{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/1198 <br>KARAR NO\t: 2025/451<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat<br>KARAR TARİHİ \t: 21/05/2025<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : <br>Davacı vekili, davacı şirketin dava dışı ... Ticaret A.Ş. ile imzaladığı sözleşmeyle üstlendiği Zorlu Center İnşaatı yapım işinde Teras Evler, Kültür Merkezi, Otel (Kabuk Altı Kısmı), Ofis AVM, İç Mekanlar, Kule Evler Konut Evler Giriş Lobileri bölümlerinde bulunan Camlı Teras Korkulukları İmalat ve Montaj işlerini üstlendiğini, bu sözleşmede istenen camların türü ve niteliğinin de belirtildiğini, davacı şirket tarafından bu camların bir kısmının davalı şirketten satın alındığını ve ilgili inşaat işinde kullanıldığını ancak ilerleyen aşamada davalı firmadan alınan toplam 14.000 m2'lik cam miktarının 324,804 m2'lik kısmında bozulmalar (çiçeklenme şeklinde) meydana geldiğini, bunların yeni ve hatasız olanları ile değiştirilmesini talep ettiklerini ancak davalının buna kayıtsız kaldığını, bu nedenle söz konusu camların üçüncü kişiden yeni alınan camlarla değiştirildiğini, buna ilişkin faturaların dava dilekçesi ekinde sunulduğunu, ortaya çıkan bu durumun davacının ticari itibarını da zedelediğini belirterek, maddi tazminat olarak 127,000-TL'nin, manevi tazminat olarak 50.000-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesini, her iki tazminat kalemine davalının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek olan ticari reeskont faiz yürütülmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevabında, hak düşürücü süre ve zaman aşımı itirazlarının olduğu, bozuk camların davalı şirket tarafından yaptırılmadığını, ilgili projede ... Yapı adlı şirketlerin de camlarının kullanıldığını, bozuk olan camların hangi şirket tarafından üretildiğinin belli olmadığını, bozulmaların montajdan da kaynaklanmış olabileceğini, hasarın davalıdan istenmesinin yerinde olmadığını, davacı tarafından iddia edildiği gibi camlarda üretici logoları bulunmadığını, camların diğer üretici firmaların camları da olabileceğini, davalının cam montaj işi ile uğraşmadığını, cam üretimi yaptıklarını, söz konusu camlarda üretim hatası olmadığını, dünyada lamine cam üreten hiçbir firmanın garanti vermediğini, bir cama garanti veren davacı tarafın tüm zararlarına katlanması gerektiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.<br>Mahkemece, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmamakla birlikte, iddia ve savunmalara göre davacı tarafından davalıdan cam satın alınmasına ilişkin bir sözleşme ilişkisi kurulduğu, davalının montaj işini üstlenmediği anlaşıldığından bu sözleşmenin eser sözleşmesi olmayıp, satış sözleşmesi kapsamında kaldığı, satım ilişkisinin 2011 yılında gerçekleştiği ancak camlardaki çiçeklenmelerin 2017 yılında başladığı ve davacı tarafa dava dışı şirket tarafından ihtarname gönderilerek durumun bildirildiği, davacı tarafından da delil tespiti dosyasıyla inceleme yaptırılarak akabinde ayıplı camlar sökülerek dava dışı şirketten yeni camlar satın alınarak değiştirildiği, gerek delil tespiti dosyasında yerinde inceleme yapılarak düzenlenen bilirkişi raporunda gerekse mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde davalı tarafından davacı tarafa satılan camlardaki ayıbın üretimden kaynaklı  olduğunun,  montaj yahut başkaca bir sebepten kaynaklanmadığının tespit edildiği, alıcının bu ayıbı bilmediği ve ayıplı malı kabul etmediği, davacının bu durumda genel hükümlere göre tazminat isteme hakkına sahip olduğu, davacının da buna göre tazminat talebinde bulunduğu görülmekle, Türk Borçlar Kanunu 112. Maddesi olayda uygulama alanı bulacağından ve zamanaşımı 10 yıl olduğundan,  anılan yasanın 231. Maddesindeki 2 yıllık zamanaşımının uygulama alanı bulunmadığından davalının zamanaşımı itirazı yerinde görülmediği, davacının talep edebileceği maddi tazminatın miktarı yönünden bilirkişiler tarafından, satın alınan cam bedellerine ilişkin hesaplama ile camların şantiyede teslim edildiği tespit edildiğinden nakliye gideri talep edilemeyeceği ve montaj işi için çalıştırılan işçilerin bu işi 15 günde bitirebileceği kabul edilerek, 15 gün için montaj maliyeti ile yemek bedeli hesaplanmasının denetimine elverişli olup, bu doğrultuda davacının davalı şirketten 72.427,79-TL+11.710,00-TL+2.633,64-TL olmak üzere toplam 86.781,43-TL tazminat talep edebileceği, somut olayda gerek davacı tarafından kişilik haklarının nasıl ihlal edildiği hususunun dosya kapsamı ile ispatlanamamış olması gerekse üzüntünün kaynağının kişilik haklarına ihlal niteliğinde olmayıp malvarlığı hakkının ihlali sonucunu doğurduğu kanaatine varılmakla manevi tazminat isteminin yasal koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, Davacının açmış olduğu manevi tazminat davasının reddine, Davacının açmış olduğu maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 86.781,43-TL'nin 13.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile (Taleple bağlı kalınarak) birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir.<br>Davalı vekili istinafında, davacının müvekkili şirket dışında ...ve Cam Yapı ünvanlı şirketlerden de cam temin ettiğini, bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını, ancak bu itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, davacının taleplerinin hak düşürücü süreye ve zamanaşımına uğradığını, ... Cam teslimatı 2013 yılında yapılmasına rağmen müvekkiline 2018 yılında ihbarda bulunulduğunu, TBK md. 231'de belirtilen 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, mahkemenin BK'nın 112.maddesine göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresini kabul etmesinin yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece bilirkişi raporunda belirtilen davaya konu camlardaki ayıbın üretimden kaynaklı olduğuna dair yapılan kabulün hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda camlardaki çiçeklenmenin üç nedenden kaynaklanabileceğinin belirtildiğini, ancak bunlardan üretim sırasındaki hatanın somut olayda gerçekleşmiş olamayacağını, böyle bir durum olsaydı takılan camların tümünde bozulmalar olması gerektiğini, oysa ki farklı lokasyonlardaki camlarda bozulmalar olduğunu, davaya konu camlardaki bozulmaların kullanım hatasına dayandığını, bilirkişinin bunu tasarım hatası olarak tanımladığını, davaya konu lameni camların dış mekan kullanımına uygun olmadığını ve bu durumda delaminasyon (çiçeklenme, puslanma, hava kabarcıkları) oluşabildiğini, lamine camı uygulayacak kişilerin de bunu bilerek projelerinde kullandıklarını, davacının kullandığı camlara ana yükleniciye karşı 10 yıllık garanti vermiş olmasının kendi aralarında bir konu olup müvekkilinin bağlamadığını, teknik bilirkişinin de raporda, camlardaki bozulmaların ilk takıldıklarında olmadıklarını, zamanla bozulmalar olduğunu belirtmekte olduğunu, bu durumun lamine camın kullanıldığı ortamdan etkilenmesinin olağan bir sonucu olduğunu ve üretim hatası olarak kabul edilemeyeceğini belirterek, kararın kaldırılarak, davacının davasının tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davaya, taraflar arasındaki \"lamine cam üretimi sözleşmesine\" konu camların ayıplı olduğu iddiasıyla, davacı tarafından uğranılan maddi ve manevi zararın davalıdan tahsili talebine ilişkindir.<br>Tarafların iddia ve savunmalarından anlaşılacağı üzere, taraflar arasında, davacı şirketin üstlenmiş olduğu Zorlu Center İnşaatının Camlı Teras Korkuluklarının İmalat ve Montajı işine konu bir kısım \"lamine camların davalı tarafından üretilmesi\" konusunda sözlü bir eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu ve fatura tarihlerine göre sözleşme tarihinin 2011 yılı olduğu anlaşılmaktadır. Zira davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkili şirketin ısıcam, çiftcam, temperli ve lamine cam üretimi yapan bir firma olup, dış cephe kaplama taleplerine göre cam üretimi yapıp teslim etmekte olduğunu, müvekkilinin davacıya ürettiği camlarda üretim hatası bulunmadığını belirtmektedir.Buna göre, taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir.<br>Eser sözleşmesinde yüklenici esas itibariyle bir eser meydana getirmeyi, bir bütün oluşturan çalışma ürünü bir sonuç ortaya koyup, bunu teslim etmeyi borçlanır. İşin uzmanı sayılan yüklenici, yapımını yüklendiği işi, özen borcu gereği olarak fen ve sanat kurallarına, sözleşme hükümlerine, kendisine duyulan güvene ve beklenen amaca uygun şekilde yapmakla ödevlidir. (TBK md. 471/1) Eserin, sözleşmede kararlaştırılan niteliklerine ya da iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması veya lüzumlu bazı vasıflardan bir ya da birkaçının bulunmaması halinde, ayıplı ifa edildiğinin kabulü gerekir. Eğer, eserin işsahibinin istediği şekilde gerçekleştirilmesi mümkün değilse, yüklenicinin bu konuda öncelikle işsahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu bağlamda; yüklenicinin, işin (imalatın) yapımı öncesinde meydana gelebilecek sonuç ve sorunlar hakkında işsahibini yazılı olarak bilgilendirmesi, eş söyleyişle risk aydınlatmasını yapması bir zorunluluktur. Uyarının yapıldığı, yüklenici tarafından ispatlanmalıdır.<br>Bu açıklama ve tespitlere göre, Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davalının husumet itirazı, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı itirazı ve zamanaşımı def'inin, tarafların diğer tüm iddia ve savunmaların eser sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği halde, sadece davalının monraj işini üstlenmediğinden yola çıkılarak, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin \"alım-satım sözleşmesi\" olarak kabul edilmek suretiyle tüm hususların buna göre değerlendirilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, davalı yüklenicinin, ilgili projede başka şirketlerin de camlarının kullanıldığını, bozuk olan camların hangi şirket tarafından üretildiğinin belli olmadığını belirterek ileri sürmüş olduğu husumet itirazına ve davacı tarafın bu itiraza karşı cevabına ilişkin olarak hiç bir değerlendirme yapılmaması, bilirkişi raporunda bu hususta bir tespit ve değerlendirme yapılmamış olması, ayrıca bilirkişi raporunda ayıp tespit ve ihbar sürelerine dair bir takım değerlendirmeler yapılmasına rağmen gerekçeli kararda bu hususta bir değerlendirme yapılmamış olması da eksik olmuştur.<br>Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak, yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş, kaldırma sebebine göre sair istinaf itirazları bu aşamada ayrıca değerlendirilmemiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,  <br>2-İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 09/03/2021 tarih, 2018/676 Esas, 2021/260 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, \t<br>4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,<br>5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,<br>6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 21/05/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br>\t<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0a1e9bc756778a0a","SID":"ed290b6881277c81"}}