{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ..... - .....<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: .....<br>KARAR NO\t: .....<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: .....  (...)<br>ÜYE\t\t: .....  (...)<br>ÜYE\t\t: .....  (...)<br>KATİP\t\t: .....  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 26/06/2024<br>NUMARASI\t\t: ... Esas- ... Karar<br>İSTİNAF EDEN DAVACI\t: ........  <br>VEKİLİ\t: Av......<br>DAVALI\t: .....<br>VEKİLLERİ\t: Av.....&  Av......<br>DAVA\t\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak<br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 17/04/2025<br>YAZIM  TARİHİ\t: 22/04/2025<br>  Taraflar arasında görülen davada  Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas -... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br>DAVA:  Davacı vekili, davalının, faizsiz yüksek oranlı getiri vaadiyle yatırılan paranın istenildiği zaman iade edileceği vaatleriyle müvekkili ve yurt dışında yaşayan bir çok Türk vatandaşından para topladığını, müvekkilinin kendisine verilen bir takım belgeler karşılığında 24.02.2000 tarihinde 436.635,00 DM'ni davalı hesabına yatırdığını ancak, ortaklık ilişkisi kurma iradesinde bulunmadığını, 27/03/2013 tarihinde müvekkiline verilen hisse senedi teslim tutanağında müvekkilinin 5.420 adet hisse senedi olduğunun beyan edildiğini ancak, bu senetlerin karşılığı olarak bir para talep ettiğinde kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalının o dönemde birçok kişiyi bu şekilde dolandırdığını, ........ şirketlerinin farklı tüzel kişiliklerin varlığına sığınması dürüstlük kuralına aykırı olduğundan tahsilat listelerinde geçen paraları davalı şirket veya şirketlerin almış sayılmaları veya hiç olmazsa bu paralardan sorumlu olmaları gerektiğini, her ne kadar 7194 sayılı Yasa ile şirket mağdurlarının haklarını aralamalarına engel olunmuş ise de, işbu Kanun'un 41. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin  18/05/2023 tarih,  2020/11 E-2023/98 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş olup,  kararın 12/09/2023 tarihinde yürürlüğe girdiğini, müvekkilinin davalı şirkete ortak olmak, sermeye payı koymak gibi bir iradesinin bulunmadığını, davalının müvekkilini düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdiğini, tahsil ettiği parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmadığını, dolayısıyla taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi kurulmamış olup, davalı şirketin müvekkiline karşı haksız fiilde bulunduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davalı şirketle ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 436.635 DM'nin karşılığı olan TL miktarın bilirkişi tarafından tespit edildiğinde arttırılmak üzere şimdilik 100 TL'sinin paranın davalı tarafa verildiği tarihten itibaren işleyecek en yüksek faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili, davacının iddia ettiğinin aksine taraflar arasında müvekkilini borç altına sokacak bir sözleşme, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşme ilişkisinin mevcut olmadığını, davacının dava dilekçesinde gösterdiği ortaklık durum belgesi adlı belgenin fotokopiden ibaret olup, davalı şirket yetkililerince imzalanmadığını, bu nedenle belgenin müvekkili şirket aleyhine delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacının tüm talepleri zamanaşımına uğradığından davanın zaamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, bir an için davacının dava dilekçesinde tanımladığı fillerin, ceza kanunu kapsamında suç olarak tanımlandığı, bu sebeple, BK'nun 60/2 fıkrasının uygulanması gerektiği düşünüldüğünde de, davanın 7,5 yıllık değil, 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olması ve davanın 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığından reddi gerektiğini, zamanaşımı def'inin kabul edilmemesi halinde davanın 6762 sayılı TTK'nın 329 ve 405.  maddeleri uyarınca esastan reddedilmesi gerektiğini, davacının, 436.635 DM 'nin şimdilik 100 TL'sinin avans faiziyle tahsili talebinin de hukuki dayanağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, \"..Mahkememizce yapılan yargılama ve değerlendirmede; davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan bu davada taraflar arasında geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla davalı tarafa verilen paranın haksız fiil hükümlerine göre davalıdan tazmini talep etmiş olup; davalı vekilince verilen cevap dilekçesiyle davacının davalı şirkete her hangi bir bedel ödemediği, davacının hisse senetlerini davalı ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerden devren iktisap ettiği, davacının hata ve hile iddialarının BK' nun 31. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süresinin geçmiş olması nedeniyle dinlenemeyeceği, davada haksız fiil hükümlerinin uygulanamayacağı, ayrıca BK' nun 125. maddesine göre davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığı, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili BK' nun 66. maddesinde belirtilen on yıllık zaman aşımı sürelerinin de dolduğundan davalı aleyhine ikame edilen davanın reddi talep edilmiştir. <br>\tSomut uyuşmazlıkta davacı tarafça davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa, Bankacılık Kanununa, Sermaye Piyasası Kanuna, Borçlar Kanuna aykırı şekilde faaliyet yürüterek davacı ve birlerce yatırımcıdan yürürlükte bulunan kanunların ve emredici kuralları ihlal edilmek suretiyle haksız fiil neticesiyle para toplandığı ve bu şekilde davacının zarar uğratıldığı iddialarına karşılık davalı tarafça cevap dilekçesiyle davada 1 yıllık (alt) hak düşürücü ve 10 yıllık (üst) zamanaşımı sürelerinin dolduğu yönünde ilk itirazda bulunulduğu anlaşılmıştır.<br>\tDosyaya ibraz edilen ........ S.A. 1929 başlıklı 24/02/2000 tarihli belge ve davacı vekilinin iddiaları doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 24/02/2000 tarihinde başladığı ve davacı tarafça davaya konu edilen paranın o tarihte davalı şirkete teslim edildiği bildirilmiş olduğundan mevcut uyuşmazlıkta davalı savunmaları değerlendirilirken o tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı borçlar kanunun haksız fiile ilişkin 60. maddesindeki hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin nazara alınması gerekmektedir.<br>\tÖzel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tüketilmesi anlamına gelmektedir.<br>\tZamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın defi ile kaybettiren ve hak üzerinde etki yapan kanuni bir sukut sebebidir.<br>\tÖteki deyişle, borcun zamanaşımına uğramasıyla alacak sona ermemekte, alacaklının dava yolu ile alacağını elde etme imkanı ortadan kalkmaktadır. Kısaca zamanaşımına uğrayan bir borç eksik borç (doğal borç=obligtio naturals) haline gelmektedir. (M. Serhat Şen Zamanaşımı ve Uygulamaları)<br>\t818 sayılı Borçlar Kanunun madde 60'daki süreler mahkemece doğrudan doğruya nazara alınamaz. Davalı tarafça süresi içerisinde ileri sürülmelidir. Süresi içerisinde ileri sürülmezse davacı tarafından savunmasının genişletilmesi itirazında bulunulabilir. (HUMK 202)<br>\t818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ve ayrıca tazminat cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ise uzamış ceza zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Yani tazminat davasının kural olarak, zarar ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden (bilinmesinden) başlayarak 1 yıl içinde açılması gerekir. Ayrıca ilgili kanun maddesi dava açılabilmesi için yasal bir üst sınır belirlemiştir ki, bu üst sınır yasada 10 yıl olarak düzenlenmiştir. 10 yıllık sürenin başlangıcı eylem günü, sonu ise 10 yılın tamamlanmasıdır. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.<br>\t818 sayılı Borçlar Kanunundaki zamanaşımına ilişkin genel açıklamalardan eldeki somut uyuşmazlığa dönülecek olursa; öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıcının tespiti önem arz etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.03.2023 tarih ve 2022/2012 Esas, 2023/1479 Karar sayılı emsal ilamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarih ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararına atıf yapılıp emsal kabul edilerek paranın davalı hesabına aktarılması tarihi bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İçtihadı Birleştirme Kararları yerel mahkemeler için bağlayıcı nitelikte olduğundan davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak dosyada bulunan tahsilat dağılım listesi (Ek-1b) başlıklı belgenin başlangıç tarihi olan 24/02/2000 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu davanın açılış tarihi 03/04/2024 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır.<br>\tHer ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'da tazminat sorumluluğuna neden olan fiil ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve bu suçun ceza zamanaşımı süresinin daha uzun olması halinde tazminat sorumluluğu için uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönünde düzenleme mevcut ise de; Konya Adliyesinde Ceza Mahkemelerinde açılan ve yargılaması tamamlanan hiç bir davada davalı şirket yetkililerinin mahkumiyetine dair bir karar verilmemiştir.<br>\tDavalı şirketin yetkilileri aleyhinde Konya.....Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında ise; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve ... Karar sayılı ilamıyla \"Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık\" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4.  ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan bahis ile CMK'nun 223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.<br>\t765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Davacının 24/02/2000 tarihinde davalı şirkete para yatırdığı anlaşıldığından eldeki davanın 7,5 yıllık uzamış zamanaşımı süresinden sonra açıldığının kabulü gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle dava tarihi itibariyle 10 yıllık üst zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davalı tarafın zamanaşımı definin kabulü ile davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; ancak Yargıtay' ın çok uzun süren ve istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda ilk derece mahkemelerince daha önce davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def' i reddedilirken, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin zamanaşımı hususunda görüş değişikliği yapması nedeniyle mahkememizce de görüş değişikliğine gidilmiş olduğundan, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenirlik ve öngörülebilirlik prensipleri nazara alınarak davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği yönünde vicdani kanaate varıldığından, davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay 11. HD nin 29.04.2024 T. 2024/1802 E., 2024/3297 K. Sayılı ilamı ve Konya BAM 6. HD 16.01.2024 T., 2023/1561 E, 2024/124 K. Sayılı İlamı)....\" gerekçesiyle,  davanın  zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dava dilekçesini tekrarla, alacağın zamanaşımı süresinin TBK'nın ilgili  maddelerinde  düzenlenmiş olup, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağını ve 10 yıl olduğunu, müvekkilinin Almanya'da yaşadığını, bir yatırım yaptığını ve zaman geçtikte bu yatırımdan kar elde edeceğini düşünmekteyken dava tarihinde yatırım yapmış olduğu şirketin battığını, yeni isimlerle devam ettiğini ve pek çok kişiyi  de mağdur ettiğini öğrendiğini, müvekkilinin  bu durumu öğrenir öğrenmez dava açılması için harekete geçtiğini, bu sebeple alacağın zamanaşımı süresinin, müvekkilinin öğrenme tarihi olan dava açılış tarihinden başlamış olup, mahkeme kararının hatalı olduğunu,  müvekkilinin yurt dışında yaşıyor olması ve şirketin battığından, isim değişikliğine gittiğinden haberinin olmadığı da değerlendiriliğinde, davalının  zamanaşımının dolduğuna dair beyanlarının  kötü niyetli olup,  müvekkilinin hak ve menfaatlerini zedelediğini ayrıca, mahkemenin zamanaşımı nedeniyle ret kararının oy birliği ile değil oy çokluğu ile verildiğini, karşı oy gerekçelerinden de anlaşılacağı üzere, davanın  zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesiyle, müvekkilinin Anayasa ile açıkça korunan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının zedelendiğini ileri sürerek,  mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:  <br>Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir. <br>\tİstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen  kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.<br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçe ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. <br>Somut olayda, davalı tarafça süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olup, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arz ettiği,  haksız fiilin meydana geldiği tarih ile davanın açıldığı tarih nazara alındığında, davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, 818 sayılı Yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı Yasa'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, davacının  davalı şirkete, dosya içerisindeki belgeler ve beyanı da nazara alındığında 24/02/2000 tarihinde para yatırdığı, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 03/04/2024 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.<br>Bu durum karşısında, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf istemleri nazara alındığında, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı ve bu itibarla, davacı vekilinin istinaf istemlerinin  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca  esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaati ile  aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı vekilinin istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,<br>2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,  <br>3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, <br>4-İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına, <br>6-Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine  17/04/2025  tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır<br><br>Üye ...<br>  e-imzalıdır<br><br>Üye ...<br> e-imzalıdır <br><br>Katip ...<br> e-imzalıdır <br><br><br><br><br>.....<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5a24fec451773de0","SID":"f66c71915cb541c0"}}