{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>40. HUKUK DAİRESİ<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  KARARI<br>DOSYA NO: 2022/459 <br>KARAR NO: 2025/689 <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 15/12/2021<br>NUMARASI: 2018/501 Esas - 2021/965 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Maddi tazminat<br>KARAR TARİHİ: 30/04/2025<br>Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;       <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 07/06/2017 tarihinde davalı sigorta şirketi tarafından ZMMS sigorta poliçesi ile sigortalı ... plakalı aracın takla atması sonucu araç içinde yolcu konumunda bulunan müvekkilinin yaralandığını, malul kaldığını, eşinin kendisine bakmak zorunda kaldığını, eşinin de bakım nedeni ile kaza tarihinden dava tarihine kadar çalışmadığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000 TL maddi zararın davalı sigorta şirketinden tahsilini  talep etmiştir.Davacı vekili ıslah dilekçesinde, sürekli maluliyet zararının 91.161,32 TL'ye, bakıcı giderini 16.550,80 TL'ye yükselterek toplamda 106.712,12 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; davanın kabulü ile,  91.161,32 TL sürekli iş göremezlik, 16.550,80 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 107.712,12 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Davalı vekili, müvekkili sigorta şirketinin bakıcı giderinden sorumlu olmadığını, ATK raporunda davacının bakıma muhtaç olup olmadığının tespit edilmemesine rağmen ilk derece mahkemesinin aktüer raporunda bakıma muhtaç olduğu varsayımı yapılarak 9 ay üzerinden hatalı şekilde bakıcı gideri hesapladığını, esas alınan bilirkişi raporunun hatalı hesaplama yöntemi kullandığını, sigorta şirketinin atfedilen kusurun fahiş olduğunu, bilirkişi raporunda davacı ve sigortalı araç sürücüsünün akraba olduğunu gerekçesiyle hatır taşıması hesaplanmamasının hatalı olduğunu, akraba olmasının hatır taşımasına engel olmadığını, davacının kendi can güvenliği nedeniyle gerekli tedbirleri almadığından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, ıslah talebinin zamanaşımına uğradığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan daimi sakatlık ve bakıcı gideri tazminatı istemine ilişkindir. Somut olay davacının içinde yolcu bulunduğu aracın yaptığı tek taraflı kaza olup, dava dışı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda kusur raporunun olayın oluşuna uygun düştüğü nazara alındığında kusura yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur, TBK'nin 52.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu  hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde  TBK'nin 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Somut olayda; araçta yolcu olan davacının müterafik kusur indirimi gerektiren eylemi ortaya konulamadığından müterafik kusur indirimi yapılmaması yerindedir. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle, bu gibi taşımalarda TBK'nin 51. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hatır taşımasından ya da kullanmadan söz edebilmek için yaralanan ya da ölen karşılıksız taşınmış olmalıdır. Taşınan veya kullananın yararının söz konusu olduğu durumda hatır taşıması ilişkisi gündeme geleceğinden işletenin sorumluluğu genel hükümlere göre değerlendirilecek ve ödenecek indirim yapılacaktır. Bu bakımdan hatır taşıma ilişkisinin değerlendirilmesinde taşıma ya da kullanmanın kimin çıkar ve yararına olduğunun saptanması önemlidir. Yarar ekonomik olabileceği gibi, ortak toplumsal değerleri de ilgilendirebilir. Ancak taşıma ve kullanmada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin bir çıkarı veya yararının bulunması halinde hatır taşımasından söz edilemeyecektir. Ayrıca Hakim tazminattan mutlaka indirme yapmak zorunda değilse de bunun dahi gerekçesini kararında tartışması ve nedenlerini göstermesi gerekir. Somut olayda taşımanın sadece davacının menfaatine yapıldığı yönünde davalı tarafça ispat vasıtası ortaya konulamadığından, ispat edilemeyen hatır taşıması için tazminattan indirim yapılmamasında dosya içeriği ile usul ve yasaya aykırılık yoktur. Diğer yandan; zamanaşımı, borcu ortadan kaldıran bir olgu olmayıp doğmuş ve var olan bir hakkın istenebilirliğini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu nedenle zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nin 154. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler sayılmış olup bunlardan biri de dava açılmasıdır. Davanın tamamen ıslahında dava baştan beri (dava dilekçesinden itibaren) ıslah edildiği için ıslah edilen kısım içinde davanın açıldığı tarihte zamanaşımı kesilmiş olur. Bu durumda davalının ıslah  zamanaşımı itirazı yerinde değildir. 6100 sayılı HMK'nin 281. maddesinde tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. Bu düzenleme gereğince usulüne uygun biçimde raporun tebliği üzerine, rapora itiraz hakkı bulunan tarafların bu haklarını kullanmamış olması halinde  karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşacaktır.  HMK'nın  357/1. maddesinde de  Bölge Adliye Mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların  dinlenemeyeceği, yeni delillere dayanılamayacağı  düzenlemesine yer verilmiştir. Dosya kapsamından hükme esas alınan aktüerya raporunun istinaf talep eden davalıya HMK 281. maddesi  gereğince ihtarat içeren tebligat ile tebliğ edildiği halde davalının süresi içerisinde raporda belirlenen 9 aylık 16.550,80 TL bakıcı gideri miktarına itiraz etmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda HMK'nin 281. maddesi çerçevesinde aktüerya hesabında dikkate alınan davacının 16.550,80 TL bakıcı gideri bakımından davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gibi HMK'nin  357/1. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddialar ve savunmalar dinlemeyeceğinden aktüerya hesabındaki bakıcı giderine ilişkin istinaf itirazı değerlendirilmeye alınmamıştır. Yargıtay 17. (kapatılan) ve  4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesi'nin 17/07/2020 tarih ve 2019/40 (E) - 2020/40 (K) sayılı kararı sonrasında vermiş olduğu güncel  kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da \"progresif rant\" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/6135 E. ve 2022/10604 K., 2021/16078 E. ve 2022/10550 K., 2021/13398 E. ve 2022/10498 K.,Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin  2020/2598 E. ve 2021/34 K., 2019/3713 E. ve 2020/2420 K. sayılı kararları). Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğince genel şartlarda belirtilen 1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplama yapılması olanaklı değildir. İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunun  davacı için belirlenen kalıcı maluliyet oranı, kaza tarihindeki yaşı, geliri esas alınarak, TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant formülüne göre düzenlendiği ve tazminatın belirlendiği anlaşılmıştır. Bu nedenle usul, yasa ve Yargıtay içtihatları ile belirlenmiş hesaplama yöntemine göre tazminat hesabı içeren aktüerya raporunun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığından bu hususa değinen istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.<br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince  esastan reddine,2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 7.357,81 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 1.840 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.517,81‬ TL istinaf karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  HMK'nin 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.30/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"904931993e9a820a","SID":"f92bd939237623f2"}}