{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2023/886 - 2025/1117<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2023/886 <br>KARAR NO\t: 2025/1117<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                      \t    K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 19/01/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/77 E.  -  2023/15 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı)<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19/01/2023 tarih ve 2022/77 E. - 2023/15 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin, uluslararası ağır nakliyat ve muhtelif taşıma işleri faaliyetini sürdürdüğünü, bu kapsamda da müvekkili şirketin davalı şirket için Romanya'ya mal taşıma hizmeti verdiğini, malın Romanya'da ilgili yere teslim edildiğini, buna dair taraflar arasında CMR belgesinin düzenlendiğini, bu mal taşıma işi nedeniyle müvekkili şirket tarafından davalı adına 14/08/2021 tarihli, 21.000 Euro bedelli, 20.08.2021 tarihli 10.000 Euro bedelli, 31.08.2021 tarihli, 3.800 Euro bedelli ve 31.08.2021 tarihli 9.600 Euro bedelli dört adet fatura tanzim edildiğini, davalı şirket tarafından söz konusu faturalara yönelik bir itirazda bulunulmadığını, ancak fatura bedellerinin müvekkili şirkete ödenmediğini, bunun üzerine Ankara 10. İcra Müdürlüğünün 2021/14436 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, takipten gönderilen ödeme emrinin tebliğinin ardından davalı borçlu şirket tarafından 10/11/2021 tarihli dilekçe ile yetkiye, borca, faize ve borcun tüm ferilerine itiraz edildiğini, yetkiye ve borca itiraz edilmesi üzerine, 11/11/2021 tarihinde Ankara 10. İcra Müdürlüğü tarafından İcra ve İflas Kanununun 62. maddesi gereğince takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı tarafından icra takibine yönelik bulunulan itirazın haksız ve alacağın tahsilini sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, davalı tarafın 10/11/2021 tarihli dilekçesinde, her ne kadar yetkiye itiraz edilmişse de yetkiye ilişkin yasal düzenlemeler göz önüne alındığında iş bu davanın dayanağı icra takibinin yetkili icra müdürlüğünde başlatıldığının anlaşılacağını, İİK'nın 50. maddesinde icra ve iflas dairelerinin yetkisinin düzenlemiş olduğunu,“Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur.” hükmünün bulunduğunu, İcra ve İflas Kanunu'nun atıfta bulunduğu HMK'nın yetkiye ilişkin hükümleri incelendiğinde, Kanun'un 6. maddesinde genel yetki kuralının düzenlendiğinin görüldüğünü, HMK md. 6 uyarınca genel yetkili mahkemenin (icra müdürlüğü) davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın (icra takibinin) açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, genel yetki kuralının yanı sıra, HMK'da özel yetki kurallarının da düzenlendiğini, HMK’nın 10. maddesinde “Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.” hükmünün bulunduğunu, sözleşmenin ifa yerinin Türk Borçlar Kanunu uyarınca tespit edildiğini, TBK Md. 89 'a göre “Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir.” hükmünün olduğunu, açıklanan yasal düzenlemeler ile taraflar arasındaki ticari ilişki birlikte değerlendirildiğinde, takip dayanağı alacağın sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunu, anılan para borcunun TBK Md. 89 uyarınca müvekkili şirketin yerleşim yerinde ifa edilmesi gerektiğinin açık olduğunu, davalı tarafından para borcunun ifa edilmemesi üzerine, HMK'nın 10. maddesi yollaması sonucu TBK md. 89 uyarınca müvekkili şirketin yerleşim yerinde diğer bir deyişle yetkili icra dairesinde icra takibi başlatıldığını, arabuluculuk sürecinin de Ankara Arabuluculuk Bürosu tarafından yürütüldüğünü, bu hususta davalı tarafından herhangi bir yetki itirazında bulunulmadığını, taraflar arasında yer alan anlaşmaya uygun olarak müvekkili şirket tarafından taşıma işinin tam ve eksiksiz olarak ifa edildiğini, ancak davalı şirket tarafından müvekkiline ödeme yapılmadığını, davalı şirketin haksız ve kötüniyetli olarak icra takibine itiraz ederek müvekkilinin alacağını sürüncemede bıraktığını, müvekkili şirket tarafından 17/11/2021 tarihinde dava şartı arabuluculuk yoluna başvurularak, davalı şirket ile arasındaki uyuşmazlığın yasal mevzuat gereğince arabuluculuk kapsamında çözülmesinin talep edildiğini, bu doğrultuda arabuluculuk görüşmelerinin başlatıldığını, ancak yapılan müzakereler sonunda anlaşma sağlanamadığı hususlarına yer verilerek iş bu dava ile davalı borçlu şirketin itirazının iptaline ve başlatılan takibin devamına karar verilmesini talep ettiklerini, davalı borçlu şirketin, müvekkili şirket tarafından başlatılan icra takibine yönelik bulunduğu itirazında haksız olduğunu, alacak miktarının tarafların ticari kayıtlarında mevcut olduğunu, alacağın bilinebilir ve likit olduğunu bu nedenle icra takibine konu olan alacak nedeniyle davalı borçlu aleyhine, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere, icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini ileri sürerek davanın kabulünü ve Ankara 10. İcra Müdürlüğü’nün 2021/14436 E. sayılı dosyasıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ile  takibin aynı koşullarda devamına, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili, müvekkili ile davacı arasında taşıma işlerine dayalı ticari bir ilişkinin söz konusu olduğunu, TTK'nın 850. maddesinden ise taşıma işlerinden kaynaklanan sözleşmelerin, karşılıklı edimler içeren, her iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olduğunun anlaşıldığını, yetkiye ilişkin itirazlarının bulunduğunu, davacı tarafın takip talebinde faturadan kaynaklanan cari hesap alacağının tahsilini talep ettiğini, faturaların takip talebine ekli olmadığı gibi taraflar arasında bir cari hesap sözleşmesinin de bulunmadığını, TTK'nın 89/2. maddesi uyarınca yazılılığın, cari hesap sözleşmesi yönünden geçerlilik şartı olduğunu, bu itibarla yazılı bir cari hesap sözleşmesine dayanmayan ve yine takip talebine faturaları eklemeyen davacının, dava dilekçesinde sözünü ettiği faturaların nazara alınmasının mümkün olmadığını, itirazın iptali davasının takibe bağlılığının alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerli olduğunu, takibinde herhangi bir belgeye dayanmayan ve açıklayıcı herhangi bir ayrıntı vermeyen davacının, sadece “faturadan kaynaklanan cari hesap alacağının tahsilini” talep ettiğinden artık dava dilekçesinde belirttiği faturalara dayanmasının olanaklı olmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1299 Esas, 2021/779 Karar sayılı ilamında da itirazın iptali davalarının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğunun belirtildiğini, somut olayda davacının, takipte dayanmadığı belgelere dava dilekçesinde dayanmasının olanaklı olmadığını, fatura yahut cari hesap alacağını ispatlayamayan davacının davasının reddinin gerektiğini, itirazın iptali davasının takibe bağlılığı ilkesince taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinin Türk Lirası üzerinden olduğunu, bu nedenle müvekkilinin döviz cinsinden borçlandırılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin, daha önce usulüne uygun şekilde temerrüde düşürülmediğinden ve bu nedenle muaccel bir alacağın varlığından söz edilemeyeceğinden işlemiş faiz talep edilemeyeceğinin de açık olduğunu, davacının, taşıma işini ifa ettiğini ancak müvekkilinin kendisine ödeme yapmayarak, takibe itiraz ettiğini iddia ettiğini ancak gerçek durumun davacı iddialarının tam aksi yönünde olduğunu, zira davacının, edimini eksik ve kusurlu şekilde ifa ettiğini ve bu nedenle müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, müvekkilinin, iş makineleri için iki adet lowbed ve 5 adet malzeme tırı şeklinde davacıdan taşıma hizmeti alarak bu malların yine ticari ilişki içinde bulunduğunu, Romanya'da yerleşik dava dışı ... unvanlı şirkete teslimini amaçladığını, malların İzmir'den teslim alınarak, Romanya'ya teslim edileceğini ancak davacının, taşıma işi tamamlanmadan, gümrükte fatura ibrazının zorunlu olduğu gerekçesiyle, çeşitli faturalar düzenleyerek müvekkili şirkete yansıttığını, müvekkilinin de yüklerin teslim edilip edilmeyeceğini henüz bilemediğinden faturalara itiraz etmediğini, eş deyişle faturaların, nakliye hizmeti almadan önce düzenlendiğini, ancak davacının sorumluluğundaki evrakların ve yol izinlerinin tamamlanmaması nedeniyle taşıma işinin oldukça problemli bir hal aldığını, hatta bir vinç izin belgesinin dahi alınmadığını, yükümlülüklerine açıkça aykırı davranan davacının müvekkilinin zarara uğramasına neden olduğunu, 11/08/2021 tarihinde teslim edilen fore kazık makinesine 07/09/2021 tarihinde maddi çıkarlar gözetilerek- hatalı yol belgesi alındığını, nakliyede sorun yaşanmasına neden olunduğunu, yine müvekkili tarafından 17/08/2021’de İzmir’den teslim edilen vinçin gümrükte bekletildiğini, davacının, bu hususun müvekkilinden kaynaklandığını ima ederek müvekkilinden şifahi olarak bekleme ücreti dahi talep ettiğini ancak daha sonra davacının fatura ve CMR senedini ibraz etmemesi nedeniyle yüklerin gümrükte beklediğini, beklemeye davacının sebebiyet verdiğinin anlaşıldığını ve bunun üzerine müvekkilinin, davacıdan eksik belgeleri e-posta ile talep ettiğini, nakliye sürecinde başkaca problemlere sebebiyet vermemesi için de müvekkilinin, davacıyı uyardığını, müvekkilinin, sadece bu münferit olay nedeniyle değil, birçok defa başkaca hatalı işlemleri nedeniyle davacıyı sözlü ve yazılı şekilde uyardığını, yine davacının, kasıtlı olarak alınmayan yol izin belgeleri, gümrüğe teslim edilmeyen evraklar, başka araçlara ait plakalar yazılarak alınan hatalı yol izin belgeleri nedeniyle müvekkilini zarara uğrattığını, nitekim iş makinesi ve malzemelerin kendisine geç teslimi nedeniyle dava dışı ...’in , müvekkili ile imzalamış olduğu sözleşmeye istinaden 203.500,00 Rumen Leyi tutarındaki faturayı düzenleyerek müvekkiline yansıttığını, geç teslim nedeniyle dava dışı şirketin de işini yapamadığını, iş programının gerisinde kaldığını, daha önce müvekkili tarafından davacıya İzmir 20. Noterliğinin 14274 yevmiye sayılı, 28.10.2021 tarihli ihtarnamesi gönderilerek edimini gereği gibi yerine getirmesini aksi halde oluşacak zarardan sorumlu olacağının ihtar edildiğini, bu noktada esasen müvekkilinin, davacıdan alacaklı olduğu açık olmakla ve borcu kabul anlamına gelmemek kaydıyla, takas-mahsup def'inde bulunma zorunluluğu doğduğunu, zira davacının hatalı ve geç ifası nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, müvekkilinin zararının sadece dava dışı ... tarafından düzenlenen fatura ile sınırlı olmadığını, adı geçen firmanın işe geç başlama nedeniyle ileride kar kaybı talebinde bulunmasının da ihtimaller dahilinde olduğunu, yine davacının kasıtlı olarak almadığı yol izin belgeleri, gümrüğe teslim etmediği evraklar, başka araç plakası üzerinden aldığı yanlış yol izin belgelerinden kaynaklanan zararın da dikkate alınması gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2755 Esas, 2021/1213 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere Karayolu ve Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi ile İlgili Anlaşma’nın (CMR) yükün zıyaı, hasarı veya gecikmesinden doğan sorumluluğunu düzenleyen 17/1. maddesi gereği kural olarak taşıyıcının, yükü teslim aldığı andan teslim edilinceye kadar, bunların tamamen veya kısmen kaybından ve vuku bulacak hasar ile yükün teslimindeki gecikmeden sorumlu olduğunu, taşıma süresinin aşılması sebebiyle gecikme sonucu ortaya çıkan zararlardan da sorumlu olduğunu, yine taşıma sözleşmesine konu eşyanın tesliminde gecikme yaşanması halinde taşıyıcının sorumluluğunun kusursuz sorumluluk esaslarına göre düzenlendiğini, eş söyleyişle taşıyıcının, karayolunda uluslararası eşya taşıma sözleşmesi kapsamında taşıma konusu eşyayı teslim aldığı andan alıcısına teslim ettiği ana kadarki süreçte, eşyada meydana gelen zıya, hasar veya gecikme nedeniyle ortaya çıkan zarardan, CMR’nin 17/1. maddesi uyarınca kusursuz sorumlu olduğunu, somut olayda ise davacının, kendi kusuruyla malın teslimini geciktirdiğini, bir an için kusuru olmasa dahi kusursuz sorumluluk esasına göre de gecikme nedeniyle sorumlu olduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 875. maddesinin 1. fıkrasında da taşıyıcının eşyanın teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan sorumlu olduğunun kabul edildiğini, aynı maddenin son fıkrasında ise gecikme halinde herhangi bir zarar oluşmasa da taşıma ücretinin gecikme süresi ile orantılı olarak indirileceğinin hüküm altına alındığını, borcu kabul anlamına gelmemek kaydıyla anılan Kanun hükmünün somut olaya tatbikinin gerektiğinin açık olduğunu, somut olayda da davacının sorumluluğunda olmasına rağmen malların bir an evvel teslim yerine ulaşması için müvekkilinin tüm gayreti gösterdiğini, hatta davacıya gerekli durumlarda destek olabileceğini dahi ilettiğini, ancak davacının teslimi geciktirerek, hatalı evraklar düzenleyerek, gerçek dışı beyanlarda bulunarak müvekkilinin zarara uğramasına neden olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında muhtelif makina ve ekipmanın Romanya ülkesine taşınması husunda anlaşma mevcut olup, taşımanın süresi ve teslim tarihine ilişkin bir belirlemenin mevcut olmadığı, davacın söz konusu malzemeleri geç teslim ettiğine ilişkin bir belgenin olmadığı, taşımanın yapıldığı husunda taraflar arasında bir ihtilaf da bulunmadığı, davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı defterine işlendiği, davalı tarafından taşımanın ayıplı olduğuna ilişkin süresinde bir ayıp ihbarının da mevcut olmadığı, davalıya teslim alan tarafından kesildiği iddia olunan cezanın mahiyeti belli olmadığı gibi davalı ile dava dışı teslim alan arasındaki ilişkinin davacıya teşmil edilmesinin mümkün bulunmadığı, davacı tarafından taşımanın yapılması ve taşıma karşılığı düzenlenen faturaların taraf defterine yansıması, davalının süresinde yapmış olduğu bir ayıp ihbarının da bulunması nazara alındığında davacının taşıma bedelini istemekte haklı olduğu, davalının icra takibinden önce temerrüde düşürüldüğüne dair bir bilginin bulunmadığı bu nedenle işlemiş faiz talebinin yerinde olmayacağı, haksız görülen itiraza binaen davacı yararına icra inkar tazminatı verilmesi de gerektiği  gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davalı borçlunun Ankara 10. İcra Müdürlüğü'nün 2021/14436 Esas sayılı dosyasında 33.847,03 Euro üzerinden itirazın iptaline, bu miktar yönünden takibin devamına,fazlaya ilişkin istemin reddine,alacak likit ve itiraz haksız görülmekle alacağın % 20'si oranında hesaplanan 73.424,36 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin yerleşim yeri itibariyle Van İcra Dairesi yetkili olduğu halde yetki itirazının reddinin hatalı olduğunu, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, itirazın iptali davasının takibe bağlılığı ilkesinin gözetilmediğini, davacının, takip talebinde faturadan kaynaklanan cari hesap alacağının tahsilini talep etmiş ancak  faturaları takip talebine eklemediğini, öte yandan taraflar arasında cari hesap sözleşmesi de bulunmadığını, ispat yükünün hatalı şekilde değerlendirildiğini, davacı taşıma işini zamanında ifa etmediğinin sabit olduğunu, davacının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, makine ve malzemelerin kendisine geç teslim edilmesi nedeniyle iş programının gerisinde kalan dava dışı ...'nin, müvekkili ile imzaladığı sözleşmeye istinaden 203.500,00 Rumen Leyi tutarındaki faturayı düzenleyerek müvekkiline yansıttığını, müvekkilinin de fatura tutarını dava dışı şirkete ödemek zorunda kaldığını, ispat yükünün davacıda olduğunu ve davacının anlaşmaya uygun davrandığını, yükleri zamanında teslim ettiğini ispat edemediğini, taşımanın süresi ve teslim tarihine ilişkin bir belirleme mevcut olmadığının ifade edildiğini, bir an için süre belirlenmediği düşünülse dahi mahkemenin teslim için makul süre yönünden inceleme yapması gerektiğini, delillerin toplanmadığını, cevap dilekçesine ekli e-postalar ile İzmir 20. Noterliğinin 28.10.2021 tarihli ihtarnamesinden de müvekkilin muhtelif defalar gecikme hususunda davacıyı uyardığı, oluşacak zarardan sorumlu olacağını bildirdiğinin açıkça anlaşıldığını, davacının, kendi kusuruyla malın teslimini geciktirdiği, bir an için kusuru olmasa dahi kusursuz sorumluluk esasına göre de gecikme nedeniyle sorumlu olduğunun dikkate alınmadığını, dosyada mübrez raporlarda davacı tarafın hatalarından dolayı malın alıcıya ulaşmasında gecikmeler yaşandığı yönünde görüş bildirildiğini, kasten gerçeğe aykırı beyanlarda bulunan davacının kötüniyetli olduğu açık olmasına rağmen bu hususun da dikkate alınmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.   <br><br><br>GEREKÇE\t: Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan alacağa yönelik başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, ilamsız bir takipte yetkili icra dairesinin yetkisinin İİK'nın 50. maddesinin yollaması ile HMK'nın genel hükümlerine göre belirleneceği, 6100 sayılı HMK'nın 6. maddesi uyarınca bir davada genel yetkili mahkemenin, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesi olduğu, aynı Kanun'un 10. maddesinde de sözleşmeden doğan davalar için, ayrıca, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğunun belirtildiği, diğer yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda, aksi kararlaştırılmadıkça para borcu, alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden, alacaklının bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili bulunduğu, ayrıca TTK'nın 890. maddesi uyarınca da TTK'nın Birinci ve İkinci Kısım hükümlerine tabi taşımadan doğan hukuki uyuşmazlıklarda, malın teslim alındığı veya teslim için öngörülen yer mahkemesinin de yetkili bulunduğu, davanın, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabileceği, anılan bu yasa hükmlerine göre, bir para borcunun alacaklısının, kendi ikamet adresinde bulunan icra dairelerinde takip başlatmasında bir usulsüzlük olmadığı, taraflar arasında taşıma sözleşmesi olduğu, bu sözleşme uyarınca muhtelif makina ve ekipmanın Romanya ülkesine taşınması husunda anlaşıldığı, ancak taşımanın süresi ve teslim tarihine ilişkin bir belirlemenin mevcut olmadığı, dosya kapsamından davacın söz konusu malzemeleri alıcısına geç teslim ettiğine ilişkin bir delilin bulunmadığı, ayrıca dosya kapsamında davacı tarafça düzenlenen faturaların davalı tarafça kendi defterine işlendiği, davalıya teslim alan tarafından kesildiği iddia olunan cezanın iş bu dava konusu taşıma nedeniyle kesilip kesilmediğinin ispatlanamadığı, haksız görülen itiraz nedeniyle davacı yararına icra inkar tazminatı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 25.078,09-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 5.187,43-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 19.890,66‬-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı  uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 23/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/06/2025<br>\t\t\t\t<br> <br>Başkan<br><br> <br>  <br>Üye<br><br> <br> <br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"aec08c71a688224d","SID":"38be3ff580ee8e9d"}}