{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1765 Esas<br>KARAR NO:2025/733 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2020/280 Esas - 2022/229 Karar <br>TARİH:24/03/2022<br>DAVA:Alacak (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ:12/02/2014<br>BİRLEŞEN 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2017/1295 ESAS SAYILI DOSYASI <br>DAVA:Alacak (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:02/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Asıl ve birleşen 8. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/1295 Esas sayılı davada davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkili ile davalı banka arasında, 28.07.2009 tarihinde \"Genel Kredi Sözleşmesi\", \"Genel Kredi Sözleşmesine Madde İlavesine Dair Ek Sözleşme\" ve bilahare 10/02/2012 tarihli \"Kredi Tahsilat Planı\" imzalandığını;Genel Kredi Sözleşmesi ve Genel Kredi Sözleşmesine madde ilavesine Dair Ek Sözleşmeye göre davacıya kullandırılacak kredide “Kıymetli Maden Atım Satımı Yolu İle kullandırılacaktır\" ifadesine göre müvekkili ile davalı arasındaki sözleşmenin, bir alım-satım sözleşmesi olduğunu,Sözleşmenin işlemlerin niteliği başlıklı bendinin a) fıkrasında; “Banka, müşterinin talebi ile kıymetli maden (metal) borsasından peşin bedelle satın aldığı kıymetli madeni işbu ek sözleşme hükümleri dahilinde müşteriye vadeli olarak satacaktır.\" ifadesinin  kullanıldığını, bu ifadeye göre, açık seçik ortaya konduğu üzere taraflar arasındaki sözleşmenin taksitle mal satışı sözleşmesi halini aldığını,4.800.000,00 USD'ni(dörtmilyonsekizyüzbin) 20.02.2013 tarihinde davalı bankaya müvekkil şirkete yapılan ödeme olarak intikal ettiğini, davalı bankanın 02.05.2013 tarihine kadar bu paranın tamamını yedinde bihakkın tuttuğunu; kendilerinin ısrarlı talepleri neticesinde; 02.05.2013 tarihinde 2.275.671,00 USD yedinde tutulmaya devam edilerek bakiye miktarın müvekkiline ödendiğini,Müvekkilinin, çeşitli zamanlarda davalı bankaya müracaat ederek, davalı banka nezdinde hali hazırda nakit bulunan bedelden, satış bedelinin tahsil edilerek taksitli satış borcunun kapatılmasının talep edildiğini, davalı bankanın bu talebi haksız gerekçelerle red ettiğini,Bilindiği üzere TBK'nun 258. maddesinde; “taksit borcu kambiyo senedine bağlanmış olmadıkça, alıcı satış bedelinin kalan kısmını her zaman bir defada ödeyerek borcundan kurtulabilir.\" kuralını getirdiğini, yukarıda zıkredildiği üzere müvekkili ile davalı arasındaki sözleşmenin bir alım-satım sözleşmesi olduğunu bu nedenle, davalı bankanın müvekkilinin teklif ettiği peşin ödemeyi kabul ederek taksit borcunu kapatması ve gerekli peşin ödeme indirimini yapması gerektiğini, bu bedelin hali hazırda davalı bankanın yedinde bulunduğunu, buna rağmen davalının peşin ödeme taleplerini kabul etmediğini ve bihakkın yedinde, bulunan paradan taksitler halinde tahsilat yaptığını,Müvekkili ile davalı banka arasındaki “Taksitle Satış Sözleşmesinin\" TBK 258. maddesine göre, bakiye borcun davalı yedindeki para ile bir defada ödenerek kapatılmasını, peşin ödeme nedeni ile yapılması gereken indirimin tespiti için mahkemeye başvurmak zarureti hasıl olduğunu belirterek 3 kalem alacak haklarının doğduğunu,Davalı banka tarafından nemalandırılmadan elinde tuttuğu miktarın nemalandırılmasına ilişkin taleplerinin;Müvekkili şirkete ait olan 4.800 000,00 USD'nin 20.02,2013 tarihinde davalı bankaya müvekkili şirkete ödenmek üzere intikal ettiğini, 02.05.2013 tarihine kadar bihakkın davalı banka nezdinde tutulduğunu,Davalının müvekkiline ait olan parayı bir sözleşmeye dayanmadan elinde tutmuş olması sebebi ile, uygulanacak faiz oranının belirlenmediğini,Bu nedenle TBK'nun 88. maddesi uyarınca 4.800.000,00 USD’ye 20.02.2013 - 02.05.2013 tarihleri arasında uygulanacak faizin tespitini,Banka yedinde bulunan paranın nemalandırılmasına ilişkin talepleri;Davalının müvekkiline ait olan 2.275.671,00 USD'yi 02.05.2013 tarihinden itibaren hiçbir akdi nedene dayanmadan elinde tuttuğunu ve peşin ödeme olarak da kabul etmediğini,Davalının, müvekkili şirketten katılım payı adı altında yüksek oranda bir faiz aldığını, yedinde bulunan para için düşük oranda bir faiz uyguladığını,Verilen krediye uygulanan faizin katılım payı olarak adlandırılmasının hukuku dolanmak için uydurulmuş bir terim olduğunu, paraya uygulanan nemanın adı ne olursa olsun faiz olduğundan, mütekabiliyet esası gereği müvekkilinin banka yedindeki parasına bankanın uyguladığı faize yakın oranda bir faiz uygulanması gerektiğini, ancak davalı bankanın bunu yapmayarak, çeşitli adlarla müvekkiline düşük oranda bir faiz uyguladığını,Bu nedenle müvekkilinin 2.275.671,00 USD’sine 02.05.2013 tarihinden itibaren uygulanacak faizin tespit edilmesini,Taleplerinin, Beyoğlu ... Noterliği 31.12.2013 tarih ve ... yev. no.lu ihtarname ile davalıya iletildiğini, davalının ihtarı 03.01.2014 tarihinde tebellüğ etse de her hangi bir yanıt vermediğini, bu nedenle HMK 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası açtıklarını beyan ve iddia ederek ve bu 3 adet talebini A- Sözleşmenin peşin ödeme yolu ile kapatılarak peşin ödeme nedeni ile yapılması gereken indirimin belirsiz alacak olarak tespitine,B-4.800.000,00 (dörtmilyonsekizyüzbin) USD ye 20.02.2013-02 05.2013 tarihleri arası faizin belirsiz alacak olarak tespitine,C-2.275.671,00 USD'sine 02.05.2013 tarihinden itibaren uygulanacak faizin belirsiz alacak olarak tespitine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili yargılama sırasında 20/12/2014 tarihinde verdiği ilk (ıslah) dilekçesinde yukarıda ( A)  olarak gösterdiği talebini 85.000 USD, ( B ve C  ) kalemlerini ise yine 1.000,00'er TL belirsiz alacak davası olarak belirtmiştir. 27/03/2017 tarihli ikinci (ıslah) dilekçesinde bilirkişi rapor ve ek raporundan sonra 3.000,00 TL talepli olarak açılan davayı 689.587,54 USD'ye yükselterek ıslah edilen 688.761,20 USD için hesaplamanın yapıldığı 21/05/2016 tarihinden itibaren ıslah edilen kısma faiz işletilmesini talep ettiği; Davacı vekilinin daha sonra ikinci ıslahın geçersiz kabul edilmesi durumuna karşı birleşen davayı açtığı; birleşen davada da iş bu kök davada karara bağlanacak kısmın dışındaki kısım yönünden hüküm kurulmasını talep ettiği anlaşılmıştır.Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacının müvekkili banka aleyhine açtığı davanın, usul ve yasaya, bankacılık uygulamalarına ve taraflar arasındaki sözleşmelere aykırı olduğunu, hukuki dayanaktan yoksun, haksız ve kötü niyetli iş bu davanın reddi gerektiğini, müvekkili bankanın Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 28.12.2005 tarih ve 1764 sayılı ... ve ...’ın birleşmesini onaylayan kararı ile kurulduğunu. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 30.12,2005 tarih ve 1747 sayılı kararı ile Banka unvanı ve... Bankası A Ş. adıyla 5411 sayılı Bankacılık Kanununa göre hizmet veren bir katılım bankası olduğunu. Davacının ise, müvekkili bankanın Caddebostan Şube müşterisi olduğunu, müvekkili ile imza etmiş olduğu genel kredi sözleşmesi (GKS) kapsamında davacıya tahsis edilen limit dahilinde nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, davacıya son olarak 31.12.2012 tarihinde 50.000,00 USD işletme finansman desteği kredisi kullandırıldığını, davacıya kullandırılan krediler sebebiyle davacının müvekkili bankaya dilekçe tarihinde 1.563.868,16 USD borcu bulunduğunu,Davacının dava dilekçesinde yer alan iddialarının tamamının asılsız ve gerçek dışı olduğunu ve davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, Davacının teminatında yer alan ve satışa konu hisse maliki olan ve davacın ortağı, müvekkil banka müşterisi ...'ın \"İstanbul İli Pendik İlçesi,... Mahallesi ... Ada, ... Pafta, ... parselde\" bulunan arsasının ... hissesinin satışının müvekkili bankanın ... şubesi müşterisi olan ... A,Ş'ye 20.02.2013 tarihinde 8,633.760,00 TL kredi kullandırımı yapılarak gerçekleştirildiğini, bu tutarın aynı tarihte ...’ın müvekkili banka nezdindeki ... no.lu hesabına aktarıldığını, davacı firma ortağı...'ın talimatıyla davacının müvekkili banka nezdindeki ... nolu hesabına virman yapıldığını ve davacı firmanın talimatıyla 1.7987 TL kur satış ile 4.800.000,00 USD döviz satış işlemi yapılarak, tutarın davacının talimatı ite ... no.lu cari hesabına aktarıldığını, ... firmasının kredi kullanım şartı gereği kat irtifaklı tapular çıkana kadar, davacı firma yetkililerinin imza ettiği, hesap rehin sözleşmesi dahilinde 20.02.2013 tarihinde nakit rehin alınarak davacı firma hesabında olan tutarın 21.02.2013 tarihinde ... firmasının teminatı altına alındığını, açık bir ifade ile kredi kullanım şartı yerine gelene kadar ... firmasına kullandırılan kredinin, nakit karşılıklı olarak teminatlandırıldığını, bunun delil listesinde Sayın Mahkemeye sunulan firma yetkilisinin müvekkiline gönderdiği mail de açıkça kabul edildiğini, söz konusu mailde ... firmasına kullandırılan kredinin sonuçlanması için firma ortaklarından ...'a ait olan daireler ve akrabası ...'a ait olan dairenin ... lehine ipotek verildiğini, davacının söz konusu hukuki ilişkiyi bildiğini hatta bizzat içinde olduğunun açıkça ortada olduğunu, kat irtifakları kurulmamasına rağmen davacının hesabında bulunan;... teminatındaki 4.800.000,00 USD tutardan,-15,04.2013 tarihinde 1.300,000,00 USD,-18.04.2013 tarihinde 375,000,00 USD,-22.04.2013 tarihinde 840,803.00 USD olmak üzere toplamda 2.515.803,00 USD'nin davacı firma ortaklarının ısrarlı taleplerinden dolayı bloke çözümü yapıldığını,Söz konusu bloke çözümlerinin davacının başka bir bankadaki çeklerin yazılmaması ve piyasa itibarının zedelenmemesi adına gerçekleştirildiğini, dolayısıyla 22.04.2013 tarihinde davacının hesabında ve ... teminatında 2.284.197,00 USD nakit bloke olarak kaldığını, sonradan ... kredisine konu arsa üzerine yapılan kat irtifaklarının 22.04.2013 tarihinde tesis edildiği bilgisi alınarak tekrar ekspertiz raporu hazırlatıldığını, ekspertiz raporunun 25.04.2013 tarihinde müvekkili bankaya ulaştığını, arsa üzerine inşa edilen 201 adet dairenin ... firmasının teminatı olarak sisteme girildiğini, kalan 2.284.197 USD'nin üzerindeki nakit bloke çözülerek davacı ... 8.525,66 USD taksitinin tahsil edilmiş ve kalan 2.275.671,34 USD krediler için % 73 - % 27 kar payı oranından davacı firmanın talimatıyla 29.04.2013 tanhınde davacı adına açılan ... no.lu katılma hesabına aktarılarak nakit blokaja alındığını, bu hesaptan 02.05.2013 tarihinde 40.000,00 USD bloke çözülerek kredi taksiti tahsil edildiğini, 29.05.2013 tarihinde de 8.690,00 USD bloke çözülerek kredi taksiti tahsil edildiğini, hesabın hesap katılım hesabı olması sebebiyle 31 05 2013 tarihine kadar 3.536,36 USD net kar payı tahakkuk ettiğini, hesaptaki toplam tutarın 2.230.517,70 USD olduğunu, sonradan 31.05.2013 tarihinde bu tutarın davacı yetkilisinin talimatı ile ...'ın müvekkili bankadaki...- ... no.lu katılım hesabına aktarıldığını, bu tarihten sonra ...'dan her taksit tarihinde talimat alındığını ve ... taksitlerinin tahsil edildiğini, bu hesaptaki bakiye tutarın halen ...'ın kar payı hesabında bulunduğunu. Davacının kanuni düzenlemelere ve aralarındaki ilişkiye aykırı olarak kendi bilgisi dahilinde olan olayları yok sayarak erken kapama gerekçesiyle indirim talep ettiğini, bu durumun gerçeği yansıtmadığından davacının davasının reddi gerektiğini,Davacının dilekçesinde, müvekkili banka ile imzaladıkları Genel Kredi Sözleşmesine (GKS) madde ilavesine dair ek sözleşme kapsamında kıymetli maden alım satımı yapılacağının kararlaştırıldığını, bunun bir taksitle mal satış sözleşmesi olduğunu, taksitle satış sözleşmesinin düzenlendiği TBK m. 256 uyarınca davacı hesabına yatan paranın erken ödeme olarak kabul edilmesi gerektiğini, peşin ödeme sebebiyle yapılması gereken indirimin tespitini talep ettiğini,Müvekkil banka müşterisi olan ...satın alacağı arsa için kullandırılan kredi kapsamında, satışı gerçekleştirilen arsa hissesinin sahibi ... hesabına aktarılan 8.633.760,00 TL,nin davacı firma ortağı olan anılan şahıs tarafından davacı hesabına aktarıldığını, bizzat davacı tarafından verilen nakit rehinlerle bu hesapta ... teminatına alındığını, bunun arsanın satışına ilişkin yapılan sözleşmede açıkça yazıldığını, davacı firma ortağı ve arsa sahibi kişilerin bu işlemleri bilgi ve rızası dahilinde yapıldığının apaçık ortada olduğunu, dava dilekçesinde, rehin sözleşmesi ile davacı tarafından dava dışı ... adına verilen nakit rehin talimatı yokmuş gibi bahsedildiğini, söz konusu durumun davacının imza ettiği ... kapsamında tahsis edilen limit ile kullandığı kredinin erken kapama talebine dayanak gösterildiğini, bu durumun davacının huzurdaki davada dürüst davranmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi gizleyerek haksız menfaat sağlamaya çalıştığını açıkça gösterdiğini, söz konusu hesaplardaki işlemler, hesap hareketleri ile talimat ve rehin sözleşmeleri incelendiğinde davacının müvekkiline borcunu erken kapamak için yatırdığı bîr tutar bulunmadığını, dava konusu olayın davacının iddia ettiği gibi kıymetli maden alım satımına yönelik bir kredi işlemine dayanmadığını, davacının bu durumu bilmesine rağmen hukuki ilişkiyi dava dilekçesinde kıymetli maden alım satımı işlemi olarak tasvir ederek erken kapama talebine dayanak göstermesinin hukuken kabul edilebilir bir yönü bulunmadığını, davacı ile müvekkil banka arasındaki ilişkinin bir kredi ilişkisi olduğunu,Bankacılık Kanunu 48. maddede \"Bankalarca verilen nakdi krediler ile teminat mektupları, kontrgarantiler, kefaletler, aval, ciro, kabul gibi gayrinakdi krediler ve bu niteliği haiz taahhütler, satın alınan tahvil ve benzeri sermaye piyasası araçları, tevdiatta bulunmak suretiyle ya da herhangi bir şekil ve surette verilen ödünçler, varlıkların vadeli satışından doğan alacaklar, vadesi geçmiş nakdî krediler, tahakkuk etmekle birlikte tahsil edilmemiş faizler, gayrinakdi kredilerin nakde tahvil olan bedelleri, ters repo işlemlerinden alacaklar, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile benzeri diğer sözleşmeler nedeniyle üstlenilen riskler, ortaklık payları ve kurulca kredi olarak kabul edilen işlemler izlendikleri hesaba bakılmaksızın bu kanun uygulamasında kredi sayılır.Birinci fıkrada belirtilenlere ilave olarak, kalkınma ve yatırım bankalarının fînansal kiralama yöntemiyle sağladığı finansmanlar ile katılım bankalarının taşınır ve taşınmaz mal ve hizmet bedellerinin ödenmesi suretiyle veya kar ve zarar ortaklığı yatırımları, taşınmaz, ekipman veya emtia temini veya finansal kiralama, mal karşılığı vesaikin finansmanı, ortak yatırımlar veya benzer yöntemlerle sağladıkları finansmanlarda bu kanun uygulamasında kredi sayılır.\"Bankacılık Kanunu m. 57. maddede \"Bankaların gayrimenkullerinin net defter değerleri toplamı özkaynaklarının yüzde ellisini aşamaz. Bu hesaplamada, değerleme veya enflasyon düzeltmesine bağlı olarak oluşan ve gayrimenkul hesabına eklenen değer artışları yüzde elli oranında dikkate alınır.Bankalar, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında gayrimenkul ve emtiayı esas alan sözleşmeler ile Kurulca uygun görülecek kıymetli madenlerin alım ve satımı hariç olmak üzere ticaret amacıyla gayrimenkul ve emtianın alım ve satımı ile uğraşamaz, ipotekli konut finansmanı kuruluşu ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları hariç olmak üzere ana faaliyet konusu gayrimenkul ticareti olan ortaklıklara katılmazlar. Katılım bankaları tarafından gayrimenkul, ekipman veya emtia temini veya finansal kiralama, kar ve zarar ortaklığı, ortak yatırımlar yoluyla finansman sağlanması ve benzer faaliyetler nedeniyle üstlenilen yükümlülüklerden dolayı gayrimenkul ve emtia üzerine yapılan işlemler, bu madde ile yasaklanan ve sınırlanan faaliyetler kapsamında değerlendirilmez\" hükmü yer aldığını,Bu kanun maddelerinde görüldüğü gibi, müvekkili banka ile davacı arasındaki kıymetli maden alım satımına dair sözleşmenin bir kredi sözleşmesi olduğunu, davacının iddia ettiği gibi taksitle satış sözleşmesi olmadığını, buna göre davacının, hesabına yatan paranın TBK m.258 uyarınca davacının erken ödeme olarak kabul edilmesi ve peşin ödeme sebebiyle gereken indirimin tespiti talebinin hukuken cevaz bulunmasının söz konusu olmadığını,Dava konusu olayda davacının müvekkili bankaya olan borcunu erken kapaması gibi bir durum olmadığını, müvekkili bankanın böyle bir zorunluluğu da bulunmadığını,Davacının, dava dışı firmanın borcuna sözleşme ile nakit rehin ve talimat verdiğini, olaylar silsilesine rağmen davacının kredi kapsamında mezkur tutarı hesabına erken kapama yapmak için yatırdığı kabul edilse bile TBK m. 96’ nın açık hükmüne göre; kanun, sözleşme ya da adet gereği olmadıkça, borçluya erken ödemeden dolayı indirim yapmasının beklenemeyeceğini,6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 96 hükmüne göre; \"Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlu, edimi sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir Ancak, kanun veya sözleşme ya da adet gereği olmadıkça borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz”, hükmü yer aldığını,Bilindiği üzere faiz veya kar getiren ödünç veya vadeli satım akdinde, vadeden önce borcun ödenmesinin faiz borcundan ve kardan borçlunun kurtulma neticesini doğurmadığını, borçlunun alacaklıya vadeye bağlanan borcun tamamını ödediğinde borçtan kurtulabildiğini,Ticari kredilerde erken ifanın BK. md 96 düzenlemesine göre, kanun koyucu erken ifada borçlunun borcundan indirim yapılmayacağını açıkça düzenlendiğini, madde metnine göre borçlunun vadeden önce yapacağı ifa dolayısıyla borçtan bir indirim/ıskonto yapılmasını talep edemeyeceğini, kabul anlamına gelmemek üzere bir an için davaya konu somut olayda, davacının müvekkili bankaya olan borçlarını erken ifa ettiği kabul edilse de müvekkil banka tarafından davacının borcundan indirim yapılmamasının kanun düzenlemesine aykırılık oluşturmadığını,Davacıların müvekkili bankadan kullandığı kredilere ilişkin keşide ettikleri ihtar ile talep ettikleri üzere, hesaptaki paranın erken ödeme olarak kabul edilmesi halinde bile, erken ödemeye dair yasada ve bankacılık uygulamasında bir zorunluluk olmadığını, buna ilişkin uygulanacak bir ticari teamülde bulunmadığını, müvekkilinin davacının sözleşme ile üstlendikleri borcu yerine getirmeleri aksi halde borcun kapanmayacağını, ticari kredilerde erken ödeme gibi bir uygulamanın olmadığını beyan ettiğini, buna göre de geri ödeme planında yazılı olan tutarın ödenmesini talep ettiğini, bu sebeplerle müvekkili bankaya karşı doğmuş ve doğacak borçların vadesinden önce ödenmesi nedeniyle, müvekkilinin erken ifa indirimi yaparak belirli bir indirim tutarını davacıya ödemek zorunluluğunun bulunmadığını,Davacının hesabında yapılan işlemlerin bizzat kendi isteği ile imza ettiği Hesap Rehin sözleşmesi ve talimatına istinaden yapıldığını, davacının iddiasının aksine haksız olarak tutulan bir para olmadığını, yapılan işlemlerde bankacılık usul ve uygulamasına uygun olduğunu,Rehin hakkının, hak sahibinin bir alacağını teminat altına alan ve alacak tahsil edilemediği takdirde rehin edilen eşyanın paraya çevrilmesi sureti ile elde edilen bedelden alacağını tahsil etmesi yetkisini veren bir ayni hak olduğunu, ÜK. m.106/2 gereği de nakit menkul hükmünde olduğundan nakit rehinin de hukuka uygun bir müessese olduğunu, davacının dilekçesinde müvekkil bankadaki hesabına yatırılan 4.800.000,00 USD’nin 02.05.2013 tarihine kadar haksız olarak tutulduğu ve bu miktara anılan tarihler arasında uygulanacak faizin tespitini talep ettiğini, yukarıda detaylı şekilde izah edildiği ve sayın mahkemeye sunulan rehin sözleşmesi ve diğer delillerden de açıkça anlaşılacağı üzere, ... tarafından 20.02.2013 tarihinde davacı hesabına yatırılan 4.800.000,00 USD'nin davacı tarafından ...'ün kredi borcuna teminat olmak üzere nakit rehin olarak verildiğini, davacının bizzat kendi imzası ile verdiği nakit rehine ilişkin 20.02.2013 tarihli rehin sözleşmesinin 1. maddesine göre davacı, rehin sözleşmesinde belirtilen 4.800,000,00 USD ile sınırlı olmak üzere, borçlu ... A.Ş. nin kullanmış olduğu nakdî ve gari nakdi krediler kapsamında doğmuş ve doğacak tüm borçları için müvekkili banka lehine gayri kabili rücu ile rehnettiğini kabul ve beyan ettiğini,Bankacılık Kanunu m.61 de; rehin hakkı nedeniyle bankaların hesap sahibine ödeme yapmaktan kaçınabileceği, kısıtlamaya gidebileceğinin açıkça vurgulandığını, dolayısı ile davacının banka nezdindeki hesabında anılan tarihler arasında bloke tutulan paranın haksız tutulduğundan da söz edilemeyeceğini, davacının müvekkil bankada bulunan hesabına 20.02.2013 tarihinde yatan 4.800,000,00 USD nın, bir kısmının çekildiği tarih olan 02.05.2013 tarihine kadar TBK, M.88 düzenlemesi uyanca uygulanacak faizinin tespiti isteminin reddi gerektiğini,Dilekçede faizin tespiti ifadesi kullanılmışsa da davacının huzurdaki davasının belirsiz alacak davası olması sebebiyle talebin, belirtilen bedel ve dönem aralığında faizin bedelinin tespiti olarak anlaşıldığı ve bu meyanda cevap verildiğini, davacının dava dışı ... A.Ş.' nin kredi borcuna teminat olarak vermiş olduğu nakit rehine rağmen, hesabındaki bedelden yoğun ısrarları sebebiyle belli bir miktarı alabildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, söz konusu hesaptaki nakit blokenin tamamen müvekkilinin iyi niyetine dayalı olarak davacının başka bankalardaki çeklerinin yazılmaması ve piyasa itibarının zedelenmemesi için; davacının iddiasının aksine 02.05.2012 tarihinde tek seferde değil, 15.04.2013 tarihinde 1,300.000,00 USD, 18.04.2013 tarihinde 375.000,00 USD, 22.04.2013, tarihinde, 840.803,00 USD olmak üzere toplam 2.515.803,00 USD bloke çözümü yapılarak gerçekleştiğini, ... kullanmış olduğu kredi şartı olan kat irtrfaklarının tesis edildiğine yönelik ekspertiz raporun ile 29.04.2013 tarihinde davacı hesabındaki blokenin kaldırıldığını, hesaptaki bakiye 2.264.197,00 USD'nin sonrasında davacının kredisinden doğan 6.525,66 USD tutarındaki taksit ödemesinin alınarak bakiye 2.275,671,00 USD'nin dava dilekçesinde belirtildiğinin aksine 02.05.2013 tarihinde değil 29 04.2013 tarihinde davacının talep ve talimatı ile davacı firma adına açılan katılım hesabına aktarıldığını, davacının müvekkil bankadaki hesabında 21.02.2013-29.04.2013 tarihleri arasında bulunan 4.800.000,00 USD, davacının talebi ile 6261 cari hesapta tutulduğunu,5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 3’üncü maddesinde tanımı yapıldığı üzere “özel cari hesap\";\"Katılım bankalarında açılabilen ve istenildiğinde kısmen veya tamamen her an geri çekilebilme özelliği taşıyan ve karşılığında hesap sahibine herhangi bir getiri ödenmeyen fonların oluşturduğu hesapları ifade ettiğini, kanunun bu düzenlemesine göre, özel cari hesapların herhangi bir getirisi davacının dilekçesinde belirttiği şekliyle “nemalandığının\" söz konusu olmadığını, bu gerekçelerle davacının tamamen yanlış ve eksik bilgilerle mahkemede açtığı bu davada talep ettiği hesabındaki paranın 20.02.2013-02.05.2013 tarihleri arasında nemalandırılmama sebebiyle faiz bedelinin tespiti isteminin hukuki hiç bir dayanağı olmadığından reddi gerektiğini,Davacının, bloke çözümünden sonra hesabındaki bakiyeyi bizzat kendi talep ve talimatı ile katılım hesabına aktarıldığından bu hesaba kar payı tahakkuk etmiş olup davacının söz konusu tutara 02.05.2013 tarihinden itibaren uygulanacak faizin belirlenmesi talebinin de reddi gerektiğini,Davacının katılım bankacılığa ile ilgili bilgi eksikliği nedeniyle, suçlamaya varan bir takım itham ve iddialarla müvekkili bankanın katılım hesabındaki tutara katılım payı adı verildiğini, ancak bunun faiz olduğu beyanının hiçbir dayanağı bulunmadığını, Sayın Mahkemenin bildiği gibi, müvekkilinin bir katılım bankası olduğunu ve katılım bankalarının faizsiz bankacılık prensipleri ile çalıştığını, davacının tacir olduğunu ve TTK. gereği basiretli bir tacir gibi davranma yükümlüğü olduğunu, davacının uzun süredir çalıştığı müvekkili bankanın faizsiz bankacılık prensibi ile faaliyet gösterdiğini bilmesine rağmen; hesabındaki bakiye tutara fatz uygulanmasını talep etmesinin hukuki bir karşılığı da bulunmadığını,5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve Yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, müvekkili banka ile davacı arasında kurulan hukuki ilişkinin kara ve zarara katılma ilişkisi olduğunu, kara ve zarara tarafların nasıl ve ne oranda katılacağının, hesabın açıldığı tarihte belli olduğunu, katılma hesabına yatırılan tutarın işletilmesinden elde edilen kar ve uğranılan zararın banka ile müşteri arasında paylaşıldığını, dolayısı ile davacı iddiaları gereği; müvekkili bankanın davacıya hesabındaki tutar ile ilgili olarak elde edilecek bir tahmini getiri belirtmesinin hukuken mümkün olmadığını, bizzat davacı talimatı ile yapılan işlemlere aykırı hiçbir dayanağı olmayan davacı iddia ve talebinin de reddi gerektiğini, davacının dürüst davranmadığını, TMK mad. 2. “Herkes, haklannı kullanırken ve borçlarımız yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, Bir hakkın açıkça kötü niyetli kullanılmasını hukuk düzeni korumaz\" hükmü yer aldığını, davacının tacir olarak TTK. m. 18 gereği basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğüne aykırı iddia ve taleplerde bulunduğunu beyanla, davacının haksız kazanç elde etmeye yönelik olarak iş bu davayı ikame ettiğini beyanla,Davacının açmış olduğu usul ve yasaya aykırı, haksız ve kötü niyetli müvekkili bankadan haksız kazanç elde etmeye yönelik davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi  24/03/2022 tarih ve 2020/280 Esas - 2022/229 Karar  sayılı kararında; \"Mahkememizce hükme esas alınan bilirkişi heyeti ek raporu nazara alınmak suretiyle, dava dilekçesinde A B ve C olarak açıklanan üç kalem alacaktan ilk ıslah dilekçesiyle sadece A'nın ıslan edildiği, B ve C kalemleri yönünden ıslah edilmediği, bu nedenle B ve C kalemleri yönünden ıslahın mümkün olduğu, toplam alacağın bilirkişi raporunda 689.587,54 USD olarak belirlendiğini; bu miktarın bir davada bir kez ıslah mümkün olduğu için ilk ıslahta söz konusu olan 85.000 USD ve B ve C şıklarındaki taleplere nazaran gecikme faizi olan 14.957,35 USD yönünden 27/03/2017 tarihli ıslahın ilk ıslah niteliğinde olunduğu nazara alınmak suretiyle 99.957,35 USD'ye kök dosya üzerinden hükmedilmiş; geriye kalan 589.630,19 USD'ye ise birleşen dava yönünden hükmedilerek kök dosyada ilk 1.000,00 TL'ye dava tarihi olan 12/02/2014, bu miktar çıktın sonra 85.000 USD'lik kısmına 21/05/2016'dan itibaren kamu bankalarının dolara uyguladığı bir yıllık faiz oranı üzerinden faize hükmedilmiş, birleşen dosyada hüküm altına alınan tarihinden itibaren kamu bankalarının dolara uyguladığı faiz uygulanarak faize hükmedilerek tahsiline karar verilmiş; iş bu kararda mahkememizce TBK 258. Maddenin uygulanabileceği bu nedenle davacı tarafın erken ödeme talebinin kabul edilmemesine dayalı zarar talebinin kabulü gerektiği yine rehinli hesaplardaki tutarlara da kar payı ödetilmesi gerektiği kanaatiyle bu karar verilmiş;Verilen karar davalı banka vekili tarafından istinaf edilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2018/1814 Esas - 2020/647 Karar sayılı hükmünde;\"Asıl dava, taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi ve genel kredi sözleşmesine madde ilavesine dair ek sözleşme ve 10/02/2012 tarihli kredi tahsilat planı gereğince, taraflar arasındaki ilişkinin taksitle mal satımı sözleşmesi olduğu, davacının mevduat hesabına yatırılan paranın erken ödeme sayılarak erken ödeme nedeniyle borcun tamamının kapatılması talebinin kabulü ile, taksitle satış sözleşmesinin peşin ödeme nedeniyle erken kapatılmasından kaynaklı indirimin tespiti, yine davacı hesabına yatırılan 4.800.000 USD'nin sebepsiz yere davalı banka yedinde tutulması nedeniyle 20/02/2013-02/05/2013 tarihleri arasında bu paraya uygulanması gereken faizin tespiti, söz konusu mevduat hesabına intikal eden paradan bir kısmının blokesi çözülerek davacıya iade edildiğinden iade edilmeyen 2.275.671 USD'ye 02/05/2014 tarihinden itibaren uygulanacak faizin tespitine ilişkindir.Mahkemece 12/11/2014 tarihli duruşmada \"dava dilekçesinin netice-i talep kısmında davanın niteliği tam olarak tespit edilmediğinden tespit, eda, kısmi dava olup olmadığı anlaşılamadığından ve bu doğrultuda dava değeri, davanın tek hakim veya heyetçe görülmesi hususu da açıkça belirlenemediğinden dava dilekçesinin netice-i talep kısmının davacı vekili tarafından açıklanması istendi denilmiş,\" duruşma sonunda ara kararla talep konularını açıklaması ve gerek duyulduğunda dava değerini gösterip harcı yatırması için davacı vekiline 2 hafta süre verilmesine aksi halde davanın sadece tespit talepli olarak görüleceği ihtar edilmiştir.Davacı vekili, 26/11/2014 havale tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde talep ettikleri tespit taleplerini yenileyerek, taleplerinin miktarının ancak tahkikat sonucunda belirlenebileceğini, bu nedenle şu anda kesin dava değeri belirterek talep etmelerinin mümkün olmadığını, yukarıda belirtikleri nedenlerle davanın HMK 107. Maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak görülmesini, belirsiz alacak davalarında asgari bir miktar gösterilmesi gerektiğinden ve tereddüde yer vermemek amacı ile mahkeme ara kararı doğrultusunda asgari miktarın dava tarihi itibarıyla müvekkili şirketten tahsil edilen taksit miktarı olan 85.000 USD olarak belirlenmesi zarureti hasıl olduğundan bahisle dava dilekçelerinin 3. Maddesinin a) fıkrasındaki taleplerinin sonradan arttırılmak üzere 85.000 USD belirsiz alacak davası olarak, b) ve c) fıkrasındaki taleplerinin 1.000'er TL belirsiz alacak davası olarak ele alınarak yürütülmesini talep etmiş, 85.000 USD üzerinden harç ikmal etmiştir.Bundan sonra davacı, tahkikat sırasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda belirsiz alacak davasına dönüştürdüğü davasında 27/03/2017 tarihli dilekçesi ile miktarı 688.761,20 USD arttırarak dava değerini 689.587,54 TL olarak belirlemiştir.Mahkemece 27/09/2017 tarihli duruşmada, davanın ıslah edildiği ve ıslahla arttırılan miktar itibarıyla dosyanın heyetçe görülmesi gerektiği belirtilerek dosya heyete tevdi edilmiştir.Bu arada davacı vekilince yapılan bedel artırımının ikinci ıslah olarak kabul edilebileceği tereddüdü ile bilirkişi tarafından tespit edilen miktardan ilk ıslahla belirlenen dava değeri düşülerek kalan miktar için 04/12/2017 tarihinde birleşen İstanbul Anadolu 8. ATM'nin 2017/1295 E.Sayılı alacak davası açılmış, bu dosya asıl dava ile birleştirilmiştir.Davacı ilk ıslah dilekçesi ile tespit taleplerini eda davasına dönüştürmüş, davasını belirsiz alacak davası olarak ıslah etmiştir Mahkemece ilk ıslah üzerine davanın HMK'nın 107 maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olup olmadığı, davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılmayacağı değerlendirilmemiştir. Bu nedenle davalının, birleşen dava yönünden mükerrer dava itirazları mahkemece değerlendirilmemiştir. Mahkeme kabulüne göre de, asıl dava ilk ıslah ile kısmi alacak davasına dönüştürülmüş olup, davacı vekili ilk ıslah dilekçesi ile talep sonucunu dava dilekçelerinin 3. Maddesinin a) fıkrasındaki taleplerinin sonradan attırılmak üzere 85.000 USD, b) ve c) fıkralarındaki taleplerinin ise sonradan arttırılmak üzere 1.000'er TL alacak davası olarak belirlemiştir. Mahkemenin bu gerekçesinden davanın belirsiz alacak davası olarak değil kısmi dava olarak ele alındığı anlaşılmaktadır. Mahkeme gerekçesinde asıl davada davacı vekilinin dava değerini arttırdığı (688.761,20 USD olarak arttırılan) 27/03/2017 havale tarihli dilekçesini ikinci ıslah olarak kabul edip HMK 176/2 maddesi gereğince aynı davada bir kez ıslah yapılacağından kabul etmemiş ise de hüküm fıkrasında gerekçesini belirtmeden asıl dava yönünden davanın kabulü ile asıl davada 99.957,35 USD'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde davacının ikinci dilekçesi ikinci ıslah olarak kabul edildiğine ve bu dilekçe ile arttırılan bedel kabul edilmediğine göre davacının ilk ıslah dilekçesinde belirttiği miktarlar olan 85.000 USD ve ayrı ayrı 1.000'er TL dava değerinden fazlaya ilişkin hüküm kurması gerekçesi ile çelişki oluşturmuştur.Buna göre mahkemece yapılacak iş davacının 27/03/2017 tarihli dilekçesi ikinci ıslah olarak kabul edildiğine göre ilk ıslah dilekçesi ile belirlediği dava değeri üzerinden asıl davanın kabul veya reddine karar vermek olmalıdır. Mahkemece asıl davada verilen karar, HMK'nın 26. Maddesinde öngörülen taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğundan hatalı olmuştur.Kabule göre ise, dosyada alınan ve mahkemenin hükme esas kabul etiği bilirkişi raporu karar vermeye yeterli değildir.Davacının talebi, davalı banka ile yapılan genel kredi sözleşmesi ile genel kredi sözleşmesine madde ilavesine dair ek sözleşme kapsamında kullandırılacak kredinin \"kıymetli maden alım satımı yoluyla kullandırılacaktır\" ibaresi nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin taksitli mal alım- satım sözleşmesi olduğu, buna göre mevduat hesaplarına yatırılan paradan satış bedelinin tahsili ile taksitli satış borcunun kapatılmasının talep edildiği davalı bankanın bu taleplerini haksız olarak reddettiği, mevduat hesaplarına gelen para ile borcun erken ödeme nedeniyle kapandığının kabulü ile TBK'nın 258. Maddesi kapsamında peşin ödeme indirimi yapılmadığı iddiası hakkında bilirkişi raporunda her hangi bir değerlendirme yapılmamış, mahkemece de bu husus değerlendirilmemiştir.Yine davacının diğer talepleri davacı mevduat hesabına yatırılan ve bankaca haksız olarak yedinde tutulduğu belirtilen paraya faiz tahakkuk ettirilmediğine ilişkindir. Davalı ise söz konusu paranın davacının talebi doğrultusunda önce yine davalı bankadan kredi kullanan dava dışı ... şirketinin borçlarına karşılık daha sonra ise davacı şirketin borçlarına karşılık rehnediliğini belirterek davacı şirket imza ve kaşesi bulunan rehin sözleşmelerini dosyaya sunmuş ise de bu husus bilirkişi raporunda değerlendirilmediği gibi mahkemece de her hangi bir değerlendirme, rehin sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı, bankanın söz konusu mevduat hesabında bulunan parayı rehin karşılığı yedinde tutmasının hukuka uygun olup olmadığı, bu rehinin geçerli olması halinde rehinde tutulan paraya nemalandırma yapılıp yapılmayacağı, gerekmekte ise bunun miktarı ile davalı bankaca söz konusu paraya bloke tarihlerinde uygulanan nemalandırmanın uygun olup olmadığı değerlendirilmemiştir.Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taraflar arasında dava konusu olmamasına rağmen davacı tarafından davalı bankadan kullanılan ve daha sonra davalının savunmasına göre davacının talebi doğrultusunda yenilenen kredi sözleşmeleri nedeniyle kredi borcuna uygulanan faiz/kar payı oranı (bankaca taksitli ödemede yapılan ödemeden ana para borcuna mahsubu gereken miktarı az hesaplanarak haksız şekilde peşin olarak faiz tahsil edildiği)  bilirkişice haksız bulunmuş ve buna göre davalı bankanın alması gereken kredi faiz miktarı ve yapılandırma miktarları ile davalı bankaca uygulanan faiz/kar payı ve yapılandırma borcu tespit edilmiş, buna göre davacının bu nedenle davalıdan talep edebileceği miktar tespit edilmiştir. Söz konusu husus taraflar arasında çekişme konusu olmayıp, dava konusu değildir. Davalı tarafça dosyaya sunulan ve cevap dilekçesinde belirtilen şekilde, söz konusu kredilerin faiz/kar payları kredi geri ödeme planları ve yapılandırma sözleşmeleri ile taraflar arasında serbestçe belirlenmiştir.Davalının bu itirazları da bilirkişi ve mahkemece değerlendirilmemiştir.Bilirkişi hesaplamalarının davada talep edilen hususları kapsamadığı, dava konusu olmayan hususlarda hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.Yine, dava dışı olan ve davacı şirket ortağı hesabına gelen TL, bu ortağın talebi üzerine davacı hesabına aktarılmış, davacının talimatı doğrultusunda hesabına TL olarak yatırılan para davacının belirttiği kur üzerinden USD' ne çevrilerek davacı adına açılan USD hesabına yatırılmıştır. Bilirkişi TL' nin USD' ye çevrilmesinde davalı bankanın haksız kur farkı tahsil ettiğini belirtmiş ise de davacının USD hesabına yatırılan USD miktarı davacının dilekçesinde belirttiği miktar kadardır. Bu kur farkının davacının kabulünde olup olmadığı değerlendirilmemiştir. Ayrıca, davacının davaya konu ettiği talepleri arasında kur farkı alacağı bulunmamaktadır. Bu husus dava konusu değildir. Bilirkişi raporunda dava konusu olmamasına rağmen davalı bankanın haksız kur farkı tahsil ettiği belirtilerek hesap yapılmıştır. Yine bilirkişi raporunun sonuç kısmında davacının kullandığı çeşitli kredilerden bankaca fazla alınan faiz ve BSMV hesaplanmış ise de bu krediler dolayısıyla davalı bankaca alınan faiz ve BSMV'ler dava konusu olmayıp bunların neden hesaplamaya dahil edildiği bilirkişilerce ve mahkemece gerekçelendirilmemiştir. Yine kabule göre, asıl dava tarihi 12/02/2014, davacının ilk ıslah tarihi 26/11/2014 ve birleşen dava tarihi 04/12/2017 olmasına rağmen bilirkişi raporunda davacıdan haksız tahsil edildiği belirtilen bedel 04/05/2015 tarihi itibarıyla hesaplanmış olup, davacının alacaklı olduğu belirtilen miktara her hangi bir gerekçe belirtilmeden bilirkişi raporunda 04/05/2015-31/05/2016 tarihleri için gecikme faizi hesaplanmış, mahkemece gerekçe belirtilmeksizin bilirkişice hesaplanan bu gecikme faizine de hükmedilmiştir. Yine bilirkişi raporunda davacının davalıdan talep edebileceği asıl alacak miktarı 04/05/2015 tarihi itibarıyla belirlenmiştir. Asıl dava tarihi 12/02/2014, ıslah tarihi 26/11/2014 ve birleşen dava tarihi 04/12/2017 olup bilirkişi raporunda asıl alacağın neden 04/05/2015 tarihi itibarıyla belirlendiği açıklanmamış, mahkemece de bu konuda değerlendirme  yapılmamıştır.Tüm bu hususlar gözetildiğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu yeterli açıklıkta olmayıp, davada istenen talepleri aşar şekilde hesaplama yapılmış ve denetime elverişli değildir. Mahkemece bilirkişi raporunun hükme esas alınması, davalı tarafın bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmemesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.6100 sayılı HMK’nin 353/1-a-6. maddesinde, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması hususu davanın esası incelenmeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verilen hallerden sayılmıştır. Tarafların davada ileri sürdükleri iddia ve savunmalarının bir kısmının hiç bir şekilde değerlendirilmemiş olması halide HMK'nın 353/1-a-6 maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Zira somut olayda olduğu gibi, davanın belirsiz alacak ve tespit davası olarak açılıp açılamayacağı, davacının ıslahtan sonraki dilekçesinin belirsiz alacak davası kapsamında olup olmadığı, aksi durumda ikinci ıslah olup olmadığı, buna göre birleşen davanın mükerrer dava olup olmadığı, davalının, davaya konu mevduat hesabının kredi borçlarına karşılık rehnedilip rehnedilmediği, rehinli mevduat hesabına davalı bankaca uygulanan faiz/kar payının olaya uygun olup olmadığı, söz konusu mevduat hesabına faiz/kar payı uygulanması gerekip gerekmediği, davacı iddiasında olduğu gibi taraflar arasındaki ilişkinin taksitli alım satım sözleşmesi olup olmadığı, buna göre olaya TBK'nın 258. Maddesinin uygulanması gerekip gerekmediği, aksi durumda davacı hesabına yatan para ile davacının kredi borcunu erken kapatıp kapatamayacağı, bu durumda davalı bankanın kredi borcunun erken kapatılması nedeniyle faiz/kar payı tahsil edip edemeyeceği, konusunda ilk derece mahkemesince her hangi bir delil toplanmadığı gibi bu hususta bir değerlendirme de yapılmamıştır. Yine itiraza uğramasına rağmen yeterli açıklıkta olmayan denetime elverişsiz bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması da hatalı olmuştur.  Tarafların iddia ve savunmaları konusunda göstermiş oldukları delillerin toplanmaması ve bu iddia ve savunmalarından bir kısmı hakkında her hangi bir değerlendirme yapılmaması veya bu konuda tarafların göstermiş oldukları delillerin değerlendirilmemiş olması veya gösterilen delillerin değerlendirilmesine yönelik teknik bilgiyi gerektiren bir hususta bilirkişi raporu alınmaması halinde yargı sistemimiz bakımından benimsenmiş olan dar istinaf sisteminden uzaklaşılarak ilk derece mahkemesince değerlendirilmemiş olan konularda ilk defa istinaf mahkemesince bir iddia ve delile ilişkin olarak tartışma yapılarak yargıya varılacaktır ki bu da iki dereceli yargılama olan istinaf yargı sistemi ile bağdaşmayacaktır. Buna göre davalının istinaf başvurusunun HMK' nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen şekilde değerlendirme yapılarak, tarafların iddia ve savunmaları konusunda gösterdikleri delilleri toplanarak, gerekmesi halinde konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davaya konu çekişmeli hususlar konusunda değerlendirme yapılarak, davada talep olunan hususlar hakkında oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği\" DENİLMEK SURETİYLE MAHKEMEMİZ HÜKMÜ KALDIRILMIŞ;Kaldırma kararından sonra dosya mahkememizin 2020/280 esasına alınmış,Öncelikle davalı banka ile yazışmalar yapılmış, yapılan yazışmalar sonunda davalı banka ... Bankası AŞ'ye 06/07/2021 tarihinde yazılan müzekkereye gelen cevapta bankanın ... Şubesi nezdinde tutulan ...'a ait  ... hesabının vadesiz hesap olduğu, aynı şekilde banka müşterisi ... AŞ'nin aynı şubede bulunan ... nolu hesabının vadesiz TL hesabı olduğu, ... sayılı hesabın vadesiz USD olduğu, her üç hesabında vadeli olmadıkları; ... AŞ'ye ait ... numaralı vadesiz TL hesabının firmanın bankadan kullanmış olduğu kurumsal finansman desteği kredilerinin geri ödenmesine ilişkin olarak tanımlanmış bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce oluşan durum ve Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı karşısında yeniden bir bilirkişi oluşturulmuş, bankacı bilirkişi, mali müşavir ve hukukçu - hesap bilirkişisi tarafından hazırlanan 09/03/2021 tarihli rapor ve davacı itirazlarını karşılayacak şekilde alınan 21/01/2021 tarihli rapor mahkememizin yeni hükmüne esas alınmıştır. Bu raporlar ve mahkememizin kanaati çerçevesinde,Davalı bankaya kredinin peşin ödeme yoluyla kapatılması yönünden davacının başvuru yapmasına rağmen söz konusu başvurunun kabul edilmediği, taksitler halinde tahsil edildiği; buna göre TBK'nun 258 hükmü uyarınca indirim yapılıp yapılmayacağı, yapılacak ise miktarının ne olduğu, ayrıca rehinli hesapta bulunan 4.800.000,00 USD'ye dava dilekçesinde bildirilen tarih itibariyle kar payı verilmesi gerekip gerekmeyeceği, verilecekse miktarının ne olduğu hususlarında UYAŞMAZLIĞIN BULUNDUĞU;Davacının erken ödeme talebinin kabul edilmemesinden kaynaklanan zarar talebi yönünden:Davacının istemini TBK 258. Maddeye dayandırdığını, bu maddede taksitli satım borcunun kambiyo senedine bağlanmış olması durumunda satış bedelinin kalan kısmının alıcının tamamen ödeyerek borçtan kurtulabileceği, bu durumda satış bedeline ilave edilen kısımda ödeme süresinin kısaltılmasına uygun bir indirim yapılacağının düzenlendiği; TBK 253. Maddede ise, taksitli satımın düzenlendiği ve taksitli satımın taşınır mala yönelik olabileceğinin, taşınmaz mala yönelik taksitli satış sözleşmesinin TBK'nun 253 madde kapsamı dışında kaldığı; TBK 258'de yer alan satım bedelinin tamamen ödenmesine ilişkin düzenlemenin ise TBK 253 madde kapsamıyla ilişkili olduğu;Dava konusu olan işlemin 28/07/2009 tarihli genel kredi sözleşmesine madde ilavesine dair ek sözleşme ve 10/02/2011 tarihli kredi tahsilat planında düzenlenen kıymetli maden ( metal ) borsasından peşin bedelle satın alınan kıymetli madenlerin iş bu ek sözleşme hükümleri dahilinde müşteriye vadeli olarak satılmasına ilişkin olduğu, yani bir kredi sözleşmesinin ekinde düzenlendiği; bu nedenle taşınır sözleşmesi mi yoksa taşınmaz sözleşmesi mi olduğunun söz konusu kredi sözleşmesindeki kredi verilme nedenine göre belirleneceği; bilirkişi ek raporunda da işaret edildiği üzere, kredi ilişkisinin dayanağının kıymetli maden alımı bir başka anlatımla menkul satımına ilişkin olmadığı, davacı firmanın teminatında yer alan ve satışa konu hisse maliki davacı firma ortağı ve banka müşterisi ...'a ait İstanbul ili Pendik ilçesi,... mah. 4.000 ada,... pafta, 5 parselde bulunan arsanın 1.535/2.400 hissesinin satışının bankanın da ... Şubesi olan ... AŞ'ye 20/02/2013 tarihinde 8.633.760,00 TL kredi kullandırılarak gerçekleştirilmesine ilişkin olduğu; dolayısıyla bir menkul satışı değil gayri menkul satışının söz konusu olduğu; kaldı ki, bankanın da satıcı durumunda olmadığı bu nedenle olayda taksitli taşınır satışına ilişkin TBK 258 madde hükmünün uygulanma kabiliyeti bulunmadığı; öte yandan TBK 96. Maddede \"sözleşme hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gerektiğinden taraflar aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlunun süresinden önce edimini ifa edebileceği ancak konan veya sözleşme ya da adet gereği olmadıkça; borçlunun erken ihbarı bulunması sebebiyle indirim yapılamayacağının\" düzenlendiği;Bu nedenle, söz konusu kıymetli maden alımının bir kredi sözleşmesi ekinde yapıldığı ve taşınır satışına ilişkin olmadığı sebebiyle bankalar kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesinde de kredinin erken kapanması talebi yönünden bankayı kabule zorlayacak özel bir düzenlemenin bulunmadığı;Benzer bir olayda İstanbul  Bölge Adliye Mahkemesinin 14. Hukuk Dairesinin 09/06/2020 tarihli ve 2019/1747 Esas - 2020/518 Karar sayılı ilamında da işaret edildiği gibi taksitli kredi borcunun erken kapatılması nedeniyle davalı bankadan fazladan ödenen kar payı ve gider vergilerinden dolayı oluşan zararı ve bankada tutulan paradan dolayı davacının mahrum kaldığı faiz alacağına hükmedilemeyeceği şeklindeki kararı da nazara alınarak, davacının kredinin erken kapatılma talebinin bankaca kabul edilmemesinden dolayı zarar talep edemeyeceği, bunun koşullarının gerçekleşmediği, olayımızda TBK'nun 258. Maddesinin değil banka mevzuatının uygulanacağı belirlenmiş ve bu talebi yönünden lehine tazminat kararı verilemeyeceği;Davacının rehinli hesaplardaki tutarlara kar payı ödettirilmesi talebi yönünden:Rehinli 4.800.000,00 USD'nin 21/02/2013 - 29/04/2013 tarihleri arasında ... - ...nolu cari hesapta tutulduğu, bu tarihler arasında bankaya herhangi bir vadeli hesaba aktarılması yönünde talimat verilmediği, bunun davacınında kabulünde olduğu, davacı taraf HMK 2 madde gereğince bankanın müşterinin menfaatlerini kollamak görevinde olmasından dolayı kendiliğinden bu parayı vadeli hesaba aktarması gerektiğini bildirmiş ise de; bankanın böyle bir yükümlülüğünün bulunmadığı, bu nedenle davacı tarafın bu talebininde kabul edilemeyeceği; davacının 29/04/2013 tarihinde ise bankaya talimat verdiği ve buradaki paranın katılım hesabına aktarılmasını istediği, bankaca derhal aynı tarihte paranın katılım hesabına aktarıldığı ve o tarihten itibaren de tahakkuk ettirilen kar payının davacıya ödendiği; bilirkişiler tarafından paranın katılım hesabına aktarıldığı tarihten itibaren tahakkuk ettirilen kar payının da diğer müşterilere benzer durumda tahakkuk ettirilen kar paylarına denk olduğunu bildirmeleri karşısında bu hesaplardan dolayı da rehinli hesaplarda tutulan kar payı ödenmeyen 21/02/2013 - 29/04/2013 tarihleri arasında da bankadan kar payı istenemeyeceği mahkememizce değerlendirilmiş;Davacı tarafın esasen iş bu dava ve birleşen dosyadaki taleplerinin tek ve aynı olduğu sadece davacı vekili tarafından ikinci ıslahın mahkememizce geçersiz kabul edilmesi durumunda birleşen davada kök davada karara bağlanılacak kısmın üzerinde kalan kısmı talep ettiği esasen her iki davanın yöneldiği talep miktarlarının ve talep kalemlerinin aynı olduğu nedeniyle; her iki dosyadaki aynı talep kalemlerinden dolayı herhangi bir tazminat / alacak talep edilemeyeceğinden bu dosya ve birleşen dosyadaki davanın reddine karar verilmiştir.\"gerekçesi ile,''DAVALARIN REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı banka arasında yapılan\"Genel Kredi Sözleşmesine madde ilave edilmesine Dair Ek Sözleşme\"  \"kıymetli maden alım satımı yoluyla kullandırılacaktır\" ibaresi nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin taksitli mal alım- satım sözleşmesi olduğu,\" bu nedenle de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 258. Maddesi   kapsamında peşin ödeme indirimi yapılıp yapılmadığı hususunun değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülerek, davalı finans kuruluşu müvekkil şirketin hesabına gelen 4.800.000 USD yi bir süre bihakkın nemalandırmadan kullanıldığı, müvekkil şirketin borcunu ödemek amacı ile davalı finans kuruluşuna vermeyi talep ettiği 2.275.671 USD yi karşılıksız olarak nemalandırmadan kullanıldığı, ödeme olarak kendisine verilen 2.275.671 USD yi ödeme olarak kabul etmediği için müvekkil şirketten katılım payı adı altında faiz tahsil etmeye devam edildiği, bunun yanı sıra yukarıda da zikrettikleri üzere yapılan ek sözleşme ile taraflar arasındaki sözleşme taksitli kıymetli maden alım sözleşmesi olarak nitelendirilmişken TBK.nun 258. Maddesi uyarınca yapması gereken indirimi yapılmadığı ileri sürülerek; sözleşmenin peşin ödeme yolu ile kapatılarak peşin ödeme nedeni ile yapılması gereken indirimin belirsiz alacak olarak tespitine, 4.800.000,00 (dörtmilyonsekizyüzbin) USD ye 20.02.2013-02 05.2013 tarihleri arası faizin belirsiz alacak olarak tespitine, 2.275.671,00 USD'sine 02.05.2013 tarihinden itibaren uygulanacak faizin belirsiz alacak olarak tespitine, karar verilmesini talep ve dava edildiğini,İlk derece mahkemesinin ilk yaptığı yargılamada davayı kabul ettiğini, istinaf mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararını ;\"Davacının talebi, davalı banka ile yapılan genel kredi sözleşmesi ile genel kredi sözleşmesine madde ilavesine dair ek sözleşme kapsamında kullandırılacak kredinin \"kıymetli maden alım satımı yoluyla kullandırılacaktır\" ibaresi nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin taksitli mal alım- satım sözleşmesi olduğu, buna göre mevduat hesaplarına yatırılan paradan satış bedelinin tahsili ile taksitli satış borcunun kapatılmasının talep edildiği davalı bankanın bu taleplerini haksız olarak reddettiği, mevduat hesaplarına gelen para ile borcun erken ödeme nedeniyle kapandığının kabulü ile TBK'nın 258. Maddesi kapsamında peşin ödeme indirimi yapılmadığı iddiası hakkında bilirkişi raporunda her hangi bir değerlendirme yapılmamış, mahkemece de bu husus değerlendirilmemiştir.Yine davacının diğer talepleri davacı mevduat hesabına yatırılan ve bankaca haksız olarak yedinde tutulduğu belirtilen paraya faiz tahakkuk ettirilmediğine ilişkindir.Davalı ise söz konusu paranın davacının talebi doğrultusunda önce yine davalı bankadan kredi kullanan dava dışı ... şirketinin borçlarına karşılık daha sonra ise davacı şirketin borçlarına karşılık rehnediliğini belirterek davacı şirket imza ve kaşesi bulunan rehin sözleşmelerini dosyaya sunmuş ise de bu husus bilirkişi raporunda değerlendirilmediği gibi mahkemece de her hangi bir değerlendirme, rehin sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı, bankanın söz konusu mevduat hesabında bulunan parayı rehin karşılığı yedinde tutmasının hukuka uygun olup olmadığı, bu rehinin geçerli olması halinde rehinde tutulan paraya nemalandırma yapılıp yapılmayacağı, gerekmekte ise bunun miktarı ile davalı bankaca söz konusu paraya bloke tarihlerinde uygulanan nemalandırmanın uygun olup olmadığı değerlendirilmemiştir.\" gerekçesi ile kaldırdığını, İstinaf mahkemesini iş bu kaldırma kararına göre ele alınıp değerlendirilmesi gereken hususların, taraflar arasında yapılan 10.02.2011 tarihli ek sözleşmeye göre taraflar arasındaki ilişkinin kıymetli maden (taşınır) alım satım sözleşmesi olup olmadığı dolayısı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 258. Maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı. taraflar arasında geçerli bir rehin sözleşmesi olup olmadığı, davalı bankanın blokede tutuğu meblağları piyasa rayiçlerine göre nemalandırıp nemalandırılmadığı hususları olduğunu,İlk derece mahkemesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 258. Maddesini yanlış yorumladığını,  maddenin uygulanabilirliğini \"taksitli satım borcunun kambiyo senedine bağlanmış olması durumuna\" bağladığını; oysa ki maddenin düzenlemesi tam aksi yönde olup maddenin uygulanma şartının satış bedelinin kambiyo senedine bağlanmamış olması hali olduğunu, ilk derece mahkemesi kanun maddesini bu şekilde yanlış olarak ele alınca devamı da yanlış olarak gelişmiş bilirkişi raporundaki nereden geldiği belli olmayan taşınmaz satışından bahsedilerek, taşınır satışlarına ilişkin TBK.nun 258. Maddesinin uygulanmayacağına hükmettiğini, oysa ki taraflar arasında yapılmış olan 10.02.2011 tarihli sözleşmenin tarafların  açık seçik belirttiği üzere taksitle kıymetli maden alım-satım sözleşmesi olduğunu, ilk derece mahkemesinin bu hususu tamamen göz ardı ederek taraflar arasındaki ilişkide TBK. nun 258. Maddesi hükümlerinin uygulanmayacağına hükmettiğini,  ilk derece mahkemesinin bu kararı dosya muhtevasına usul ve yasaya aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesi, davalının  müvekkili şirketin parasını üçüncü bir şahıs tarafından kullanılan kredini teminatı olarak tutabilmesini davalının davaya cevap dilekçesinde ileri sürdüğü; \"davacı firma hesabında olan tutarın 21.02.2013 tarihinde ... firmasının teminatı altına alındığını, açık bir ifade ile kredi kullanım şartı yerine gelene kadar ... firmasına kullandırılan kredinin, nakit karşılıklı olarak teminatlandırıldığını, bunun delil listesinde Sayın Mahkemeye sunulan firma yetkilisinin müvekkiline gönderdiği mail de açıkça kabul edildiğini\" ifadesine dolayısı ile de müvekkil şirket yetkilisi tarafından gönderildiği belirtilen bir maile dayandırdığını; oysa ki Yargıtay uygulamalarındaki genel kabule göre bu işlemin ıslak imzalı \"Nakit Teminat için Bloke ve Rehin Talimat Mektubu\" na dayanması gerektiğini; davalı tarafın bu işlemin böyle talimata dayandığını iddia etmediğini ve dosyaya bu nevi bir belge ibraz etmediğini; bu kabil bir belge ibraz edememiş olması sebebi ile davalının iş bu meblağı bihakkın olarak blokede tuttuğunun tartışmasız olduğunu,Bilindiği üzere 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 75 . Maddesi uyarınca bankalar \"Bankalar ile bunların mensupları; bu Kanuna, ilgili düzenlemelere, kuruluş amaç ve politikalarına uygun olarak faaliyetlerin icra edilmesini temin etmeye ve yönetimde adalet, doğruluk, dürüstlük ve sosyal sorumluluğu esas almaya yönelik etik ilkelere uymakla yükümlüdürler.\" yine Bankalar Kanununun 76. Maddesi uyarınca \"Bankalar, müşterilerinin, verilen hizmetlerden kaynaklanan her türlü sorularına cevap verecek bir sistem kurmakla ve bu hizmetle ilgili bilgiyi müşterilerine bildirmekle yükümlüdür. Bankalar, kredi sözleşmelerinin onaylı bir örneğini müşterilerine vermek zorundadır.\"Davalı banka bu yükümlülüklerini yerine getirmemiş etik kurallarına ve TBK.nun  28. Maddesine aykırı olarak aşırı yararlanma yoluna gittiğini,Bilirkişi raporunda ve gerekçeli kararda davalı bankanın diğer müşterilerine davrandığı şekilde müvekkili şirkete davrandığı farklı bir uygulama yapmadığının belirtildiğini; davalı banka hakim durumunu kötüye kullanarak ve müvekkili şirketin usulüne uygun onayını almadan uygulama yapmış parasını müvekkil şirketin usulüne uygun  onayı olmadan bloke hesapta tutmuş ve kendi belirlediği oranda sembolik bir kar payı uyguladığnıı; bu işlemlerin tamamının müvekkili şirketin iradesi ve onayı dışında yapılmış olduğundan, diğer müşterilerden farklı bir işlem yaptığından bahsedilemeyeceğini,Bloke işleminin müvekkil şirketin usulüne uygun onayı olmadan yapılması karşısında müvekkil şirketin onayı olmadan bihakkın blokede tutulan meblağın davalı bankanın uyguladığı şartlarla değil Piyasa şartlarına göre nemalandırılması gerektiğini;Bu hususun ilk derece mahkemesi tarafından tamamen göz ardı edilerek hüküm kurulduğunu,Yukarıda izah edilen nedenlerle usul ve yasaya aykırı olan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması amacı ile dairenize başvurma zaruretinin hasıl ololduğunu,İleri sürerek, yukarıda arz edilen ve re'sen göz önüne alınacak nedenlerle usul ve yasaya aykırı olan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak istinaf nedenlerimizi, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarına itirazlarımızı karşılayacak bilirkişi raporu alınmasını, davalı bankanın bankacılık etik kurallarına aykırı davranarak aşırı yararlanması nedeni ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl ve birleşen davalar; davacı ile davalı arasındaki 28/07/2009 tarihli genel kredi sözleşmesine ek genel kredi sözleşmesi kapsamında, davacıya davalı tarafından taksitle kıymetli maden satışı yapıldığı, öte yandan davalının davacıya ait döviz hesabında bulunan parayı haksız olarak uhdesinde tuttuğu ve bu para kullanılarak taksitle satış sözleşmesinden doğan borcun peşin ödenmesi ve borçta indirim yapılması taleplerinin haksız olarak reddedildiği iddialarına dayalı olup, davacı tarafından davalı uhdesinde tutulan davacıya ait 2.275,671,00-USD'nin TBK'nun 258 maddesi uyarınca taksitle satış sözleşmesinden doğan borcun peşin ödeme ile kapatılmasında kullanılmasına ve yapılacak indirimin tespitine, davalı banka nezdindeki davacı hesabında haksız olarak blokeli tutulan 4.800.000,00-USD'ye  20/02/2013 ila 02/05/2013 tarihleri arasında uygulanması gereken faizin tespiti ile davacıya ödenmesine, aynı hesapta davacıya yapılan bir kısım ödemeden sonra 02/05/2013 tarihi itibariyle kalan ve haksız olarak  blokeli tutulan 2.275,671,00-USD'ye bu tarihten itibaren uygulanması gereken faizin tespiti ile davacıya ödenmesine karar verilmesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafından yapılan istinaf başvurusu  dairemizin 2018/1814 esas 2020/647 karar sayılı ilamı ile kabul edilmiş, kaldırma kararı doğrultusunda dosya yukarıdaki esası almış olup, mahkemece kaldırma ilamı akabinde yapılan yargılama doğrultusunda asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Asıl davada davacı yan; dava dilekçesindeki neticesi talebinde; \"1. sözleşmenin peşin ödeme yolu ile kapatılarak peşin ödeme nedeni ile  yapılması gereken indirimin belirsiz alacak olarak tespitini, 2. 4.800.000.(dört milyon sekizyüzbin) USD'ye 20.02.2013-02.05.2013 tarihleri arasında uygulanacak faizin belirsiz alacak olarak tespitini, 3. 2275671-USD' sine 02.05.2014 tarihinden itibaren uygulanacak faizin belirsiz alacak olarak tespitini, \" talep etmiş, harca esas değeri 3.000,00-TL olarak göstermiştir.İlk derece mahkemesi tarafından asıl davanın 12/11/2014 tarihli celsesinde; dava dilekçesi netice-i talep kısmında davanın niteliği tam olarak tespit edilemediğinden, davanın tespit eda, kısmi dava olup olmadığı anlaşılamadığından ve bu doğurtultuda dava değeri ile davanın tek hakim veya heyetçe görülmesi hususu da açıkça belirlenemediğinden, davacı vekilinden  dava dilekçesinin netice-i talep kısmının açıklamasının istendiği ve bu hususta davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, davacı vekilinin iki haftalık süre içerisinde sunduğu açıklama dilekçesinde; dava dilekçesinde, davalı yedinde bulunan paranın ödeme sayılarak peşin ödeme nedeni ile yapılacak indirimin belirsiz alacak taraflarından talep edildiğini,  HMK. nun 107. Maddesine göre peşin ödeme nedeni ile yapılması gerekli olan indirimin bilirkişi incelemesi ve hakkaniyet esasları ile belirleneceğini, talep edilen indirimi dava açılırken bilmelerinin mümkün olmadığını, bu nedenle, borcun 02.05.2013 tarihinde ödenmiş olması halinde müvekkili şirketin borcundan yapılması gerekli olan indirimin belirsiz alacak olarak asgari değer bildirilmek koşulu ile talep edildiğini, yine  davalı yedinde bihakkın tutulan 4.800.000,00-USD ye 20.02.20135- 02.05.2013 tarihleri arasında uygulanması gereken faizin belirsiz alacak olarak talep edildiğini, davalı yedinde 02.05.2013 tarihinden itibaren bihakkın tutulan 2.275.671,00-USD'ye bu tarihten itibaren uygulanacak faizin belirsiz alacak olarak talep edildiğini, bu  taleplerin miktarının ancak tahkikat sonucunda belirlenebileceğini, bu nedenle, şuanda kesin bir dava değeri belirterek talep etmelerinin münkün olmadığını, bunun yanı sıra davalı yedindeki bedeli belirterek bir dava değeri de belirtmelerinin de mümkün olmadığını, çünkü, davalı yedinde 02.05.2013 tarihinde 2.275.671, 00- USD olarak bulunan miktarın davalının taksit ödemelerine sayması neticesinide 843.559.00-USD'ye inmiş bulunduğunu, bir başka değişle müvekkili  peşin ödeme yapmasına rağmen borcun taksit taksit azaldığını belirterek;  davanın nın HMK'nun 107.maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak görülmesini talep etmiş;  belirsiz alacak davalarında asgari bir miktar gösterilmesi hükmü bulunduğundan mahkemenin 12.11.2014 tarihli ara kararı doğrultusunda tereddüte yer vermemek amacı ile asgari miktarın dava tarihi itibarı ile müvekkili şirketten tahsil edilen taksit miktarı olan 85.000 ( eksenbeşbin) USD olarak belirlenmesi zaruretinin hasıl olduğunu, buna göre;  dava dilekçesinin  3.maddesinin a. fıkrasındaki taleplerinin  sonradan arttıtılıp belirlenmek koşulu ile 85.000.-USD belirsiz alacak davası olarak, b fıkrasındaki taleplerinin sonradan  arttırılmak üzere dava dilekçesindeki gibi 1.000,00-TL belirsiz alacak davası olarak, c fıkrasındaki taleplerinin sonradan arttırılmak  üzere dava dilekçesindeki gibi 1.000,00-TL belirsiz alacak davası davası olarak yürütülmesini istemiştir. Asıl davada davacının 85.000,00-USD yönünden harcı tamamladığı anlaşılmıştır.Asıl davada yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi heyeti raporu akabinde davacı vekilinin, 27/03/2017 harçlandırma tarihli dilekçesi ile ; dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporu ile davalının itirazı sonucu alınan 08.12.2016 tarihli ek raporda dava konusu taleplere ilişkin olarak alacaklarının 674.630,19-USD ve gecikme faizi için de 14,957,35 USD olarak tespit edildiğini tespit edilen tutar karşısında indirime konu alacak miktarı 674.630,19-USD, gecikme faizi için 14.957,35-USD olması sebebiyle davalarını ıslah ederek, toplam 689.587,54-USD 'nin davalıdan alınarak davacı müvekkile verilmesini talep gereği doğduğunu ileri sürerek; 3.000-TL talepli olarak açılan davalarını (1-USD efektif satış 3.6305 olmak üzere) 688.761,20-USD ıslah ederek toplam 689.587,54-USD 'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, müddeabih değerinin 3.000,00-TL'sine dava tarihinden, ıslah edilen tutar olan 688.761,20-USD 'ye bilirkişi hesaplamasının yapıldığı 21.05.2016 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesini talep ettiği, ıslah harcını yatırdığı görülmüştür.Asıl davada ıslah dilekçesi verildikten sonra, davacı vekilinin İstanbul Anadolu 8 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1295 esas sayılı dosyası nezdinde aynı netice-i talebi içerir birleştirme istemli dava açtığı, birleşen davadaki dava dilekçesinde; asıl davada dava dilekçesi ile belirsiz alacak taleplerini ileri sürdüklerini, mahkemenin 12/11/2014 tarihli ara kararı doğrultusunda talep konularını açıklama dilekçesi verdiklerini ve netice-i taleplerinin sonuç kısmının a bendindeki taleplerini 85,000,00-USD belirsiz alacak, b ve c bentlerindeki taleplerini ise 1.000,00'er-TL belirsiz alacak olarak açıkladıklarını, 26/11/2014 tarihinde de 85.000,00-USD yönünden ıslah harcı yatırdıklarını, akabinde 27/03/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile asıl davada dava değerini 688.761,20-USD ıslah ederek, netice-i taleplerini tüm alacak kalemleri bakımından 689.587,54-USD'ye çıkardıklarını, asıl davada mahkemece 27/09/2017 tarihli ara karar ile daha önce belirsiz alacak davasında eksik harcın yatırıldığına, 27/03/2017 tarihli dilekçe ile ilk kez ıslah yapıldığına karar verilip yargılamaya devam edildiğini, ancak davalı yanın ikinci kez ıslah yapılamayacağına dair itirazda bulunduğunu, tereddüte yer verilmemesi için iş bu davayı açtıklarını ileri sürerek; asıl davada dava dilekçesinin a bendinde talep ettikleri alacakları bakımından bilirkişi raporunda tespit edilen 674.630,19-USD'nin (589,630,19-USD + 85.000,00-USD) ve asıl davada dava dilekçesinin b ve c bentlerinde talep ettikleri 14.957,35-USD'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini, bu davanın asıl dava ile birleştirilmesini talep etmiştir. İstanbul Anadolu 8 Asliye Ticaret mahkemesi tensiben verdiği 2018/75 karar sayılı ve 26/01/2018 tarihli kararı ile davanın İstanbul Anadolu 7 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/52 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.Asıl davadaki yargılamanın 07/12/2017 tarihli celsesinde mahkemece duruşma tutanağına; \"Dosyanın incelenmesinde, dava dilekçesindeki taleplerin tespit mahiyetinde olduğu, 26/11/2014 tarihli dilekçe ile tespit mahiyetindeki taleplerin kuruşlandırılmak suretiyle davanın eda davası olarak çevrildiği, bunun ıslah mahiyetinde olduğu, fazlaya dair haklarının saklı olduğu ve bilirkişi incelemesinden sonra 27/03/2017 tarihli dilekçe ile de ikinci ıslahın yapıldığı\" hususunun şerh düşüldüğü ve davacı vekilinden sorulduğu,  davacı vekilinin;  ikinci ıslahın tereddüt oluşturması ihtimaline binaen İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1295 Esas sayılı dosyasında ek dava açtıklarını beyan ettiği anlaşılmıştır.Asıl ve birleşen davalarda mahkemece verilen ilk karar dairemizce, asıl ve birleşen davalarda davalı yanın birleşen davaya yönelik derdestlik itirazının değerlendirilmediği, yine asıl davada talepten fazlasına hükmedildiği, asıl ve birleşen davalarda davacı talepleri açık olmasına rağmen, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarında, dava konusu ile ilgisi bulunmayan fazla yapılan kur farkı kesintileri, fazla yapılan yapılandırma kesintileri gibi hususlarda hesaplama yapıldığı, raporun uyuşmazlık konuları ile ilgili tespit içermediği ve hükme esas almaya elverişli olmadığı,  erken ödeme talebi hususunda hiçbir değerlendirme yapılmadığı gerekçeleri ile davalı yanın istinaf başvurusu kabul edilmiştir.Mahkemece kaldırma kararı sonrasında, davacının USD mevduatının bulunduğu hesapların vadeli mevduat hesabı olup olmadığı bankadan sorulmuş, dosya üç kişiden oluşan yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilerek kök ve davacı itirazları üzerine ek rapor alınarak, asıl ve birleşen davaların reddine dair istinafa konu karar verilmiştir.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, dava dilekçeleri ile kaldırma ilamı sonrasında alınan kök rapora itirazların tekrarı mahiyetindedir.Asıl davada mahkemece 27/03/2017 tarihli dilekçenin ikinci ıslah mahiyetinde olduğunun kabul edilmiş olması, davacı tarafından asıl davada 26/11/2014 tarihli talep açıklama dilekçesi ile talep edilen tutarlar düşülerek birleşen davanın ikame edilmiş olması karşısında, birleşen davada derdestlik söz konusu olmayıp, dava şartı olan bu husus dairemizce re'sen değerlendirilmiştir.Dosya içeriği belgelere göre; davacı ile davalı banka arasında 21/12/2005 tarihli 3.500.000,00-TL limitli, 28/07/2009 tarihli 5.700.000,00-TL bedelli genel kredi sözleşmeleri yapıldığı, davacı şirket ortağı ve yetkilisi ... da her iki sözleşmeye sözleşme limitleri ile müteselsil kefil olduğu,yine 28/07/2009 tarihli sözleşmeye ek ve onun ayrılmaz bir parçası olan genel kredi sözleşmesine madde ilavesine dair ek sözleşme yapıldığı, davalıya kurumsal finansman desteği kredileri ve bu kredilerin yapılandırılması kredileri kullandırıldığı, davacı tarafından genel kredi sözleşmesine ek madde ilavesine dair sözleşmenin kredi sözleşmesi değil, kıymetli maden alım satımına ilişkin taksitli satış sözleşmesi olduğu belirtilmiş ise de, 28/07/2009 tarihli genel kredi sözleşmesinin dokuzuncu maddesinde tahsis edilen kredinin finansal kiralama, kar ve zarara katılma, mal karşılığı vesaikin alım satımı şeklinde kullandırılabileceğinin, bu durumda ilgili krediye ilişkin özel sözleşme yapılacağının ve bu genel kredi sözleşmesinin eki ve ayrılmaz bir parçası olacağının düzenlendiği, anılan ek sözleşmenin de kıymetli maden borsasından mal alım satımı şeklinde davacıya kredi kullandırılmasına ilişkin olduğu ve davacı iddiasının aksine taksitle satış sözleşmesi olmadığı, TBK'nun 258 maddesinin somut olayda uygulanamayacağı, uyuşmazlığı vasıflandırma yetkisi mahkemeye ait olduğunda, davacı talebinin davacının davalı nezdindeki mevcut kredi borçlarının erken kapatılması talebi olarak kabul edilmesi halinde ise, dava konusu genel kredi sözleşmesinde kullandırılmış olan kredilerin vadeden önce kapatılabileceği, böyle bir işlem için indirim uygulanabileceği ve/veya erken kapama komisyonu alınacağı ya da davalı bankanın taraflarca kararlaştırılan ve taksit tutarlarına yansıtılan kar payı alacağından vazgececeğine dair sözleşmede herhangi bir hükmün bulunmadığı, davalı banka tarafından davacının e-mail yolu ile ilettiği kredinin erken kapanması taleplerinin de reddedilmiş olduğu nazara alındığında, davacının mevcut kredi borcunun erken kapanmasına ve erken kapama indirimi olarak tespit edilecek tutarın davalıdan tahsiline yönelik isteminin yerinde olmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davacı şirket ortağına ait taşınmazın dava dışı ... firması tarafından satın alındığı, bu firmanın satış bedeli için gereken krediyi davalı bankadan kullandığı ve kredi tutarı olan 8.663,760,00-TL'nin satış bedeli olarak davacı şirket ortağı ...'ın davalı banka nezdindeki hesabına 20/02/2013 tarihinde yatırıldığı, aynı gün ...'ın yazılı talimatı ile bu tutarın davacı şirket hesabına virman edilmesinin davalı bankadan talep edildiği, böylece 20/02/2013 tarihinde paranın davacı şirket hesabına geçtiği, bu kez davacı şirketin 20/02/2013 tarihli kaşe ve imzasını içeren yazılı talimatı ile hesaptaki TL cinsinden paranın 1,7987 kur üzerinden satışının yapılarak 4.800.000,00-USD alınmasının talep edildiği, banka tarafından alış yapıldığı ve 4.800.000,00-USD'nin davacı şirketin vadesiz döviz hesabına virman edildiği, davacı şirketin bu kez aynı tarihli yazılı talimatı ile 4.800.000,00-USD'nin ... hesabına virman edilmesi talimatını verdiği, son olarak 22/03/2013 tarihinde ...'ın hesabına virman edilen 4.800.000,00-USD'yi davacı şirket hesabına virman etmesi talimatını davalı bankaya verdiği,  20/02/2013 tarihli katılım hesabı rehin sözleşmesi ile davacı şirketin dava dışı ... firması'nın davalı bankadan kullandığı kredinin teminatı olmak üzere hesabındaki 4.800.000,00-USD üzerinde rehin hakkı tanıdığı, davalı bankanın bu tutarı haksız olarak değil, mevduat rehni hakkına istinaden uhdesinde tuttuğu, davacının talepleri üzerine rehinli hesaptan davacıya 15/04/2013 tarihinde 1.300.000,00-USD, 18/04/2013 tarihinde 375.000,00-USD ve 22/04/2013 tarihinde 840.000,00-USD ödendiği, bakiye 2.275.671,34-USD kaldığı,  davacı şirketin 29/04/2013 tarihli katılım hesabı rehin sözleşmesi ile kendisinin davalı bankaya olan doğmuş ve doğacak kredi borçlarının teminatı olarak bu bakiye tutar üzerinde davalı banka lehine rehin hakkı tanıdığı, davacı şirket hesabındaki bu paranın daha sonra davacı şirket yetkilisi ve ortağı olan ... hesabına virman edildiği ve 31/05/2013 tarihli katılım hesabı rehin sözleşmesi ile, para üzerinde davacı şirketin davalı bankaya olan doğmuş ve doğacak kredi borçlarının teminatı olarak  davalı banka lehine rehin hakkı tanındığı tespit edilmiştir. Öte yandan taraflar arasındaki 28/07/2009 tarihli genel kredi sözleşmesinin 16 maddesinde, müşteri ve müteselsil kefillerin davalı banka nezdindeki her türlü hak, alacak ve hesapları üzerinde, bankaya karşı asaleten veya kefaleten doğmuş doğacak borçların teminatını teşkil etmek üzere banka lehine rehin hakkı b tesis edilmiş olduğu, gerek asıl gerekse birleşen ava tarihleri itibariyle davacı şirketin davalı bankaya taksitli kredi borcu bulunduğu ve rehinli hesaptan bu borcun taksitler halinde tahsil edildiği, buna göre davalı banka tarafından anılan döviz hesabındaki USD cinsinden tutara rehin hakkı kapsamında bloke konulduğu, davalı bankanın genel kredi sözleşmesi ve rehin sözleşmelerine aykırı işlemi bulunmadığı, taraflar arasında rehinli hesaptaki tutara mevduat faizi/kar payı işletileceğine dair bir anlaşma olmadığı, genel kredi sözleşmesinde yahut katılım hesabı rehin sözleşmerinde de bu yönde bir düzenleme bulunmadığı, nitekim gerek davacı şirketin gerekse dava dışı şirket ortağının hesaplarının vadesiz hesap olduklarının davacı banka tarafından bildiriliği, şu halde  sözleşmeyle rehnedilen mevduat nedeniyle kar payı/faiz/semere talep edilmesinin de mümkün olmadığı, mahkemece davacının döviz hesabına bildirilen tarih aralıklarında uygulanması gereken faiz oranını ve tutarının tespiti ile davacıya ödenmesine yönelik taleplerin reddedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmıştır.Asıl dava bakımından, davacının dava dilekçesinde 3.000,00-TL belirsiz alacak talebinde bulunduğu, 26/11/2014 ıslah tarihli dilekçesi ile netice-talebinin 1.000,00-TL'lik kısmını 85.000,00-USD olarak arttırdığı, Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2019/296 esas,  2019/7125 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, TBK 99 maddesi uyarınca yenilik doğurucu seçimlik yetkisini TL cinsinden kullanan davacının ıslah yolu ile bu tercihinden dönerek borcun yabancı para  üzerinden tahsilini talep edemeyeceği anlaşılmış ise de, mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş olduğundan, bu hususun değerlendirilmemiş olması sonuca etkili olmadığından eleştirilmekle yetinilmiştir.Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, asıl ve birleşen davalarda davacı yanın asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Asıl ve birleşen davalarda davacı yanın asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından asıl ve birleşen davalara yönelik yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince asıl ve birleşen davalara yönelik alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin asıl ve birleşen davalara yönelik ayrı ayrı asıl ve birleşen davalarda davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"db6e3beb28a603ba","SID":"57e67b27a5eb42f5"}}