{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2294 <br>KARAR NO:2025/953<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:08/07/2021<br>NUMARASI:2020/284 Esas - 2021/583 Karar<br>DAVA:Menfi Tespit <br>DAVA TARİHİ:06/07/2020<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/06/2025<br>Davanın reddine ilişkin verilen kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA:Davacı vekili; müvekkili ile ... A.Ş. ile 27/02/2015 tarihinde 5 yıllık akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalandığını,...A.Ş. tarafından sözleşmeden doğan tüm hak ve borçların davalıya devredildiğini, sözleşme süresi bitiminde taraflar arasında 27/02/2020 tarihli 4 aylık yeni bir bayilik sözleşmesi akdedildiği, müvekkili olan şirketin anılan bayilik sözleşmeleri kapsamında ve devamında davalı tarafa ... Bankası 16/07/2018 tarihli 150.000-TL ve 18/03/2020 tarihli 1.150.000-TL tutarlı 2 adet teminat mektubu sunduğunu, davalı şirket ile müvekkili arasındaki bayilik ilişkisinin 27/06/2020 tarihi itibariyle sona erdiğini, davalı tarafın müvekkili şirket nezdinde cezai şart ve ya başka neviden bir alacak hakkına sahip olmadığını, buna rağmen müvekkiline ait teminat mektuplarının iade edilmeyerek paraya çevrilmeye çalışıldığını belirterek müvekkili şirket ile davalı arasındaki bayilik ilişkisi dolayısıyla müvekkili şirketin davalı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığının tespitine, davalı tarafa teminat amacıyla verilen teminat mektuplarının müvekkili şirkete iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı tarafça yargılama sırasında dava değerinin 399.300-USD olduğu açıklanarak harç eksikliği ikmal edilmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili; davacı tarafından, dava dilekçesinde bahsedilmeyen ve dosyaya sunulmayan 27.02.2020 tarihli fesih protokolünde davacı tarafından ürün alım taahhüdünü ihlalden kaynaklı olarak 3630 ton eksik ürün karşılığı kar mahrumiyeti borcu bulunduğunun kabul ve ikrar edildiğini, bu borcun müvekkiline ödenmemesi sebebiyle başka bir araştırma yapılmaksızın bu belge doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının iddialarının hukuki ve maddi  dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; davalı tarafça düzenlenen davacı kayıtlarında yer almayan faturalar ile davalı yanın davacı yandan alacaklı olduğunun ve fesih protokolünde tarafların eksik satış rakamının detaylıca belirtmesine rağmen ton başına uygulanacak kar mahrumiyetini detaylı olarak belirtmemesinden dolayı bilirkişi heyeti tarafından gerçek kârlılıklar üzerinden yapılan hesaplamada davacının davalı yana 1.308.368-TL kâr mahrumiyeti borcunun bulunduğu, 27/02/2020 tarihli fesih protokolü içeriğine göre eksik ürün alım gerçekleştirdiğinin davacı tarafın kabulünde olduğu, söz konusu fesih protokolü geçerli olup tarafları bağladığı, bu durum karşısında protokol ve taraflar arasındaki sözleşmeler uyarınca davacı tarafın eksik ürün alımından kaynaklı olarak davalı şirkete kar mahrumiyeti borcunun bulunduğu, dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bilirkişi raporu ile davacının davalıya borçlu olduğu, bu kapsamda davacı tarafça teminat olarak verilen teminat mektuplarının iade koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine, 07/07/2020 tarihli teminat mektuplarının nakde çevrilmemesine yönelik tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:1-Davacı vekili; gerekçe içeriğine göre davanın kısmen kabul edilip kısmen reddine karar verildiği halde hüküm fıkrasında davanın tümden reddine karar verilmesinin çelişkili olduğunu, müvekkilinin davalıya hiç borcu bulunmamakla birlikte kararın gerekçesinde müvekkilinin davalı tarafa 1.308.368-TL borcu bulunduğunun kabul edilmesine ve davanın 399.300-USD üzerinden açılmasına rağmen davanın tümden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin genel işlem koşulu içerdiğini, bahsi geçen sözleşmelerin ve eklerinin tek taraflı olarak düzenlendiğini, sözleşme hükümlerinin müvekkili tarafından müzakere şansının bulunmadığını, sözleşme ve eklerinin geçerli kabul edilmesi halinde bile davalının ihtar ve ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, müvekkili şirkete aralıksız olarak mal vermeye devam edildiğini, bu nedenle müvekkilinden ürün alım taahhütnamesi uyarınca kar mahrumiyetine dayalı olarak cezai şart talep edemeyeceğini, daha öncede talep edilmeyen cezai şartların fesih protokolü ile istenmesi ve bunun müvekkili şirkete kabul ettirilmesinin sona eren borcun ikrarı niteliğinde olduğunu ve fesih protokolündeki cezai şartın kabul edildiğine dair hükmün geçersiz olduğunu,Yargıtay kararlarına göre davacının 27/02/2019 tarihine kadarki dönem için cezai şart isteme hakkının sona erdiğini, herhangi bir ihtirazi kayıt sunulmadan ve haklar saklı tutulmadan sözleşmeye devam edilmesi nedeniyle oluşan haklı güvenden dolayı sona eren cezai şartın fesih protokolü ile canlandırılmasının mümkün olmadığını, davalının sadece 27/02/2019-27/02/2020 tarihleri arasındaki dönem için cezai şart talep edebileceğini,davalının kötü niyeti ve sözde alacağı temlik ettiği hususunun irdelenmediğini,davalının 399.300-USD cezai şart alacağını kendi defterlerine dahi işlemediğini, davalının 1.289.970-TL alacak kaydettiğini, müvekkilinin bu faturayı kabul etmeyerek iade ettiğini, davalının defterde kaydı olmayan 210.000-USD alacağını 01/09/2020 tarihinde grup şirketlerinden olan ... A.Ş.'ye temlik ettiğini, temlik alan firmaya verilen teminat mektubunun nakde çevrilmesi nedeniyle müvekkilinin temlik alan firmaya 1.000.000-TL ödemek zorunda kaldığını ve bununla ilgili olarak davanın devam ettiğini, bilirkişilerin objektif hareket edemediklerini, uzman mütalaasının yok sayıldığını, mütalaa içeriğinin hukuka uygun olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.2-Davalı vekili; fesih protokolünde ton başına uygulanacak kar mahrumiyeti tutarının belirtilmediği tespitinin hatalı olduğunu, gerçek karlılıklar üzerinden yapılan 1.308.368-TL hesaplamanın hükme esas alınamayacağını, sözleşmede eksik ton başına 110-USD ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davacının fesihnamede 3630 ton eksik alımı kabul ettiğini, bu durumda müvekkilinin 399.300-USD kar mahrumiyetinin bulunduğunu, fesih protokolünde açıkça ürün alım taahhütnamesine gönderme yapıldığını, bu nedenle mahkemenin protokolde kar mahrumiyeti bedelinin belirlenmediğine dair tespitinin hatalı olduğunu, taahhütnameye rağmen gerçek kar mahrumiyeti hesaplaması yapılmasının doğru olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi kapsamında davalıya borçlu olmadığının tespiti, teminat mektuplarının iadesi istemine ilişkindir.Davacı, davalı ile aralarındaki bayilik ilişkisinin 27/06/2020 tarihi itibariyle sona erdiğini, davalı tarafın alacağının bulunmadığını, buna rağmen şirkete ait teminat mektuplarının iade edilmeyerek paraya çevrilmeye çalışıldığını belirterek aralarındaki bayilik ilişkisinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalıya verilen teminat mektuplarının iadesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı da taraflar arasındaki 27.02.2020 tarihli fesih protokolünde davacı tarafın ürün alım taahhüdünü ihlalden kaynaklı olarak 3630 ton eksik ürün karşılığı 399.300-USD kar mahrumiyeti borcu bulunduğunu kabul ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece ise fesih protokolünde tarafların mutabık olduğu 3630 ton üzerinden hesaplanan gerçek kâra dayalı kâr mahrumiyeti kaynaklı zararın teminat mektubu bedelinden fazla olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından tüm yönleri ile davalı tarafından ise kararın gerekçesinde gösterilen alacak miktarı yönünden istinaf edilmiştir. Somut olayda davacı bayi ile dağıtım şirketi ...A.Ş. arasında 27/02/2015 tarihli, 5 yıl süreli bayilik sözleşmesinin akdedildiği, davacının ürün alım taahhütnamesi ile yıllık asgari 1500 ton, anlaşma süresince 7500 ton akaryakıt almayı taahhüt ettiği, aynı taahhütnamede davacının anlaşma sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 110-USD tutarında kâr mahrumiyeti ödemeyi kabul ettiği, 18/06/2018 tarihli devir mutabakatı ile davacı ile ...A.Ş. arasındaki ürün alım taahhütnamesi de dahil olmak üzere tüm sözleşme ve protokollerin davalı...A.Ş.'ye devredildiği, 27/02/2020 tarihinde davacı ile davalı arasında düzenlenen fesih protokolünde ürün alım taahhütnamesi kapsamında verilen alım taahhüdünden 3630 ton eksik alım yapıldığının taraflarca kabul edildiği ve ürün alım taahhütnamesi kapsamında bu miktara karşılık gelen kâr mahrumiyeti tutarının ...'e ödeneceğinin düzenlendiği, davacının davalıya dava konusu 18.03.2020 tarihli, 1.150.000-TL bedelli ve 16.07.2018 tarihli 150.000-TL bedelli kesin teminat mektuplarını verdiği, taraflar arasında 27/02/2020 tarihli 4 ay süreli yeni bir bayilik sözleşmesi daha akdedildiği anlaşılmaktadır.Davacı vekili tarafından, sözleşmenin genel işlem koşulu niteliğinde hükümler taşıdığı ve bu nedenle müvekkili aleyhine olan hükümlerin geçersiz olduğu ileri sürülmüş ise de kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşme yapılması, yasal sınırlar içinde hukuken mümkündür. Sözleşmenin tarafları tacir olup sözleşme hükümleri de kolayca anlaşılabilecek niteliktedir. Sözleşmede kararlaştırılan alım taahhütleri dürüstlük kuralına aykırı bir düzenleme sayılamayacağından, haksız işlem şartı olarak kabul edilemeyecektir. Sözleşme hükümlerinin geçersizliğine yönelik istinaf nedeni yerinde değildir.Davalının ürün tedarikinde devam etmesi nedeniyle alım taahhüdünün ihlalinden dolayı cezai şart istenemeyeceği, sonradan düzenlenen fesih protokolünde eksik ürün alındığının belirtilmesinin de sona eren cezai şart alacağını canlandırmayacağı ileri sürülmekte ise de 27/02/2020 tarihinde düzenlenen fesih protokolünde eksik alınan ürün miktarı 3630 ton olarak her iki tarafın hür iradesi ile kararlaştırılmış olup taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin devam ettiği süreçte geçerli olan ürün alım taahhütnamesi kapsamında yaptıkları belirlemenin tacir olan taraflar bakımından bağlayıcı olduğu açıktır. Kaldı ki davalı dağıtım şirketi tarafından sözleşmenin ikinci yılı haricinde her bir dönemin bitiminden sonra alım taahhüdünden kaynaklanan cezai şart alacağı tahakkuk ettirildiği bildirilmiştir. Bunun dışında taahhütnamede bu tutarın anlaşma sonunda toptan olarak talep edilebilmesine davacı tarafından muvafakat edilmiştir.Davacı hem ürün alım taahhütnamesinde hem de fesih protokolündeki taahhütleri ile bağlıdır. Bu durumda davacının ürün alım taahhütnamesi kapsamında taahhüt ettiği miktardan 3630 ton eksik ürün yaptığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bunun dışında, bahsi geçen fesih protokolünde \"...ürün alım taahhütnamesi kapsamında eksik ürün alım miktarına tekabül eden kar mahrumiyeti tutarını... nakden ve defaten ödemeyi...\" şeklindeki ifadeye yer verilerek 3630 ton karşılığı kar mahrumiyeti bedelinin hesabı noktasında ürün alım taahhütnamesine atıf yapıldığı açıktır.Eksik ürün alımına dayalı kar mahrumiyeti adı altında talep edilen alacağın ürün alım taahhütnamesinde belirtilen kıstaslara göre hesaplanacağı hususunda anlaşma bulunduğundan alacağın taahhütnameye göre hesaplanmasında zorunluluk bulunmaktadır. Bu durumda davalının alacağının miktarı 27/02/2020 tarihli fesih protokolü ile belirlenmiş bulunmaktadır. Bu yönüyle mahkemenin gerçek kârlılığa dayalı olarak yapılan hesaplamaya itibarla sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir. Diğer taraftan fesih protokolünün imzalanmasından sonraki 4 aylık süreç için düzenlenen bayilik sözleşmesi kapsamında yapılan sonraki alımların, fesih protokolünün kapsadığı taahhüt süresi içerisinde olmadığından, fesih protokolünde kararlaştırılan 3630 ton eksik ürün miktarından düşülmesi ile hesaplama yapılması da yerinde değildir. Bu durumda davalının davacıdan taahhütname ve fesih protokolü kapsamında 3630 X110-USD= 399.300-USD alacağı bulunmaktadır. Davalının alacağının miktarı 27/02/2020 tarihli fesih protokolünde iki tarafın iradesi ile kararlaştırıldığından bu tutarın tenkisi de mümkün görülmemiştir. Davalının 3630 X 110-USD= 399.300-USD cezai şart alacağından 210.000-USD'lik cezai şart alacağını dava dışı ...A.Ş.'ye eldeki davanın açıldığı tarihten sonra 01/09/2020 tarihinde temlik etmiş olup, davacı ile dava dışı...A.Ş. arasında İstanbul 7. ATM'nin 2020/685 E. Sayılı dosyasında devam etmekte olan dava bulunmaktadır. Davalı tarafından davacı aleyhine davanın açıldığı tarihten iki gün sonra 08/07/2020 tarihli Kısmi Eksik Tonaj Cezai Şart Bedeli açıklaması ile 1.289.970-TL fatura düzenlenmiştir. Bahsi geçen faturanın dava dışı...A.Ş.'ye temlik edilen kısmın dışında kalan 189.300-USD'ye istinaden düzenlendiği anlaşılmaktadır. Davanın açıldığı tarihteki USD kuruna göre 189.300-USD (kur: 6,8693-TL) 1.300.358,49-TL'ye tekabül etmekte olup dava konusu teminat mektubu bedellerini aşmaktadır. Davalının davacıdan olan fesih protokolünden kaynaklanan alacağının temlik edilmeyen kısmı, davalının elinde olan teminat mektubu tutarlarını aştığından davanın bu gerekçe ile reddi gerekirken hatalı olarak gerçek kâr mahrumiyeti hesabına dayalı olarak tespit edilen alacak miktarı uyarınca hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; davalının ilk derece mahkemesinin kararının gerekçesinde gösterilen alacak miktarına yönelik istinaf başvurusu haklı olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, bahsi geçen hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından davanın reddine, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.  <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/07/2021 Tarih 2020/284 Esas - 2021/583 Karar sayılı kararının HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;\"Davanın reddine,\"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;\"Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcının davacı tarafından yatırılan 69.043,75‬- TL peşin harçtan mahsubu ile kalan 68.428,35‬‬-TL fazla harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafça yapılan 6,60-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 361.720,26-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak  davalıya ödenmesine,Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine\"Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile kalan ‬556,1‬0-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalı tarafından yatırılan 59,30-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafça yapılan 31,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine,HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.12/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0ca6dad96d09d54e","SID":"bfeabd1adb4891bb"}}