{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1130 <br>KARAR NO: 2025/1133<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 08.05.2025 tarihli ara karar. <br>NUMARASI: 2025/182 E. (Derdest Dosya)<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı)<br>Taraflar arasında görülen tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir kararına yönelik davalılar vekilinin itirazının reddine dair verilen 08.05.2025 tarihli ara karara karşı, ihtiyati tedbire itiraz eden davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; davalıların, dava dışı ... Sanayi AŞ şirketi yöneticileri olduğunu,  davacı ...'ın şirketin %39,28 oranında hissedarı olduğunu diğer davalı  ...'ın ise %2,7 oranında  hissedar olduğunu, davacıların dava tarihi itibariyle toplam %42,01 pay sahibi olduğunu,  davacılardan ... yönetim kurulundan ayrıldıktan sonra, davalıların son derece kötü niyetli bir şekilde ve ayrıca sadakat borcuna aykırı şekilde şirketi idare etmek suretiyle şirketi zarara uğrattığını, davacıların haklarını  haklarını haleldar ettiğini, davalıların şirketin kâr elde etmesini  engelleyerek ve ayrıca oy çokluğu sayesinde genel kurullarda kendilerine fahiş huzur hakları belirleyerek şirketten örtülü kâr payı temin ettiğini, bu sayede, tüm aile üyelerinin tek geçim kaynakları aile şirketi olması karşısında davacılar  fakirleşirken davalılar nispetsiz şekilde zenginleştiğini, davalıların kötü niyetli olarak sermaye artırımı yoluna gitmek suretiyle müvekkillerinin şirketteki paylarına da göz diktiğini, kötü niyetli davalıların ilk olarak 30.03.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında oy çokluğu ile aldıkları karar ile şirket sermayesini 22.500.000-TL'den 30.444.860,16-TL'ye ve hemen arkasından 29.06.2022 tarihli ertelenmiş olağan genel kurul toplantısı ile yine oy çokluğu ile şirket esas sermayesini 30.444.860,16-TL'den 130,444.860,16-TL'ye artırma kararı aldığını, gelirsiz bırakılan müvekkillerinin  rüçhan haklarının kullanılması imkansız hala getirildiğini,  sermaye artırımlarının başarılı olması ihtimalinde müvekkillerinin şirketteki hisse oranının azlık oranının da altında olacak şekilde %8,5'e düşürülmesinin  planlandığını,  ne var ki, bahse konu hukuka aykırılığın  Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/19 Esas 2022/799 Karar sayılı ve yine aynı mahkemenin 2022/779 Esas 2022/1023 Karar sayılı kararlarıyla bozulduğunu  ve sermaye artırımı kararlarının yürütülmelerinin geri bırakılması suretiyle iptaline hükmedildiğini,  süreç klasik bir aile şirketi kavgasına örnek teşkil ediyorsa da, mahkeme  vasıtası ile temin edilecek bilgi ve belgeler, inanılması güç ve organize şeklide aile şirketinin içerisinin nasıl boşaltıldığını ve davalıların sergiledikleri tüm hukuk dışı iş ve işlemleri otaya koyacağını, davalıların yüksek tutarlara baliğ gelirleri hukuk dışı şekilde elde etmek suretiyle yönetiminde oldukları şirketi zarara uğrattıklarını,  mahkemece  temini sağlanacak gerek ... firmasının gerekse davalı tarafın bu amaca matuf olarak kurduğu ilişkili şirketlerin BA/BS formlarının dava dosyasına dahil olması ve akabinde gerçekleştirilecek bilirkişi incelemesiyle verilen zararın boyutu ve ciddiyeti çok daha iyi anlaşılacağını, davacıların Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre tespit edebildiği ilk ilintili şirketin ... AŞ olduğunu, davalıların işbu şirket aracılığıyla şirketle işlem yapma yasağını  deldiğini,  bu şirketin davalılardan ... genel müdürü ...'nun ve arkadaşlarının iş birliğiyle 07.09.2021 tarihinde, huzurdaki davanın diğer bir davalısı Av. ...'in hukuk bürosunun bulunduğu adreste kurulduğunu, işbu şirketin hisse senedi nevilerinin nama yazılı olmaktan çıkarılarak hamiline yazılı hale getirildiğini, bu sebeple, gerçekte hamiline yazılı pay senetlerinin kimin elinde olduğu ve ... şirketinin gerçek pay sahibinin kim olduğunu belirlemenin  mümkün  olmadığını,  davalıların  ... firmasını adeta bir paravan şirket olarak kullanmak suretiyle uzun yıllardan beri ...'ya direkt fatura kesen firmaların öncelikle ...'ya fatura kesmesini ve ...'nın da ilgili faturaların tutarların tabiri caizse “fahiş surette şişirerek” ...'ya fatura kesmesini sağladıklarını, bu durumun celp edilecek ...'nun ve ilintli ...'nın BA/BS formlarının dosya kapsamına girmesiyle ve sonrasında ilgili faturaların detaylarına girilerek ve kapsamlı bir bilirkişi heyeti raporu temin edilerek anlaşılacağını,  davalıların ...'dan mal kaçırdığı tespit edilen ikinci şirketin ... Otomotiv Şanayi Anonim Şirketi unvanlı şirket olduğunu, bu şirketin de  ... örneğinde olduğu gibi davalılardan yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda şirket avukatı ...'in hukuk bürosunda kurulduğunu, davalıların ... şirketi gibi ...'nun malvarlığından haksız kazanç sağlamak amacıyla  kurulduğunu, adı geçen firmanın  BA/BS formlarının temin edilmesi ile  olayın açıklığa kavuşacağını, davalıların ...' şirketinden dan mal kaçırdığı tespit edilen bir diğer şirket ise ... AŞ olduğunu, ... şirketinin de  ... ve ... ailesinin avukatı olan ... tarafından ve işbu avukatın ofisinde kurulduğunu, bir avukatın otomotiv ve mühendislik şirketleri kurarak ... ile ticaret yapıyor olmasının ticaretin ve hayatın olağan akışıyla hiçbir ilintisi olmayacağını,  davalıların  ... şirketinden ilave maddi menfaat elde etmelerinin ve ... şirketinin dolayısıyla davacıların karının azaltılması amacına matuf olabileceğini,   bu sebeple ... Mühendislik şirketinin de  BA/BS formlarının celbi gerektiğini, davacıların tespit edebildiği bir diğer şirketin, 2021 yılında kurulmuş olan ve dava konusu ... ile ticari ilişkisi olduğu bilinen ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi olduğunu,   bu ... ailesinin avukatı ...'ın tek hissedarı olduğu ve onun tarafından yönetilen bir şirket olduğunu,  avukatlık mesleğini ifa eden bir şahsın, hem müvekkili olduğu ... şirketi ve ... ailesi ile bu kadar yoğun ve yüksek meblağlara havi ticari faaliyette bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davalıların yalnızca ilişkili şirketler kurup ...'yu zarar ettirip müvekkillerinin şirketten gelir elde etmesini engellemekle yetinmediğini, ayrıca şirketin saklayamayacağı miktarda kar elde ettiğinde şirketin yatırım sürecinde olması sözde gerekçesiyle en son olarak 2023 yılında şirketin elde ettiği 326.407.131 TL kârın dağıtılmamasına ve “ihtiyatlılık ilkesi” gereğince oluşan kârın yedek akçelere ayrılmasına oy çokluğu ile karar verdiklerini,  kötü niyetli davalıların  ilk olarak sermaye artırımına gerekçe olarak şirketin makine yatırımı yapacağını ifade ettiğini, şirket sermayesini 100 (yüz) milyondan fazla  artırmaya teşebbüs ettiğini,  daha sonra şirketin sermaye ihtiyacının  ipotek tesis edilmesi suretiyle karşılandığını, şirketin ortaklarından herhangi bir ilave sermaye artırımına ihtiyacı kalmadığını,  piyasa koşullarına göre son derece avantajlı kredi alındığını, şirketin bunun üzerine 300 milyon kâr elde ettiğini, ancak kötü niyetli davalılar işbu kârdan müvekkillerinin en temel ortaklık hakkını elde etmesini engellediklerini,  davalıların şirketi zarara uğrattıkları bir diğer konunun ise müvekkillerinin  her türlü muhalefetine karşın 20.05.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında yine oy çokluğu ile alınan şirket merkezinin nakline ilişkin olduğunu, şirketin merkez naklinin şirketi maddi anlamda zarar uğrattığını, basiretsiz yönetim kurulu üyelerinin alelacele bir olağanüstü genel kurul kararı alarak  Maslak'ta ofis kiraladığını, şirketin Gebze'deki fabrikasının tam teşekküllü olması sebebiyle tamamen  keyfi biçimde alınan bu karar ile şirket sözleşmenin yapıldığı dönemde  şirketin her ay 60.000-TL stopaj yükü altına sokulduğunu,  şirket merkezinin keyfi şekilde değiştirilmesi sebebiyle oluşan kira zararının da bilirkişi marifetiyle hesaplanmak suretiyle davalılardan tazminini gerektiğini, davalıların şirketi  kusurları ile bilinçli olarak zarara uğrattığını, tedbirli bir yönetici gibi davranmadıklarını,  şirketin  davacıların yönetimden ayrıldığı 2017 tarihinden önceki uzun yıllar boyunca ihracat rekortmeni olan ve mevcut yönetim kurulundan evvel yüksek tutarlarda kar eden ve dağıtan bir şirket olduğunu,  ancak mevcut yönetim kurulu ve yöneticilerin  şirketi zarar ettirmeye başladığını, kar payı dağıtamadığını, kar ettiği dönemde dahi kar payı dağıtmaktan imtina ettiğini, dolayısıyla müvekkillerinin bilinçli olarak gelirsiz bırakıldığını,  buna karşın şirketin yönetim kurulu üyelerinin fahiş huzur hakları almaya ve ... ailesinden olan yöneticinin son derece yüksek ücretler ile çalışmaya devam ettiğini,  halihazırda sermaye artışına bahane olarak gösterilen yeni yatırıma ihtiyaç olmadığını, zaten böylesi bir yatırım gerçek maliyetinin şirketin iddia ettiğinden daha düşük rakamlara yapılabileceğini, bahsi geçen şirketin mevcut işleyişi, yaptığı ihracat, verimlilik düzeyi vb. sebepler ile şirketin mali zorluk içinde olamayacağını bilebilecek durumda olduğunu, bu sebeple, yapılacak olan bir bilirkişi incelemesinde, şirketin müvekkillerinin yönetimden ayrıldığı 2017 tarihinden önceki dönem ile sonraki dönem arasında oluşan bu kusurlu yönetimin şirketi zarara uğrattığını, dava sonucunda şirketin kuvvetle muhtemel elde edeceği yüklü bir tazminat ortaya çıkacağını, bu sebeple de davanın olumlu sonuçlanmasının şirkete büyük bir maddi getirisi olacağını, eş deyişle davanın olumlu sonuçlanmasında şirketin menfaati bulunduğundan mevcut yönetim kurulunun dava süresince görevde kalmasnın davanın sağlıklı bir şekilde yürümesine engel teşkil edeceğini, davanın aydınlatılması bakımından üçüncü taraflardan sağlanacak bilgi ve belgeler  hariç temin edebilecek bilgi ve belgeler büyük ölçüde davalı şirketten temin edileceğini,  hukuki sorumluluğu olduğunu iddia ettiğimiz yönetim kurulu üyelerinin ilgili bilgi ve belgeleri gereği gibi temin etmekten imtina edeceğini,  eksik ve/veya gerçeği yansıtmayacak şekilde teslim edeceğinin kuvvetle muhtemel olduğunu, bu sebeple, ilk olarak davalı şirkete dava kesinleşinceye kadar yönetim kayyımı atanması gerektiğini, aksi kanaatte e her ihtimalde şirkete temsil kayyımı atanması gerektiğini ileri sürerek,  TTK 557'nci maddesi uyarınca zarardan tüm yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumlu olduklarının tespiti ile, 557/2 hükmü uyarınca her bir davalının tazminat borcu tespit edilerek şirkete ödenmesine, tespit edilecek tazminata, ilgili tazminatın doğduğu tarih itibariyle avans faizi uygulanmasına karar verilmesini  talep ve dava etmiş, ayrıca dava kesinleşinceye kadar yönetim kayyımı, aksi kanaatte her ihtimalde şirkete temsil kayyımı atanması yönünden ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince tedbir talebinin değerlendirildiği 21.03.2025 tarihli ara kararla; \"...HMK m.389; \" (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.(2) Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.\" şeklinde düzenlenmiştir.Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda, Davacının dava dışı ... Sanayi AŞ'ye kayyım atanması talebinin kısmen kabulü ile, davalı şirketin müdür ve yöneticilerinin mevcut olduğu, görevlerinin devam ettiği sürece şirkette yönetim boşluğunun bulunmadığı, bu nedenle yönetim kayyımı atanması koşulları oluşmamış ise de, davacı iddialarının tespitinin yargılamayı gerektirdiği göz önüne alınarak; 6102 sayılı TTK'nın m.630/2 gereğince haklı sebeplerin varlığı halinde temsil yetkisinin sınırlandırılması mümkündür.Davacının tazminat talepli dava açtığı, dava dışı şirketin mal varlığının korunması, davanın sağlıklı bir şekilde yürümesi ve dava dışı şirket müdürlerinin işlemlerinin denetim  kayyımınca denetlenerek davalı şirketin ve davacı ortağın telafisi imkansız zararlarının doğmasına engel olacağı anlaşılmakla, HMK'nın m.389 ve devamı gereğince davanın sonuna kadar dava dışı ... Sanayi AŞ'ye denetim kayyımı olarak atanmasına, şirketin; a)Borçlandırıcı her türlü işlem, b)Davalı Şirketin mal varlığının azaltılması sonucunu doğuran, mal varlıklarının devri(satış-bağışlanması), üzerlerine rehin, ipotek vb. yükümlülüklerin tesisi işlemlerinin kayyım onayı ile yürürlüğe girmesine, fazlaya ilişkin, özellikle yönetim ve temsil kayyımı atanmasına yönelik istemin, şirkette yönetici ve temsil organının bulunması nedeniyle reddine, dair karar vermek gerekmiştir. \" gerekçesiyle, ihtiyati tedbir isteminin kısmen kabulü ile borçlandırıcı her türlü işlem, davalı şirketin mal varlığının azaltılması sonucunu doğuran, mal varlıklarının devri(satış-bağışlanması), üzerlerine rehin, ipotek vb. yükümlülüklerin tesisi işlemlerinin kayyım onayı ile yürürlüğe girmesine, fazlaya ilişkin, özellikle yönetim ve temsil kayyımı atanmasına yönelik istemin, şirkette yönetici ve temsil organının bulunması nedeniyle reddine, şirket müdürlerinin, şirketin malvarlığını azaltan ve davalı şirketi borçlandıran, kararlarının denetim kayyımı onayıyla yürürlüğe girmesine şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, denetim kayyımı olarak aylık 15.000,00 TL ücret ile ...'un denetim kayyımı olarak atanmasına  karar verilmiştir. Bu karara karşı, HMK'nın 394. maddesi uyarınca, davalılar vekili tarafından itiraz edilmiştir.İhtiyati tedbire itiraz eden davalılar vekili, itiraz dilekçesinde özetle; şirketin yönetim kurulu üyesi veya yöneticisi olmaları sebebiyle davalılara karşı şirketin zarara uğratıldığına yönelik haksız ve tek bir delili dahi bulunmayan soyut/somutlaştırılmamış iddialarla huzurdaki sorumluluk davasının ikame edildiğini, şirketin gizli ticari bilgi ve belgeleri ile müvekkillerinin özel kişisel verilerine kayyım ya da bilirkişi eliyle ulaşmayı, bu yolla gerek  şirket ve gerekse davalıların  üzerinde baskı kurarak, kendilerine ait payları daha önce talep ettikleri fahiş tutarların da üzerinde bir bedelle satın almaya zorlamayı hedeflediklerini,  şirketin dava dilekçesindeki ifadelerle- “çok büyük”, “son derece yüksek”, “olağanüstü” zararlara uğratıldığı iddia ediliyor olmasına karşın, dava değerinin “10.000-TL” gibi alelade bir tutar üzerinden belirlenmiş olduğunu,  davanın tarafı bile olmayan ve organ boşluğu bulunmayan Şirket’e, davanın konusunu oluşturmuyor olmasına karşın yönetim ya da temsil kayyımı atanmasının talep edilmiş olduğunu, davacıların “denetim kayyımı” talebi bulunmadığını,  ihtiyati tedbir kararı en başta HMK m. 390/3’teki “ihtiyati tedbirin türünü belirtme” zorunluluğu ışığında HMK m. 26’daki “taleple bağlılık” kuralına aykırı olduğunu, bunun yanı sıra her ne kadar ihtiyati tedbir kararının gerekçesinde “TTK'nın m.630/2 gereğince haklı sebeplerin varlığı halinde temsil yetkisinin sınırlandırılması mümkün” olduğu gösterilmişse de TTK 630/2 limited ortaklıklara ilişkin olup anonim ortaklıklarda uygulanamayacağını, davanın tarafı olmayan ve organ/yönetim boşluğu bulunmayan şirkete karşı ihtiyati tedbir kararıyla her ne sıfatla olursa olsun, temsil, ilzam ve/veya yönetim yetkilerini başka bir kişinin (kayyımın) onayına tabi kılarak kısıtlayacak şekilde kayyım atanamayacağını, buna karşın ve yerleşik içtihatlar hilafına olacak şekilde, şirket yetkililerinin yetkilerini kısıtlayan bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi usule ve hukuka açıkça aykırı olduğunu, kaldı ki, HMK m. 389/1 uyarınca ihtiyati tedbirin ancak dava konusu hakkında verilebileceğini, davanın konusunu oluşturmayan şirket yönetimi ile ilgili tedbir (kayyım) kararı verilmesinin usulen mümkün olmadığını, davacıların ortaya attıkları iddiaların yalnızca kendi kurgularına dayandığını,  şirketin  zarara uğratıldığı savı hakkında hiçbir delilin gösterilmemiş olduğunu, hatta dava değeri olarak gösterilmiş 10.000 TL’nin bile hangi delile göre belirlendiğinin belli olmadığını, dolayısıyla HMK'nın 390/3 uyarınca aranan yaklaşık ispat koşulunun da sağlanmamış olduğunu belirterek, tedbir kararına itiraz etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN İSTİNAFA KONU ARA KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince itirazın değerlendirildiği 08.05.2025 tarihli ara kararla; \"...Somut olayda, davacılar vekilinin dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddia ve vakıalar yargılama sonunda nihayete erecek ise de, HMK m.389, m.1 ve m.2 gereği mevcut durumun değişmesi nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağını ya da tamamen imkansız hale geleceğini ve ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinde uyuşmazlık konusunda tedbir kararı verilebileceğini açıklamış olup, gerek dava dilekçesindeki iddia ve vakıalar, gerekse davalılar vekilinin vaki cevap dilekçesinde ileri sürdüğü savunmalar bir bütün olarak ele alındığında, mevcut tedbir durumunu değiştirecek bir durum ve olgu bulunmadığı gibi yine yasada ön görüldüğü şekilde tedbirin varlığı davacının hukuki durum ve menfaatini koruma altına almakla birlikte, yargılamanın devamı sırasında davalıların durum ve koşullarını da değiştirecek bir hususun bulunmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu yönleri ile mahkememizce verilen kısmi tedbir kararı aynı zamanda dava konusu şirket müdürlerinin, şirketin mal varlığını azaltan ve davalı şirketi borçlandıran kararlarının denetim kayyımı onayı ile yürürlüğe girmesinde şekli bir tedbir olduğu ve bu hususta denetim kayyımı olarak atanmasına karar verildiği, yine kısmi tedbir kabul kararımızı da davalı şirket ile ilgili her türlü borçlandırıcı işlem, mal varlığının azaltılması sonucunu doğuran, mal varlıklarındaki değişikler, rehin, ipotek vb. yükümlülüklerin değişmesi hususundaki talepte reddedildiğinden davalılar vekilinin mahkememizin dava konusu edilen ve 21/03/2025 günlü ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazlarının reddine, karar vermek gerekmiştir. \"gerekçesiyle, mahkemenin 21.03.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararına yönelik  davalılar vekilinin itirazlarının reddine, karar verilmiştir.Bu ara karara karşı, davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıların denetim kayyımı talebi bulunmadığını, HMK m. 390/3'e göre  ihtiyati tedbirin türünü belirtme zorunluluğu ışığında taleple bağlılık kuralına aykırı karar verildiğini, TTK'nın m.630/2 gereğince haklı sebeplerin varlığı halinde temsil yetkisinin sınırlandırılması mümkün olduğu gösterilmişse de  630/2 maddenin limited ortaklıklara ilişkin olup anonim ortaklıklarda uygulanamayacağını, davacıların yönetim kayyımı, olmazsa temsil kayyımı atanmasını talep ettiğini, talep dışında denetim kayyımı atanmasının usule açıkça aykırı olduğunu, mahkemenin denetim kayyımı atamasının  davacıların temsil kayyımı ile aynı nitelikte olduğu düşünülürse  bu kez de şirkette organ boşluğu olmadığını, mahkemenin de organ boşluğu olmadığını belirtip denetim kayyımı atamasının çelişkili olduğunu, HMK'nın 389/1 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir ancak dava konusu hakkında verilebileceğinden, davanın konusunu oluşturmayan şirket yönetimi ile ilgili tedbir (kayyım) kararı verilmesinin usulen mümkün de olmadığını, davanın bir sorumluluk davası niteliğinde olup, “para alacağı” iddiasını havi olduğunu, şirketin yönetim kurulu ve yöneticilerinin yetkilerinin huzurdaki davanın konusunu oluşturmadığını, oysa HMK'nın 389/1 maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecekken mahkemece sorumluluk davasının konusunu oluşturmamasına karşın “dava dışı şirketin mal varlığının korunması” gibi huzurdaki davayla ilgisi olmayan bir gerekçeyle kayyım atanmasına yönelik tedbir kararı verilmesinin HMK'nın 389/1 hükmüne açıkça aykırı olduğunu,  davacıların ortaya attıkları ise  iddiaların ise yalnızca kendi kurgularına dayandığını, şirketin zarara uğratıldığı savı hakkında hiçbir somut delil gösterilmediğini, davacıların şirketin “çok büyük” zarara uğradığını iddia edip, bir yandan da dava değeri olarak 10.000,00 TL gösterdiklerini, henüz hiçbir savunma  alınmamışken- teminatsız olarak kayyım atamasının haksız olduğunu,  yaklaşık ispat koşulunun dahi sağlanmadığını, verilen tedbir kararının şirketin günlük faaliyetlerini  olumsuz etkilediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ihtiyati tedbire itirazın reddine dair ara kararın kaldırılmasına, itirazın kabulüne ve neticede ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 553. maddesi uyarınca anonim  şirket yöneticilerinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine;  istinaf, dava dışı şirkete  denetim ve onay kayyımı atanması yönünde verilen ihtiyati tedbir kararına davalılar vekilince yapılan itirazın reddi ara kararına ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda ihtiyati tedbire yönelik itirazların reddine dair  08.05.2025 tarihli  ara karar verilmiş; bu ara karara karşı, davalılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacılar dava dilekçesindeki iddialar kapsamında, davalı yöneticilerin kendisinin de ortağı olduğu ... Sanayi AŞ'yi zarar uğrattıklarını ileri sürerek,  hesaplanacak  tazminatın dava dışı şirkete ödenmesi yönünde talepte bulunmuş, ayrıca yönetim kayyımı, aksi kanaat halinde temsil kayyımı atanması yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiş, mahkemece bu talep kısmen kabul edilerek  dava dışı şirkete denetim ve onay kayyımı atanmasına karar verilmiştir. Bu ara karara karşı davalılar vekilince itiraz edilmiş, mahkemece 08.05.2025 tarihli ara karar ile bu itirazların reddine karar verilmiş, davalılar vekilince bu ara  karar aleyhine istinaf isteminde bulunulmuştur. HMK'nın 389. maddesi \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" ; aynı Kanun'un 390/3.maddesi ise \"Tedbir talep eden taraf,  dilekçesinde  dayandığı ihtiyati tedbir sebebini  ve türünü açıkca belirtmek ve  davanın esası yönünden  kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.\" düzenlemelerini içermektedir.  Kanun hükmü, tedbirin sadece dava konusu olan şey hakkında verilebileceğini düzenlemiştir. Davanın konusu olmayan şeyler hakkında tedbir kararı verilemez. İhtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur. Konusu para alacağı olan bir davada, koşullarının bulunması hâlinde İİK'nın 257 vd. maddelerindeki koşullar varsa, talep hâlinde ihtiyati haciz kararı verilebilir. Davacı tarafından ihtiyati haciz talep edilmemiş, HMK'nın 389 ve devamı maddelerine göre ihtiyati tedbir talep edilmiştir. Öte yandan, tüzel kişilerde asıl olan, tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticileri tarafından, şirket ana sözleşmesi ve ticari hayatın gereklerine göre yönetilmesidir. Her ne kadar mahkemece, yöneticilerin sorumluluğuna  eldeki tazminat davasında dava dışı şirkete denetim kayyımı atanmasına karar verilmiş ise de herhangi bir organ boşluğu bulunmadığı gibi, tüzel kişinin mal varlığının davalı yöneticiler tarafından azaltıldığına, yöneticinin şirkete zarar verici eylemlerde bulunduğuna ilişkin davacı iddialarının, dosya kapsamına göre  mahkemece talebin değerlendirildiği tarih itibariyle yaklaşık ispat ölçüsünde ispatlandığından da  söz edilemez. Bu nedenle mahkemece, ihtiyati tedbir kararının  kısmen kabulü kararına yönelik davalılar vekilinin itirazının kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi doğru isabetsiz bulunmuş ve  davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 ve 394/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda,  ihtiyati tedbire itiraz eden davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair verdiği 08.05.2025 tarihli  ara kararının kaldırılarak itiraz hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede itirazın kabulü ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2 ve 394/5 maddeleri uyarınca, ihtiyati tedbire itiraz eden davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair verdiği 08.05.2025 tarihli ara kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbire itiraz hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-HMK'nın 394/4. maddesi uyarınca davalılar vekilinin ihtiyati tedbire itirazının kabulüne, ilk derece mahkemesinin 2025/182 Esas  sayılı ve  21.03.2025  tarihli ihtiyati tedbir kararının  kaldırılmasına,2-Davalılar tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; 615,40 TL istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalılara iadesine,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, nihai kararla birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince  taraf vekillerine tebliğine,5-Dosyanın   kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2.ve 394/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.06.2025  tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. <br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.f ve 394/son maddeleri uyarınca karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"407b072cc491bcb9","SID":"457984bc63ab0234"}}