenin kurulduğu tarihten önce haberdar olduğu kabul edilmekle davacının talebi, poliçenin “İstisnalar” başlıklı bölümünün “Önceden Edinilmiş Bilgiler/Olaylar” başlıklı maddesi gereğince teminat kapsamı dışındadır. Bunun yanında yukarıda da belirtildiği üzere zararın talep edilebileceğini bilinmesi gerektiği de kabul edildiğinden talep esaslı düzenlenen sigorta sözleşmesinde riziko, sözleşme öncesinde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu hususun sigorta ettiren tarafından da bilindiği gözetildiğinde, taraflar arasındaki sigorta sözleşmesi TTK’nın 1486. maddesindeki yollamayla uygulanacak olan aynı Kanun’un 1458. maddesi gereğince hükümsüz olduğundan eldeki davanın sözleşmenin hükümsüz olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.\" şeklinde kararı ile, mesleki sorumluluk sigortasına ilişkin genel bilgiler açıklanmış ayrıca rizikonun sözleşme tarihinden önce gerçekleştiğinin sigorta ettiren tarafından bilinmesi halinde, TTK'nın 1458.maddesi uyarınca poliçenin hükümsüz olacağına işaret edilmiştir. Somut olayda; davacı sigortalının, mesleğini ifa ederken sebebiyet verdiği zararlardan dolayı aleyhine açılan  ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/178 Esas sayılı tazminat davasında, dava dışı ...'ün ıslah dilekçesine dayanak yaptığı en son alınan 08/09/2016 tarihli  bilirkişi raporunda, dava dışı şahsın davaya konu edilen takip dosyalarından dolayı  toplam 171.713,37 TL zarara uğradığı tespit edilmesi üzerine tarafların 150.000,00 TL ödeme karşılığında sulh oldukları görülmüştür.Dayanak yapılan bilirkişi raporunda zarara konu takip dosyaları incelenmiş olup; zararın, dosyaların işlemsizlik nedeniyle takipten kaldırılması, ihmali davranışlar ile maaş haczinin düşmesine neden olunması, yenileme masraflarından kaynaklandığı, ...'nün ... Sı (Eski:..) icra takip dosyasından 49.058,40-TL, ...'nün ...lı (Eski:..) icra takip dosyasından 206,85-TL, ...'nün ... lı icra takip dosyasından 20,50-TL, ... lı (Eski:..) icra takip dosyasından 114,55-TL, ... lı icra takip dosyasından 122.313,07-TL olmak üzere dava dışı şahsın  toplam 171.713,37 TL zarara uğradığı tespit edildiği,  zarara sebep olan işlemlerin poliçenin düzenlendiği  05/03/2012 tarihinde önce gerçekleştiği görülmüştür. Yukarıda yer verilen emsal nitelikte YHGK kararında da ifade edildiği gibi davacının mesleği itibariyle, ihmali nedeniyle vermiş olduğu zararların kendisinden talep edileceğinin bilincinde olması gerekmektedir.Bu kapsamda olay değerlendirildiğinde ise rizikonun, poliçenin tanzim tarihinden önce gerçekleştiği ve davacının da rizikodan haberdar olduğu, tespit edilen bu durum karşısında TTK'nın 1486. maddesinin yollamasıyla aynı Kanun'un 1458. maddesi uyarınca, dava konusu rizikonun poliçe kapsamında olmadığı ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken hukuki yanılgı ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararı her ne kadar sonuç itibariyle doğru ise de gerekçenin yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2 bendi gereğince gerekçenin düzeltilmesi cihetine gidilerek yeniden hüküm kurulmasına, karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile, 6100 sayılı HMK'nun 353/1.b.2 maddesi uyarınca İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 26/03/2021 tarihli ve 2019/141 Esas 2021/272 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,2-Davanın REDDİNE,3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince; davacı taraftan peşin alınan 2.544,55.-TL harçtan alınması gerekli 615,40-TL maktu karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye kalan 1.929,15-TL'nin hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde davacıya iadesine,4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli ...Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 30.000,00.-TL vekalet ücretinin, davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,6-HMK 333.maddesi gereğince davacı tarafından yatırılan gider avansından artan avans olması halinde hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde davacıya iadesine,7-Davalı tarafından yatırılan gider avansı ve yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,8-Bakırköy Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 1.320,00.-TL arabuluculuk tarife bedelinin, davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, buna ilişkin harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,İstinaf giderleri yönünden;1-İstinaf başvurusunun kabul sebebine göre başvurma harcının Hazineye irat kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,2-İstinaf başvurusunun kabul sebebine göre istinaf yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,3-İstinaf yargılaması duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına,4-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14/05/2025 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3c1c627fff8c4174","SID":"1f55633e0c760806"}}